ABD ve İsrail’in Filistin ve Suriye Planı ve Türkiye

1 Ağustos 2019
Okuyucu

Ortadoğu’da Filistin meselesi en derin konudur. Suriye ise en canlı ve kapsamlı olanıdır. Bütünüyle bakalım, İsrail ve ABD her ikisinde birlikte ilerlemenin hesabı içindedir. Bu iki husus gelip bugünlerde Türkiye ile ABD’nin bir anlaşmaya gitmesi konusuna dayanmıştır. Bu önemli nokta gözden kaçırmamalıdır. Konu sadece Fırat’ın doğusu meselesinden ileri gitmiş ve Ortadoğu’nun geleceğine dayanmıştır. İçinde neler var, birlikte bakalım.

İsrail’in Doğu Akdeniz’de etkinliğini artırmak adına Levant Bölgesi dediği alanda, Mısır’dan Türkiye sınırına kadar kıyı şeridinde, Filistin, Lübnan ve Suriye kıyılarında, doğalgaz yataklarını keşfettiği 2009 yılından bu yana, çok karmaşık bir plan içine girdiğini ve bu plan için ABD tarafından da destek almıştır. Halen ABD ve İsrail hemen her konuda birlikte hareket etmektedirler. Bu dönemde Donald Trump yönetiminin çok cüretkar hareket ettiğini de görmekteyiz. Trump’ın danışmanı damat Jared Kushner devrededir. Bugünlerde Kushner İsrail’de temaslarda bulunmaktadır. ABD’de Yahudi Lobisi devrededir ve Temsilciler Meclisi üzerinde sürekli kulis yapmaktadır. Hatta Trump’ın 2020’de tekrar seçilebilmesi için önüne ev ödevleri konmaktadır. Yine bugün İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevat Zarif’e yaptırımlar ilan edilmiştir.

İsrail ve ABD’nin ortak planı olan Yüzyılın Anlaşması Ortadoğu’da yeni bir oldubitti niteliğindedir. Bazı eklerini duyurdular, ama asıl Filistinlileri yok sayan temel planın açıklamasını şartlar elverdiğinde açıklayacaklar. Peki, planı açıklamak için neyi bekliyorlar? İki tahminde bulunulabilir. İlki Ortadoğu toz dumanken açıklamak, ikincisi ise Trump’ın barışçı/kurtarıcı olarak görüldüğü bir somut olay sonrasında. Ben ikinci tahminle ilgileniyorum. Hatta somut kurtarıcı/barışçı konusunu Suriye ile ilişkilendirerek açıklamak istiyorum.

Yüzyılın Anlaşması’nı açıklamak için önce İsrail’de seçimlerin olması bekleniyor dendi. Nisan 2019’da seçimler yapıldı. Ancak Netanyahu hükümeti kuracak çoğunluğu alamadı. Bunun üzerine 17 Eylül’de erken seçim yapma kararı alındı. İlk beklenen konu bu olsa gerek.

Başka neler var? Ortadoğu’da en canlı ve kapsamlı kriz Suriye ile ilgilidir. Her ne kadar İsrail bu konuda öne çıkmıyorsa da geri planda barışı belirleyici taraf ABD ile birlikte hareket eden olduğu biliniyor. Suriye ile Filistin’in ilintisi hakkında birkaç başlık açabiliriz.

Birincisi, ABD ve İsrail’in Suriye konusunda ortak hareket ederek Golan Tepeleri konusunda bir oldubitti yarattıklarını biliyoruz. Halen Birleşmiş Milletler (BM) barış gözlemcilerinin bulunduğu ve bazı kararlarıyla BM’nin anlaşma için çaba sarf etmeye devam ettiği bilindiği halde, bu önemli uluslararası kurum yok sayılmıştı. Benzeri bir adım olacak nitelikte, Filistin’in BM’ye rağmen “Yüzyılın Anlaşması” diyerek bir oldubittiye doğru götürülmesi söz konusudur.

İkincisi, Suriye’deki İran milisleriyle ilgilidir (Hizbullah gibi silahlı güçler). Bilindiği gibi İran’ın bölgedeki güçleri esasen İsrail’e karşıdır ve daha ziyade Suriye ile Lübnan içinde bulunmaktadırlar. İsrail, Lübnan ve Suriye’ye hava operasyonları düzenlemektedir. Bunun meşru gerekçesi ise İran’ın bu silahlı güçleridir. Yakın zamanda ABD, İran Devrim Muhafızları’nı terörist örgüt olarak ilan etti. Bu demek oluyordu ki Suriye ve Lübnan başta, Ortadoğu’da kendi sınırları dışındaki İran’a ait her silahlı milis terörist olarak tanımlanmıştır. Halen Suriye rejimi, “İran buradan çıksın,” diye bir karar almadı. Ancak Ortadoğu’da İsrail ve ABD’nin asıl hedefi olan İran, başka yerlerden kıskaca alınmaya çalışılıyor. Hürmüz Boğazı gelişmeleri ve yaptırımlar konuları bu şekildeki girişimlerdir. Yine Suriye cephesi bunlardan biridir. İsrail ve ABD Hizbullah’ın bu bölgede güç kaybetmesini bekliyor.

Üçüncüsü, Suriye konusuna müdahale etme kuvveti olan Türkiye ile ilgilidir. İsrail ve ABD, Kuzey-doğu Suriye’de bir uydu devletçik kurmakla Türkiye’nin güneyine olan etkisinin sınırlandırılmasını kapsıyordu. Fakat Türkiye bu planı Cerablus, El Bab, Afrin ve İdlib’e askerini yerleştirerek bozdu. Halen Türkiye Fırat’ın Doğusu bölgesinde terörün ortadan kaldırılması için çaba sarf ediyor. Bu süreçte ABD ile Türkiye arasında Güvenli Bölge görüşmeleri yapılıyor. Fırat’ın doğusunda derinliği 35 km’yi bulan alanda Türkiye kontrolü ele alarak terörü önlemek, buraya barışı ve istikrarı getirmek, bir kısım Suriyeli sığınmacıların geri dönüşlerini sağlamak istiyor.

Ancak ABD (ve dolayısıyla İsrail) Türkiye’ye 6 km’lik derinliği olan bir Güvenli Bölge önerisinde bulundu. Elçi James Jeffrey her Ankara ziyaretinden önce ya bizzat giderek ya da telefonla arayarak İsrail’in görüşünü alıyor. Yine son Ankara ziyaretinde bir öneri getirdi ve Türkiye’ye, “SDG’yi tanı, onlar YPG’yi 6 km’lik Güvenli Bölge’den uzaklaştıracaklar, garanti veriyorlar, ABD de aynı bölgeden ağır silahları alıp daha güneye çekilmesini temin edecek, bu durumu birlikte koordineli devriyelerle sağlamlaştıralım, hemen ardından da Cenevre’de barış görüşmelerine başlayalım,” dedi. Bu öneri yeni bir oldubitti mahiyetindeydi. ABD ve İsrail’in Suriye kuzeyindeki planı için ara çözüm hüviyetindeydi. Türkiye bunu kabul etmedi ve planının adın Barış Koridoru olacak şekilde değiştirdi.

Bu Türkiye’yi ilgilendiren ve Suriye üzerinde süren konu neden Yüzyılın Anlaşması ile ilgilidir? İsrail ve ABD bütünüyle gelebilecek tepkileri minimize etmekle ilgilenmektedir. ABD ve İsrail, Türkiye’nin İslam Konferansı Ülkeleri üzerindeki etkisini bilmektedir. Filistin konusunda en hassas ülkelerden birisi Türkiye’dir. ABD, Türkiye’yi Suriye’de bir anlaşmaya davet ederek, diğer taraftan hemen açıklayacağı bir Filistin oldubittisine karşı gelişebilecek tepkileri azaltmak istemektedir. Eğer Ekim 2019’dan itibaren Cenevre’de Suriye barış görüşmeleri başlatılır ise bu tarih aynı zamanda İsrail’deki seçimlerin bittiği zamana da denk getirilecektir, hesap budur.

ABD, Türkiye’ye başka bir sinyal daha verdi. Nisan 2020 gibi bir dönemi işaret ederek, F-35’lerin teslimini bu tarihlere kadar askıya aldığını ilan etti. Gizliden gizliye söylenen şu: “Suriye konusunda ilerleme sağlayalım. Her ne kadar S-400’leri aldıysanız da Filistin konusunda açıklanacak Yüzyılın Anlaşması’na tepki göstermediğinizi ABD Temsilciler Meclisi üzerinde etkili olan Yahudi Lobisi gördüğü takdirde, sizin için gerekli destek verilecek.”

Şimdi ABD ve İsrail, Türkiye’nin atacağı adımın ne olacağını bekliyor. Türkiye bu durumun farkındadır. Gerek Cumhurbaşkanlığı gerekse Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamalarla Barış Koridoru açıklamasını yapmışlardır. Şimdi eylem zamanıdır. Eğer Fırat’ın doğusunda Türkiye 6 değil de bundan daha derin olan mevkilere iner, SDG/YPG/PKK ve (kaldıysa) IŞİD gözetmeksizin terörü burada bitirme noktasında hareket eder ve bunu yaparken ABD ile İsrail’in önerilerine karşı, bağımsız şekilde davranış gösterirse, Ortadoğu’da çok şey değişir. Bu Türkiye için tarihsel bir duruş olur. Doğu Akdeniz’deki menfaatler, savunma projeleri, Filistin ve İslam Konferansı ülkelerinin hakları, Suriye’de toprak bütünlüğünün sağlanması için Türkiye hakikaten önemli bir mücadeleyi gerçekleştirmiş olacaktır. Bunu göz zardı etmemek gerekir.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

guvenli-bolge
ÖNCEKİ YAZI

Güvenli Bölge

zaman-ve-mekan-sikismasi
DİĞER YAZI

Zaman ve Mekân Sıkışması

Politika 'ın son yazıları

49 views

Emperyalizm

Bugünün anlayışı, küresel imkanlar içinde sahip olunan alanları artırmak ve güçlenmek, değer üretimi rekabetinde gerilerde kalmamak fikri üzerinedir. Ruslar gibi sürekli “kahrolsun emperyalizm” diyeceğinize, “ben hangi değeri üretebiliyorum, hangi büyük pazarda kaça satıyorum,” diye bakın isterim. Bugün ülkeler bazında ABD, İngiltere, Çin, Japonya, Güney Kore, birlik bazında Avrupa Birliği, küresel şirketler bazında sürekli sayısı artan ve yenilik üretenler, esasen bunlar değerleri zorluyorlar ve muhatap alınıyorlar. Daha fazla muhatap alınabilmek için yapılması gerekenler belli! Olan şu: Muhatap alınanların ve değer üreticilerinin daha fazla yayılması fikri!..
79 views

Doku Bozumu

Bu makale Ortadoğu'da kangren olan meseleleri stratejik düzlemde incelemektedir. Mevcut dokuyu bozan yapay düşünceler ile gerçekte olanlar arasındaki farkı bütün çıplaklığıyla dile getirmektedir. Halen bölgede savaş, çatışma, suç, terör, işgal, soykırım, gibi pek çok olumsuzluk yaşanmaktadır. Uluslararası sistem bu olup bitene çare bulamamaktadır. Suriye, Irak, Lübnan, Yemen, Libya, gibi ülkelerin halkları harap ve bitap düşmüş durumdadırlar.
84 views

Devlet-dışı Aktörler

Burada gayet karmaşık, iç içe geçen ve masum insanların istismarına dönük olayları ihtiva eden, bütün gayrimeşru faaliyetleri, politikaları, planları ve operasyonları, terörizmden tutunuz, vekalet savaşlarına, buradan iç savaşlara, gri bölge operasyonlarına, meşru görünse de esasen çıkara hizmet edenlere, meşru siyaset yapmak ve bunu geliştirmek varken, siyaset alanını anti-demokratik yöntemlerle daraltanlara kadar, birçok durumu kısaca da olsa açıklama imkânımız oldu. Meşruluk ile gayrimeşruluk arasındaki perdeyi görmek veya belirlemek çok çok önemlidir. Ben de sizler de hep birlikte bu dünyada birer aktörüz, tıpkı devletler, hükümetler, liderler, şirketler, gibi. Politika, insana has bir yetenek, işlev ve özelliktir. Meşruiyet dahilinde kalabilmek çok önemlidir. İnsanlar, istikrar, barış ve esenlik içinde yaşamayı, gelişmeyi, evlatlarını refah ve güven içinde yetiştirmeyi istemektedir.
78 views

ABD ile Yeni Bir Sayfa mı?

Geleceğe bakıyoruz, öyle değil mi? Mesela NATO’nun genişlemesi yönüyle İsveç’e onay verildi, bunun karşısında F-16 modernizasyonu gerçekleşecek. Hatta şimdiden aradaki başka tıkanıklıkların giderilmesi açısından olumlu açıklamalar yapılıyor, kamuoylarına bilgiler veriliyor, bunların bir anlamı olmalı.
113 views

İran’ın Riskli Durumu

İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi dün (24 Ocak) Ankara'da idi. Ben de merakla bekledim, net ne açıklama olacak diye. Ekonomik Konsey gereği yapılan anlaşmaları kastetmiyorum. Benim görmek istediğim stratejik ve jeopolitik duruma getirilebilecek açıklık idi. Ne gördüm? Bugünden sonra Türkiye hem çok dikkatli olmalı, hem İran'dan alabileceklerini azami şekilde kısa dönemde almalı. Ama risk yok! Zira riskin çok yüksek olduğu bir döneme girdik, bunu göremeyenlere özellikle işaret etmek isterim. Sonuçta amaç Türkiye'nin gelişmesi, güçlenmesidir.
DÖNBAŞA

Okumadan Geçme