Küresel Dolar ve Renminbi Savaşı

71 Tıklama
20 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Küresel ekonomide olacaklarla ilgili kapsayıcı bir değerlendirme yapacağız. Çin ve ABD ne tür hamleleri atacaklar? AB, İngiltere, Rusya, Hindistan ve Japonya başta olmak üzere küresel güçler ve hükümetler ne tür tedbirler alacaklar?

Küresel güç olma noktasında, “çok üreten, ihracat yapan, GSYİH’sı artış gösteren ülke diğerine göre daha öndedir,” şeklinde genel bir düşünce vardır. Ancak bu ifade bir istisna ile doğrudur: Federal Reserve (Fed). Dünyada ABD dışındaki ülkeler çalışır, kazanır, kazancını biriktirir, yani sermayesini güçlendirir, ancak ellerinde tuttukları meblağ, aldıkları kredi ve kullandıkları döviz cinsi ABD dolarıdır. Bunun oranı yüzde 61,82 dolaylarındadır. Buradan anlaşılması gereken nokta, eğer ABD doları kullanıyorsanız Fed kazancınıza ortaktır; çalışmasa da üretmese de payını alan Fed’in varlığını kabul etmişsinizdir.

Kendi para birimi bölgesi içinde bu durum belli ölçekte Avrupa Birliği (AB) için de geçerlidir. Eurozone (Avro Bölgesi) bir taraftan kendi dövizini bölgesi içinde değerlendirmeye çaba sarf ederken diğer taraftan küresel ölçekte tercih edilen döviz olmasını, yani ABD dolarına rakip olmasını ister. Avro’nun küresel ölçekte döviz payı yüzde 20,24 dolaylarındadır.

Bunun dışında Brexit ile AB dışına çıkan, ama aslında başından itibaren Eurozon’a girmeyen İngiliz pound’unun küresel ölçekte döviz payı yüzde 4,54 dolaylarındadır. Japon yen’inin küresel ölçekte döviz payı yüzde 5,25 dolaylarındadır. Şimdi gelelim konu edeceğimiz Çin renminbi’sine, halen küresel ölçekte döviz payı yüzde 1,95 dolaylarındadır. 

Bu durumda dünyanın üretim üssü konumundaki Çin, ki büyümesi ve ihracatı herkesten fazla, ancak kendi para birimiyle değil, başkalarının parasıyla çalışmaktadır. Biriktirdikleri daha ziyade ABD doları ve altın cinsinden olmaktadır. Çin bugün küresel sistemi zorlamakta, renminbi’yi küresel döviz seviyesine çıkarmak, yani ABD doları ve Avro’yu geriletmek istemektedir. Bunu gerçekleştirebilecek ekonomik kondisyona sahip duruma çıkmıştır. Mesele uluslararası anlaşmaların getirdiği yükten kurtulmak, kendi adına riskli gibi görülebilecek stratejik hamleleri yapmaktır.

ABD uzun zamandan bu yana Çin’in (özellikle 2035 yılı zikredilmektedir) kendini geçeceği nedenle bu gidişatı değiştirmenin bir yolunu aramıştır. Son dönemde küresel bir mali kriz (2008) yaşandı. Peşinden 2019’a gelinene kadar ABD’nin Çin’i frenleyemediği gibi kendi sistemini de ileriye taşıyabilecek adımları atmakta belirgin bir strateji geliştirdi. 

Çoğu kişi veya kurum tersine düşünüyor olabilir ama hipotetik olarak soralım; bu sorun sahasını ortadan kaldırabilecek stratejik hamleyi yapmak bakımından, acaba Covid-19 süreci ABD’ye bir avantaj verdi mi? 

Biz biliyoruz ki Covid-19 Wuhan’dan çıktı, (Hatta dün DSÖ henüz Covid-19’un kaynağının, asıl sebebinin bilinmediğini ifade etmesi ilginçtir, bu aklımızda duruyor,) Çin pandemiyi en hızlı şekilde atlatan ülke oldu ve beraberinde ekonomisini de pozitife çevirebildi, yani büyümesini sürdürüyor. Fakat ileriki paragraflarda da açıklayacağım, Çin aynı zamanda renminbi için de bazı adımları atmanın peşindedir. 

Peki, bu gerçek önümüzde duruyorken, hipotezimizi gerçekleştirmek için, ABD’nin stratejik hamlesi ne olabilir? Akla iki konu geliyor: Fed aşırı para bastı ve küresel piyasalara dolar yükledi, küresel döviz baskısını artırdı, bu birincisi. İkincisi, ABD bastığı dolarla yavaş ilerleyen stratejik projelerine ilave (serbest) bütçe kullanma imkânı buldu. Örneğin uzayda, yapay zekada, kuantumda, 5G altyapısında geride kalmamak adına yatırımlarını hızlandırdı. Bakın bu ikinci söylediğim de gerçek bir sonuçtur. 

Bu durumda Covid-19 süresi içinde elimizde iki gerçek sonuç var: Birincisi Çin büyümesini sürdürüyor, yeni bir arayış içindedir; ikincisi, ABD stratejik hamleyle Çin’in önüne geçecek adımları atıyor, bu da arayış içindedir.

ABD bu süreci başkanlık seçimiyle de pekiştirdi. Muhafazakâr ve ulusalcı Donald Trump evine gönderildi, buna karşılık liberal ve küresel ekonomi üzerine aktif politikalar uygulayacak olan Joe Biden işbaşına getirildi. Seçimlerde yaşanan gerilimleri de hatırlarsak, bu durumun ne denli zor geçtiği, bir çatışma şeklinde gerçekleştiği anlaşılacaktır. Seçimlerin zor geçmesinin bir diğer nedeni de Birleşik Devletler sistemini kuran aklın küresel akılla ekonomik açıdan çelişmesinden kaynaklandı. Bu konu bu incelememiz kapsamında olmadığından şimdilik bir kenarda dursun. Ama sadece bir örnek vereyim neyi kastettiğimi göstermek için, bu süre içinde ABD firması Tesla önemli bir yatırımını Çin’e yaptı ve 2020 yılında küresel değer kazanan hisse senetlerini ancak bu adımla gerçekleştirebildi. Demek ki ABD içinde “küresel sermaye ve Çin’e yenik düşmeme” sorunsalı üzerine sürdürülen tartışmalar öyle çok net açıklanabilir türden değildir.

Şimdi gelelim Çin’in küresel ekonomik ölçekte yeni atmak istediği adımların mahiyetine. Çin büyüdükçe ve özellikle Xi Jinping’in politikalarıyla şu yargıya varıldı; bugünkü şartlarda dünyanın dolar borcu iştahınındoyumsuz olduğu konusu bir alınyazısı değildir ve Çin döviz kuru düzenlemelerini modernize ederek ABD dolarının statüsüne çıkmayı sağlayabilir. Bu durumu düşünen Çinli ekonomistler ABD dolarının küresel denklemde kırılgan bir yapıda olduğuna inanıyorlar. ABD ekonomisinin kırılganlığı kamu ve özel borç stokuna dayandırılıyor ve bu borç sürdürülemez nitelikte gösteriliyor. Ancak bana göre yanılıyorlar, hipotezimde ifade ettiğim üzere, Covid-19’da Fed dolar bastı ve piyasalara yükledi, ABD hükümetinin borcu o denli önem değildir. Yine de Çinli ekonomistler düşünüyor, “eğer Çin küresel bir döviz kuru hamlesi yapar ise bu beraberinde küresel piyasalar açısından da bir tetikleyici hamle olur ve ABD dolarının kırılganlığını derinleştirir,” şeklindedir. O halde bu tetikleyici hamle ne olmalıdır?

Çin, renminbi’yi bir sepet para birimine sabitlemeyi bırakacak ve döviz kuru yönüyle özellikle dolar karşısında çok daha serbest bir şekilde dalgalanmasına izin verdikleri modern bir enflasyon hedefleme rejimine geçecektir. Peşinden Asya’nın çoğu ülkesi Çin’i takip edebilecektir. Çin bunun için ASEAN ülkelerini de kapsayan bir Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık (RCEP) Antlaşmasını Kasım 2020’de yaptı bile. Bu hamleyle Çin, ABD dolarının küresel döviz gücünü yüzde 30’lara çekerken, renminbi’nin yüzde 30’lara yükselebileceğini beklemektedir.

Halen Fed kriz zamanlarında küresel piyasalara sınırsız para ihraç etme kapasitesine sahiptir. ABD ile AB piyasaları kendi aralarında güven telkin etmektedir. Atlantik İttifakı konusunu sadece askeri veya politik manada değerlendirenlere şunu hatırlatmak isterim, esasen bu ittifak ABD ve Avrupa sermayesinin bütününü korumakla ilgilenir. Biden yönetiminin sürekli “ortaklarımızla işbirliğimizi artıracağız” demesinin gerisindeki bir önemli konu da doların takasta Avrupa’yı rahatsız etmemesi konusudur. Her ne kadar ABD dolarının merkezi olmasının küresel işlem bilgilerini kontrol etmesi anlamına gelmesi AB’yi rahatsız ediyorsa da renminbi’nin getireceği riskleri düşüneceklerinden, hemen Çin’in peşine takılmayacakları düşünülmelidir. Bu durum Çin için zorlayıcı bir konudur. Hatta AB ile Çin Aralık 2020’de Kapsamlı Yatırım Anlaşması (CAI) konusunu tamamlayamadı. 

Avrupa demişken, birlikten ayrılan İngiltere çok taraflı davranışlarıyla küresel sistemin adımlarına paralel adımlar atacaktır.

Önceki Başkan Donald Trump’ın Çin’in ticaret gücünü kontrol etme politikalarını yakın zamanda ortadan kaldırmayacaktır. ABD çıkarlarının tamamı ve zamanlaması düşünülürse doların altını küresel ticaretin oyduğu konusunda çoğu politikacı hemfikirdir. 

Ancak mesele Çin’in hamlelerinin nasıl engellenebileceğidir. Eğer Çin renminbi hisse senetlerini almaları için küresel finans çevrelerine ve hükümetlere elindeki ABD dolarının önemli bir kısmını kaybetmek pahasına bile olsa kolaylık sağlarsa bu durumu regüle edebilecek bir adımın hazır olması gerekir. Bilindiği gibi 2016’da Uluslararası Para Fonu (IMF) renminbi’yi Özel Çekme Hakları’nın (SDR, ki SDR küresel rezerv varlığıdır,) değerini belirleyen ana para birimleri sepetine ekledi. Mademki renminbi’nin SDR ederi belli bir döviz birimidir, o halde serbestleşmesi halinde kendi değerini de değiştirebilir. Biden yönetiminin sürekli sözünü ettiği SDR konusunun gerisindeki düşünce de budur.

Diğer bir konu ise Finans Teknolojileri (Fintech) olmaktadır. Çin Halk Bankası (PBOC), diğer merkez bankalarına oranla dijital para birimi geliştirme konusunda ileridedir. Her ne kadar dijital paranın henüz tartışmalı tarafları olsa da Çin kendi ekonomik alanını oluşturmak adına bazı garantiler vererek bu alanda ilerlemesi söz konusu olabilir. PBOC’un dijital para birimi renminbi’nin uluslararası kullanımını hızlandırabilir ve yaygınlaştırabilir. Çin’in “dijital renminbi” fikrine karşılık Fed’in de “fedcoin” projesinin olduğu duyurulmuştur. Buradan nereye doğru ve ne zamanda bir sonuç alınır, net değildir. Ancak eğer Çin hükümeti dijital renminbiyi erken dönemde yaygınlaştırırsa ne olur? Bugün her işlemde dolar yoluyla ABD kullanıcıları üzerinde nasıl küresel bir kontrol sağlıyorsa, benzeri şekilde, Çin de kendi kontrol gücünü yaratabilir. Bu Çin için kısa yoldan sonuca varmak anlamındadır. 

Jeopolitik inceleme yaparsak, Çin ile Asya ülkelerinin ortaklıklarının garantisine dair birkaç değerlendirme yapmamız gerekecektir. Aslında tarihlerinde Çin’den en fazla etkilenen ülkeler ona en yakın olanlardır. Bugünkü konjonktürde Çin ile beraber diğer Asyalıların elbirliği yaparak ABD ve AB’ye karşı pozisyon almaları ne derecede kolay bir iştir? İşte bu noktada Biden yönetiminin elindeki koz net bir biçimde açıklanmaktadır. Ne diyor Biden? “Demokrasi, insan hakları, özgürlük…” Neden? “Çin sizin patronunuz olursa otoriterliğinden olumsuz etkilenirsiniz, ama eğer ABD’nin patronluğunu kabul ederseniz, bildiğiniz gibi, demokrasiyle değerleri birlikte paylaşırız,” demektedir. Bu nüans niteliğindeki açıklamalar aslında bazı ayrılıkçı ve başkaldırır hareketlerin de ateşlenmesi manasında değerlendirilirse, öyle çok da masumane bir süreçten bahsedilmediği rahatlıkla anlaşılacaktır. Şunu söyleyebiliriz, Çin ekonomik hamle yapar ise ABD politik hamle yapar ve durum bir biçimde küresel riskleri birden alevlendirir cinsten olur. Çin bunu göze alır mı dersiniz?

Jeopolitik kargaşayı alevlendirebilecek en önemli güç Rusya’dır. Rusya bu küresel düzensizlik ve yeni arayış süresi içinde kendi hamlelerini geliştirecektir. Bu askeri ve politik ağırlıklı Rus hamleleri ilk bakışta ABD’yi yolunda geciktirici en önemli konuların başında olacak gibi görülebilir. Ancak tersi de düşünülmelidir, Rusya’nın yaratacağı huzursuzlukların her biri Çin’in adımlarını gözden geçirmesine ve geciktirmesine de sebep teşkil edecektir. Dolayısıyla ABD ve Çin, Rusya üzerinden bazı süreçleri işletebilirler.

Gelelim Japonya ve Hindistan’a. Bu iki ülke kendi yollarına gitmeyi tercih edeceklerdir diye düşünüyorum.Elbette ki bu ülkeler Çin’in esnekleştirdiği renminbi’den yararlanarak kendi gelişmelerine önem vereceklerdir. Ama bu riskler hesap edilerek sürdürülecek dikkatli olunmasını gerektiren bir dönemi işaret eder. Başka ifadeyle, Hindistan ve Japonya dengeli davranış göstereceklerdir. 

Bütün bu mülahazalardan sonra önümüzdeki dönemde avro, renminbi ve dolar ile kendini belirginleştirecek bir süreç yaşanacaktır. Bu süreçte gerginliklerin belirginleşmeye başlayacağı alanları da görebileceğiz. ABD ve Çin’in karşılıklı hamlelerini iyi izlememiz gerekmektedir. Bu süreci en zor yaşayacaklar halen yüklü borca sahip olan ekonomilerdir.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Küresel Ekonomik Graffiti

Ekonomi 'ın son yazıları

Küresel Ekonomik Graffiti

Önemli konuları konuşuyoruz, Dijital Çağ, tam küreselleşme, finans teknolojileri, dijital para, yeni Aydınlanma, jeoekonomi gibi, öte

Küresel Krizlerde Ekonomi

2020’de COVID-19 pandemisi ile birlikte küresel çapta önemli bir sosyo-ekonomik sorun gündeme girdi. En başta Amerika

ABD Ekonomisi ve Biden

Joe Biden ABD ekonomisini nasıl canlandıracak, işsizliğe nasıl çare bulacak? Bu sorunun iki yönü var; ilki