amerika-ile-politika
Amerika ile Politika

Amerika ile Politika

Okuyucu

Son günlerde özellikle Rusya, Suriye ve PYD konularından dolayı kamuoyunda olduğu kadar politika çevrelerinde de Amerika’nın ne yapmak istediği konusunda endişeler yaşandı. Amerika’nın Türkiye ile müttefik olup olmadığı dahi sorgulandı. Yaptıkları açıklamalardan dolayı Amerika’nın sözcüleri kınandı. Bu tip algı farkları bir intibak eksikliğinden mi yoksa, menfaatler gereği bilinçli davranışlar mı kaynaklandı, tartışmaya açık bir konudur. Genel bakışla şu soru öne çıkıyor: Bunca yıldır çoğu stratejik konuda iç içe yaşandığı halde Türkiye’nin Amerika algısında bugün için bir sorun mu yaşanıyor?

Biraz teorik olacak ama, hatırlatmakta yarar var. Amerika’da değişik aktörler, dengeler ve dinamikler var. Bunların bir kısmı önceliklerinin küresel çapta, diğer kısmı da kendilerine dönük çıkar konularını belirlerler. Katı devlet geleneğinden gelenler olabildiği gibi yeni küresel güç bağlamında ucu açık anlayışları yükseltmiş kesimler var. Siyasi kanatta Demokratlar ve Cumhuriyetçiler kendi parti anlayışlarını savunurlar. Savunma-güvenlik işleri ile ilgili olan kurumların ve politik merkezlerin katı disiplini içinde hareket eden sürekli Amerikan çıkarına çalışan refleksleri var. Her kültürde olabileceği gibi tabana indikçe daha belirgin anlayışlar görmek de mümkün. Tarikatlar dahi var. Türkiye’de Evanjelistler’in sözü çok edildi. Amerika’da diğer toplumlara göre farklı açıklanabilecek Anglo-Sakson anlayış var. Lobiler çok önemlidir ve kurumsaldır. Yahudi, Ermeni, Yunan, İtalyan, İrlandalı vs. toplumlar siyasetlerini çıkarları ve güçleri oranında kendi kültürlerine göre belirlerler ve belli sermayeleri devreye sokarak siyasi kampanyaları yürütürler. Ekonomi ve politikada olduğu gibi medya ve eğlence dünyalarına da etki edebilirler. Bundan başka silah ve petrol gibi iş kollarının lobileri sayılabilir. Daha pek çok kesim var. Bütün bunlar bir yönüyle Amerika’nın dünya ve insanlık için taşıdığı özgürlüğün devamı ülküsüne inanırlar, diğerleri ise yeni küresel düzenin inşasında önderlik etmenin gücüne dayanırlar. Amerika’da liderlik yapacaklar kendi bulundukları eyaletlerdeki dengeleri ve öncelikleri gereği belli bir örgü ile seçilirler ve söz sahibi olurlar. Kongre, meclis, komisyonlar var. Bundan sonra düşünülmeli ki bütünüyle konsensüs ile bir Amerikan Başkanı ortaya çıkabiliyor. Lider, tüm bu saydığımız dengeleri idare edecek politikaları önce taahhüt ediyor ve daha sonra büyük bir denetim altında uyguluyor. Sisteme saygı her şeyin üstünde. “Başkanlık” denen sistem böyle; önce pragmatiklik, yeterlilik, kapsayıcılık, hazmetmek ve dengeleri koruyacak genişlik.

Amerikan başkanları sadece Amerika’ya değil, stratejileri gereği dünyaya liderlik etme motivasyonu ile ortaya çıkarlar. Bu donanımı da alırlar. Örneğin ekonomide Amerika ne derse dünya o yönde etkilenecektir. FED ne karar verirse yatırımlar buna göre yönlendirilecektir. Teknolojik destek nerelere verilirse insanlık bir sonraki basamakta bunun gereği ürünleri kullanacaktır. Amerika nereyi işaret ederse NATO güçleri başını o tarafa çevirecektir. Tüm dünyayı ilgilendiren BM kararları için çıkıp bir konuşma yapmak bile bazen yetebiliyor…

Barack H. Obama ikinci dönem başkanlığını tamamlamak üzere. Kendine göre işaret ettiği bir başkanlık yaptı. Küresel politikaları esas aldı. Kendi kıtalarındaki güvenliği önemsedi. Küresel ekonomik istikrarı tesis etmeye çabaladı. Obama bir “dünya savaşı” çıksın istemedi.

Amerika’da son dönemin liderlikleri, bunu örneğin Amerikan Başkanı için de FED Başkanı için de söylemek mümkündür, büyük ölçüde analitik ve pragmatik bir formatta çalışırlar. Dünyanın diğer taraflarındaki politikacılar veya belli konularda Amerika’nın uygulamaları ile karşılaşanlar bu pragmatik bakış açısını ters bulabilirler. Yukarıda saydığım politik anlayışların, çıkar gruplarının, tabanı elinde tutan mekanizmaların etkisi ile Amerikan liderliği en pragmatik çözümü belirginleştirir ve bunu da açıklar. Amerika’nın karşısındakiler daha çok ya duygusaldırlar ya da tam karşı beklentileri vardır. Örnek verecek olursak, Rusya Soğuk Savaş zamanında daha da kanıksandığı gibi, bugün Amerika ile nasıl konuşulacağını iyi bilmektedir, duygusal değildir, hamle yapar. Obama Putin’i, Putin de Obama’yı başkasının hatırlatmasına ihtiyaç olmadan anlayabilirler.

Şimdi gelelim pratiğe… Obama G20 Antalya zirvesinde de ifade etti. Ortadoğu’daki gelişmelerde Amerika’nın en önemseyeceği konu IŞİD (ISIS). Obama varken bu değişmeyecek bir ilkedir. Ancak şu anlaşılmasın; Obama Amerikan Devleti olarak kendi söylediğini yapıyorken, diğer yandan ondan da önce başlatılan ve devam eden kapsamlı işlere angaje olmuş devlet çarkları var ise bunları da yönlendirir, tamamen engellemez. Bunun için yine belli anlaşmalar veya taahhütler vardır; bunu uluslararası hukuk ve diplomasi gereği dışlamaz. Örneğin (tamamen örnektir, buradan bir başka anlam çıkmasın isterim,) 10 yıl önce Mossad ile CIA, o dönemin başkanlarının onayı ile Ortadoğu’da gizli bir operasyon başlattı, yeni bir statüko için kapsamlı bir çalışma yürütüyor ise bu bir kayıtlı yürüyen projedir ve Obama kalben her ne düşünürse düşünsün, yine pragmatik davranır, yürüyen projenin önünü tamamen ortadan kesmeye yönelmez. Bu bir yandan devam eder, o kendi dönemine ilişkin bakış açısıyla söylediğini uygular. Hesap verirken de kendi attığı imzalardan ve sözlerden sorumlu olduğunu bilir, başkalarınınkine saygılıdır. Bir şey daha ilave edelim, önceki başkan sonraki başkanın nazarında asla vatan haini olamaz.

Bütüncül bakalım: Obama, küresel ve uzun soluklu işlerin devamını korumakla ilgilenir. Bu açıdan belirtilen şekilde dönen çarklara çomak sokmak anlamına gelebilecek işler olacağına, bütün dünya uzun yıllar bunun etkisi altında kalacağına, küçük ve görmezden gelinebilecek konulara göz yumabilir. Şu an dünyanın belli bölgelerinde doğal-insanın tarzına dayalı karakterdeki etkileşimle taşlar yerine oturma sürecindeyken belli ölçüde kayıp söz konusuysa, bunu göze almak gerekebilir, diye bir düşüncede olabilir. Bu ancak bir pragmatik yaklaşımın gereğidir.

Ya Türkiye!.. Elbette çıkarını düşünecek. Elbette insanlığın yararına olan işleri öne çıkaracak. Diplomasiyi de iyi işleyecek. Amerika böyle bir güç, Obama da bu şekilde bir lider. Seçim sürecinde ne derse desin sonraki de öyle olacak. Peki, anlaşılmayan ne? Gerekirse kapsamlı biçimde Amerika ile yeni baştan bir kez daha konuşulsun, duygusallıkla uzun vadeli kazanç kapısı aranmasın, proje ne ise açıklansın, akılcı yöntemler masaya konsun, yine insani değerler ön planda tutulsun. Duygusal anlatımların bir anlamı olmaz. Amerika, “Küstüm, sana çok kırıldım, ayıp ediyorsun ama…” denemeyecek bir devlet, öyle değil mi?

Türkiye potansiyeli olan bir devlettir, hak ve adaleti bilen bir kültürden gelir, küresel ve uzun soluklu proje üretebilir; milletçe buna inanıyoruz.

(Görsel: washingtonpost.com)

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

On Maddelik Master Plan ve Geri Planda Olacaklar

DİĞER YAZI

Yeni Anayasa İçin Cumhur Ne diyor?

Politika 'ın son yazıları

Pivot Türkiye

ABD’den propaganda mermisi taşıyan politik silahlarla yaylım ateşi açılmak suretiyle Türkiye’nin NATO müttefikliği ve bu anlamda

Jeopolitik Köprü

Bu makale bir Almanya Şansölyesi Olaf Scholz eleştirisidir. Karizmatik lider Angela Merkel’den sonra kendinden belli oranda

Çağımızda Liderlik

Siyaseti, stratejiyi, yaşanan dünya meselelerini ve liderlik bahsini açıklamak bazıları için kolaydır, bazıları içinse zor. Bunun