plutokrasi-masasi
Plütokrasi Masası

Plütokrasi Masası

783 Tıklama
12 Dakikalık Okuma
1
Okuyucu

Öyle bir siyaset düşüncesi arıyorum ki bana olanı ve olacağı açıklayabilsin; basımı yastığa koyduğumda kendimi rahat hissedebileyim. Ama bizde siyaset Topkapı Sarayı’nda Siyaset Çeşmesi misali; baş koydum yoluna, vazgeçilmezlik, kefeni giydik elhamdülillah!.. İyi de bu paradoksu çözmekten kim sorumlu? Siyasetçiler değil mi? Günlük yaşama bakın, hiç de söylendiği gibi olmuyor işlerimiz. Alabildiğine küreselleşme, yoz demokrasi, postmodernizm, liberalizm… Olması gerekeni bırakın bir yere, “gereken” başka birşeydir. Şimdi biz olacağa bakalım, gidişata, dayatılana; en azından “bireysel” olarak hazırlık yapalım diye. Bu yazıdaki tartışılan konu şudur: Demokrasimizi henüz ileri veya tam yapamadan küresel plütokrasiye kayıyoruz, farkında mıyız?

Siyaset bilim insanları için 2050’lerin nasıl olacağına dönük çalışmalar sürüyor. Geleceğin tasarımcıları değiller, belki bir bakıma da öyle denebilir ama çok önemli değil; onlar gidişatın yeni karakterine uygun düşen kavramları ve düzenleri açıklıyorlar. Peki, bu günlerde kendi ülkemizde konuşulan siyaset ile geleceğin yönetim şekline dönük tartışmaların ne kadar içindeyiz dersiniz? Neredeyse hiç!.. Kaybolmuş değiliz, bozguna da uğramadık, ama toplumsal özelliğimiz gereği başkalarının pişirdiği yemeklerle hazırlanmış mükellef sofraları seviyoruz. Bir tür yeme içme müdavimiyiz. Siyaset sofrasının yemekleri pişerken biz bunlara pek kulak asmıyoruz, nasıl olsa yemek hazır olunca çağırırlar diye bakıyoruz olaya. Öyle olur; çağırırlar ve masada koltuklar başkalarına göre dizilmiştir, biz de iskemleyi çekip ilişiriz bir kenara. Yemek yer miyiz? Evet. Doyar mıyız? Eh… Ama sorarlar; sen yemek yedin mi diye. Elhamdülillah, aç kalmadık!.. Böyle deriz büyük olasılıkla.

Gidişat o ki; demokrasinin yerini plütokrasi alacak, sosyo-ekonomik model ise neoliberal olacak, şu bildiğimiz liberal yapı değil, küresel mega kent düzenekleri birbirine bağlanacak, ulus devlet yapıları küresel taşra kabul edilecek… İşte size 2050 vizyonu yaşam olanakları ve siyasal ortam. Yönetin veya yönetilin!..

Plütokrasi, basit açıklamasıyla; küresel zenginlerin o görünmez şekilde idare ettiği düzene deniyor. Kim bu zenginler, hiç düşündünüz mü? Şimdiden bu zengin elitler nelere karar vermekteler? Biliyor muyuz?

En son Trump Yönetimi bu küreselci plütokratların yönettikleriyle yüzleşti, ABD’de önemli bir mücadele yaşandı, yaşanmakta da, etkisi gelir geçer olacak cinsten değil. Eğer ABD’de bile bu bir dayatma ise gücün küresel çapta olduğunu unutmamak gerekir; dahasını siz düşünün!

Böyle sorunca düşünüyor olabilirsiniz, bu çarpık ve kaygan düzende kimler kimleri yönetir diye. İşte sofra bahsi bu: Koltuklar az ama masa dolu, bir iskemle çekin o zaman.

Peki şimdi nasıl? Tam olarak liberal kapitalist miyiz, demokrasi ile mi yönetiliyoruz? Modernizmi hazmedebildik mi? Gerek yok, diyorsunuz değil mi? O halde bir çarpıklık var. Buna bir anlamda postmodern diyorlar. Çünkü siyasetiniz ortalama bir yerlerde, masaya tutunma noktasında, esintilerden etkilenen cinsten; haliyle söylediğiniz ve yaptığınız oldukça farklı. Anlıyacağınız dünya bu halde, siz kendi hayal alemindesiniz, ama başkalarının masası böyle. Masanın batısında mıyız, doğunda mı? Bu bile net değil. Hangi demokrasi? Sosyal, liberal, radikal, cumhuriyetçi, temsili, otoriter, doğrudan, katılımcı, müzakereci, plebisit… Demokrasi kültürümüz Eflatun’un dediği anarşizme mi yakın, Aristocu yoksulları gözeten türden mi; yoksa ortaya karışık mı? Hangi demokrasi, söyler misiniz? Ahlaki ve hukuki yapımız nasıl? Söylenen gibi, uygulanan gibi mi? Uygulanandan haberiniz var mı? Şimdi tekrar o yemek masasında oturduğumuz yere bakalım. Eğer şimdi nerelerdeysek, gelecekte de bir biçimde aç kalmayacağız, ama o sofrada sunulan yemekleri keyifle yememiz mümkün olmayacak.

Siyaset tasarlayanlar konuşmalarında eksik yanlarla kendilerini göstere dursunlar, şartlar bu desinler, kendilerini savunsunlar, koşuşturan insanların oylarını alıp idareci olsunlar. İdarecilik böyle!.. Siyaseti tasarlayanlar ise idarecileri atar gibi ruhsatlandırırlar. Farklı dünyalardaymışız gibi algılanır ama öyle değil. Bizler apartman yöneticiliğinde sorun yaşayan bir toplumuz. Şu şirketlerin ve derneklerin karar defterlerini açın bakın; ileriyi yazmamak ve karar almamakla ilgili pek çok direniş noktası görürsünüz; biz aklının içinde hep bir şeyler saklamayı hüner zanneden bir toplumuz. Cin gibiyiz evelallah!.. 2050’lerin sofrasına bu kültürle oturacağız. Nasıl olsa karnımız doydu, günü kurtardık, diye bakacağız.

Ama neoliberal düşünce çok farklı bir tat verecek masaya; tat derken yanlış anlamayın, mısır şurubu ile şerbetlenmiş baklavayı düşünün, iyi kızarmış, yanında kaymakla servis edilmiş, üzeri bol Antep fıstıklı; bir kesme baklava, adeta ağzınızda eriyor insanın; ama söyledim ya, aslında zehir sunuyorlar size, kahkahalar atılırken, afiyet olsun sözcükleri havalarda uçuşurken; yutuyorsunuz!.. Zira neoliberalizmin hedef aldığı ulus, demokrasi, kültür, bizatihi kişiler ve kurumlar olacak ve bunlara sunacak söylediğin o baklavaları. Öyle değil mi? Modernlik olacak ama postmodern şekil daha revaçta olacak. Tam bize göre demeyin sakın; bu şimdiki sergüzeştliğiniz ile algılayabileceğiniz bir postmodernizm değil, neoliberal!.. Çünkü idarenin mantığı farklılaşacak, o şimdiki havalar gidecek; soyutluk, sanallık ve yaratılmış gerçeklik üzerine inşa edilen ekonomik idareden bahsediyorum; siyasetin içi başka, dışı başka olacak; alabildiğine kleptokrasi, alabildiğine popülizm!.. İmgeler saldırı altında. Hukuk demokrasideki gibi değil; ver oyu, al bakanlığı, ata hakimi… Nasıl olacak? Parası olanın yani plütokrasi masasına oturanların atadığı hakimlerle işleyecek düzen, yasalar buna göre; hizmet edersen (köleysen demeye dilim varmadı) korurlar, değilse, çek git taşraya…

Çin şimdiden küreselleşmeye açık politika izler oldu. Geçen yılki Davos konuşmasında Çin lideri Şi’ni açıklamalarına baksanız, Amerika utandı! Trump gelince tam Obama’nın savundukları bir bir çöpe gidiyor derken ne oldu? Amerika’nın, ama aslında dünyanın ileri gelen küreselcilerinin Senato, CIA ve medya ile sıkıştırmasına dayanamayıp söylediklerinden şaşan Trump yönetimi pazarlık masasına oturtulmadı mı? Davos Ruhu’nu az çok biliyoruz, McKinsey’i, The Boston Consulting’i okuyun, geleceğin inşası için neler anlatıyor, neler tanımlıyor…

Olancaklar az çok bellidir. Şimdi geçin karşıya Türk siyasetine bakın: Özgün kalalım, kültürümüz geliştirelim, biz olalım, hatta örnek olalım, insana ve tümüyle insanlığa hizmet edelim, tamam! Ama günlük hayatımızdaki siyaset düşüncesi ile o önemli ideallerimizi bir tür çelişkiye mahkum etmeyelim. Yerleştirelim artık şu sistemimizi, neysek bilelim, yanıltıcı tariflerden arınalım. Aksi halde gidişat kaçınılmaz plütokrasi; siz o masaya ilişenleri boşverin!

Son soru şu: 2050’lerin dünyasında ülkemiz küresel taşra mı olacak, kurumlarımız nasıl işleyecek, devletimiz, o resmi hüviyetli karar defterlerine geçiştirilerek birşeyler yazılmamış türden, büyük bir şirket gibi mi yönetilecek, küresel taşranın ülke boyutundaki taşralarında kültürel yapımız nasıl olacak, görünür gelecek için hangi parti milletine açıkça neyi vaat ediyor?

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Ortadoğu’nun Yeni Jeostratejisi

DİĞER YAZI

Hayırlısı!..

Politika 'ın son yazıları

Bakü Beyannamesi

Türkiye, Azerbaycan ve Pakistan Meclis Başkanları arasında Bakü Beyannamesi imzalandı. Bu gelişmenin özellikle savunma alanındaki anlamını