demokrasi-ve-istihbarat
Demokrasi ve İstihbarat

Demokrasi ve İstihbarat

Okuyucu

Demokrasilerde güvenlik ve hukuk işleri nasıl yürür? Hukuk ve asayiş işleri kanunlarla belirginleştirilmiştir. Bunlar şeffaf, eşitlikçi ve adil biçimde yürütülür. İstihbaratı bu alanlara karıştırarak birlikte iç-istihbarat ve iç-işleri olarak algılamak işin sadece bir kısmıdır. Ancak bu bakış, asıl tehdidi görme ve değerlendirme imkanı vermeyecek bir konudur. İstihbarat konusu oldukça hassas ve tekniktir. Öyleyse bugün Türkiye’de istihbaratla ilgili düzenleme kararlarında endişe yol açan temel düşünce farklılıkları var mı? Kararlar devleti koruma güdüsüne dayalı refleksle mi alınıyor? Endişelerin haklı tarafları neler? Bunlara bakalım.

“Dünün mazlumunda yarının zalimi vardır.”
Victor Hugo.

Montaigne devleti, “Her insanda bir vatandaşı görmek,” düsturuyla sabitler. Hegel de buna önem verir. Özellikle “ötekileşmenin” tarifini yaparken vatandaşlık düsturunun dışındaki ayrımların varlığında ısrar etmenin sakıncalarını işaret eder. Edgar Morin bütün bunlara bakarak vatandaşlığın dışındaki düşünceye ve davranışa sahip bireylerde “potansiyel bir barbarlık aranması” noktasına dikkat çekiyor.

İtalyan romancı Erri de Luca, “Devlet’in güvenliğinden başkalarını yetkili kılmak, kendi sorumluluklarını azaltmaktır,” der ve “Sorunu kendi elimize almamızı ve hemen yanı başımızdan olup bitenden sorumlu olma zorunluluğumuzu,” açıklar. Şöyle devam ediyor, “Kardeşlik yanlısı bir halk hareketiyle toplumun sıfır derecesini alarma geçirelim!” Luca’ya göre güvenlik hedefi, bir demokrasi ve hatta kardeşlik fırsatıdır. Ama durum böyle mi?

Gerçekte karşımızda duran sorun ne öyleyse? Çok baştan itibaren potansiyeli tespit etmektir. Bu hangi konuda olursa olsun, temel bir kuraldır. Güvenlikte de aynı noktayı aramak şarttır. O zaman görev şu: “Teröristlere dönüşerek radikalleşme potansiyeli taşıyan aşırılıkçıları tespit etmek!” Morin güvenlik görevini böyle tanımlıyor.

Öyleyse ülke içinde veya dışında güvenlik açısından dönüşüme açık alanlar üzerinde bir çalışma yapılması gerekmektedir. Bu bir anlamda “tahmin etme” işidir. Hukuk bunun önünde durabilir. Çünkü tahmine göre bir suç tespiti olamaz. Ancak istihbarat öncelikle tahminle çalışır. Önleyici olan hem hukuktur hem de istihbarat; ancak çalışma dinamikleri farklıdır. Hukuk önce caydırıcıdır, sonra delile göre suçluyu belirginleştirir. İstihbarat ise doğrudan veya dolaylı yolla, zararı olabilecek potansiyeli etkisiz kılacak tedbirleri baştan aldırtacak yöntemi isabetle tayin eder. İstihbaratın ehil ellerde işlemesi ve sanatsal dokusu burada ortaya çıkar.

Sorunu kendi özelimizdeki bir konuyu kavramsal açıdan ele alarak inceleyelim. Cemaat mi kötüdür, tarikat mı, ikisi mi, yoksa hiçbiri mi? Eğer başta potansiyel ile işler hem hukuk hem de istihbarat bağlamında devletin otoritesinde doğru yürütülse idi bugün Türkiye FETÖ/PDY sorunu ile karşı karşıya kalmaz idi. Yarınki tehditlere de bu gözle bakılmalıdır. Hukuk hiç değilse başlangıçtan itibaren yasadışı para toplamanın önüne geçebilir. Bakın bu tamamen bir hukukun konusudur. Yani konuya bir güvenlik zaafı arayışına girmeden, kimseyi şuna karşı, buna karşı veya cemaat mi, tarikat mi demeden, devletin temel işlevi olarak ele alır ve bu tatmin edicidir. İstihbarat ise başka bir alanda çalışır. Örneğin, hücre evlerin olması, şifreli konuşmalar yapılması, mahlas isimlerin kullanılması gibi konulara bakılması ile bu cemaat veya tarikatın ileride devletin altına dinamit koyup koyamayacağına dönük bir tahmini yapabilir.

İstihbarat tahmin eder. Devletin görevlileri istihbaratı bilmez ise ne olur? Örneğin bir cemaatin veya tarikatın sempatizanı bir devlet görevlisi, bürokrat veya siyasetçi, eğer “İstihbarat tahmin etmiş, ben buna katılmıyorum,” der ise koca bir teşkilatı kenara koymuş olur. İstihbarattan ve bir ileri adımda potansiyel tehdit hakkında emareleri “yorumlama” işinden başka ne beklenir ki?

Dominant ülkelerin yetişmiş devlet adamlarına bakalım. Sonra dönüp bize bakalım. Bizde duygusallık sebebiyle daha hassas olan noktalar neler? İstihbarat işi baştan itibaren iyi bilinmelidir, sonradan akla dank eden bir iş olarak görülmemelidir. Bir de şu var, sıkıntıya yakın memleketlerde duyma bilgiye, dedikoduya, propagandaya itibar edilir. Örneğin dinlemeler en önemli istihbarat işiymiş gibi görülür. Ama öncesindeki tahminler çöptür, özellikle bu tip aklı içinde sadece “haber-alma” düşüncesinden başka bir şey olmayanlar için durum böyledir. Irak, Suriye, Mısır gibi…

Ben şunu gördüm, iyi istihbaratçıya bu işi iyi bilmeyenler şizofren muamelesi yapmaktadır. Adama hayalci denir. Halbuki bir cemaat lideri hasta ise bunu görmezden gelebilmekte ve ona bir ulviyet verebilmektedir. Eğer olan bu ise zaaf nerede aranmalıdır?

Burada aidiyet konusu bir başka sorundur. Kim kime veya neye aidiyet duyduğu hissine kırılgan biçimde yaklaşıyor. Eğer ülkede aşırı duygusallık temel bir özellikse ve kötü emeli olanlar veya hastalıklılar tarafından bu durum kullanıla kullanıla bir yöntem haline dönüştürüldüyse, matruşka misali iç içe geçmiş olan aidiyetin türevleri ve şekilleri, zaafın temeli olur, karşımıza tehdit olarak çıkabilir veya çıkartılabilir. Çünkü yabancı servisler her bir aktöre ve uygulamaların yapılacağı zemini iyi analiz planlama yapar. Demiştik ya iyi istihbaratta sanat vardır diye, bu da böyledir.

Millet olma bilinci duygusal-psikolojik etkilerle veya handikaplarla baskı altına alınır ise burada bir zaaf potansiyeli meydana gelir. Bu ancak stratejik bir bakışla görülebilir. Mihrakın kimliği ve uyguladığı yöntem buna göre tahmin edilir. Peki bunu kim yapar? İstihbaratın işi bu değil midir? Eğer bunu işaret eden bir analizci varsa ve buna devlet idaresinde dışişleri yetkilileri, “Sen benim diplomasi alanıma giriyorsun, dur orada!” derse, bu çıkmaza kim açıklık getirmelidir? Lider. Görüldüğü gibi sorunsalın işleri çok başka alanlarda ve yerlerde kendini gösterir.

Tarihe bakınca şunu gördüm, kibirli bürokratlar ve siyasetçiler istihbaratı sürekli gizemli bir iş olarak gösterirler ve pragmatik açılarla karşılaştırıldığında refleksle ilk öteledikleri konu istihbarat olur. Tam aksine, bir bomba patlayınca da ilk istihbarat zaafı olduğundan dem vuranlar bunlardır. Kibrin doyuracağı keyfiyet konusu devletin ana zafiyetidir ve bunun önüne geçebilecek güç ise sadece güçlü liderlik anlayışıdır. İyi liderler keyfiyeti anında görürler.

Elbette ben bu önemli konunun pasif/savunma tarafını yazdım. İki taraflı olduğunu bilmeyen yoktur; yani aktif/operasyonel tarafla dışarıya çıkıp milli menfaatler için istihbarat örgütümüz birikimini başka ülke veya toplumdada uygulayabilmelidir. Dışarıda toplum mühendisliği, araştırmalar, yönlendirmeler yapabilmeli, gerekli alanlar örgütlenebilmeli, karşı tarafın veya üçüncü yerlere tespit edilemeyecek karmaşıklıkta potansiyeller yaratılabilmeli, vb.

Sanırım yeterince açıklayabildim. İstihbaratı “zeka” ile anlam bulan İngilizce “intelligence” ile bağdaştırarak okumak şarttır. Muhaberat veya haber alma mantığına göre teşkilatlar kurulmasın. Tedbirler baştan itibaren işlesin. Bombalar patlamasın. Terör örgütleri komşu kadar yakın yerlerden çıkmasın.

Konuyla ilgi bundan önce şunları yazdım: “Türkiye açısından istihbarat nedir, ne olmalıdır?” “Kamu düzeni ve güvenliği üzerine bir değerlendirme” “Türk istihbaratına eleştiri” “İstihbarat işi ve teşkilattaki kutucuklar

EK NOTLAR: 1) Bu yazıyı devleti ve adaleti güçlendirmek, milleti ve demokrasiyi korumak adına okuyunuz. 2) Herhangi bir taraf olmadan, kişisellikten uzak, sadece vatan için güvenlik algısını güçlendirmek adına katkınız önemli olacaktır. 3) Ana amaç barış ve esenliktir, refah ve güvenliktir.

(Görsel: Flickr, Sasha the Okay Photography)

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Nasıl Bir Ordu?

DİĞER YAZI

Gaziantep Saldırısının Ardından

Güvenlik 'ın son yazıları

Stratejide Kazanmak

Sürmekte olan önemli bir savaş var, ancak küresel çapta odaklanılan nokta Ukrayna cephesi olmaktan giderek uzaklaşılıyor.

Şiddetin Alfabesi

Gün geçmiyor ki bir şiddet olayıyla karşılaşmayalım! Kadın cinayeti, çocuk istismarı, canlının katli, silahlı veya silahsız