suriyede-kalici-cozum-bilmecesi
Suriye’de Kalıcı Çözüm Bilmecesi

Suriye’de Kalıcı Çözüm Bilmecesi

416 Tıklama
11 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Suriye’ye kalıcı barışın gelebilmesi için taraflar arasında yoğun diplomatik çabaların sürdüğü bugünlerde Türkiye’de en çok konuşulan, Suriye’de kaç ABD askeri kalacak, Güvenli Bölge nasıl olacak, gibi sorular olmaktadır. Diğer yandan Astana Süreci çerçevesinde Türkiye’nin Rusya ve İran ile işbirliği devam etmektedir. Yine tarafların gerçekleştirdiği diplomatik çabaların ötesindeki açıklamalarla barışa ulaşma temposunun yavaş bir ilerleme seyrinde olduğunu anlıyoruz. Bu noktadayken bile Suriye’de yeniden imarla ilgili konuları öne sürenler ve daha fazla konuşulmasını isteyenler mevcuttur.

ABD, 2015 yılında belirginleşen stratejisi ile küresel radikal terör örgütü DEAŞ’ın sağladığı meşruiyet imkanına bağlı olarak Suriye’de kendine göre hedefleriyle bir çözüm yolu üretti. Bu neydi? Suriye’ye barışı getirmek, Rusya’nın ve İran’ın yayılmacılığını dengelemek, İsrail’in güvenlik kaygılarını gidermek, Ortadoğu’da bulunma sebepleri olan Araplarla işbirliği halinde hareket etmek ve enerji kaynaklarını kontrol etmek ve küresel terörle mücadele etmek. Kuzey-Doğu Suriye’de geniş bir bölgede PYD/YPG’nin (terör örgütü PKK uzantılarının) kontrolünü ABD kendi elinde tutarak esasen bir nüfuz alanı yaratmış olacaktı ve bu hedeflerini böylelikle sağlayacaktı. Plan buydu ve uygulandı.

ABD’ye göre bugün durum ne? “Suriye’de DEAŞ çok büyük oranda bitti. Küresel terör konusunda ABD (SDG dahil) müttefikleriyle zafer elde etti. Bölgede kendi menfaatlerini sürdürmek açısından SDG belli bir seviyeye kavuşturuldu. Ayrıca bu yapı Cenevre’de yeni anayasayı yazacak komisyonun içinde yer alacak düzeydedir. Bu olursa Suriye barış görüşmeleri başlayabilir.”

İşte bütün bunların ortaya çıkardığı temel konu Türkiye’nin endişelerine sebep olan SDG ile ilgili olmaktadır. Sözümona Suriye Demokratik Güçleri (SDG) en başından bu yana var olan bir yapı değildir. Başta adı terör örgütü PKK idi, uzantıları PYD/YPG halinde Suriye’ydi, Irak’taki teröristler ile Suriye’dekiler takviye edildi, en sonunda bu birleşim yereldeki başka unsurlarla karıştırıldı ve adına SDG da dendi. Bir anlamda para aklamak gibi, burada terör örgütü aklama operasyonu yapıldı. Hakim güçler çözümü bir terör örgütü üzerinden geliştirmişti, ki o örgüt uzunca süredir Türkiye’ye karşı içte ve dışta faaliyet yürütmektedir. ABD ve Avrupa ülkelerinin istihbarat dokümanlarında bu husus sabittir.

Suriye’de çözüme odaklananlar açısından taraflar kimler? Birleşmiş Milletler, ABD, Avrupa (İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya başta), Körfez ve Arap Birliği Ülkeleri (Mısır, Suudi Arabistan, BAE, Umman başta), İsrail, İran, Rusya, Türkiye ve muhalifler. Suriye’de bir Arap Baharı sürecine gidilmesinin asıl sebebi olarak Esad Yönetimine muhalif unsurların varlığını taraf şeklinde tanınmaktadır. Yani kavgayı yapanlar Esad ve muhalifler; diğerleri barıştırmaya çalışanlar, mağdurlar, durumdan vazife çıkaranlar, çıkarcılar ve teröristlerdir.

Bunca yaşanandan sonra mesele Cenevre’de yeni anayasa yazım faaliyetine bağlanmak üzeredir. Anayasayı yazacaklar Suriyelilerdir. Yani belli oranlarda Esad yönetimindekiler ve muhalif temsilciler olacaktır. Bu faaliyet başlarken diğer yandan sahada çıkar gruplarının ve terör odaklarının baskılanması gerekmektedir. Bu baskılama işini kimler yapacak? Meşruiyeti olan BM, Suriyeliler (Esad ve muhalif  gruplar), Rusya ve Türkiye. DEAŞ bitince meşruiyeti ortadan kalkan ABD ve DEAŞ koalisyonuna katılan diğer ülkeler ise bugün; “SDG ile düzeni bozmaya kalkışanlara karşı bir baskı unsuruyuz,” diyorlar!

ABD kuzey ve doğu Suriye sektörlerinde 200’er olmak üzere toplam 400 asker bulunduracak ve yaklaşık 2.000 askerini de bölgeden çekecek. Şimdilik açıklamalar böyle. Bu askerler bölgede başlangıçta DEAŞ için bulunmaktaydılar ama evlerine dönerlerken SDG’yi oluşturup bırakıyorlar. O zaman 400 ABD askeri ne iş yapacak? (Yukarıda hedefleri sıralamış idik,) ABD menfaatlerini sağlamak için bayrak gösterecek, SDG ve bunlara verilen silahları koruyacak. Peki aynı konumda başka kimler var? DEAŞ ile mücadele için kurulan 30 ülkeden kalanlardan başta Avrupa, Körfez ve Arap Birliği Ülkeleri. Yani SDG’yi korumak maksadıyla ABD, Fransa, Suudi Arabistan, vs. ülkeler burada olacaklar!

Türkiye en başından buyana SDG’yi değil, gerçek Suriyeli Kürt temsilcileri savunuyor. Astana Süreci çerçevesinde devam eden İran, Rusya ve Türkiye arasındaki zirve toplantılarının somut bir ürünü var. Suriye’nin geleceği ve kalıcı barış için yeni anayasayı yazacak komisyon temsilcilerinin listelerini doğru hazırlamak önemli bir işlev. Listelerden ikisi hazırlandı son liste üzerine görüşmeler devam ediyor. Ancak dün Rusya DİB Sergey Lavrov’un verdiği bir demeçten, “Türkiye sapla samanı karıştırıyor,” dediği sözlerden anlaşılan şu: “SDG içinde PKK’lı olmayanlar da var, gel bunların üçüncü listeye yazılmasını kabul et. PKK’dan dolayı endişeni gidermek için gerekirse, Adana Mutabakatı kapsamında, Rus askeri polis gücü ile sınırını emniyete alalım. Güvenli Bölge kurulsun, sen de bunun içinde ol.”

Öyleyse bugünlerde üzerine yoğunlaşılan çabalar neler, sıralayalım: Komisyon temsilci listelerini tamamlamak, Güvenli Bölge üzerine karar vermek ve planları yapmak, Esad’a muhalif olan meşru unsurların dışındaki çıkar ve terör guruplarından kurtulmak, Türkiye’nin endişelerini gidermek.

Şunu söylemek de mümkün: Süreçte “yapıcıyım” diyenler esasen kendi nüfuzlarını artırarak masada çıkarlarına dönük sonuç elde etmenin peşinde olacaklardır. Sahada kendilerini çıkar ve terör gruplarını baskılamaktan sorumlu görenler ise (şimdiye kadar görüldüğü üzere) kendi tasarruflarında süreci etkileyecek (dolaylı veya doğrudan) “yıkıcı” eylemlerde bulanabileceklerdir!

Sonuçta Suriye bilmecesi hakkında cevap bekleyen çok sorunun olduğunu gördüğümüzü söyleyebiliriz. Tarihte her dönemde savaşlar ve barışlar bu tür güç mücadelesi içinde belli bir şekle getirilmiş idi. Bazıları kalıcı çözümler üretti, bazılarıysa yeni bir yıkıma kapı araladı. Bu defa da Doğu Akdeniz’de paylaşım konusu gündeme getirilmeden, bu hususlarda açık açık niyetler beyan edilmeden, tarafların insafına sığınarak sürdürülen ve adına yapıcı denen bu türden çabaların ne denli endişeler uyandırdığına hep birlikte şahit olmaktayız. Bütün bu işler Suriye halkını perişan etti. Bir diğer gerçek de en fazla mağdur olan Türkiye’nin durumu ile ilgilidir. Türk halkı hiç kimsenin insafına kalmadan bu konularda üzerine düşeni yapmaktadır.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Lavrov’un İlginç Açıklaması

DİĞER YAZI

Hindistan-Pakistan Gerilimi

Politika 'ın son yazıları