ortadogunun-yeni-jeostratejisi
Ortadoğu'nun Yeni Jeostratejisi

Ortadoğu’nun Yeni Jeostratejisi

263 Tıklama
8 Dakikalık Okuma
1
Okuyucu

Ortadoğu’da gelişmeler jeostratejik hamlelerle ileri bir seviyeye yükselmektedir. Dengeler değişim göstermektedir. Bu nedir? Gelin birlikte bakalım.

Ortadoğu’da yeni politik yaklaşımlar:

Ortadoğu’da dengeler değişiyor. Bunu diplomatik alanda hemen herkes görmeye başladı. Özellikle ABD, İsrail, Suudi ve Mısır eksenli oluşum Irak’ın sonrasında Suriye’de de benzer bir yapılanmaya giderek siyasi coğrafya haritasına yeniden şekil vermek istediler. Buna bildik tabirlerle Sykes-Pikot benzeri bir model, BOP’un yeni hedefi yakıştırmaları yapanlar oldu. İsrail’in hedefi İran ve Türkiye gibi bölgede güçlü ülkelerin olası tehditlerini mümkün mertebe uzakta hissetmek, mezhep ve etnik çatışmalar ile bölgeyi yönetilebilir parçalara bölmek oldu. Buna ABD ve Körfez’den diğer Müslüman ülkeler de dahil oldular. Ta ki Suriye düğümünün çözülmesinde inisiyatif bir adım önde olacak şekilde Rusya, Türkiye ve İran eksenine kayınca çatışma başka bir boyuta taşınmış oldu. Artık konu sadece bölgesel değil, aynı zamanda uluslararası bir hüviyet almış görünmektedir. Avrupa ve NATO bu işe müdahil olma arayışlarını güçlendirmektedirler.

Son olarak 4 Nisan 2018 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilen Suriye konulu zirvede Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya Başkanı Putin, İran Cumhurbaşkanı Ruhani bir kez daha uluslararası sahnede mesajlarını verdiler: Terör yok edilecek, Suriye’nin toprak bütünlüğü muhafaza edilecek, mazlum Suriye halkının yaraları sarılıncaya kadar çaba sarf edilecek. Bundan böyle Cenevre süreci Astana formatının dışına çıkarılamayacak.

Bu durumda ABD-İsrail yönetimlerinin kendi güçleri ve imkanları nispetinde dikkatleri dağıtacak türden çeşitli sorunları ortaya çıkarmaları muhtemeldir. Rusya, NATO ve Avrupa ile; İran nükleer denetim ve mezhep çatışmaları ile, Türkiye ise PKK, iç politika ve ekonomik baskılar ile oyalanabilir. Bu tip gündemlere daha çok şahit olunacak gürülüyor.

Ortadoğu’da yeni nükleer denge:

Burada gözden kaçırılmaması gereken bir konu var. İsrail, uluslararası kurumlara elindeki nükleer silah kabiliyeti hakkında net olmayan bilgiler veren ve böyle olduğu halde müsamaha gösterilen tek ülkedir. Bu vaziyet İsrail’in Ortadoğu’da güçlü tavrının bir sebebi olmuş idi. İran’ın nükleer enerjiyi işleme yolunda uzunca süredir kat ettiği mesafe en çok İsrail’i, Suudi Arabistan’ı, Mısır’ı ve Doğu Akdeniz ve Körfez’deki menfaatleri cephesinden bakılırsa ABD’yi tehdit eder bir mahiyet almıştı. Obama’nın bu konuda İran ile barış sürecine girmesinin önünü Trump kesme hamlesi yaptı. Şimdi durumlar net; her iki kutup ayrıştı!

Geçtiğimiz günlerde Suudilerin Veliaht Prensi “İran’a karşı biz de nükleer silah yaparız,” çıkışıyla aslında tehditkar bir söz söyledi. İsrail’e karşı değil, İran’ı hedef gösterdi.

Ve şimdi!.. Bölgede nükleer alanda yeni bir oyuncu devreye giriyor. 2023’te bir, 2030’da üç nükleer enerji santralini hizmete sokma planı yapan bir Türkiye var. Konu sadece elektrik enerji açığını kapatmak olarak görülmüyor. Elbette esas amaç bu olabilir. Ama yıllarca; siz uçak yapmayın biz size vereceğiz dedikleri gibi, siz elektrik ihtiyacınızı nükleer güçle karşılamayın, deprem bölgesindesiniz, akarsularınıza baraj yapın dendi. Biz de öyle yaptık.

Şunu akıldan çıkarmamak gerekir, nükleer işi bir kültürdür, disiplindir, başka bir kapıdır. Bu kapıdan geçenler eğitimli ve tecrübeli olurlar. Sonra diğer istediklerine ulaşacak potansiyele sahip olurlar. Ağır su meselesini, zenginleştirmeyi çözebilirler. Hatta istediklerinde silah bile yapabilirler. Bu bakımdan bu tip nükleer silah yapma iradesi gösterebilmek için sadece yakıtınızın, eğitim düzeyinizin olması yetmemektedir. Aynı zamanda egemence irade gösterebilecek güçlü bir toplum olmanız aranmaktadır. İster beğenin ister beğenmeyin, İsrail ve İran toplumları bu iradeyi gösterebilmektedirler. Diğer yandan denge aranmaktadır. Örneğin Soğuk Savaş zamanında Hindistan bu kabiliyete ulaşınca Batı hemen devreye Pakistan’ı soktu ve Güney Asya’da dengeyi oluşturdu.

Şimdi Ortadoğu’da denge İsrail lehineyken buna karşılık İran devreye girmiş idi. Şimdi Türkiye bu nükleer işini Rusya partnerliğiyle öğrenmeye başlıyor. Bu durum bölge stratejisinde çok önemli bir değişim rüzgarı yaratacak nitelikteki olaydır. Belki İsrail sadece İran veya sadece Türkiye ile baş edebilirdi. Ama şimdi bu iki güçlü ülkeyi de karşısına aldı. Acaba daha agresif olacak mı?

Türkiye, Akkuyu nükleer elektrik santral projesine Putin ve Erdoğan himayesinde 3 Nisan’da start verdi. Türkiye güçlü, kararlı ve egemen bir ulus olarak bölgede duruş gösterdi.

Sonuç:

Ortadoğu, Doğu Akdeniz, Körfez… Bu bölge en eski uygarlıkların yaşadığı çok önemli çatışmaların ve barış anlaşmaların kaydedildiği bir coğrafyadır. Bu aşamada bölge için yeni bir statüko ortaya çıkmaktadır. Jeopolitik konularda jeostratejik hamleler birlikte atılmaya başlamıştır. Bu demektir ki seviye bir derece yukarıya taşınmıştır. Diğer gelişmelere bakarak söylüyorum, kim ne derse desin, bu yeni bir Soğuk Savaş pratiğidir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Yeni Soğuk Savaş Rüzgarları

DİĞER YAZI

Plütokrasi Masası

Politika 'ın son yazıları

NATO’dan İleri

Sonsuz Savaş fikrinin sonsuza uzanan mantığı olan, sürekli yenilenen, bugün yeni bir vizyonu olan NATO örgütünden

Soğuk ve Sıcak

Soğuk Savaş dönemini ve bugünü stratejik ölçekte kıyaslayalım. Dünün politikalarının ve güçlü adımlarının bize öğrettikleri var,