abd-turkiye-gorusmelerinin-geri-plani
ABD-Türkiye Görüşmelerinin Geri Planı

ABD-Türkiye Görüşmelerinin Geri Planı

Okuyucu

ABD ile Türkiye arasında yaşanan yoğun diplomatik süreç ilgi çekecek boyutlardaydı. Ulusal Güvenlik Danışmanı Herbert R. McMaster, Savunma Bakanı James Mattis, Dışişleri Bakanı Riex Tillerson muhatapları ile görüşme yaptılar. Bunların arasında Tillerson’un Ankara resmi ziyareti en önemli aktivite oldu. Burada Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu yanısıra Cumhurbaşkanı Erdoğan da devredeydi. Dahası da var. ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Daniel Coats’ın  Senato Komitesi’nde verdiği rapor Türkiye’de yankı buldu. Bir de bütçe konusu var. ABD, PYD/YPG bölgesinde harcamak için 550 milyon dolarlık bütçeyi onaylamak üzere. Hepsine birden bakalım. Bütün bunlar ne anlama geliyor?  Bu çerçevede yakın geleceği birlikte tahmin edelim.

ABD Suriye’de yer tutmuş durumdadır. Haritalarda işaretlenen PYD/YPG alanı Irak sınırından başlıyor ve Türkiye-Suriye sınırı boyunca Hatay’a kadar uzuyor. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatları ile Türkiye bu bahse konu alanı Fırat batısında kesmiştir. Nedir burası? Cerablus, Al Bab, harekatın devam ettiği Afrin ve çatışmasızlık bölgesi olarak belirlenen İdlip. Bu alan Halep kuzeyi ve batısıdır. Bunun dışındaki Suriye yüzölçümünün yaklaşık üçte biri olan bölüm ABD kontrolündedir. Nasıl? Bizim PYD/YPG dediğimiz, Batı’nın daha çok SDG olarak açıkladığı unsurlar vesilesiyle ABD bölgededir.

ABD buraya neden geldi dersiniz? Suriye paylaşımında Rusya ve İran aktif idi, eğer bu oyuna ABD girmese idi paylaşımda devre dışı kalacak idi. Belirleyici olabilmek için IŞİD’i bahane ederek bölgeye yerleşti. “Ne işin var burada?” diyoruz. Amerikalı’nın buraya gelmesinin nedeni asıl rakibi olan Rusya’nın burada var olmasından dolayıdır. ABD’nin SDG kontrolünde denen coğrafyada çok sayıda lojistik-eğitim için irtibat noktaları vardır. Bunlara mini üs veya kontrol noktası denebilir. Yaklaşık iki bin Amerikan askeri YPG’ye eğit-donat ile destek vermekte ve bayrak göstermektedir. Amerikan bayrağı burada BM çerçevesinde IŞİD ile mücadele kapsamında dalgalanır. Rusya ise Esad davet etti diye buradadır. Meşruiyet konusu böyledir. SDG’nin kontrolündeki bölge Suriye nüfusunun yaklaşık %17’sine tekabül eder.

Bu genel bilgilere ilave olarak görüşmelere geçmeden önce bir hususa daha değinelim. ABD halkı neyi biliyor? IŞİD denen bir küresel terör örgütü var ve bununla savaşılıyor. ABD halkı bu bölgede mi, canı yanıyor mu, bir kaybı oluyor mu? Hayır. Burası orta-uzun vadede, ABD halkının refahı için şimdiden işlenen bir alandır. Elit Amerikalılar da bunu böyle biliyor. Gerçi bütün bu hususlar Rusya ve İsrail için de geçerlidir. Buradaki sorun sadece Suriye değildir. Peki nedir? Doğu Akdeniz de dahil, Irak-Suriye kuzeyindeki petrol ve gaz. Asıl mesele bu!

Doğu Akdeniz’deki hidro-karbon konusu esasen Güney Kıbrıs, Yunanistan ve ilave olarak İsrail ile çözüm bekleyen bir konudur. Ankara, eski ExxonMobil CIO’su, şimdiki ABD Dışişleri Bakanı Tillerson ile görüşürken Başbakan Binali Yıldırım nerede? Kısa süre önce Başbakan Yıldırım Yunanistan ile Kardak bahsini görüşüyor, Tillerson Ankara’da iken Almanya’da Merkel ile birlikte. AB ve Almanya ile ilişkilerin düzelmesini konuşuyorlar.

Demek ki “Rusya, Amerika, Esad, YPG…” demeden önce bölgedeki menfaatlere geniş çerçeveden bakmak gerekiyor. Unutmayalım ki Rusya’nın Lazkiye bölgesinde Doğu Akdeniz’i tutan askeri üsleri ve savaş gücü bulunmaktadır. ABD ise hemen kuzeyinde İncirlik üssünden, İngiltere Güney Kıbrıs’taki üssünden bölgeye müdahildir.

Ancak İran sınırından itibaren İsrail ve Kıbrıs’a kadar belirlenecek yeni paylaşım alanı için bugün meydana gelen bu anlaşmazlıkların menşei bizi görünürdeki konularla oyalamasın. Gerekirse Türkiye de bölgede petrol ve gaz arıyor, hatta Kıbrıs’taki askeri varlığını orada mutlaka tutmalıdır.

ABD ne dese olurdu? “Türkiye, ABD ve dolayısıyla NATO olarak bu bahse konu alanı birlikte kontrol edelim.” Bu doğru olur muydu? Evet. Türkiye bunu söyledi mi? Evet. Ama neden olmadı da ABD bir süredir YPG ile yakinen uğraşıyor, para harcıyor, NATO’nun kafası bu denli karışık?.. İsrail böyle istiyor da ondan. Başından beri İsrail güçlü Türkiye’nin bu bölgede olmamasından yanadır. Buna taşeron kim? PKK. ABD de PKK’yı YPG ile eş görüyor ama durum değişmiyor.

Rusya ne yapıyor? İsrail ile görüşmelerini kesiyor mu? Hayır. PKK’ya evsahipliği yapıyor mu? Evet. Demek ki durumun farkındadır.

Şimdi, ABD’li diplomatlar ne diyor? Özet yapalım. Mealen: “PKK ile YPG arasında bağ var. Gelin YPG’yi Suriye içinde birlikte kabullenelim, destekleyelim. Buna karşılık şu PKK’yı dışlayalım. Yıkanmış PKK milis olarak otonomisinde başarılı olsun. Biz de bir ittifak olarak Rusya’nın amaçlarının karşısına bu kartla çıkalım…” Bahse konu ittifak Batı ülkeleri ve Ortadoğulu İran karşıtlarını (Mısır, Suudi Arabistan, BAE vs.) kapsıyor. ABD’nin buradaki ana partneri ise İsrail.

Bahse konu bu tezler Türkiye’nin beklentilerine terstir. “PKK yıkanamaz. YPG kabul edilemez. Suriye bölünemez. Buradaki Arap, Türkmen, Kürt ve diğerleri, toprağın gerçek sahipleri olarak barış içinde evlerine ve işlerine dönebilsinler. Yapay sınırlar, kantonlar, alanlar inşa edilemez. Bunlar Irak’taki gibi bir oldubitti ile kabul ettirilemez. Hatta İsrail istiyor diye bölge yeniden dizayn edilemez…” Böyle düşünülmektedir.

Peki, bu bölgeden Rusya çıkmadığı sürece (ki bu olasılık dünya savaşı olsa zordur,) ABD çıkar mı? Hayır. ABD beslediği YPG’den vazgeçer mi? Hayır. Öyleyse bu ziyaretlerde ve görüşmelerde Türkiye ile ABD neyin üzerinden anlaşmaya vardılar? “Bir süreç başlayacak, dosya dosya ABD-Türkiye arasındaki meseleler mekanizmalar içinde ele alınacak ve bu mekanizmalar konuları zamanla çözecek…”

Bu bakımdan düşünelim. On yıllarca devam edecek Suriye paylaşım sürecinde Türkiye kendi pozisyonunu almalıdır. Üç buçuk milyon Suriyeli sığınmacı meselesi çözülmelidir. Mültecilerin gençleri geri dönmek istemeyeceklerdir, entegrasyon konuları da ele alınmalıdır. Şu an geçici koşullarla asker bulunacak bahse konu bölgelerde Türkiye, en azından (örneğin) yirmi-otuz yıl kalınacak şekilde üsler inşa etmeli, yerel yönetimlerde etkinlik kurmalı ve burada sivil yönetimlerin Türkiye yakını şekilde kurulmaları planlanmalıdır. Türkmen ve Araplar ile bu konular birlikte yürütülmelidir. ÖSO benzeri yerel polis servislerinin eğitimleri şimdiden verilmelidir. Bütün bu hususlara göre bütçe çalışmaları yapılmalıdır.

Bir gemi ile sondaj yapıyoruz, halbuki iki-üç gemi ile Doğu Akdeniz’e çıkmamız gerekiyor. Kuyu açıp menfaat değişik ortaklıklarla paylaşılırsa bölgede statü daha rahat kurulabilir. Çünkü bugün bizim halka dönüp “emperyalist” dediğimiz ülkeler bu dilden anlıyorlar ve konuşuyorlar. Osmanlı vaktiyle bu dili konuşmadığı için Büyük Savaş’ta cepheden cepheye koştu. Almanlar ile Hicaz demiryolunu döşemeye başladıktan Musul-Kerkük’ü kaybedene kadar bu coğrafyadaki olup bitenler bugünkünden farklı gelişmemişti. Boru hatları ve vanalar yeterli olmayabilir. Bakın, Suriye-Irak kuzeyinden alternatif mutasavver bir hattı denize bağlayarak burayı öncelikli yapmak istiyorlar. Gerçek dünya bu.

ABD ile şu anki meseleler ise zaman içinde gelişecek fırsatlara göre geliştirilmelidir. Zira Rusya-ABD ve İran-ABD ve İsrail’in diğer bütün aktörlerle ilişkileri iyi izlenmelidir. Asıl mesele İsrail ise buna göre bir plan yapılmalıdır. İtalyan petrol şirketi, Yunanistan, Kıbrıs, Ürdün, Lübnan… Bunlara göre adımlar atılmalıdır.

Şu anki Fırat’ın batısı olarak ifade edilen coğrafyada, ben şimdiden buna Menbiç’i de ilave ediyorum, Türkiye kazanımlarını siyasi ve diplomatik olarak kullanmalıdır. Burada uzun yıllar kalınacaksa kalınacak! “Sınırda terör bitti, gidelim,” denmeyecek, değil mi? Paylaşım bitinceye kadar bölgede kalınmasında yarar vardır.

Şu an tartışılan “Menbiç’te Türk-ABD askeri karşı karşıya gelir mi?” endişeleri zaman içinde eritilecektir. Madem ki mekanizmalar kuracağız, burada karşılıklı belli kabuller geliştirilecektir. Örneğin ABD ipleri kendi elinde tutar, küçük Türk karakolları oluşturulur, YPG görünürde olmaz, bayrak açmaz, vs. Ama YPG veya başka kisveyle sivil teröristler oralarda olur. Biz bunları göremeyebiliriz. Çünkü ABD ellerine birer “hizmetli” diye kağıt verir, olur. Eğer Menbiç böyle olursa, bundan sonra Türkiye Fırat’ın doğusunda bir baskı kurabilir mi? Hayır. Çünkü ABD burayı bir biçimde birileriyle, ki bu şimdiden eğitilen-donatılan SDG ile elinde tutacaktır, Türkiye ne derse desin burada ABD olacaktır. Durum böyle görülüyor.

“Ağır silahlar ne olacak?” diye sorulabilir. Suriye ve Irak’tan alınan, zaptedilen, hatta IŞİD’den devralınan daha çok Rus menşeli ağır silahları ABD, “YPG’ye ben vermedim ki, ellerinden alayım,” diyor. Konu tartışmalıdır. Bir de tanksavar ve manpad tipi güdümlü uçaksavar silahları var. Bunlar ağır kabul edilir mi, bu da tartışmalıdır. Ancak Türkiye diyor ki, “Ey müttefikim, senin temin ettiğin, aracı olduğun, hatta eğitimini verdiğin ağır veya değil, bu silahlar, birlikte terörist olarak tanımladığımız unsurlarca bana zarar veriyor…” İşte bu bakımdan zaman içinde Fırat’ın doğusuna taşınacak bu tip silahlar olacaktır. Ama bunları ABD YPG’nin elinden almayacak gibi görülüyor. Neden? Rusya ve İran var ise ABD de burada ancak bu yolla olacaktır. Bir de şu çözülebilecek bir meseledir, ABD YPG’ye, “Afrin’i ve bir ölçüde de Menbiç’i boşaltın, Türkiye’ye karşı benim temin ettiğim silahları kullanmayın,” der. Biz bunu duyarız. ABD destekli YPG’nin Fırat’ın doğusunu kontrol etmesini kendileri kabullenir, bunu yeterli görür. Neyin karşılığında? Rusya’nın ve Esad güçlerinin birlikte Amerika’yı Doğu Akdeniz’den uzak tutacak adımlarında Türkiye’nin belli görevleri üstlenmesi karşılığında. Türkiye bunu yapabilir mi?

Söylenenlerden çıkarılabilecek konular yaklaşık bunlardır. Elbette burada diğer konuları irdelemedik. FETÖ, vize, konsolosluk çalışanları vs. başka konular vardı. Bunların içinde FETÖ en başlıca konu başlığıdır. Bunları da ABD’nin Türkiye ile ilişkilerinde pazarlık konusu yaptığı gerçeğini bizler alenen göremeyiz, çünkü karşılıklı görüşmeler nedir, bilmek mümkün olamayacaktır.

Şimdi başka bir açıdan konuyu değerlendirelim. Madem ABD burada özellikle Rusya’dan dolayı var, o halde Türk-ABD ilişkilerinin arasını daha da açacak biçimde Rusya ne yapabilir? Hatta ABD-Türkiye resmi görüşmelerinde bu hususlar ele alındı mı? Bilmiyoruz!.. Tahmin yapalım. Rusya şu an Türkiye bağlamında yaklaşık bir asırdır elde edemediği bir avantajı elde etmiş oldu. Bunu kolay kaybetmek istemez. ABD-Türkiye ilişkilerini satranç tahtasında provoke edecek oyunlar tatbik edebilir.

İzleyip göreceğiz.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

NATO Tartışması

DİĞER YAZI

Terör mü, İnsanlık mı?

Politika 'ın son yazıları