Paylaşılan Egemenlik ve ABD Politikaları

95 Tıklama
13 Dakikalık Okuma
Okuyucu

ABD’yi anlamak, deyip bir kitap yazsak olur. Zira zaten karmaşık ve içinde derin yapıları barındırdığı konuşulan bir süper güç halindeydi, şimdilerde gizli savaş, hibrit savaş, vs. yeni çatışma biçimleriyle dünyayı daha da soru işaretleri bol bir oyun sahasına çevirmiş görülüyor. Başkan Joe Biden yönetimi bütünüyle küreselci politikalarıyla, akıllı güç (smart power) ve paylaşılan egemenlik uygulamaları içindedir. Dünya neyle karşı karşıya anlayabiliyor muyuz? O bildiğimiz savaşların çok ötelerinde bir yerlerdeyiz. Politika, diplomasi, savunma-güvenlik ve diğer alanlardaki yeni yaklaşımların bariz bir şekilde çıkara dayalı ve kendiliğinden gelişen ortaklarla birlikte ele alınması konusu bizlere yeni kolonyal sistemi tarif ediyor, her ne kadar bu duruma karşı olsak da.

ABD’nin “paylaşılan egemenlik” (shared soverignty) yaklaşımına salt “güvenlik” açısından bazı teorisyenler açıklama getirmek istemişlerdir. Albay John Nagl doktora tezi olarak Vietnam’daki ABD savaşını yazdı. Burada savaşın neden başarılamadığı açıktı. Çok daha sonra Korgeneral David Petraeus ve Korgeneral James Mattis bu konuyu ele aldı. Nagl’ın tezinden istifadeyle ABD Ordu Sahra Talimatı serisi FM 3-24, Kontrgerilla El Kitabıyazıldı. Bu kontrgerilla talimnamesine kısaca “Petraeus Doktrini” dendi. Çünkü Irak Savaşı zamanında Petraeus bu talimnamenin uygulayıcısı oldu, dokümanda Ekim 2005 itibarıyla gerekli tadilatları yaptı ve ABD bugün bu haliyle kullanıyor. En son baskısı 2014 tarihlidir. 

Diğer taraftan Ken Booth 2007’de Dünya Güvenliği Teorisi’ni ortaya attı. ABD’li uzmanlar bu teoriyi de inceledi. Filozof Gilles Deleuze’un tanımlarından istifade edildi ve güvenlikte “topluluk” (assemblages) kavramı üzerine çalışmalar tamamlandı. Topluluğun aynı amaç için birlikte çalışmak olduğu, ilişkinini simbiyotik halde geliştiği belirginleştirildi. Mesele aktörleri bir araya getirecek motivasyonu yaratabilmekti. Buradan Küresel Güvenlik Toplulukları Teorisi geliştirildi. Bu teori, düşünülmüş, pratikleştirilen, olup biten bir konuya, politika ve sisteme, yakıştırılan bir açıklamadan öte değildir.

Rita Abrahamsen ve Michael C. Williams 2011’de şöyle dedi: “Küresel Güvenlik Toplulukları belirli ulusların içinde var olan ancak ulusal sınırları aşan, aktör, bilgi, teknoloji, norm ve değerlerin oluşturulduğu kompleks, hibrit yapılardır. […] Yapıyı oluşturan unsurlar ahlaki bir erdem veya normatif bir zorunluluktan değil, faydacı bir kolektif çoğulculuğun yaratacağı ekonomik sinerji beklentisine dayalı çıkarcı bir dayanışma içindedirler. Devletin gücüyse bu topluluklar içinde zayıflatılmasa bile kesinlikle yeniden şekillendirilmiştir.” Bütün bu gelişmelerin ışığında bugün “paylaşılan egemenlik” uygulamaları son şeklini aldı.

Eski Başkan Demokrat Barack Obama dönemine bakalım. Yaklaşık 2009’dan bu yana Amerika Birleşik Devletleri (ABD) küreselleşmenin gereği diğer ülkelerdeki ve coğrafyalardaki genişlemesini yeni tarz bir oluşumla gerçekleştiriyordu ve buna “paylaşılan egemenlik” deniyordu. Başka bir yaklaşımla buna, “yeni kolonyal sistem” (neo-colonialism) diyenler de olmuştu, ben de bunlara katıldım. Bir önceki Donald Trump (Cumhuriyetçi, uluslararası düzenden yana), savunma bürokrasisi ve bu yöndeki politika yapıcıların devam etmek istedikleri bu yeni kolonyal sistemin programlarına karşı geldi. Uzmanlar buna “müesses nizam ile Trump’ın çatışması” gözüyle baktılar. Obama politikalarının devamcısı olarak 2021’de Beyaz Saray’a geçen Demokrat Joe Biden ise derhal bu küreselci ve yeni kolonyal programların geliştirilmesine devam edilmesini istedi. Bundan böyle Amerika dış politikasında bu bir hedef, mümkün mertebe uygulamak isteyeceklerdir.

Paylaşılan egemenlik kavramına uygulamada dahil olan paydaşlar kimler? Esasında uygulanacak coğrafyanın dinamiklerine bağlı bir şebeke (network) tarif edilir. Genel başlıklarla şöyle: Uluslararası kurumlar (Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu…), küresel şirketler (eğer konu enerji jeopolitiği ise büyük enerji şirketleri, teknoloji şirketleriyse bu yönde adı geçenler…), ABD’nin müttefikler dediği ama aslında çıpa ülke tarifiyle belirginleştirdiği başta Avrupa Birliği (AB) ülkeleri olmak üzere küresel üst çatı ülkeleri (Kanada, İngiltere, Hollanda, Danimarka, Norveç, İtalya, Fransa, Almanya, Güney Kore, Japonya, Avustralya, Yeni Zelanda…), küresel çapta kendini ispat etmiş paralı askeri şirketler (PMC’ler) yer almaktadır.

ABD böyle bir proje ile gittiği ülke veya bölge için bir müşterek yönetişim (joint governance) birimi teşkil eder. Bu tür alanlardaki çatışma biçimine “hibrit savaş” denir.

Diyelim ABD çıkarları gereği Afganistan’daki nüfuzunu devam ettirecek, ancak buradan askerini çekmek ve sorumluluğu başkalarına paylaştırmak istiyor, bu durumda ne yapmalı, plan ne olmalı? ABD bütçesi yerine küresel sermayenin burada pay sahibi olması; ABD askeri yerine müteahhit güvenlik şirketlerinin risk alması; Rusya, Çin ve Hint-Asya ülkelerinin direncine ve bu coğrafyadan doğabilecek zorluklara karşı bir politik ortaklıkla (ittifakla) güçlü görünüm verilmesi gerekiyor. Afganistan’da müşterek yönetişim biriminin başından ABD olacaktır, haliyle!

Benzer yaklaşımla Doğu Akdeniz’deki yapıyı da inşa edebilirsiniz. Şöyle, tehdit nereden geliyor? ABD’nin küresel rakiplerinden. Halen Libya, Suriye, Kıbrıs, hidrokarbon paylaşımı, deniz sınır anlaşmaları sorunu, köklü ve karmaşık İsrail-Filistin meselesi, gibi pek çok belirsiz ve riskli alan var ve ABD’nin düşmanı Rusya bu alanda, Çin de büyük yatırımlar yaptı. ABD ne yaparsa buradan savaşmadan sonuç alır, Rusya ve Çin’in nüfuzunu azaltırken kendininkini artırır? Çatışma alanlarına PMC’leri koyar, kalkınma programlarına uluslararası kurumları atar, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği’ni kendi yönünde kullanır, enerji şirketlerini ortaklık alanında öne çıkarır…

Suriye özeline gelelim ve inceleyelim. ABD Fırat’ın doğusunu Suriye’den bölmek ve özerk bölge yapmak istiyor. Nerede Suriye’nin egemenliği? Bu projede karşısında kimler var? Başta düşmanı Rusya; sonra haklı ve NATO üyesi ülke olan Türkiye; ve Ortadoğu’yu istikrarsızlaştırmakla meşgul İran. ABD ne yapıyor? İçinde terör örgütü PKK/YPG’nin başını çektiği yerel güçleri bütçe ve kontrol yönleriyle CENTCOM’un uhdesine veriyor, yani CENTCOM burada müşterek yönetişim ofisi konumundadır. Alana PMC’leri yerleştiriyor, bunlar “eğit-donat” programını sürdürüyorlar. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Fransa gibi ülkeler bu müşterek çabanın içerisindeler. İsrail geri planda gibi olsa da burada her türlü takipten Amerika kadar sorumlu konumunda.

Bakın bu örneklerde ne Afganistan’ın egemenlik konusu önemlidir ne de Doğu Akdeniz’deki Suriye veya Libya gibi ülkelerin. Hatta Türkiye’ye ve Kuzey Kıbrıs’a sormazlar bile, “siz ne düşünüyorsunuz,” diye. Neden? Bu projede Türk tarafı kendi politikaları için riskli görülür de ondan. Ama ABD, Afganistan meselesine Türkiye’yi davet eder, projenin başarısı için, “Türkiye ve Pakistan birlikte bu işleri takip etsin,” ister. Bu da başka bir konudur, zamanımızın politikaları böyle yürümektedir, çok katmanlı, çok taraflı… 

Bu tarz bir yapı ve çatışma biçimi ABD’nin düşmanı Rusya’yı her yönüyle ilgilendirir. Rusya da 2009’dan bu yana hibrit savaşı ve nüfuz geliştirme programlarını Gerasimov Doktrini çerçevesinde sürdürür. 

Çin’in doktrinini de hatırlatalım: Çin, “sınırsız savaş” diyor. 1999’da iki Çinli askeri analist Albay Qiao Liang ve Albay Wang Xiangsui sınırsız savaşın teorisini yazdılar.

Sonuç: Başkan Joe Biden yönetimi bütünüyle küreselci politikalarıyla, akıllı güç ve paylaşılan egemenlik uygulamaları içindedir. Bu yeni kolonyal sistemdir. Bugün ABD böyleyse, diğerlerinin gücü nispetinde buna göre tavır almak gerekiyor. Yarın çok uzun bir zamandır, hem nasıl olur bilinmez!..

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Dördüncü Güç Medya

DİĞER YAZI

Soğuk ve Sıcak

Politika 'ın son yazıları

NATO’dan İleri

Sonsuz Savaş fikrinin sonsuza uzanan mantığı olan, sürekli yenilenen, bugün yeni bir vizyonu olan NATO örgütünden

Soğuk ve Sıcak

Soğuk Savaş dönemini ve bugünü stratejik ölçekte kıyaslayalım. Dünün politikalarının ve güçlü adımlarının bize öğrettikleri var,