STRATEJİK BAKIŞLA SURİYE MESELESİ

Okuyucu

Suriye’ye harekat olacak mı? ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin Türkiye’nin kara harekatına “şiddetle karşı” olduklarını söyledi. Mevkidaşı Hulusi Akar tarafından cevabı verildi. Peki, Türkiye kara harekatını başlatmak için hangi şartların oluşmasını bekliyor? Düne kadar ABD beklendi, o taraf kapandı mı? Şimdi Esad ile görüşme olacak mı? Rusya mı zaman istedi? En kapsayıcı soruyu soralım; burada strateji ne?

STRATEJİ, LİDER VE DANIŞMAN

Strateji operasyonlar toplamı değildir. İki tür strateji vardır; kurumsal ve lider stratejisi. Kurumsal stratejiler ancak stratejistler tarafından belirlenebilir ki, bu çok üst seviyeli bir iştir. ABD gibi ülkelerde böyle yapılır. Diğer biçimiyle ortada şartların gerektirdiği bir yol üzerinde ilerlenirken liderin aklında gelişen ve adı konmasa da uygulanan bir yol haritası var ise en sonunda iyi veya kötü sonuçlarıyla birlikte belirginleşince, buna strateji denir. Bu şekliyle strateji liderle birlikte tarif edilir.

Lider için strateji; zamanın, siyasetin, rekabetin ve olumsuz bütün şartların yaşandığı noktada, sadece bir hakkı kullanarak, en doğruyu yapma ve ileriye başarıyla ulaşma yolunu, ki bu bıçak sırtı bir yoldur, tarif eder.

Liderler araçları amaçlara, amaçları da şartlara uyarlarlar. Liderler yük altındayken karar verenlerdir. Kararları çok derini, geniş alanı ve ileriyi kapsar. Liderin kararında politika, coğrafya, ekonomi, teknoloji, psikoloji-sosyal, vs. vardır. Lider olmayan bunları ancak kitaplardan veya daha yakın ise gözlemlerden öğrenir. Örneğin danışman veya basın mensubu ise lideri iyi gözlemelidir, tarihe bulunduğu noktadan ışık tutmalıdır.

Tarihin şekillenmesi liderlerin kararları üzerine oturur. Liderlerin hüneri elindeki gereçleri, ilhamıyla, eşsiz bir esere dönüştürebilmesidir. Dersler, usuller ve bilgi olarak öğretilenler bu liderin uygulamalarının sonucunda oluşturulur.

Strateji, bir defada en iyiyi bulmak ve bunu tarif etmekse, peki bilimsel çalışmada bu konu nasıldır? Bilim insanı deneyini tekrar tekrar yapar, gözler, ölçer, tanımlar ve bu süreçte bilgi üretir, öğrenir, öğretir. Bilim insanı bir liderin stratejisini bir defada anlayamayabilir, üzerinde çalışır. Örneğin buradaki danışmanın görevi çok iyi gözlemekle başlar.

ABD’NİN KURUMSAL SURİYE STRATEJİSİ

Bugündeyiz, Arap Baharı ve Suriye iç savaşı başlayalı yaklaşık 11 yıl geçmiş. Arada çok merhale geçilmiş, iyisiyle kötüsüyle. Tam da bu zaman dilimine gelindiğine, şartlar buysa, ABD’nin (ve İsrail’in) “Suriye stratejisinin içinde” bir noktadayken karar veriyorsanız, düşünün!

Arap Baharı kendiliğinden mi oldu, kurumsal bir strateji ürünü müydü? DAEŞ kendiliğinden mi ortaya çıktı, bir ABD projesi miydi? Bu tür soruların cevabını bilmiyoruz. Ama şunu biliyoruz: ABD, Suriye için baştan itibaren bir stratejik yaklaşım içinde oldu. ABD’nin Ulusal Strateji Dokümanlarını bu nedenle titizlikle okumak gerekir.

Obama Doktrini ortaya kondu ve uygulandı. Brett McGurk bunun içinde yetişti. Obama Başkan iken Joe Biden yardımcısıydı. Bugün bile yılda 3-5 yüz milyon dolarlık bütçeyle bu projelerine yatırım yapan bir ABD var. ABD için bu yatırım hesapsızca yapılan bir şey mi, sonunda bir hedefi elde etmek mi?

O halde nedir ABD stratejisi? En azından şunu söylememiz gerekiyor: İran sınırından Doğu Akdeniz’e uzanan bir Kürt devletçiği kurmak. ABD bunun için planlı bir yol izliyor olabilir mi? Bakınız bu cümlenin içinde enerji var, İsrail’i güvenlik altına almak var, rakip Rusya’yı uzaklaştırmak var, hatta o “demokrasi ve özgürlük” söyleminin uygulanması dahi var.

ABD’NİN UYGULAMASI VE TÜRKİYE

Türkiye’nin Suriye’deki mücadelesi sadece terör örgütleriyle mi? Hayır. Aslında giderek daha belirginleşti, Suriye’de Türkiye için asıl rakip, hasım veya tehdit ABD oldu. “Bu nasıl müttefiklik” diyeceksiniz, değil mi? “ABD’nin stratejisine uyarsanız, elbette müttefiki kalmaya devam edersiniz!” Bakın şimdi, bu kabul edilebilir mi? Egemen ve iddianız olan bir ülkesiniz, örneğin Türkiye bir Yunanistan değildir.

ABD’nin Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) marifetiyle, bütçesinden ayırdığı kaynakla, “eğit-donat” yöntemiyle karşımıza diktikleri teröristlerin hesabı başka türlü yapılmalıdır. ABD’nin Suriye’yi bölmekle ilgili politikasında kullandıkları sadece teröristler değil, başka birçok taşeronu kendine bağlamıştır. ABD Suriye’de yürüttüğü bu politikasını, CIA’yla, Siber Kuvvetleriyle ve Uzay Komutanlığı’nın yönetiminde olan uydularıyla, bölgedeki ve ihtiyaç halinde gelip-giden diplomatlarıyla ve politikacılarıyla, çeşitli baskı yöntemleriyle, ortaklarıyla, en başta stratejik müttefiki İsrail’le ve onların bütün kabiliyetleriyle koordineli sürdürmektedir.

Türkiye tek tek bunlarla mı “mücadele” etmeli? Hayır. Püf noktası veya anahtar cümle ne? Aslen ABD’nin, Suriye’nin ve bölgedeki dinamikler içindeki bütün ülkelerin “politik iradelerine tesir edecek yöntemleri kullanmalı”dır. Fiilen yapılan belli: Elbette kendi imkanlarının tümünü mücadele alanına seferber etmek. Ancak özel bir konuyu söylüyorum: “ Mücadelede iradeye tesir etmek!”

Asıl sorun durumundaki ABD Suriye’den çıkacak mı? ABD ile PKK’nın bağı değişir mi?

Bugüne dek şu başarıldı: ABD’nin kolayca yaparım dediği sınırımız boyunca uzanan o kantonları birleştirerek oluşturmak istediği garnizon devletçiği projesi (terör koridoru) engellendi. Belki şimdi bunu başka bir şekilde yapmak için çaba sarf ediyor. Yani stratejileri değişmedi, şartlara bağlı yöntemleri değişti.

Sonuçta ABD Suriye’den öyle kolay çıkacağa benzemiyor. Türk askeri ise evvela Suriye’de ve sınırları koruyor.

ABD VE ESAD

ABD bölgeden gitmedikçe onun sürdürdüğü “bölücü terör politikaları” devam edecek demektir. Şam yönetiminin yükü ise ağırdır, giderek de çıkmaza girmektedir. ABD, Suriye’ye “bitik ülke” demektedir. Eğer Şam yönetimi ülkesinin bütünlüğü ve iç savaşın sonlanması için çaba sarf edecek ise yapacakları bellidir; önce politikasını sonuca odaklamalıdır. Esad, “ABD’nin ülkesinde bulunmasının gayrimeşru olduğunu” ilan etmeli ve acilen “Türkiye ile ortak hareket etme” adımını atmalıdır. Öncelikle Şam buna ikna edilmelidir. Putin aldığı ihalenin gereğini yapmalıdır. Zira dört ay önce Soçi’de görüşülen konu bu merkezde olmuştur.

TÜRKİYE VE SURİYE

Başa dönelim. Peki, Türkiye’nin Suriye stratejisi ne idi? Belirgin, tarif edilir bir stratejiden bahsedilebilir mi? Ancak ABD’nin stratejisi gereği oluşan şartlarda gerekli tepkiler verildi. Bir süre gelişmeler tartışıldı.

Gelinen noktada Türkiye, kendi sınırlarını korumak, terörü ileriden önlemek ve içerideki sığınmacıların ülkelerine geri dönemelerine imkan saplamak için Suriye’de bir Güvenli Bölge oluşturma yoluna gitti.

Suriye’de DAEŞ terörüne karşı Fırat Kalkanı, PKK terörüne karşı Zeytin Dalı, Barış Pınarı, Esad’a karşı Bahar Kalkanı operasyonlarını yapmak zorunda kaldı. Bugün yeni bir kara operasyonu (adı henüz yok) üzerinde konuşuluyor. Türkiye operatif adımlarla inisiyatifle hareket etti mi? Evet.

Suriye ile ilgili bir noktadan sonra Türkiye, Rusya ve İran ile işbirliğine gitti ve Astana Süreci başlatıldı. Arada bir Rusya ve Türkiye ikili görüşmeler yaptılar, ortak kararlar aldılar (birkaçı Soçi’de). En son Putin-Erdoğan gerçekleştirdikleri Soçi zirvesi (5 Ağustos) gereği yeni bir durum üzerine anlaşma sağlandı. Nedir bu? “ABD stratejisine karşı birlikte mücadele etmek,” bu yaklaşımla Türkiye ile Suriye arasındaki işbirliğini artırmak, Esad-Erdoğan görüşmesini temin etmek. Bu yönde bir çaba var mı? Evet.

TÜRKİYE VE ESAD

Esad kendisinden beklenenleri yapamaz. Çok zor durumda. Ama kullanılabilir mi? Evet.

Esad’ın söylemesi gerekenler şunlar: “Suriye’de ABD gayrimeşru statüdedir, ülkemde bulunma sebebi yoktur. Cenevre’de anayasa yazılmasını engellemeyeceğim. İç savaşın çözümü ve Şam’ın güvenliği için Rusya ve İran’ı davet ettim ama Türkiyesiz hiçbir şey olmuyor, Türkiye’den destek talep ediyorum. Bugüne dek Türkiye’ye işgalci dedim, yanlış konuştum, anladım ki asıl dost Türkiye’dir. Türkiye’nin Suriye toprağında gözü yok, anladım. Şam’ın da Türkiye’nin toprak bütünlüğüne saygısı var. Şam’ın yıllarca beslediği PKK terörü büyük bir yanlıştır, PKK dahil teröristler ülkemi terk etmelidir. Asıl bölücü ABD ve PKK’dır. İsrail, Suriye topraklarındaki İran unsurlarını sebep gösterip sürekli saldırı düzenliyor, bunu kabul etmiyorum. İsrail’in Şam’a saldırılarının bir dayanağı yoktur. Hatta İsrail bir oldubittiyle Golan tepelerinin ilhakını da onadı, bu yanlıştır. Şimdi Erdoğan ile görüşmeyi özellikle talep ediyorum…”

Bunları söyler mi? Söylemez, söyleyemez.

Bu konuları şunun için ileri sürdüm, Türkiye’de, her şeyin Türkiye tarafından yapılmasını bekleyen bir kitle var, halbuki bu iş karşılıklı olmalı, bu tür soruları hatırlatayım istedim. Elbette Esad’ın ne olduğunu biliyoruz. Esad kendi ülkesi ve halkı için ne yaptı? Bana göre Esad ülkesini kendisi parçaladı, parçalattı, terörü kendisi besledi. Ha şimdi zorda mı? Zorda. Muhtaç mı? Muhtaç. Suriye’nin istikbali ve istikrarı için Türkiye diplomatik temasını hızlandırmalı mı? Evet. Esad gelsin Ankara’ya ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile, tıpkı Doha’da Sisi ile verilen o sıcak fotoğrafın benzeri şekilde, bir görüntü versin.

RUSYA

Rusya, Suriye’de ABD’yi dengeliyordu, ama bu durum değişti ve ABD bunu iyi değerlendiriyor. Bugün Ukrayna meselesinden dolayı Rusya’nın Suriye’deki durumu tartışmalıdır ve Türkiye’nin yapacaklarına itiraz edebilecek durumda değildir. O zaman Türkiye bu durumu da kullanabilir, değil mi?

TÜRKİYE’NİN OPERASYONU

Türk askeri için Tel Rıfat, Münbiç ve Aynülarab’ın sorun olmayacağını dünya alem biliyor. Sonra? Kamışlı konusunda Esad ve Rusya, Türkiye ile aynı yönde düşünecek mi, “al burayı Güvenli Bölgeye ekle” diyecekler mi?

Peki, Tel Rıfat yeterli mi? Otuz kilometre ötesi Halep. Halep halkı Türkiye’yi istiyor, Esad’ı değil. Halep halkı terör istemiyor, bölücü teröristleri hiç! Harita ne derse desin, Türkiye’nin böyle bir planı var mı? Yok. Ama Esad korkuyor, Türkiye’den korkuyor.

Türkiye’nin Suriye toprağında gözü yok, şartlar oluşunca zaten çıkacak. Oluşması beklenen şartlar ne? İstikrarın oluşması. Türk askeri için durum belli, ABD ve teröristler o ülkeden çıksın, sığınmacılar evlerine dönsün, sınır güvenli hale gelsin, Suriye’de işi ne? Esad korkmasın, ama sapkın fikirlerden ve kibirden de uzak dursun, örneğin ikide bir Hatay demesin, mevcut durumun idrakiyle hareket etsin.

Şartlar neyi gerektiriyorsa Türkiye tarafından inisiyatifle o yapılıyor. Belki 3-5 yıl daha geçecek, bu çeşit süreçler, güç mücadelesi yaşanacak, sonra diyeceğiz ki, “Erdoğan’ın stratejisi başarılı/başarısız oldu” şeklinde… İşin tabiatı bu!

Bu bir mücadeledir. Hibrit yöntemler uygulanır. Suriye’de hedef politik iradeyi kontroldür.

SONUÇ: MÜCADELE

Sonucu belirleyecek şey mücadeledir. Mücadeleyi bırakmamak, zayıflatmamak, bilakis güçlendirerek devam etmek, ısrarcı olmak önemlidir.

Tarihi perspektifte bakın. Buna değer mi? Değer. Orta Doğu önemli. Bugün için iç savaş yaşayan Suriye önemli. Deniz sınırları yeni şekillenen Doğu Akdeniz önemli.

Esad için ne derseniz deyin, şahsen benim için zalim bir figür, ama konjonktür onu kullanmayı gerektiriyorsa bu dahi yapılmalıdır. Esad, bir kerecik “ABD ülkemden gitsin” desin!

ABD stratejik manada 1950’lerden bu yana bu bölgededir. Soğuk Savaş sonrası yaşananlar belli! Savaşlar…

Tarihin bu noktasında Rusya, Ukrayna’dan dolayı Suriye’de zayıflamıştır. Şimdi durumunu kurtarmaya, idame ettirmeye çabalıyor. Türkiye’ye ihtiyacı var. ABD de bunu biliyor, buna bağlı hareket ediyor.

Burada Türkiye’nin ülke sınırı var; denge ne İran’a ne de ABD’ye bırakılabilir. Esad ve Putin kendilerini düşünüyor.

Belki İsrail ile bu konuların ele alınması bile gerekebilir. Çünkü nereden bakarsanız bakın, her defasında kazanan İsrail oluyor.

Bu kez durum ciddi, Suriye’nin paramparça olması kabul edilebilir bir konu değildir. Bu tür farklı diplomasi arayışları geliştirilebilir.

İşte ileride anacağımız Türkiye’nin strateji şu olacaktır: Mücadele stratejisi!

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Yeni Kral, Başbakan ve Küresel İngiliz Politikası

DİĞER YAZI

Barış Yolunda

Politika 'ın son yazıları

Jeopolitik Köprü

Bu makale bir Almanya Şansölyesi Olaf Scholz eleştirisidir. Karizmatik lider Angela Merkel’den sonra kendinden belli oranda

Çağımızda Liderlik

Siyaseti, stratejiyi, yaşanan dünya meselelerini ve liderlik bahsini açıklamak bazıları için kolaydır, bazıları içinse zor. Bunun