operatif-ve-taktik-zorlama-neyi-gerektirir
Operatif ve Taktik Zorlama Neyi Gerektirir?

Operatif ve Taktik Zorlama Neyi Gerektirir?

691 Tıklama
22 Dakikalık Okuma
Okuyucu

“ABD ne yapıyor?” sorusu çoğu kişinin aklını karıştırıyor. Hatta bazıları cüretkarlıkla ABD’ye strateji önerir tarzda fikirler ileri sürüyor. İnsan bu! Yaşamında bir tane bile stratejisi olmayanlar dahi “stratejistlik” yapıyor, iyi mi? Neyse!.. Asıl olan şudur: “Sonuç ne olur?” Ancak sonuca bakarsak yeterli olmaz ki! İş işten geçmiş olacağından böyle bir yere varılamaz. O zaman soru nasıl olmalı? “ABD ne yapmak istiyor?” ve “Ben ne yapmalıyım?” Ön almak için bu sorular daha iyi. Şimdi bu soruları stratejik, operatif ve taktik manada “caydırma” ve “zorlama” uygulamalarını birbirinden ayırarak açıklayacağız. Aslında Suriye’de bu süreçte atılması gereken adımı da tarif etmiş olacağız.

Dünya Düzenindeki Değişim

ABD’nin işgalci olmadığını söylemek mümkün müdür? O işgalcilik konusu zaten eskide kaldı. Artık büyük güçler hedeflediği yeri bir biçimde yönetmeye öncelik veriyor. Joseph S. Nye’yi okumayanlar varsa bir göz atsınlar derim. O “bir biçimde” denen yönetme şekli yerine göre değişiyor. Ortadoğu’da başka, Güney Asya’da veya Güney Amerika’da başka, Afrika’da daha başka… Doğal ve oluşturulan şartların ve reel gelişmelerin analizi sonucunda elde edilen alternatifler masaya konur, uygulanır. Olay bu!

ABD kontrol etmek istiyor. Amerikan Yönetimine, “Bu yöntemle sen şu bölgeyi, şöyle kontrol edersin, ben sana şu bakımdan güvence veriyorum, risklerin şunlar olacak, ben bu risklerden şu kadarını üstlenirim…” dediğinizde, sizinle masaya oturur, konuşur. İyi de neden onun adına yükü alacaksınız? Hesap tutmalı! Hesap tutuyorsa olabilir.

Şunu unutmayalım, aslında İngiltere, Fransa, Almanya gibi vaktiyle sömürgecilik yapmış ve değişik coğrafyaları yönetmiş dikkate değer güçler ile Amerika yukarıdaki argümanı paylaşmadı bile, kendi dikte ettirdi. Belki Dünya Savaşları ve Soğuk Savaş bunu Amerika’ya bir kazanç olarak sundu. Ama bu bir yana, Amerika kendi dinamikleriyle inisiyatif almayı bildi. Kendi adımlarını attı ve bir dünya kurgusu ortaya koydu. Müttefiklerine bu tür çıkarları Amerika önerdi.

Hatta şunu da söylemek yerinde olur, kurucu Avrupalılar ABD iç politikasına doğrudan müdahil olamamışlardır. Örneğin kurucu milletlerden İngilizlere, Fransızlara veya göçmen İrlandalılara, İtalyanlara, Çinlilere bile, “Burası Amerika, anayasa belli, unut o eski hikayeleri,” demektedir. Ama!.. Ama bir istisna var ki burası ilginçtir; hatta ABD iç politikası bakımından bile bu husus, “Kendi sorunun!” dedirtecek değerdedir. Nedir bu? İsrail, ABD yönetimine etki edebiliyor. O zaman değil Ortadoğu coğrafyası (İsrail devletinin konumundan burayı işaret ediyorum), küresel yönetme stratejileri bakımından Amerika adına etkili olan bir başka güçten daha söz etmemiz gerekiyor: Yahudi Cemaati. Buna “lobi” demekle de geçiştirmek mümkün değildir. WASP (Beyaz Anglo-Sakson Protestanlar) ile bu Yahudi Cemaati ABD’nin politikalarına etki ederler. Tartışmalar daha çok buradan kaynaklanır.

O zaman, “Amerika ne yapmak istiyor?” sorusunun cevabını şöyle vermek mümkündür: ABD çıkarına dayalı stratejiyi ortaya koyar, uygular, ama yöntemi ve zamanlaması gibi hususları tartışır. Zaman içinde uyguladığı planı tadil eder. Her safhada kendi iç politik etkilerden dolayı konu tartışılır görünürse de ana hedefleri çıkarlarıdır, (bireysel çıkardan, kurumsal olana, buradan Amerika’nınkine, en son olarak da küresel çıkarlarına,) bunu geri çekmezler. Günümüzde uygulanan yöntemler neler olmuştur? Sanallık, gerçeklik, yaratılmış gerçeklik gibi değişik perdeler arkasındaki yöntemleri anlayana kadar zaten durum bir noktaya çoktan getirilmiştir, siz işi en iyimser haliyle, ortasından konuşmaya başlamışsınızdır, öncesinden veya başından değil.

Bir başka konu daha var; bugünün gelişmelerinde önemlidir. Yahudi Cemaati etkinliğiyle Amerika’daki kapitalist elitler, 1990’lı yıllardan itibaren daha net bir biçimde, kendi bilim- teknolojisini ve sermayesini, dünyanın belli yerlerine taşıyarak buralarda “yayılmacılık” peşinde koştular. Bugün “gelişmekte olan” sınıfında, ama yakın gelecekte Amerikan ekonomisini bile zorlayacak duruma yükselecek Çin, bu kapitalist elitlerin ucuz işgücü ile üretimi ve ekonomik büyümeleri sağlayan bir ülkedir. Çin’de Amerika’daki Yahudi Cemaatinin ve İsrail Devletinin ortak çabası vardır. Bunun adı “küreselcilik” olmuştur. Yani küreselleşmeyi insanlık olarak doğal seyriyle gerçekleştirmek değil de, İsrail’in çıkarına (Yahudiliğin dünyaya hakimiyetine) dönük gerçekleştirmek stratejisinden söz edilmektedir. İşte topyekûn “milliyetçi” ABD ile “küreselci” Yahudiliğin arasında meydana gelen bir ayrım noktası budur.

Çin ise elde ettiği potansiyeli doğru kullanarak, kendi çıkarına, “küreselleşme” olgusunun tüm nimetlerinden yararlanacak tarzda bir çaba içine girmiştir. Çin bugün gerçekten ABD’nin 2035 sonrası ciddi rakibidir. Şimdiden aralarında savaş başlamıştır. Ticaret Savaşı ve Siber Savaş ile başlayan bu çatışma hali dünya siyasetinde tecrübe sahibi Rusya’nın da etkisi ile belli bir yöne kayacak gözükmektedir.

Durum bu ise o zaman Türkiye gibi ülkeler ne yapmalıdırlar? Kendi şartlarını ve hedefindeki sahanın durumunu çok iyi okuyabilecek imkanlara sahip ise bu iyi bir haberdir. İkinci iyi haber yönetimin kararlılığıdır. Birlik beraberlikle, bilinçli bir şekilde, belirlenen stratejiye inanarak, bir gelecek beklentisinin somutlaştığı hedefe doğru azimle yürümek gerekir. ABD ve İsrail içeriye nüfuz etmek ister; öyleyse önce içeride sağlam olmak şarttır. Dışarıda ise doğru ittifaklar kurmak gerekir, ama sabit bir durum değildir bu; herkese eşit mesafede, şeffaf, gerçekçi, adaletli bir tarzda. “Çok taraflı ve boyutlu diplomasi” yürütmeyi becerebilmek gerekir. Fiili gecikmeksizin gerçekleştirmek, sahada adım atmak gerekir; eldeki kazanımlar karşı tarafın yeniden değerlendirme yapmasına etki etmelidir.

Şimdi bakın bu yukarıda belirtilen hususlara, örneğin, “Konumuz Suriye,” deyin ve siz karar verin; nerede olduğumuza, tartışmanın ne merkezde sürdüğüne, bir adım sonra ne noktada olacağımıza… ABD, Suriye’den çekilir mi? İsrail bunun peşini bırakır mı? ABD’nin en başta belirlenmiş olan strateji, hedefler, attığı adımlar neydi? İşin içinde kimler var? Değerlendirirseniz durum az çok bellidir. Aslında, “Sizin yapacağınız ne?” Bu soru Amerika’nınkinden daha önceliklidir. “Ben ne yapmalıyım?” Bunu sorup, doğru düzgün analiz edip, gerekirse planınızı tadil edip, ortaklarınızla tartışıp, riskleri üslenip, sahaya inip, adımınızı isabetle atıp, bir kazanım elde ettiyseniz, Amerika’nın yapabilceği de sınırlı olur.

Sahada, fiilde şartları ileri taşımak, rakipleri zorlamak hedef olmalıdır. Rakip Amerika veya İsrail; fark etmez. Yanınızdaki bugün Rusya, yarın Amerika; bu da fark etmez. Önemli adımları çeşitlendirmek gerekir. Örneğin, Çin’in yeni stratejisi gereği ortaya konan İpek Yolu Projesi’ne ne derecede dahil oldunuz? Suriye bahsini konuşurken aynı anda bu tür farklı ve sağlam adımları da geliştirmek gerekir, tıpkı S-400 bahsinde atılan adım gibi. Artık dünya daha dinamik bir hal almıştır, sürekli adım atmak gerekir. Sadece güvenlik alanında da değil, hukukta, ekonomide, diplomaside, bilim-teknolojide…

Caydırma ve Zorlama

Anladığınız gibi, “zorlamak” esastır: Durumu, şartları, karar vericileri, rakipleri zorlamak! Örneğin Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bir gece ansızın gelebiliriz!” demeye devam ediyor, Suriye sınırına asker mevzilendi, intikaller tamamlandı, ÖSO Münbiç yakınlarında bekliyor, hemen her gün Irak’a hava harekatı düzenleniyor, bugün Savunma Bakanı sınırda mesaj veriyor… Neden? Rakipleri bir anlamda zorluyorlar.

Caydırıcılık (deterrence) başka bir şeydir; zorlama (enforcement) başka! Caydırıcılık denge ve yumuşama politikaları (detand) için gereklidir. Caydırıcılık anlam olarak korkutmak ve engellemek demektir ve uluslararası ilişkilerde adı konmuş bir yöntemdir. Daha çok stratejik seviyedeki bir uygulamadır. Savaşmadan gücü kullanmak ve hedefleneni stratejik seviyede elde etmektir. Bunun için silahlanma programları, büyük tatbikatlar ve ittifak anlaşmaları, vs. yapılır.

Zorlama ise caydırmanın sahadaki bir ileri adımıdır. Operatif ve taktik düzeyde uygulamasıdır. Zorlamak, baskı yapmak, mecbur etmek, sıkıştırmak, durumu yükseltmek ve çabuklaştırmak anlamına gelir. Şimdi Suriye’de stratejiler ve caydırıcılık bahsindeki fiiller masadadır; ilave olarak operatif ve taktik seviyede ise masaya sürekli zorlayıcı fiillerin konması gereklidir. Yapılıyor mu? Evet. Daha geçen gün Ankara’ya “rakibimiz” ABD’nin bir heyeti geldi ve muhatapları ile görüşüp gitti. Cumhurbaşkanı’nın kendilerini kabul etmemeleri bir diplomatik zorlamadır. İfade edildiği gibi bugün Sn. Hulusi Akar sınırda denetleme yapıyor. Bu da askeri operatif zorlamadır. Durum baskı altında tutuluyor, bir yöne doğru baskı unsurları kullanılarak ittiriliyor (push).

Ancak bu fiiller durumun savsaklanması ve trenin kaçması anlamında yapılmamalıdır. Yerinde ve zamanında, olması gereken şiddette gerçekleştirilmelidir. Elde edilecek kazanımlardan feragat etmeden adımlar atılmalıdır. Ne zamana kadar? Strateji doğrultusunda, gerçek-fiili kazanımı elde edene kadar. Ne gibi? Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Operasyonları gibi.

“Suriye sınırımızdan terörü bütünüyle temizlemek!” şeklindeki stratejik hedef içinde bakıldığında riskler bellidir. Burada aranan nedir? ABD ile karşı karşıya gelmemek, ittifakla terörün anlamında ve uygulamasında birlikte hareket etmek. Şimdi, Amerika’nın zamana oynadığı ve bir arayış içinde olduğu, bu şekilde planını tadil ettiği ama Suriye’de asıl yapmak istediğinden vaz geçmediği, bölgedeki terör unsurlarını, kendine yakın çıkarcı güçleri, iç politikaya etki edecek tarzda propaganda yöntemini ve mali kaynaklarını kullanarak Türkiye’ye karşı bir zorlama içinde olduğu aşikardır.

Karşılıklı bu durum sahadaki güç mücadelesinin operatif ve taktik boyuttaki uygulamasına karşılık gelir. Her ne kadar ABD’nin stratejik caydırıcılığı yüksek derecede ise de Türkiye’ye yakın sahadaki operatif ve taktik zorlama kabiliyeti sınırlıdır. Bu sahadaki denklemlerde yerel ve bölgesel tüm unsurların yer alması söz konusudur. İşte bu noktada Türkiye’nin eli hiç de küçümsenemeyecek değerdedir. Türkiye yeter ki adımlarını doğru ve zamanında atsın!

Politika Nasıl Olmalı?

Şimdi aklı karışmış halde olanlara net olarak ifade edelim: Stratejik seviyede söylenebilecekler neler? ABD stratejik güçtür ve caydırıcılığı yüksektir. ABD kendi içinde milliyetçi (muhafazakar) ve küreselci (neoliberal) politikasını sürdürmektedir. ABD içinde Yahudilerin etkisi önemsenmektedir. Çin küreselci politikaları ile gelecekte ABD’ye kafa tutacak bir güçtür. ABD için Rusya geleneksel karşı güçtür ve caydırıcıdır (nükleer güç dahil). Yahudilerle Çinlilerin küreselcilik bağlamında ilişkisi vardır. ABD ve İsrail’in Ortadoğu’da ortak çıkarları vardır. Müşterek Ortadoğu stratejileri “bölücü” bir politika ile kendilerine tehdit oluşturmayacak ve kolay yönetilebilir yerel devletlerle amaçlarını sürmek istemektedirler. Ortadoğu’yu kontrol etmek, Rusya ve Çin ile pazarlık yapma noktasında kendi ellerini güçlü tutmak istemektedirler. Bakın bütün bunlar çok genel ve stratejik açıklamalıdır. Bunları yukarıya koyarsınız, sonra altına bir şeyler yazarsınız.

ABD ve İsrail ilk planda İran’da rejimi değiştirmek, İran sınırından Doğu Akdeniz’e uzanan bir alanda uydu devleti kurmak istemektedir. Bu uydu devlet için Irak ve Suriye politikalarını birlikte ele almaktadırlar. Türkiye’nin bu durumdaki stratejisi içinde neler var? Rusya ile “caydırıcı” bir anlaşma içindedir. Bölgede barışçı ve diğer ülkelere örnek olacak davranışlar sergilemektedir.

(Şimdi geldik bugünlerin meselelerine.) Türkiye’nin daha fazla güçlü olduğu alan ise operatif ve taktik seviyededir. Özetle nedir? Türkiye’nin burada yapacakları “zorlama” ile gerçekleşen fiillere dayanmaktadır. Çünkü haklılık ve çıkar konularında ilerleme sarf etmek sadece bir anlatım kolaylığı vermektedir. Türkiye argümanlarında ve hedeflerinde haklıdır; ama sahada kazanmadığı sürece masada zorlanan konumunda olur. O halde Türkiye rakiplerini sahada zorlamaya devam etmelidir.

Tam da bu şartlarda, bu zaman periyodunda, Suriye sınıra, özellikle Münbiç bölgesine yapılan askeri intikal “caydırıcı” değildir, bir defa operatif harekettir, önce “zorlama” mahiyetlidir, bu harekatta şartları düzenlemeye yarar ve riskleri azaltır veya ortadan kaldırır ama sonra mutlaka fiili harekatı gerektirir. Son olarak, bunlar strateji gereği tespit edilen hedefin elde edilmesini sağlar.

Sonuç

Dünya düzenindeki değişimden, ABD ve Türkiye ölçüsündeki farklı ölçeklerdeki stratejilerden, Türkiye’nin operatif ve taktik plandaki zorlama kabiliyetine kadar incelemiş olduk. ABD gibi süper bir gücü caydırma işi başka bir potada gelişir ve halen sürmektedir; sahamızda ise mümkün mertebe fiillerle zorlamak gerekir. Zorlama fiilleri en başta askeri planlarla gerçekleşir ama günümüzde bu yetmez, propaganda, diplomasi, politika, vs. pek çok şekillerde sürdürülür. Şimdi yapılan da budur.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Münbiç Üzerinden Dersler

DİĞER YAZI

Suriye’deki Terör Saldırıları

Güvenlik 'ın son yazıları

Mimetik Yaklaşım ve Savaş

Günümüzün medya ve siyasetle ilgili sorunlarını mimetik alan etkileşimiyle ele alacağım. Köklü adımların atılmasında geçmişten geleceğe

İstikrarsızlık

Barış Pınarı Operasyonu zamanında yaptığım konuşmalarda defaten ifade ettim, "Terör örgütü PKK, ABD’nin özellikle ikinci Körfez

Akıllı Güç

ABD’nin küresel üstünlüğü tartışılıyordu ve Joseph S. Nye 2005 yılında etraflıca yazdı, Yumuşak Güç (Soft Power)