Yeni Kral, Başbakan ve Küresel İngiliz Politikası

Okuyucu

Birleşik Krallık, 10 Numaralı Konut için kısa zamanda üç Muhafazakâr kiracı değiştirdi. Boris Johnson ve Liz Truss’tan sonra Hint asıllı, eski Maliye Bakanı bugünün Başbakanı Rishi Sunak’ı gördük. Sunak tartışmalı bir isim mi, kendisinden beklenenler neler? Bazı çevreler bu konuyu İngiltere’nin olağan siyasi seyrinin ötesinde, sanki özel bir misyonla Başbakanlığa getirilen isim olarak göstermeye çalıştı. Bu endişeli bakış açısının haklı tarafı olabilir mi? Günümüz şartları içinde bu durumu anlamaya çalışalım. Zaman ve zemin ile olayların birbiriyle ilintisi bakımından acaba bu konuda tatmin edici neler söyleyebiliriz?

BİRLEŞİK KRALLIK VE CHARLES’LAR

Tarihsel açıdan Birleşik Krallık için bazı köşe taşlarını gözden geçirelim. Gelişmiş bir demokrasiden bahsediyoruz. Magna Charta’nın ilanı 1215’tir. Kraliçe I. Elizabeth (1258-1603) ülkesinde Protestanlığı kurdu. Birinci Elizabeth ölünce yerine Mary Stuart’ın oğlu İskoçya Kralı VI. Jack, I. Jack olarak tahta çıktı. Böylelikle İskoçya, İrlanda ve İngiltere birleştirildi. Tudor’lar zamanında Amerika ve Rusya ile ticaret yapıldı ve ülkede zengin burjuvazi gelişti. Kral, Anglikan Kilisesinin şefiydi ve Calvinizm gelişti. 

Birinci Jack’tan sonra 1625’te oğlu I. Charles tahta çıktı. Birinci Charles, mutlak iktidarı kullanmanın kral için yalnız bir hak değil, bir ödev olduğuna inanıyordu. Birinci Charles daimî bir ordu kurmak için savaşmaya ihtiyacı olduğunu düşündü ve Fransa’ya savaş ilan etti. Bu savaşın nedeni Fransa’daki Protestanlara yardım etmekti. Savaşa devam edebilmesi için Avam Kamarası Krala, Haklar Kanunu’nu imzalattı. Sonra bazı önemli olaylar gelişti, Kral, Avam Kamarasına girdi, Londra ayaklandı, bu bir ihtilal idi. Bu ihtilal ile Kral, Londra’yı kaybetti, milisler onun emirlerine uymadı. Yine de halk Krallık’ın ayakta kalmasını seçti. Birinci Charles yeniden toprak sahiplerinin gücünü kazandı. Bu zaman içinde I. Charles, Oliver öğütlerini dinliyordu ve yeniden bir ordu kuruldu. Bu orduda Püriten diye adlandırılan ateşli Calvinistler vardı. İç olayların önü kesilmedi. Crommwell, I. Charles’i mahkeme çıkarttı ve burada subaylardan oluşan mahkeme Kralı suçlu buldu, idamına hükmetti ve infaz 1649’da gerçekleşti.

Bir ara dönem var, Crommwell’in dönemi. Bu dönem bir tür diktatörlüktür diyenler de oldu, Crommwell’in kral seçilmesini isteyenler de. Sonra Birinci Charles’ın oğlu II. Charles 1660 yılında olarak tahta geçti. İkinci Charles kraliyet yükünü kaldıracak seviyede biri olamadı. En önemli özelliği şehvet düşkünü olmasıydı. Bu dönemde kargaşa, iç savaş, Püritenlerin sofuluk istibdadı sürdü. Hatta ticari anlaşmazlıklar sonrası Hollanda ile savaş yapıldı. Bu savaş Birleşik Krallık’a yük olunca karşısında büyük ödünler vermek kaydıyla ipler bir süreliğine Fransa’nın eline geçti. İkinci Charles dini konuları hafife aldı. Protestan bir ülkede ve bu yönde gelişmiş gelenekte II. Charles Katoliklik ile yakınlaşmış idi. İkinci Charles 1685’te öldü.[1]

Bugüne gelelim, Birleşik Krallık’ın başında II. Elizabeth’in oğlu 73 yaşındaki III. Charles var. Başka şekilde söylersek, 1685-2022 arasında tam 337 yıl bu ülkede Charles ismiyle bir kral olmadı. Elbette burada Charles isminin hiçbir önemi yok. Tarihten alıntı ile kastedilen nokta, Adada zaman zaman kifayetsiz kralların, gelenek dışı davranış sergileyenlerin, zamanın gelişmelerini doğru okuyamayanların, güçler arası ilişkileri kuramayanların, yanlış dış politika güdenlerin, hatta savaş açmanın kendine kazanç getireceğini düşünenlerin olabildiği konusu var. Bir de tarihte Adada yaşanan bu ihtilal dönemi Charles’ların olduğu zamanlara rast gelmesi konusu var. O zaman beklenti şu olsun, İngiltere yeni bir devrim yaşamasın! 

Ama şunu da işaret edip bu bölümü kapamak isterim, İngiltere demek çıkarların en üst seviyede ve sistemli bir biçimde ele alındığı demokratik bir ülke demek ise bu ülkede kral krallığını bilir, başbakan kendi görevini, çünkü esas olan sivil toplumdur, partilerdir, sendikalardır, kamaralardır, hiyerarşidir, vs. Dahası bu yapıların ada dışında dünyanın her yerinde ne olup bittiğiyle ilgilenen ve buna göre politika üretmeye güdülenmiş bilinçli bir elit yapı vardır.

KÜRESEL MESELELER, YENİ KRAL VE YENİ BAŞBAKAN

Dünyada bugünün önemli sorunları neler? Hem küresel hem de Birleşik Krallık’ın merkezde olduğu şekilde başlıklar halinde sıralayalım: İklim krizi, küresel ekonomik kriz, Covid-19, Ukrayna’daki savaş, Rusya ile başta istihbarat olmak üzere yaşanan güvenlik sorunları, Brexit sonrasında Birleşik Krallık atmosferi, Avrupa ile ilişkiler, Hint-Pasifik’te gerginlik, ABD-Çin rekabeti, Anglosphere’in canlandırılması, İngiliz Milletler Topluluğu’nun hatırlanması, küresel ölçekte aşırı silahlanma ve nükleer tehdidin tekrar ortaya çıkması, dünyada yeni kutuplaşma emarelerinin artması.

Bütün bu değişim ve zorluklarla beraber Kral III. Charles’ın Birleşik Krallık ve Muhafazakâr yapı ülkenin başbakanını seçti, Sunak oldu. Peki, Sunak ne mesajlar veriyor, bakalım.

ÇİN İLE ALTIN ÇAĞ SONA ERDİ

Sunak yaptığı açıklamada, Pekin’in İngiltere’nin çıkarlarına ve değerlerine yönelik sistemik meydan okumasının daha şiddetli hale geldiğini ve Çin ile ilişkilerin sözde “Altın Çağı”nın sona erdiğini söylüyor.[2]

Çin ile aralarında Altın Çağ mı vardı? Bu bir bakış açısıdır. Başta Hong Kong olmak üzere Uzak Doğu’da Birleşik Krallık’ın önemli bir kaynak oluşturduğunu ve sömürgeci olduğunu hatırlamamız gerekiyor.

Bugün resmi adıyla Çin Halk Cumhuriyeti’nin Hong Kong Özel İdari Bölgesi, 7,5 milyon nüfusu ile Hong Kong, dünyanın en yoğun nüfuslu yerlerinden biridir. Hong Kong aynı zamanda büyük bir küresel finans merkezi ve dünyanın en gelişmiş şehirlerinden biridir. İngilizler buraya daha 1840’larda geldi. Hong Kong, Britanya İmparatorluğu’nun bir kolonisi olarak 1842’de kuruldu. Afyon Savaşları dönemi yaşandı. İngiltere’nin 1898’de burayı 99 yıllığına kiraladı. Hong Kong, II. Dünya Savaşı sırasında (1941’den 1945’e kadar) Japon İmparatorluğu tarafından işgal edildi. Japonya’nın teslim olmasının ardından burası yeniden İngilizlere geçti. Kiralama dönemi sona erdi ve anlaşma gereği bu bölge 1997’de Çin’e devredildi. 

O halde 1997 ila 2022 arasında ne değişti de bugün Sunak, Altın Çağ sona erdi, diyor? Bu dönemde Çin gelişti ve bugün küresel çapta ABD’ye kafa tutar bir güce ulaşmanın eşiğindedir. ABD, eğer Çin’i durduramazsa 2035’te kendisini geçebileceğini açıklarken, onunla hareket eden İngiltere, aslında Anglosphere ülkeleri, büyük bir küresel güç mücadelesi (Hakimiyet Savaşı) içerisine girdi. ABD’nin, Ulusal Güvenlik Stratejisi-2022’ye göre Çin’i düşman ilan ettiği bir dönemde, İngiltere’nin başında Kral III. Charles ve Başbakan olarak tayin edilen Sunak var. Eğer 1842-2022 arası (aradan dört yıllık Japon işgali dönemini çıkarabiliriz) Altın Çağ ise sömürgecilik dönemi ve küreselleşmenin bugüne kadarki gelişimini birlikte okuyarak, burada yüksek bir İngiliz çıkarı döneminin varlığından söz etmemiz gerekmektedir. Demek ki Muhafazakâr yapı ve kabine tarafından bugün duyulan endişe, Çin’in gelişmesi ve ulusal bir politikayı sürdürmek istemesidir.

Geçtiğimiz pazartesi günü yaptığı bu ilk büyük dış politika konuşmasında Sunak, İngiltere’nin Çin’e yaklaşımının gelişmesi gerektiğini söylerken, Pekin’in devlet gücünün tüm kaldıraçlarını kullanarak bilinçli olarak küresel etki için rekabet ettiğini söyledi. Bu durumda bugün küresel rekabetten doğrudan etkilenen bir İngiltere var ve yeni başbakanın dış politika görevi bu rekabette Çin’e yönelik ciddi bir planı uygulayacağı.

Analizciler acaba Sunak’ta bir değişim mi oldu diye bakmaktadır. Çünkü, henüz Maliye Bakanı olduğu dönemde Sunak, Çin’in üzerine gidilmemesi şeklinde daha ılımlı bir bakış açısına sahipti. Çin ile ekonomik bağları genişletirken, insan hakları endişelerini dengelemek için, Çin’e incelikli bir strateji çağrısında bulundu.Bugün Başbakan olarak Sunak, Çin’e pek de ılımlı bakmıyor olmalı. İki ülke arasında, eğer ticaret ilerlerse Çin’de sosyal ve siyasal reformlar kendiliğinden gelişir, gibi ifade edilen safiyane yaklaşımın artık geçerli olmadığından emin.

G20’de Bali’de Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile yapılan zirve başarısızlıktı. Sonra Sunak geldi, Londra’daki devlet binaları başta hassas noktalardaki bütün Çin malı güvenlik kameralarının sökülmesi talimatını verdi. Bu tepki dikkat çekici bulundu.

BBC’nin gazetecilerinden birinin Çin polisi tarafından saldırıya uğradığına ilişkin açıklamasında Sunak gayet sertti: “Çin’in değerlerimize ve çıkarlarımıza sistematik bir meydan okuma oluşturduğunu, daha da büyük bir otoriterliğe doğru ilerledikçe daha da şiddetlenen bir meydan okuma oluşturduğunun farkındayız.”

Sunak’ın kullandığı dil ve fikir, diğer ortakları, örneğin ABD, Kanada, Avustralya ve Japonya gibidir. Çin ile küresel ekonomi ve iklim krizi konularının çözülmesi noktasında ortak hareket edilmesi gerektiğini biliyor, ama sahada bu güçlü otoriter ülkenin alanını daraltacak her türlü tedbirin alınmasının da gerekli olduğunu düşünüyor.

ÇİN’İN KUŞAK YOL İNİSİYATİFİ (BRI)

Çin’in BRI kapsamında üç hat ile İngiltere’ye doğru projesini sürdürdüğünü biliyoruz. Kuzeydeki Buz Denizi hattı yeni bir ticaret ve ulaşım hattıdır. Denizlere hükmetmeyi iyi bilen İngilizlerin yeni açılan Arktik bölgede kendi inisiyatifini geliştirememesi, sahayı Rusya ve Çin bir yana, diğer bütün rakiplere kaptırması asla düşünülmemelidir.

İkinci BRI hattı, klasik İpek Yolu diyelim buna, karadan, Asya’yı kat ederek, Hazar bölgesinden Avrupa istikametinde ilerleyen hattır. Onca ülke ile tarihsel politik-diplomatik ilişkisi olan İngilizlerin bu yeni duruma göre bir yeni strateji belirlemesi de beklenen adım olmalıdır. Neye karşı? Rusya ve Çin bir yana bütün rakiplerini gözeterek.

Gelelim Hint-Pasifik deniz yoluna. İngilizler uzunca zaman Doğu Hint İpek Yolu olarak ilan ettiği bu deniz yolunun iplerini başkalarına mı kaptırır? Mümkün mü böyle bir düşünceyi savunmak? 

UKRAYNA’YA DESTEK SÜRÜYOR

Sunak, eski Başbakanlar Boris’in ve Truss’ın uyguladığı Ukrayna’ya güçlü desteği sürdürerek hükümetin gelecek yıl Kiev’e askeri yardımı sürdüreceği açık. Kiev ziyaretinde bu açıklamaları bizzat yaptı. “Öyleyse şüpheniz olmasın, Ukrayna’nın yanında sonuna kadar duracağız. Önümüzdeki yıl askeri yardımlarımızı sürdüreceğiz veya artıracağız. Hava savunması için de yeni destekler sağlayacağız.”

Eylül ayında İngiltere, ABD’den sonra Ukrayna’ya en büyük ikinci askeri bağışçı olduğunu ve bu yıl 2,3 milyar sterlin (2,8 milyar dolar) yardım sağladığını söyledi.

Ben bu açıklamaları daha da genişleterek, Baltık’tan Hazar’a kadar merkezini Ukrayna olarak açıklayabileceğimiz kritik coğrafyada her türlü politikada İngiltere aktif bir dış politika uygulayacak diyorum. Örneğin küresel enerji politikalarına bakarken, bu bölgedeki politik adımlara sürekli dikkat etmemiz gerekecektir.

STRATEJİK PLAN

Sunak, Rusya ve Çin gibi hasımlarıyla ilgili şunları söyledi: “Bu zorluklar karşısında kısa vadecilik veya hüsnükuruntu yeterli olmayacak. Soğuk Savaş argümanlarına veya yaklaşımlarına ya da geçmişle ilgili salt duygusallığa güvenemeyiz.” 

O halde Birleşik Krallık’ın stratejisi gereği Rusya ve Çin perspektifinde uzun vadeli planlar devrededir ve Sunak, bu planların revize edildiği dönemde, titiz bir anlayış içinde olacağını işaret etmektedir.

POLİTİKA

Daha şimdiden analizciler tarafından Sunak için, liderliği altında İngiltere’nin statükoyu seçmeyeceği ve uluslararası rakiplerinin karşısına büyük bir retorikle değil, güçlü bir pragmatizmle çıkacağı söylendi.

Öyleyse, gülümseyen, dans eden, küreselleşmeyi sindirmiş karaktere sahip ve Asya kökenli bir Sunak ile Birleşik Krallık, pragmatik politikalar yürütecek diyebiliriz.

SONUÇ

Bir kere Güneş Batmaz İmparatorluk’tan bahsettiğimin bilincindeyim. Soğuk Savaş’ın bitirilmesi ve küresel düzenin kurulması sürecinde ABD ile birlikte, özellikle Ronald Reagan ve Margaret Thatcher döneminde, Birleşik Krallık’ın dünya politikasındaki ağırlığını da biliyorum; çok aktifti, etkiliydi ve belirleyiciydi. Ben bu dönemi yakinen izleyenlerdenim. Ancak özellikle ABD’deki George W. Bush döneminden bugüne Birleşik Krallık için kritik ettiğim husus şu oldu: O ağırlığını hissettiren ülke nerede? İstikrarlı bir Kraliçelik dönemi (1952-2022) olarak II. Elizabeth’i içine alan bir dönemden bahsediyorum. Şimdi III. Charles ve Sunak yeni bir dönemin stratejik yükünü omuzlarına aldılar. Verdikleri işaretlere bakarak diyebilirim ki Birleşik Krallık yeniden aktif, etkili ve belirleyici olma dönemini arayacak. Baktılar ki bu geçiş döneminde, yani Birleşik Krallık’ın küresel ölçekte ağırlığının daha belirgin hissettirileceği fiili dönemin hazırlığında, Sunak gibi yumuşak geçişi sağlayabilecek ama pragmatik normları gözetebilecek, Muhafazakâr kanadın sözünden çıkmayacak bir hesap adamına ihtiyaç var, şimdi o bu misyonla görev yapacak, ne kadar imkân verirlerse tabii. Üçüncü Charles ise şimdiden söyleyebiliriz, ilginç bir Kral olacağa benziyor, bakalım kibrini yenebilecek mi? Ancak İngilizlerin derin politik deneyimi bu Kral ile de nasıl yürünebileceğini gayet iyi biliyor, önceki Charles’lerin dönemlerindeki tecrübeye bakarak bunu söyleyebiliyorum.


[1] Gaetano Mosca, Siyasi Doktrinler Tarihi, Eski Çağ’dan Zamanımıza Kadar, Çev. Semih Tiryakioğlu, Bilge Kültür-Sanat, 2019, İstanbul, S. 137-146.

[2] İngiltere Başbakanı Sunak, İngiltere’nin Çin ile ‘Altın Çağının’ sona erdiğini söyledi (Prime Minister Sunak says UK’s ‘golden era’ with China is over), David Milliken, Reuters, 29 Kasım, Londra. Link: https://www.reuters.com/world/uk-prime-minister-sunak-vows-maintain-military-aid-ukraine-2022-11-27/ En son giriş: 28 Kqsım 2022.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Suriye’de Hedef: Politik İradeyi Kontrol

DİĞER YAZI

STRATEJİK BAKIŞLA SURİYE MESELESİ

Politika 'ın son yazıları

Jeopolitik Köprü

Bu makale bir Almanya Şansölyesi Olaf Scholz eleştirisidir. Karizmatik lider Angela Merkel’den sonra kendinden belli oranda

Çağımızda Liderlik

Siyaseti, stratejiyi, yaşanan dünya meselelerini ve liderlik bahsini açıklamak bazıları için kolaydır, bazıları içinse zor. Bunun