Fay Hatları

127 Tıklama
18 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Türkiye’nin bölgesindeki çatışmaları, gerilmeleri ve krizleri incelemeye başladığımızda ilgili aktörlerin etkileşimleri bağlamında geniş bir coğrafya içinde jeopolitik mücadele vermek gerektiği ortaya çıkıyor. Eğer bu geniş bölgeye müşterek bakılmaz ise fotoğrafın iyi görülememesi söz konusudur. Ama bölgede çareler üretilecekse de yeterli olmanın yanı sıra bir mücadeleyi kazanmak gerektiği açıktır. 

Bu bakışla mevcut etkileşimleri bir haritaya işaretledim. (Görsele bakınız.) Neler görüyoruz?

  • Halen sürmekte olan çatışmalar ve riskli bölgeler: Ana hatlarıyla Libya, Yemen, Suriye, Irak, Ukrayna, Ermenistan, Afganistan, derken şimdi de Belarus bölgesi.
  • Çatışma ve terör üreten alan: Özellikle 11 Eylül’den sonra belirginleşen biçimde Kuzey Afrika ve Orta Doğu (MENA) uzun süredir bu konuyla meşgulken, terör ve çatışma alanı giderek Hint-Pasifik ve Doğu Avrupa eksenlerine de kol atmıştır.
  • Üç kırılma (fay) hattı ortaya çıkmaktadır: 1) Doğu Akdeniz’i çevreleyen ve buradan Karadeniz’e çıkan hat; 2) Basra’dan Çin topraklarına uzanan Orta Asya hattı; 3) Karadeniz’den Baltık’a uzanan Doğu Avrupa hattı.

Esasen ABD ile onun rakibi konumundaki Çin ve Rusya’yı hesaba katmak gerekir. Ancak tam da Türkiye’nin bulunduğu mevkide çoklu bir etkileşim söz konusudur. Şöyle: ABD, Avrupa Birliği, İngiltere, Kanada, vs. oluşum, ki NATO’dan dolayı Türkiye de bunun içinde, Atlantik bloğunu oluşturur. Her ne kadar Atlantik’te olmamasına rağmen İsrail bu blokta Türkiye hariç kesimlerle işbirliği halinde hareket etmektedir. Bir yandan (2013’ten beri daha belirginleşen şekilde,) ABD, İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi, Türkiye (ve Kuzey Kıbrıs’a) karşı ortak hareket etmektedir; diğer yandan (2000’den beri,) Avrupa (özellikle Fransa), Yunanistan ve Güney Kıbrıs (2004’te AB’ye alındı ve dolayısıyla AB sınırlarını Levant bölgesine uzattı) yine Türkiye’ye (ve Kuzey Kıbrıs’a) karşı hareket etmektedir. Başat ülkelerle birlikte hareket eden Mısır ve Körfez Ülkeleri neredeyse her konuya müdahil olma eğilimindedirler.

Terör konusunda da karışıklık vardır. Bilindiği gibi ABD (ve kısmen Avrupa) PKK/YPG’yi terörist diye tanır, ancak onlarla işbirliği halinde hareket eder. Nasıl? Irak Şam (Levant) İslam Devleti (IŞİD/ISIL, Arapça Daeş) diye isimlendirilen bir küresel radikal terör oluşumu ile ortak koalisyon halinde mücadele etmenin yanı sıra, PKK/YPG’den başka bir isimle imal edilmiş yerel unsuru da yanlarına alırlar (vekil).

Bu ve bunun gibi bölgede birçok farklı eksenlerde hareket eden, ortaklık kuran, karşıt olan yapılar, güçler ve ülkeler vardır.

Halen IŞİD’in Horasan kolu (IŞİD-H) ise Afganistan ve çevresinde etkindir. Radikal terörizm Hint-Pasifik bölgesine kaymıştır. IŞİD bir dönem (2014-16) Avrupa’da da etkin idi. Her nedense burada etkinliğini bitirdi gibi bir durumu görmekteyiz. (Terör olmasın elbette!)

Etkileşimde İran ve İsrail karşıtlığı gibi duran ama aslında paslaşarak birbirlerine alan açan bir başka etkileşim daha var. Bu çoklu etkileşimde dikkat çeken başka bir yapı şeklidir. İsrail, Doğu Akdeniz’de (esasen Filistin’de) nüfuz alanını artırırken, Afrika’ya ve Balkanlara da bir arayışla atlamış gözükmektedir. İsrail, Körfez ülkeleri ve Mısır ile işbirliği içindedir. Arap-İsrail çatışması geride kalmıştır artık. İran ise mezhepsel (Şii) yayılmacı politikalarını alana aktarmaktadır.

Bölgedeki çatışma ve krizleri (ki ABD politikalarının Türkiye’ninkinden ayrışması söz konusu) dört başlıkta açıklamaktayım:

  1. 2001, 11 Eylül sonrası. ABD’nin koalisyon güçleriyle beraber Afganistan ve Irak harekatları yapıldı. Burada Türkiye 1 Mart Tezkeresi (2003) olayını yaşadı. ABD ile ilişkiler bu tarihten sonra farklı yürüdü. (Abdullah Gül 2004’te Büyük Ortadoğu Projesi BOP içinde olunduğunu söylemesi ilişkileri değiştirmedi.)
  2. 2011, Arap Baharı sonrası. Suriye iç savaşı ve bunun içinde IŞİD’in fonksiyonu gelişti. ABD Irak’ı 1991-96’da Çekiç Güç ile fiilen böldüğü gibi Suriye’yi de fiilen bölebilmek adına PKK/YPG/SDG’yi vekil kullandı. Bu politika Türkiye ile ABD arasını soğutan en önemli konulardan biri oldu. Üstelik 15 Temmuz 2016’da helan elebaşı Pensilvanya’da olan FETÖ’nün darbe girişimi yaşandı.
  3. 2014, Rusya’nın Ukrayna-Kırım bölgesini ilhakı sonrası. ABD bu noktadan sonra Avrupa ve NATO ile beraber hareket ederek Rusya’yı bölgeden uzaklaştırmanın yollarını aradı. 2021’de Joe Biden iktidarıyla Atlantik’in Ukrayna politikası net bir biçimde kendinin gösterir oldu. Ancak ABD bölgede ortak olarak Yunanistan ile hareket etmektedir. 2013’teki ABD, İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi Doğu Akdeniz Anlaşmasına bağlı kalmaktalar. ABD ile Yunanistan savunma anlaşması 2021’de yenilendi (Dört ana üs: Dedeağaç, Sauda, Pire, Stefanovikeio). Bu durumda bölgeye asker yığmaya başladı. Stratejik mevki Dedeağaç gündeme geldi. Bu Türkiye ile Yunanistan arasındaki derin meseleleri tekrar belirginleştirdi. Zira Yunanistan, Türkiye’ye karşı politikalarını geliştirmek adına kendine bir arka bulmuş oldu.
  4. 2021, ABD’nin Afganistan’dan çıkması sonrası. Halen bunun etkisi gelişme gösterir niteliktedir. Türkiye’nin Orta Asya’da köklü bağları vardır. Bakalım ilişkiler ne şekilde gelişecek?

Şimdi Türkiye’nin yukarıda işaret ettiğim üç fay hattı ile ilişkili ortaya çıkan durumunun üzerinden geçelim: 

  • Birinci Fay, Doğu Akdeniz ve Karadeniz Fayı – Doğu Akdeniz’i çevreleyen ve buradan Karadeniz’e çıkan hatta Türkiye: Diplomasi, çatışma, rekabet, terörle mücadele gibi çok önemli bir görev yumağının içinde ilerlemek durumundadır. Burada ilerlemek isterken iktidar iç politikada eleştirel konularla karşılaşmaktadır.
  • İkinci Fay, Orta Asya Fayı – Basra’dan Çin topraklarına uzanan hatta Türkiye: Bugün için ihtiyatlı politikalar izlemektedir. Ancak ABD’nin esasen Hint-Pasifik’te Çin’i karşısına alacağı zaman periyodu (2027’lere yaklaştıkça artacaktır) henüz temposunu artırmadı. Belki de Çin toprakları içinde gelişen terör söz konusu olacak ve Türkiye burada taraf olmak zorunda kalabilecektir. Türkiye şimdiden gelişen bu cephede politik dengeyi iyi kurmak zorundadır.
  • Üçüncü Fay, Doğu Avrupa Fayı – Karadeniz’den Baltık’a uzanan hatta Türkiye: Unutmayalım, bahsettiğim bu hat, Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’nda kırılmış bilinen ve çok derin bir fay hattıdır. Dolayısıyla belli belirsiz ortaya çıkan olaylar bile aslında çok derin enerji birikimlerini gün yüzüne çıkarma potansiyelindedir. O halde burada çok sağlam ve ihtiyatlı olma zorunluluğu vardır. Bu konu kendi içinde dört alt başlık içerir.
    • Doğu Avrupa ve Baltık Bölgesi Krizi: Türkiye NATO ile hareket etmektedir.
    • Ukrayna Bölgesi Krizi: Türkiye NATO ile hareket etmektedir.
    • Güney Kafkasya Bölgesi Krizi: Azerbaycan ve Türkiye işbirliği ile yürütülen faaliyetlerden beklenti önemlidir. Bu iki kardeş ülke “altılı” bir grupla mümkün olabilecektir (esasen Rusya ve İran’ı da içerir şekilde, açılımların üzerinde oluşacağı Ermenistan ve Gürcistan ile ortak hareket ederek). Amaç bölge ülkeleri olarak Trans-Kafkaslarda, Hazar ve Karadeniz arasındaki güzergahta, istikrarı ve refah yolunu açıp güçlendirebilmektir. Burada bir kez daha karmaşa yaşanabilir, zira ABD ve Avrupa, Rusya’ya karşı Ermenistan ve Gürcistan ile hareket etmektedir. 
    • Balkanlar Bölgesi Krizi: İşte burada Türkiye’nin karşısına Yunanistan çıkmaktadır. ABD ve Fransa Yunanistan’ı silahlandırmaktadır. Ayrıca Bosna-Hersek’teki Dayton Antlaşması şartları istikrarsızlık üretme potansiyeline sahiptir. Bütünüyle bakılırsa Balkanlar yeni sorun sahasıdır, bunu bir kez daha açıklayalım. NATO ve AB kullanılarak Rusya’nın elindeki nüfuzu geri almak adına ABD bloğu buradan hareketle Doğu Avrupa’ya ve Karadeniz’e etki sağlamak istemektedir. Bu nedenle Balkanlar askeri yığınak yeri olmaktadır (Yunanistan, Bulgaristan, Romanya’dan başlayarak bir taraftan Ukrayna, diğer taraftan Polonya’ya kadar kuzey istikametinde).

Etkileşimlerin çeşitliliğine dikkat çekmek isterim. Terörle mücadele, çok katmanlı ve taraflı dinamik diplomasi, ekonomik rekabete karşılık verme (ki koronavirüs salgını ve iklim değişikliği ile mevcut küresel tablo içinde bu durum daha da zordur), silahlanma, caydırıcılık, enerji alanındaki girişimler, teknoloji alanında somut sonuç alma zorunluluğu, gibi pek çok konu var. 

Türkiye için bu konular daha da ağır bir tablo sergiler. Örneğin, Ukrayna ile ortak savunma sanayii ve kültürel projelerde ilerlemek isterken bir de bakarsınız karşınıza başka engeller çıkabilir. Ancak önemsenmesi gereken konulardan birisi de iç politikada daha fazla mücadele etme ihtiyacının olmasıdır. Zira mevcut fay bölgelerinde mücadele etmek söz konusuyken iktidara karşı muhalefet öyle konularla ortaya çıkabiliyor ki, örneğin sınır dışına asker göndermek için tezkere meselesini çözmek gibi, buralardaki tartışmalar başkalarının da işine gelecek yeni diplomatik ve politik alanlar açıyor. 

Günümüzde iç politikalara nüfuz etmek adına medya ve sosyal medya imkanları fazlaca kullanılmaktadır. Her kesim kendi çıkarına uygun belirginleştirdiği projesine odaklanıyor olabilir. Ama neticede ortak noktalarda hareket etmek adına girişilen çabalar çelişkili sonuçlar doğurmaktadır. Terörizm, demokrasi, politika, adalet, düşmanlık gibi kavramlar mevcut karmaşayı daha da derinleştirmektedir. Üstelik siber ve istihbarat savaşları alabildiğine artmakta, işin tabiatı gereği geri planda sürdürülen gizli operasyonlar ile gerçek-görünür yaşamda başka tezahürler oluşmaktadır. İşte bu nedenle Türkiye bu fay hatlarındaki mücadelesinde daha da karmaşık olaylarla karşılaşmaktadır. Eğer bu alanda başarılı olunacak ise Türkiye de rakipleriyle sürdürdüğü mücadelede benzer operasyonları yapmak durumunda kalmaktadır. Bu riskleri artıran bir durumdur.

Jeostratejik çıkarımla incelememizi bitirelim. Bu belirttiğim üç fay hattında (haritaya bir daha bakalım) Türkiye adeta çevrelenmiş şekildedir. Merkezdeki Türkiye diyoruz ama bu merkezin yükü ve enerjisi bir hayli fazladır. Bu fay kırıklarında yer alan çapraz etkileşim durumunu kendine bir fırsat olarak görenler de vardır. Eğer Türkiye, Rusya-ABD geriliminden veya ABD-Çin rekabetinden çıkarımda bulunarak, önüne çıkacak bütün politik süreçleri başarıyla işletebilirse, bu neden bir fırsat olmasın? Bir de şu var, bütün bu çabalar belli bir riske girmek demektir. Çoklu risklerin yönetilmesinde Türkiye olağandan fazla gayret sarf etmek durumundadır ki bu gayet yorucudur. Bu yorucu risklere direnç gösteren en önemli güç unsuru ise Türk Milletinin kendisidir. Temel bir hatırlatma, eğer bir güç mücadelesine girdiyseniz gücünüzü zorlarsınız, kinetik baskı mutlaka bir sonucu ve karar halini doğuracaktır.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Kırılma Cilt II

DİĞER YAZI

Tam Spektrumlu Politika

Politika 'ın son yazıları

Tam Spektrumlu Politika

Size şöyle soruyorum: Tam spektrumlu politikanız nedir? Klasik ideolojik yaklaşımlarla mı hareket edeceksiniz, hatalar üzerinde geliştirdiğiniz

Kırılma Cilt II

Kırılma Cilt I'de bu bir kitap olacak diye başlamış idik. Cilt II'ye geçmeden gördük ki bu