istihbarat-isi-ve-teskilattaki-kutucuklar
İstihbarat İşi ve Teşkilattaki Kutucuklar

İstihbarat İşi ve Teşkilattaki Kutucuklar

352 Tıklama
16 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Eminim, darbe girişimi ve sonrası olaylara hiç bu gözle bakmadınız, baktıysanız da bu şekilde betimleneni okumadınız. Nasıl mı? Başlangıçta, istihbarat konularını daha açık yazmamı isteyenlere söylemeliyim ki, durumu ve çözümü maalesef teorik anlatmak zorundayım. Ben burada her bir teşkilat şemasında kutucuk şeklinde gösterilen ama asıl hayatta karşılıkları çok ciddi olan bir konuya sizlere farklı bir boyuttan aktarmak istiyorum.

Bu çok zor bir dönem! Bir yangın var ve önce yangın söndürülmeli. Devlet sil baştan, OHAL var ve Kanun Hükmünde Kararname (KHK) yöntemi aktif. Herkes bir yerden tutup işlerin normale dönmesine çaba sarf etmek istiyor. Devletin çatısındakiler şöyle bakıyor olaya, “Önce yangını söndürelim, bu iş bir daha olmasın, çok derinlere inmişler, binlerce hain şu an içimizdeler, tedbirler de buna göre düşünülüyor, gereken yapılıyor…”

Ordudaki değişikliklerle ilgili KHK’ler yürürlüğe girdi, şimdi sıra istihbarata geldi. Bugün devletçe yapılan değişikliklerin mantığı ve yöntemi nasıl açıklanabilir? Teşkilattaki bağlantıları bir şema üzerinde düşünürsek, o klasik görüntüsüyle her bir kutunun anlamı ve işlevi vardır. Malum, kutular aşağıdan yukarıya veya tersi şekilde bağlanıyor. Alınan tedbirler çerçevesinde Türkiye’de atamalar bugün bu kutulara göre yapılıyor. Atananlar milletinden yana olanlar, güvenilir insanlar. Sonra kamuoyuna duyuruluyor, “Gerekeni yaptık, şimdi her şey daha iyi olacak…” Şüphesiz, sistem hainlerden temizlendikçe daha iyi olacak, öncesinde ise bu hainler sisteme sızmasa idi çok daha iyi olurdu diyoruz. Nasıl sızdılar? Cevap belli, zaaflardan yararlandılar. Sn. Cumhurbaşkanı, Olağanüstü Din Şurası’nda, “Rabbim de Milletim de bizi affetsin!” diye konuyu bütünüyle açıkladı kanaatindeyim, bu işten herkes sorumludur.

Tarihte görülmemiş vahim bir olay oldu ve bizler ne diyoruz? “Zaaf var!” Zaaf nedir, nasıl meydana gelir? “Zaaf, iyi niyetli, vatansever, art niyetsiz olunsa ve elden gelen yapılsa bile, o yine de meydana gelen, gelmesi engellenemeyen eksiklikler, yanlışlıklar ve kırılganlıklar, bireysel ve sistemsel hatalar,” değil midir? En azından bugün karşımızda duran bu zaafı ben böyle tanımlıyorum. Basitlikler, dikkatsizlikler, yanlış düşünmeler, işi bilmeyenlerin mevki işgali, fay hatları, devletin her bir noktasında işe sahip olamama, kontrol vüsatının işlememesi, işliyorsa da suiistimale açık olması, çarkların olması gerektiği ölçüde dönmemesi, bağlantıların kopuk olması, yetki ve sorumlulukları taşıyanların devlete ve millete kastetmeleri, dünyayı takip edememe, zamanın icaplarından geri kalma… Yani bu zaaflar; 1) temel yönetim biçimindeki eksiklerdir, 2) hainlik konularından kaynaklananlardır ve 3) bilgisizlikten ileri gelirler. Evet, sanırım bu konuda hemen herkes aynı fikirdedir.

Bakın, ben işi tamir etmek amacıyla büyük bir çaba içindekileri desteklemekten yanayım, görüyorum ki başkaları da böyleler, şehitlerimiz var ve onlara karşı borçluyuz. Özde söyleyeceğim şu: Özellikle Sn. Başbakanı dinleyince daha net anlaşılıyor ki, (belki çok düz konuştuğundan olsa gerek,) alınan tedbirler ancak bu bahsettiğimiz hainliklere karşılık gelir, temel yönetim fonksiyonu ve bilgi konusu zafiyet üretmeye devam eder. Ben de bu üst düzeyli anlatılanlara bakarak düşünüyorum ki, temel yönetimle ve bilgi eksikliğiyle ilgili konular yine muğlak, sorunlu kalma potansiyeli yüksek, gelecekte yeni zafiyetlerin ortaya çıkması söz konusu olacak, aynı veya başka istismarcılar bu zaafları izliyor olacaklar ve günü gelince devlete yine zarar verme yoluna girecekler. Sonra, gerektikçe ve tekraren düzenlemelere gidilecek, bunu CNN Türk’te Sn. Başbakan da vurguladı, “Çıkarılan kanunlar Allah’ın emri değildir, değiştiririz,” dedi. İyi de devletin sistemi sürekli değişeceğine, hazır şimdi bazı düzenlemeler yapılıyorken, az da olsa işin ehline de danışılmasının ne mahsuru olacak ki? Hani kaybedilen zaman çok da olmayacak, belki birkaç gün daha geç çıkar KHK’ler, hepsi bu.

Kaldı ki sürekli değişen Milli Eğitim’in memlekete verdiği zararı biliyoruz. Sürekli değişiklik her defasında derin zaaf kanalları açacaktır. Bu doğaldır.

Peki, nedir bu teşkilattaki kutucukların içlerindekiler? Milli Eğitim sisteminde kutucukların içi dolu değil miydi? Benzerlerine fırsat verilebilir mi?

İşte zaafların merkezleri bu kutucukların içinde saklıdır. Kutucuklar fonksiyonunu yerine getirmediğinden bugün biz bu hale gelmedik mi? Sürekli, “Sistem önemlidir, genel anlamda insanlar değil ama yine de sisteme ilişkin insan kaynağının kalitesi ve üst standartlarda olması önemlidir, bu bir zorunluluktur,” demedik mi? “Esasen sistem kurup işletmek, sistemleri güçlendirmek ve kökleştirmek gereklidir, sistemlerin sistemini inşa önemlidir,” demedik mi? Kim yapacak bunu, hak etmediği halde işe alınanlar mı? Bir şeyi söylemek ile yapabilmek arasındaki fark işte aynen vurgulamaya çalıştığım gibidir, bazen iş bilinse de yapılamaz, sonuç almak mümkün olmaz, çünkü diğer zaaf faktörleri sürekli devrededir. Soruyorum, bundan böyle başka bir kutucuk sorununa tahammülümüz olacak mı? Bugün kutu içine yazılan şahsın isminin bir hain olmayacağını kabul ediyorum, hatta geçmişe oranla daha da titiz bir şahıs olacağını da kabul ediyorum, ama endişem bitmiyor. Ya o kutunun gerektirdiği iş yeterince yapılamazsa, istismarcı eksiklikleri kendi lehine kullanırsa? Hem kendi zaafımızdan dolayı ilerleyememenin verdiği sistem sorunlarını yaşıyorken hem de istismarcının zaafı ikiye katlayan türden vereceği zarardan dolayı çok gerilere düşersek… Konu neydi? Yangını söndürmek. Anlıyorum. Belki…

İstihbarata bakalım, şimdi konumuz bu değil mi? Yetkililer istihbaratı büyük ölçüde dinlemeden ibaret zannediyor olmalı ki, “Dinleme yapan hainse bu iş olmaz, bu kabul edilebilir mi?” diye meselenin önemini vurgulamaya çalışıyorlar. Olmaz elbette, ben bunu bilenlerdenim. Siz bu kumpas davaları olmazdan önce, bir devlet kurumunun diğer bir devlet kurumunu bir makamdan izin almadan dinlediğini biliyor muydunuz?

İyi biliyorum, istihbarat dünyanın en zor ve özel işlerinden biridir. Parayla veya başka değer ölçütleriyle isteseniz de bir başkasından alamazsınız. Aldıysanız da ne aldığınızı tam bilemeyebilirsiniz. Verirlerken ikili ilişkiler ve diplomasi yetmez…

İşte size bu noktada hayati bir konuyu hatırlatmak isterim… O teşkilat şemasındaki kutucuklar istihbarat mevzuunda kendini daha başka biçimde ve kapsamda gösterir. Şöyle açıklayayım, başka tecrübeli bir servis, benim servisimin elemanına kendisi bir şey elde etti zannetsin diye, eline aldatıcı bir belge verirse, kim neyi halletmiş olacak, bana söyler misiniz? İstihbaratta oyun içinde oyun vardır ve işin kötüsü, asıl ne oynandığını kendi ömrünüzde öğrenemeyebilirsiniz de. Şu da var, istihbarat doğası gereği bütünüyle risk sahasıdır. “Kesin, tamam!” dediğiniz bir anınız bile olmaz, olup bitene bakıp hep bir bit yeniği var gibi hissedersiniz. Çok iyi bildiğinizi zannedersiniz, bakarsınız ki örneğin düzmece görüntülü bilgiler sizi başka bir alana atıvermiş. Yanıltırlar…

Binlerce yıldır bu iş insanlığın konusu oldu, bilim adamları ve filozoflar bu konu üzerine yazdı çizdi. İstihbaratın bir kısmı bilim ise diğer kısmı sanattır. Sanat olduğu retorik değil, gerçek! Siz hiç istihbarat sanatıyla ilgilenen biriyle oturup kalktınız mı?

Peki, bizler en gelişmiş diye bilinen o ülkeleri izlemeyecek miyiz, haklarında istihbarat yapmayacak mıyız, siber alanda yok muyuz, insan istihbaratı nasıl olacak, başka bir ülke kentinin şebeke trafiğine girip hem kendi lehimize hem de o ülkedeki insanlar için bir düzenleme yapabilcek miyiz? O sürekli türlü şeyler yapacak da biz savunmada mı kalacağız, bu mu bizim rüştümüz? Sadece aldığımızı zannettiğimiz o karşı tedbirlerle mi yetineceğiz? Bu işi yapmak için araç gereci kim verecek bize? Biz imal edebilecek miyiz? Örneğin Müşterek Siber Savaş Harekat Merkezi’ni Amerika’ya Bill Gates inşa etti ise sizin bir Bill Gates’iniz olacak mı? Çok para verseniz de bunu size bu çapta biri gerçekleştirebilir mi? Buna müsaade ederler mi? Olmayacak ise bu konudaki planınız nedir? Ama o siber merkezlerden sizin her türlü işinize girilerek kurcalanabiliyor, yakınınıza dahi gelmeden. Hani şu KHK ile kutular birbirine bağlandığında olmayacak kadar zor bir işten bahsediyorum. “Mecburuz!” diyorsunuz. Büyük servislerde o kutular birbirlerine farklı şekillerde bağlanabilmekte, sadece düz bağlantı da söz konusu değil.

Ben çok insan gördüm, kutuların üstüne yazılan isim olarak, hem de en iyisiyim diye geldi karşıma; aklı var, kalbi yok veya kalbi var, aklı yok; kalbi var, imkanı yok veya imkanı var aklı yok. İşin içinde eğitimli insanlar gördüm, bilgisi yok, hatta elinde bir oyuncak!

Burada amacım istihbarat, teşkilat ve yönetim dersi vermek değildir. Kısaca ve teorik mahiyette istihbaratın ne olup olmadığını bundan önce açıklamıştım. Ben bu tür dersleri yıllarca verenlerdenim, okul, sistem, merkez kuranlardanım, işletenlerdenim, belki bundan dolayı bu denli endişeliyim. Endişemin dikkate alınmasını beklemeye hiç hakkım yok mu? Bu istihbarat işi, şakası yok!

Darbe girişimini, iktidar değiştirmeyi veya terör saldırısını zamanında ve ilgililere haber verme konusu belki de işin en son noktası. Konu, kendi insanımızın ne olup olmadığını bilmek değildir. Konu başkalarının ne olduğu bilmek de değildir. Siz ne olmak istiyorsanız başkalarını buna göre değiştirebilmek, hazırlayabilmektir. Bu son konu istihbaratın ustalığıyla ilgilidir. Şimdi anlıyor muyuz, hani o usta istihbaratçılar bugün bizi neyle boğuşturuyor?

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

NATO’nun Geleceğini Tartışmak

DİĞER YAZI

Türkiye’nin Yeni Jeo-Stratejik Değeri

Politika 'ın son yazıları

Bakü Beyannamesi

Türkiye, Azerbaycan ve Pakistan Meclis Başkanları arasında Bakü Beyannamesi imzalandı. Bu gelişmenin özellikle savunma alanındaki anlamını