kul-ve-kulluk
Kul ve Kulluk

Kul ve Kulluk

1661 Tıklama
12 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Kull” bütün, tüm demektir. “Kül” ise hepsi, tamamı demektir; alışılagelen demektir. Bu kök açıklamalar çerçevesinde “Kul” bir hitabet, bir hedef, bir hal veya durum işaret eden kapsamlı bir sözcüktür.

Kul, Kur’an’da verili bir sözcüktür. Buna göre; “Kul” nedir? Kul, Yaratan’ın manevi bağla yarattığı üstün iradeli varlığa hitap etmek için bilinçle seslenmesidir.

Kul, bireysel bir hitaptır. Özne tektir. “Kullarım” çoğul haldir, bu dünya içinde “insanlık ailesi” demek olur. Bireye hitap önemlidir. Tek bir fert ile Yaratan’ı muhataptır, bu ilişki değerlidir. O ve (örneğin) ben bir bütünüz. “İnsanlar,” yani “kullarım” demek yine O ile tüm ailenin bir bütün olduğudur.

“Kullarım, insanlar…” gibi çoğul ve tümel söylemden de anlaşılacağı üzere; iyi, doğru, sevap, istenen hal gibi; hata, yanlış, günah, istenmeyen hal de bir bütünün içinde anlam bulur. Çünkü yanlış ve kötü olmaz ise doğrunun ve iyinin anlamı belirginleşemez. Ceza fikri olma ise ödül de hak edilemez. Dualite ile bu sistem tesis edilir ve işlemesi devam ettirilir. Bu işletimde her şey sürece dahildir ve ilerleme ve gelişme bu sebeple mümkün olur. Dolayısıyla bireyi bütünlükten dışlamak madden ve manen mümkün değildir. “Kullarım, O (Yaratanınız olarak Ben) size işaret ediyor(um); bu yoldan gidin, doğrusu budur…” denmesi sahipsiz olunmadığının, her daim hatırlatmada bulunmak suretiyle manevi sorumluluktan kaçılamayacağının ifadesi olduğu gibi, yanlışın da her bir kontrol noktasında elemine edilmesinin hatırlatılmasıdır.

Bakın, bu açıklamaların hiçbir tarafında köleleştirmek, hor görmek, dışlamak, ilerlemeyi engellemek yoktur. Maneviyatın insan yaşamında madden ne şekilde anlam bulabileceğini de bu kulluk tarifinden açıklamak gerekmektedir. Kendilerine çıkar elde etmek isteyenler ise işte bu ilişkiyi engellemekle ilgilenirler. Maddi dünyada bu ilişkiye müdahil olan yine bir kulun olumsuz yaklaşımıdır veya eylemidir. “Şeytanlık” denen şey, böyle somutlaşan bir olgudur. Bu dünyadaki üstün irade bağlamında sebep de sonuç da insandandır, kuldandır; bu bütünüyle kulluk anlayışına dahil şekilde açıklanır.

Buradan şunu anlamaktayız. Dünya yaşamı ölçeğinde üstün iradeli olarak insana Yaratanı tarafından “kul” diye hitap edilir. Başka üstün iradeliler söz konusu ise aynı bağlamda beraberliğin bir “kül” olması durumu söz konusudur.

“Kul ile Yaratan’ı arasına girilmez/girilemez.” Bu ifade hemen her şeyi açıklıyor: 1) İki unsur var; Yaratan ve yaratılan ama en başta Yaratan’ın değer verdiği yaratılan. 2) Bir bütünlük hali var. 3) Özel bir ilişki hali var.

Eğer Yaratan insana “Kulum,” dedi ise bu hitabın içeriğinde neler vardır, sıralayalım: 1) Bu hitapta Yaratan-yaratılan bağı var, bu iki unsuru birleştirir, tümel bir oluşum ifade eder. 2) Bu bütünlük aynı zamanda bir çağrıdır ve bilinçlenmek, gelişmek, yücelmek hedeflerine doğru bilinçle yönelmeyi işaret eder. 3) Bu olgu “din” demektir, “iman” konusunun tarifini ve sebebini de böylelikle bağlamış oluruz.

Bu hitabı alan İnsanın kendinde meydana gelmesi gereken anlamlar nelerdir? Ey insan: 1) İlahi irtibatını ruhunla bağlı tutuyorsun. 2) Canlılığınla ve karakterinle (yani bütünüyle nefsinle) varlık alemindesin. Her nefs ölümü tadar. Öldüğünde izin (yani kimliğin, yaşanmışlıkların, bıraktığın değerler, vs.) kalacak, sonsuz bilinç atmosferinde daima anılacaksın, kaybolmayacaksın. 3) Kainatın bilincine dahilsin, yaşam döngüsüne iradeni koyuyorsun, üretiyorsun, gelişmeye dahilsin. 4) Birey olarak değersin, değerlisin. 5) Bütünlükten hiçbir şekilde kopamazsın, kendini soyutlayamazsın, şeytanlaşmak istesen de bu sadece senin çaresizliğin olur.

Hz. Muhammet hitabında asla “kullarım” dememiştir, çünkü kendisi kuldur, bir bütünün içindekilerdendir; o insanı köle görmez ve köleliği yıkmak onun asıl vazifesidir. Çünkü hakiki iman edenler insanı yüceltenlerdir, değersizleştirenler değil! Nebi topluma, “Mekkeliler, ashabım, müminler vs.” şeklinde hitapta bulunmuştur. Aslında bu hitap formunu Hz. Muhammed’e öğreten vahiydir, manevi işleyişidir.

Ancak insanlar bir diğerine üstünlük kurabilmenin meşru ifadesini, kul ve köle bağlamında akıllara kazımak istemişlerdir. “Tanrı ve insanı; sahibi, efendisi ve onun kölesi,” gibi göstermek bir sapkınlık anlayışı olarak görülmektedir. Bu sapkınlıktan yola çıkan krallar kendilerini tanrı gibi görerek emri altındakileri köleleştirmek veya aralarından bir kesimi seçkinleştirerek çeşitli hiyerarşik yapılar meydana getirme amacı gütmüşlerdir. “Bu durum eskidendi, şimdi yok,” veya “Bizde krallık yok, krallıklar düşünsün,” gibi eksik değerlendirmeler yapmamak gerekir. Bugün de eline gücü bir şekilde geçirenler, hükümranlıklarını meşru zeminleri kullanarak açık veya örtülü şekilde insanlara yansıtan zalim ve kibir sahibi kişi ve kurumlar vardır.

Kul sözcüğünün kendisi dua’ya dahildir. Duanın anlamını bütünüyle bilmek başka bir derinlikli konudur. Burada açıklanabilecek husus, kulluk ve duanın ilahi ve manevi bağlamda derinliğinin müşterek olmasıdır. Kısaca “dua” tüm mevcudatın ve onu meydana getirenin kuvveti, bağı ve gelişmesi içindeki anlamın (mananın) ifadesidir. Örneğin; “… yerin ve göğün yaratıcısı…” demek bir duadır. Günlük konuşma üslubuyla söyleyelim: “Kul ile Allah arasına girme, sen benim nasıl iman edeceğime karışma, ancak kul ile Yaratan’ı arasına şeytan girer, ben ve sen ancak iki insanız…” Bu açıklama bir duadır. “Allah kullarına bu rızkı hak olarak verdi…” türünden bir değer ifadesi, duadır. Yani, kul olma bilincine erişmek duaya dahil olmaktır; duanın yayılmasına ve her şeyin içine işlemesine katkıda bulunmaktır.

Kulluk nasıl olur? Dünya yaşamında kulluk bilinciyle yaşamı anlamlı kılmak bir duadır. Ahlaklı olmanın kendisi duaya dahil olmaktır. Kulluk kölelik değildir. Bilakis özgür olmak, hak ve adalet içinde yaşam sürmek, bu bilinci ve anlayışı savunmak demektir. Ama geliştirilen bir ortak kültürle, ortak akılla, ortak olarak karar verilmiş, sorumluluk üslenilmiş doğru ve olumlu, hak ve adaletten yana olan irade beyanlarıyla yaşamı sürdürmek gerekmektedir. Her bir birey buna dahil olma seçimini kendi iradesiyle gerçekleştirir. İşte dua da, kulluk da pratikte budur.

Kulluk neden düşünmek, idrak etmek, anlamak, öğrenmek, gelişmek demek, şimdi anlayabildik mi? Şimdi anlayabildik mi, sahih din, hakiki Müslümanlık ne demekmiş, insana köle olmamanın, sadece kulluk nişanı taşımanın anlamı neymiş? Şimdi düşünüyor muyuz, ruh ile nefsin farkını, yola sokulmamış nefsin neden işleri karıştırmakla ilgilendiğini, sapkın anlayışların nefsine ruh demesindeki amacı? Şimdi din ile inancın neden farklı şeyler olduğunu, iman etmek ile inanmanın aynı şey olmadığını daha iyi açıklayabiliyor muyuz? Neden kul sözcüğü bu kadar önemli, farkına varabildik mi?

“Kul olmamak” asla mümkün değil, çünkü kül haldeyiz; ama ey insan, “köle olmamak” elimizdedir. Kul olma bilincidir imanlı olmak, inkar etmek ise sadece bu hali tanımamaktır. Aralara girip işleri karıştırmak, nerede yer tutulacağını bilememek veya kasıtla şekilde yer değiştirmek, aydınlığa gölge düşürmek ise münafıklıktır. Hepsi bu!..

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Hakiki Müslüman Olmak Zordur

DİĞER YAZI

İhanetin Anatomisi

Kültür 'ın son yazıları

Türkistan’ın Değeri

Arada bir tarihi ve kültürel derinlikleri hatırlamamız, hatırlatmamız gerekiyor. Örneğin Afganistan neresi? Afganistan’ın Türkistan ile ilgisi

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka