Erdoğan-Putin Görüşmesi Öncesi

173 Tıklama
16 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Erdoğan ve Putin karşılıklı neleri konuşurlar? Konu İdlib ve Suriye mi? Diplomaside görüşmeler nasıl hazırlanır, ikili ve çok taraflı faaliyetler nasıl gelişir? 

Ülkeler kendi iç dinamiklerinin ve dış dengelerin karışımıyla politika üretirler. Örneğin, Türkiye’nin veya Japonya’nın kabaca iç dinamikleri, kendi kültür değerleri, halkın karakteri, beklentileri, kapasitesi, siyasi ve ideolojik durumu, iktidarın seçtikleridir. Türkiye’nin veya Japonya’nın dış dengeleri kendi bölgesinin meseleleriyle ilgili güçlerin karşılıklı çıkarlarının sahada tezahür eden etkileriyle gelişir. 

Peki bu örnekleri ABD, Çin veya Rusya olarak ifade etmeye kalksaydık başka neleri ifade edecektik? Bu üç büyük güç fazlasıyla angaje olmak durumunda kaldığı meseleler üzerine bölgesel güçlerden ayrılan taraflarıyla küresel çapta sorumluluk ve ilgi alanlarını kendileri üretirler ve buna göre politika yaparlar. Bu klasmandaki güçlerin rekabeti esasen kendi arasında olur.

Örnekleri Suriye veya Libya gibi düşünseydik, “bunlar bitik ülkeler, yerel, küresel ve bölgesel dinamiklerin etkisiyle henüz durumları net değil,” derdik, öyle değil mi? Ama üzerinde oynanan oyunlara bakılırsa, bu batak coğrafyalar günümüz dış siyaset sahnesinin önemli konularıdır.

Ülkelerin hedefleri ve buna dayalı politikaları vardır. Örneğin bölgesel güç olarak İsrail bölgesinde genişlemek ve daha fazla kaynağı kontrol etmek istemektedir. Bunun için ne acelesi ne de kendisini bağlayan büyük bir uluslararası baskı unsuru vardır.

Küresel başat güç ABD ise rakiplerini dahi kontrol etmek ister ve buna da hakimiyet denir. Olur veya olmaz, ama ülkeler durumlarını bu şekildeki büyük hedefleriyle ifade ederler.

Bazıları da ihtiyacına bakmaz, başkalarının hedefleri için politika yaparlar. Örneğin Ermenistan, Yunanistan, gibi ülkeler, ki bunlar gayet tartışılacak yönleri olan ülkelerdir, “büyük ideal” dedikleri tarihsel hedeflerini ileri sürerler.

Başat güçlerin bugünkü rekabeti, çıkar alanlarında (gri bölgelerde) istikrarsızlıklar yaratmak, kaynakları alabildiğine sömürmek şeklinde gelişir. Örneğin Ukrayna, Irak, Suriye, Lübnan, Libya, vs. coğrafyalarda sürekli sorun vardır.

Bir de terörizm, çıkar örgütleri gibi parazitler vardır (veya üretilir) ki, bunlar sayesinde istikrarsızlaştırılmak istenen alanlarda kolay hareket edilebilsin.

Uluslararası ilişkilerin yanı sıra bir de küresel çıkarlar, beklentiler, politikalar nedeniyle ortaya çıkan bir güç unsuru bulunur. Bununla uluslar sistemi ve devlet yapılarını sorgulayan ve sarsan cephe var. Bununla küresel gücün yapılanmak ve sürüklemek istediği bir dünya sisteminden söz edilebilir.

Kabaca tablo budur. Şimdi siz Erdoğan-Putin görüşecek, masada neler var, sonuç ne olur, gibi soruları soracaksınız. İstenirse konular sonsuz sayıda olur, değilse birkaç başlık… O halde dosyalar halinde konuşmak bir seçenektir. Her dosya içinde artılar ve eksiler yazılıdır. Görüşmeden önce hangi dosyaların ele alınacağı belirlenir, buna göre bir ilerleme sağlanır. 

Cenevre’de Haziran 2021’de gerçekleştiği gibi, iki başat gücün lideri olan Biden-Putin görüşecek ise durum farklıdır. Benzer konu, örneğin Biden’dan teklif gelmişti, Jinping ile yüz yüze görüşme talebi ifade edildi, ancak bu kabul edilmedi. 

İki başat güç lideri Biden-Putin görüştüler ve bunların küresel bakışla ele aldıkları meseleler; genel paylaşım alanları, diyalog kanallarının açılması ve yeni ortaya çıkan rekabet alanlarında kuralların belirlenmesi, biçiminde tezahür eder. Nitekim müteakiben Savunma Bakanları Milley ve Gerasimov arasındaki görüşme Helsinki’de gerçekleşti. Başka görüşmeler de yapılır. Ama bu iki başat güç, sahada (gri alanlarda) kıyasıya rekabet ettiklerine bakmayın, bir kaza olmazsa birbirleriyle açıkça karşı karşıya gelmezler.

Biden’ın görüşme talebini geri çeviren Jinping ne dedi? Bu kadar anlaşmazlık konusu varken, belli alanlarda anlaşma zemini henüz oluşturulmamışken, iki lider oturup ne konuşacağız? Mealen böyle… Bu durumda tersten gelinecek. ABD ileri sürdüğü konu başlıkları için Çin’e önce sorun çözmek adına belli tavizler verecek, en azından bir-iki dosya tamamlanacak ve iki lider oturup anlaşma için imza atacak. Çin’in görüşü (politik yaklaşımı) bu yöndedir.

Şimdi tekrar dönelim Türkiye’ye, özelde ise Suriye bölgesindeki meseleler hakkında nasıl ilerleneceğine? Bakınız burada, iç politik konulardan tutunuz, dış siyasete (yerel, bölgesel, küresel, uluslararası manada) kadar, göz önüne almak durumunda olduğunuz gerçek, zorlu ve dinamik hususlar vardır. Devletler buralardaki işler için binlerce insan çalıştırır. Hepsi kendi yönlerinden ilerlemenin peşindedir. Kaybetmek isteyen yoktur. Güç mücadelesi kıyasıya sürer. Ancak hepsi birbirinin zayıf ve kuvvetli taraflarına bakar hem sahada hem masada. Baskı kurmak ister, manevra yapar, sonunda kazanan olmak ister. Görüşme masasına oturan liderler birbirlerine “sen şu kadar kötüsün” demezler, bir şekilde anlaşmaya çalışırlar. Ancak masada kimin eli güçlüyse o daha fazla ilerleme kaydetmenin avantajıyla hareket edecektir.

Taraflar masaya gelmeden önce sahadaki baskının veya oluşumun yarattığı avantajla elini güçlendirecektir. Putin şöyle bakar, Erdoğan duruma ne kadar hâkim, ülkesini ve hedef sahayı (örneğin Suriye’yi) ne denli kontrol ediyor, elinde ne gibi güçler var ve hatta benim görmediğim bir şeyler var mı, onu neye ikna edebilirim, kendi ülke çıkarıma ne gibi adımları atmak için bir kapı aralayabilirim? Tersi istikamette Erdoğan da Putin’e bu gözle bakar. Liderlerin görüşmelerinde her şey çok önemlidir, iyi uyku uyuyup masaya oturmanın bile bir avantajı olur. Yanlışlıkla bir madde veya sözcük üzerine bir taraf (örneğin) tamam dediyse veya önemli konuyu görmezden geldiyse, bu husus diplomatik metne geçer ve bir sonraki görüşmede veya diplomatik görevde bir başlangıç noktası olarak kullanılır. Geçmişten gelen diplomatik yükler de bu yönde ele alınır, bunu da hatırlatalım. El sıkışılır, mutabakat metni yazılır, ama bu uluslararası hukuk açısından pek bağlayıcı olmayabilir, daha çok sürecin içinde bir merhaledir. Basın önünde açıklamalar yapılır. Rusya kendine göre bir kazanım elde eder, Türkiye kendine göre. Rusya’nın çıkarları küresel, bölgesel ve yerel ölçeklerde başkadır, Türkiye’ninki başka. Ya sonra? Sahada mücadeleye devam!.. Sahadaki mücadeleyi sürdürmek için de elinin güçlü olması gerekir.

Şimdi döneyim en baştaki cümleye: Türkiye’nin iç dinamikleri (sosyo-ekonomi, muhalefet, terörizm, vs.), kendi kültür değerleri (gelenekler ve veriler), halkın karakteri (duyguları ve iş yapma biçimleri), beklentileri (tam olarak neyi istediği), kapasitesi (tam olarak seferber edebildiği imkanlar), siyasi ve ideolojik durumu (liderlik, parti, dava ve savunulan görüş), iktidarın seçtikleri (güdülen politika) ile tarafların dış ve etkileri dengeleri (örneğin Rusya’nın ABD, Çin veya İsrail ile ilişkisi, aralarında vardıkları anlaşmalar) neticesinde, dosyanın gereği ve görüşme şartlarının tanıdığı imkanlarla zamanda bir çizgi çizilir.

Eğer Suriye’de görüşme dosyası sadece İdlib’e sıkışmışsa, unutulmasın, bu temel mesele değildir. Bu konuyu Rusya da böyle bilir, ABD de. Zaten İdlib konusu gri bölge dinamikleri yönüyle istikrar/istikrarsızlık arasında sıkıştırılmıştır. 

Yine de İdlib’e ait birkaç not düşelim: Rusya, rejim ve Doğu Akdeniz kıyısındaki Lazkiye bölgesi üzerindeki kazanımını düşünür. Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) ve Suriye Milli Ordusu’nu (SMO) kendine tehdit görür. Türkiye’ye, “çek bunları buradan, değilse ben gereğini yaparım,” der. Bu manada hava taarruzlarını sürdürüyor da… Türkiye, “SMO terörist değil, siz terörist diye sivilleri öldürüyorsunuz (hava ve karadan top taarruzu neticesinde), yeni bir göç dalgası üretmeyin, ABD’nin ekmeğine yağ sürmeyin, hedef PKK/YPG terör örgütüdür, PKK/YPG saldırıları dolayısıyla Türkiye Tel Rıfat ve Münbiç bölgelerine önem veriyor, çabamız Suriye’nin toprak bütünlüğüdür, Cenevre’deki barış görüşmelerine hız verelim, M-4 karayolu güvenliğini için gerekirse yeniden ortak devriyeler yapalım…” şeklinde görüşlerini iletir.

Ancak bu esnada, Biden yönetimi Türkiye’ye ne diyor? “Rusya ile ilişkilerini tamamen durdur!” Karşılığında ben de sana şunu vereceğim demiyor ama. Üstelik, “İlave S-400 alırsan CAATSA uygularım!..” şeklinde ekliyor.

Öyleyse Erdoğan ve Putin görüşmesinde konu İdlib, Suriye, Libya, Afganistan, Ermenistan, Karadeniz, Akdeniz, vs. ama bir de şu var: ABD’yi gözeterek Türkiye ve Rusya ilişkilerini nasıl sürdürmeli? Türkiye ve Rusya arasında Erdoğan ve Putin’in inşa edip yönettikleri süren projeler, silahlanma konusu, Batı ittifakı ve Asya ile ilişkilerin geliştirilmesi perspektifi var… Öyleyse İdlib taktik ve Suriye (veya diğer bölgeler) operatif seviyede konularken, ABD’ye rağmen Türk-Rus ilişkilerini geliştirmek stratejik bir hedeftir. Bu noktada kim neyi heba etmek ister? Bakın, esasında bu aşamada Türkiye’ye göre Rusya ayrıştı!

Medyada konuşanlara bakıyorum, bazıları devlet yöneticisi, bazıları ordu kumandanı, bazıları ise yangına körükle giden gibi. Siyaset sahnesindekiler bile bazen ne dediğine bakmadan çıkışlar yapıyorlar, sebep çok; çıkardan, ideolojiden, kapasitesinden… Kim haklı? Sanırım bunlar tarihin konuları olacak türden beklentiler.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Güç Yönetimi ve Küresel İlişkiler

DİĞER YAZI

Almanya’da Koalisyon ve Politik Vizyon

Politika 'ın son yazıları