suudiler-ile-turklerin-liderlik-yarisi-mi-var
Suudiler ile Türklerin Liderlik Yarışı mı Var?

Suudiler ile Türklerin Liderlik Yarışı mı Var?

Okuyucu

Merhum Cemal Kaşıkçı olayı Suudiler ile Türkleri ayrıştırmalı mı, birleştirmeli mi? Böyle bir konu ve fırsat söz konusu edilebilir mi? ABD, Türk ve Suudi ilişkilerinden nasıl etkilenir? Stratfor’un 29 Ekim tarihli, “Kaşıkçı Üzerine Türkiye Suudiler ile Köprüleri Neden Yakmıyor?” başlıklı değerlendirmesi gayet ilginç. Atlantik’in diğer yakasından bakınca Ortadoğu’daki konuların nasıl görüldüğünün de bir örneği olan bir yazı doğrusu Ortadoğu’daki cari çatışmaların bir açıklaması niteliğindedir.

Önce şunu söyleyebilirim, Atlantik ötesi sadece Şii-Sünni ayrılığıyla değil, aynı zamanda Sünni dünyasında liderliği Suudiler mi, Türkler mi yapıyor, şeklindeki ayrılıkla da ilgileniyor. Acaba bizler bunun ne denli farkındayız?

Suudi Arabistan ile Türkiye arasında bir rekabet söz konusu mu? Bu rekabet Kaşıkçı davası ile nasıl ilişkilendirilebilir? Türkiye’nin dikkatli davranması Atlantik ötesine ilginç gelmiş olmalı. Zira onların, Türkiye’nin sıradan bir davranış göstermesini beklediklerini anlamak zor değil. Sanki şaşırmışlar ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın süreçten azami yarar elde etmesi konusunu anlamaya çalışıyorlar.

Suudi Veliaht Prens Selman Türkiye’yi “şer” devlet tanıması bilinen bir konudur. Kendini şer devlet olarak ifade edenlere karşı sertleşme yolunu seçmeyen Türkiye’nin beklentileri neler? Türkiye Kaşıkçı davası ile Suudileri köşeye kıstırmışken üstü kapalı bir pazarlık mı başlattı? Amerikalılar böyle anlıyor olabilirler ama esasen yapılan hukuk ve insan hakları ötesi bir şey değildir. Türkiye’nin bu tarzı Amerikalılara bile komplike gelmiş olmalı. Dikkat çeken nokta, Türkiye’nin böylesi biçimde bir yumuşak güç imkanının kullanma becerisi olmalı. Suudilerin özellikle Suriye’deki silahlı Kürt gruplarını ve aslında terörü destekledikleri malumdur. Türkiye bu durumun önüne geçmek için Kaşıkçı konusunu durum üstünlüğü yakaladıktan sonraki hamlelerle kullanıyor olabilir mi?

Ortadoğu’da Sünni liderlik rekabeti (eğer var ise) nasıl işliyor olabilir? Amerikalıların görüşüne göre, hem Suudiler hem de Türkler Şii yayılmacılık peşinde koşan İran’a karşı duruşta kendilerinin müttefiki olarak tarif ediliyor. Hal böyle olmakla birlikte Sünni dünyasında bir liderlik yarışının olduğu ifade ediliyor ya da olması isteniyor. Bu liderlik yarışının bir bölünme ve hatta Amerika tarafından istismar edilme imkanı yaratması düşünülüyor. Ancak konulara bakınca Suudilerin seçimleri gayet ilginç!

Sıralayalım:

  • Filistin konusunda Türkiye Hamas’ı desteklerken, Suudiler El Fetih’i;
  • Mısır’da Türkiye Mursi’yi ve dolayısıyla Müslüman Kardeşler’i desteklerken, Suudiler Sisi’yi;
  • Körfez ülkelerinde Türkiye Katar’ı desteklerken, Suudiler BAE’yi; hatta Türkiye’nin Katar’da asker bulundurmasından dolayı Suudilerin rahatsızlık duyduğu;
  • Halen bu Sünni liderlik yarışında Lübnan ve Ürdün’ün taraf seçmede ortada durdukları;
  • Türkiye Somali’de yaşam normalleşsin isterken, Suudiler çatışma derinleşsin tezinin savunucusu;
  • Türkiye Afrika’da ticaret yapmak isterken, Suudiler idarecilere rüşvetle Türk mallarının piyasaya girmesinin engelleyicisi;
  • Suriye’de Türkler Esad’a karşı bazı yerel grupları desteklerken, Suudilerin bölücü eli silahlı Kürt grupları, Amerika ve İsrail gibi desteklemesi;
  • Son olarak, Türkiye doğal olarak (Türk ve Müslüman olmaları ilk planda söylenecektir,) KKTC’yi desteklerken, Suudilerin GKRY ve Yunan tarafını desteklediği gibi konular var.

Bu ayrımdan dolayı Prens Selman’ın Türkiye’yi “şer” devletlere eklemesi doğru mu? Bu ayrıma bakılırsa Suudiler için ilginçlik nerede dersiniz? Çünkü onlar Amerikalıların kendilerine işaret ettiklerini seçiyorlar da ondan, kendi fikirlerinin olmaması alenen dikkat çekiyor. Bu tarz bir bakış açısıyla ne Ortadoğu’ya barış gelir ne de Suudi halkının iradesi temsil edilmiş olur.

Amerikalılar üstü kapalı biçimde bir endişe duymaya başladı mı? “Ya Türkler ve Suudiler bundan böyle birbirlerini rakip görmezlerse, Kaşıkçı olayı bu iki ülkenin birçok konu üzerine anlaşma zemini bulmaları açısından bir fırsat haline dönüştürülürse, Amerika ve İsrail’in halen bu liderlik yarışıyla ortaya çıkmış olan ayrımdan yararlanması işinin son bulması söz konusu olursa…” Bu gibi bir endişe şimdiden görülmeye başladı bile. Bu bakımdan çeşitli çevrelerin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bilinçli hareket etmesinden rahatsızlık duyduklarını ima etmeleri boşa değil. Dün kendi fikirlerince “otokrat, uzlaşmaz” dedikleri bir lider, “çok da uzlaşıcı ve adil hareket ediyor,” deniyor.

İşin kötüsü, yine Amerikalıların verdikleri akılla, bu güne dek kibirli bir tavır takınmış olan Suudi Krallığı hamlenin nasıl geleceğinden korkar oldu. Zira İngiliz basını da yazdı, “Bugün Suudi hanedanını belirleyecek olan seçim Erdoğan’ın iki dudağı arasından çıkacak!” Halbuki Suudiler bugüne dek şöyle düşünüyorlardı: “Ver Türklere bir iki inşaat ihalesi, baksınlar işlerine…” (Hatta Türkiye Suudilere Aselsan ürünleri, Altay Tankı, İHA satmak istiyor bunu fırsat olarak kullanabilir diye endişe duyanlar da var.)

Ya şimdi? “Bir Suudi Hanedanlığı skandalının daha da büyüyüp belirlememesi bir yana, geleceğinin belirlenmesi ipleri Türklerin elinde.” Bu durum aynı zamanda her iki tarafı da endişelendiriyor; hem şu an kriz içinde olan Suudileri hem de bugüne dek Suudilerin ipini tutan Amerikalıları.

Düşünsenize, Ortadoğu’da pek çok fiili durum bu Veliaht Prense bağlandı;

  • Yemen Savaşını bu Veliaht Prens ateşledi,
  • Katar’a uygulanan ambargonun isteklisi,
  • İran ile gerçekleştirilecek ambargonun ve devamındaki mutasavver çatışmanın yöneticisi,
  • Kuzey Suriye’de kurulması planlanan bir terör devletinin destekçisi ve savunucusu,
  • Filistin’de ve Kudüs’te İsrail oldubittilerinin örtbas edilmesinde Müslüman dünyanın oyalayıcısı,
  • Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynaklarının dünyaya sevk edilmesinde piyasanın belirlenmesinde etkili namzet kişi, bu genç Arap Prens idi ve verilen görevlerde gerekenleri daha da yapacaktı… Şimdi ne olacak?

Amerikalılar çok ileri düşünceliler! Bilindiği gibi Arap turistler Türkiye’ye ziyarete geliyorlar, mülk satın alabiliyorlar, vs. Bu durumda iki halk yakınlaştığında ve idarecilerine baskı yaptıklarında, “Ortadoğu’da bizim çıkarlarımız tehlikeye girer mi,” diye endişeliler. Hatta bu durumu Suudi yönetimine şimdiden ikaz mahiyetinde ifade ediyorlar: “Sünni gücünün ve Arabistan nüfusunun kontrolü Türklere kayabilir, aman ha dikkatli olun!” Bu nasıl bir propaganda?

Belli ki taraflara Kaşıkçı olayı çok şey çağrıştırdı!

Türkiye mezhep liderliği gibi bir amaçla politika yapmıyor. Bu tür yakıştırmalar özellikle İngilizlerden kalma, ama daha sonra 1940’lardan günümüze Amerikalıların Ortadoğu’da yapageldiği bir faaliyet türüdür. “Böl ve hükmet!” dedikleri böyle bir konudur. Merhum Kaşıkçıyı bile bu tür pazarlıklara konu etmeleri çok yanlıştır.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Dörtlü Zirve

DİĞER YAZI

Medya Gücü

Politika 'ın son yazıları

Pelosi Diplomasisi

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi ile yeni bir dış politika anlayışı gelişti: Pelosi Diplomasisi. Bu

Barış Stratejisi

Hemen her politikacı, lider, diplomat aynı sözleri sarf ediyor: Sorun savaşla değil, diplomasiyle çözülür! İyi de

Yaşayan Romalılık

Geçmişten günümüze değişmeyen gerçek, Romalı olmak! Bugünün dünyasında bir tür Romalıların iç savaşını yaşıyoruz. Savaş yayılırsa