Tam Spektrumlu Politika

58 Tıklama
19 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Yeni yıla girerken önemli başlıkları detaylandıran yazarlar daha çok “demokrasi otokrasiye karşı” diye yazıyorlar. Tartışma hangi demokrasi veya hangi otokrasi şeklinde ele alınınca genişliyor. Rusya’nın sert gücünü gösterip Soğuk Savaş sonrası en güçlü evreye girmesi ve Çin’in ekonomi, teknoloji ve askeri alanlarda ama daha çok dünyadaki iddiasında gelişiminin dikkat çekici hale gelmesi üzerine ABD hemen demokrasi kılıcını çekti ve rakiplerini otokrat şeklinde tanımlayıp, hedef gösterdi. Suyun üstünde demokrasi ve otokrasi var. Bana göreyse, küresel üstünlük mücadelesi, kapitalizmin kılıcını Batı kültürü mü, Doğu kültürü mü tutuyor, şeklinde oluyor. Bu yaklaşımla, “Batının kapitalizmine karşı devlet kapitalizmi hedef,” dense, yanlış olmayacak gibi görünüyor. Öyleyse bu yazıda Devlet kapitalizmi ve Batı kapitalizmi ayrımına dayalı temel farklılıkları gözden geçirelim. Elbette Türkiye’ye ait dersleri de çıkarmamız gerekecektir. Bu nedenle, Türkiye ile ABD ilişkisini sistemsel açıdan eleştirelim ve NATO ile ilgili anlayışları da gözden geçirelim. 

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve dolayısıyla onunla gelişen sistemlerin savunusu, devlet kapitalizmine karşı savaş vermektir. Kuzey Atlantik Andlaşması Örgütü (NATO) da bu fikre göre savunma görevini üstlenmektedir. Devlet kapitalizmine ve onu savunan otoriter yönetimlere karşı Batı sisteminin verdiği mücadeleyi politika, ideoloji, yönetim sistemi ve ekonomik işbirliği olarak ele almak gerekir.

Esasında Batı kapitalizmi milletlerin kendi kültürlerine bağlı kalarak gelişmesine engel değildir. Örneğin Batı’dan İskandinav ülkeleri, Uzakdoğu’dan Japonya, Singapur ve Güney Kore gibi örnekler bunu göstermektedir. Hatta demokratiklik ve refah seviyeleri ile ABD’den katbekat üstün ülkeler ve yönetimler bulunmaktadır. Bu yaklaşımla ezbere “ABD ve diğerleri” demek pek de önemsenecek yaklaşım değildir.

Bu bağlamla Batı kapitalist düşüncesi ve politikası olarak NATO’yu kuran akıl da üyelerin kendi kültürlerine karşı değildir, bilakis gelişmesinden yanadır, ABD’den daha fazla gelişmiş olabilirler. Örneğin iki Dünya Savaşı’nda yenik düştüğü halde Federal Almanya Cumhuriyeti’nde sosyal dengeler her yönüyle ABD’den yüksek seviyededir.

Uzakdoğu’nun Batı kapitalizmi uygulamasının en iyi örneklerini veren ülkeler bugün, sosyal uyum, mandarin geleneklerinin getirdiği elit bürokrasi ve saydam sistemler ile hem refah hem kültür yarışında öne çıkmışlardır. 

Türkiye’de doğrudan suçu Batı Kapitalizmine ve dolayısıyla düşünce sistemine atanlar için Uzakdoğu örneğinden hareketle sormak gerekir: Öne çıkan özelliklerimiz neler, belirgin birtakım önemli özellikler var olduğu halde Türkiye, Batılılar tarafından hangi yönlerden engellendi? Yoksa 1938 sonrası hükümetler Ülkeyi yanlış mı yönettiler? Daha da önemlisi, yeterli ve belirgin bir özellik geliştirilemedi mi, geliştirilmesine engel mi olundu? Var olan özelliklerimizi unuttuk mu, unutturanlar mı oldu?

ABD’yi kuran akıl Batı Kapitalizmi ruhu ile bugün onu da eleştirmektedir. Nelerle? İlk olarak şöyle ifade edelim, ABD tam demokrasiye sahip bir ülke değildir. Woodrow Wilson zamanında Yüksek Mahkemesi Başkanlığı yapmış Louis Brandeis’in ifadesiyle, ABD bir demokrasi laboratuvarıdır. Ancak buna karşılık ABD’yi kuran ve ideolojisiyle dünyada politik çaba içinde olan burjuvazi kesim -hâkim güç erkleri- sürekli “Batı tipi demokrasi” sloganıyla hareket etmektedir. İkincisi, ABD patrimonyal[1] olmasa da yozlaşmanın yasal zemine oturtulduğu bir patronaj (burjuva) düzeninin kalıntılarını korumaktadır.[2]

Bugün Amerika kadar özgür ve belki de daha fazla olmasına rağmen ondan çok daha yetkin hükümete sahip çok sayıda liberal demokrasi bulunmaktadır. Bugün bir fotoğraf çekecek olursak, ABD etkin yönetim sergileyemediği hükümetleriyle somut olarak altyapı, kamu sağlığı, meslek edindirme ve tabii iklim değişikliği konularında sınıfta kaldı. 

Eğer bir hükümet güç kullanmadan otoritenin sınırlarını doğru çizebiliyorsa iyidir. Ancak ABD kendi içinde bile halkına kurumlarına karşı güç kullanmakta ve haksız rekabet sorununu çözememektedir. Başta federal yöneticiler olmak üzere devletin en üstündekilere kadar popülizm kolaylıkla sistemi zehirleyebilecek şekilde öne çıkan önemli bir sorun olmaktadır.

Fareed Zakaria şöyle diyor: “Yıllardır Amerikan halkı -diğer gelişmiş ülkelerin vatandaşlarının aksine- her konuda ikinci sınıf iş çıkaran bir hükümete katlanıyor. Halbuki ülke zararı karşılayabilecek güçte; Washington dünyanın rezerve ettiği para birimine sahip ve isterse trilyonlarca dolar basabilir. Halen gezegendeki en büyük askeri güç konumunda, muhteşem bir teknoloji sektörüne sahip ve dijital dünyayı ABD yönetiyor. Ülkedeki güçlü yerli piyasa, ithalat ve rekabetle başa çıkmaya sağlıyor. Bunlar bugüne kadar ülkenin kör topal ayakta kalmasına yaradı ama yapılan hataların sonuçlarıyla hiçbir zaman gerçek anlamda yüzleşilmemişti -ta ki bugüne kadar. Amerika yıkılmayacak kadar kuvvetli bir ülke olmakla birlikte, devingen finans sistemi ve işlevsiz siyasal yapının tesadüfen aynı dönemde buluşmasıyla, yavaşça düşüşün sınırına yaklaşıyor. […] Ülke gün geçtikçe daha muhafazakâr ve evrensellikten uzak bir çizgiye yaklaşıp, etkinliğini ve yenilikçi gücünü kaybettiği halde istisnai başarıları gözünde büyütüp onlarla teselli buluyor.”[3]

ABD, Joe Biden ile birlikte bu belirtilen eleştirilere karşı çözüm üretiyor olmalı. Donald Trump’a yapılan eleştiriler ve Joe Biden’ın vaat ettikleri noktadan hareketle, aranan düzen; etkinlik ve yenilikçi yaklaşımların öne çıkarılması, kalıcı değişimlerle beraber ABD sisteminin küresel uyumu kapsaması, ittifaklar ve ortaklıklarla küresel savunma anlayışına bağlı hareket edilmesi, bütünüyle Batı kapitalizminin kökleşmesinin sağlanması ve bu itibarla Çin ve Rusya başta Devlet kapitalizmini savunan yönetimlerin zaman içinde Batı sistemine yaklaşmasının sağlanması olmaktadır.

Fareed Zakaria’nın eleştirilerinde ABD için dikkat çeken ifadeler var. Burada Yirminci asrın başından itibaren iki Dünya Savaşı ve bir Soğuk Savaşı kazanmış uluslararası sistemi kurmuş ve işleten, Çin gibi bir potansiyeli harekete geçirmeyi başaran bir süper güç ABD yönetimlerini ve ortaya çıkan bugünkü hali eleştirebiliyoruz. Öyleyse, Türkiye gibi gelişmekte olan ve aynı zamanda kritik jeostratejiye sahip ülkelerin durumu ise daha fazla dikkat gerektirmektedir. İlk akla gelenler cihetiyle, Türkiye’nin parası rezerv değil, ekonomisini ve egemenliğini de bu gerçeğe göre ele almak zorundadır. Çin para birimi renminbi henüz rezerv değil, ama çok fazla biriktirdi, kasası dolar ve altın doludur. Şimdi kendi parasını egemen kılma savaşı vermek için zaman geldi diye düşünmektedir.

Her ne kadar NATO’da kalmayı savunsalar da Türkiye’de bazı kesimler için aslında bu Atlantik misyonunun ruhunu bütünüyle onayladıklarını söylemek mümkün değildir. Bir kere Atlantik misyonu, Batı tipi kapitalizminin ve demokrasi standartlarının bütün dünyaya kabul ettirilmesi ülküsüyle açıklanır. Ekonomik sistem, para, bilgi, kültür, silah, siyasi anlayış bakımlarından tek ruh halinde birlikte düşünmek en temel açıklamadır. 

Şimdi gelelim 2022 ve sonrası perspektife. Joe Biden yöntemi hesaplarını 2040 yılına göre yapmaktadır. Ama hangi ABD? Elbette yenilikleri ve gerçekleştirilen dönüşümleri bünyesine kazandırmış bir Amerika. Çin bunun farkında ve hızla kendini yeniliyor. Yarış bu kapsamlı yenilenme ve dönüşüm sürecinde oluyor. ABD şöyle istiyor: Çin, Batı tipi demokrasiye dönüşsün, Devlet kapitalizmini yani Komünist Parti iktidarını bir kenara koysun. Japonya, Güney Kore veya Singapur gibi olsun. Tayvan, Hong Kong veya Uygurlar ile ilgilenmesin. Hem dolar kullanmaya devam etsin, Fed ne diyorsa öyle yapsın. Demokrasi olduktan sonra, toprakları yönetmek fikrini terk etsin, özgürlük yeter desin… Biden’ın verdiği mücadelenin Çin ayağındaki hedefin basit açıklaması budur. Yoksa ABD elitleri tarafından Çin ekonomisiyle ilgili büyük bir sorundan bahsedilmiyor. Tedarik zincirleri küreselleşsin, finans hızla her istikamete aksın isteniyor.

Ancak Mao Zedong ve Jiang Zemin’den sonra Çin’in üçüncü önemli ismi olmayı hak eden Komünist Parti Genel Sekreteri ve Devlet Başkanı Xi Jinping’in iddiası ise 2040 yılına kadar Tayvan sorununu kendi lehine çözmek, ortak kader ülküsü etrafında genişlemek, küresel ticarette engelleri kaldırmak ve finans sistemi içinde rezerv güç olmaktır. Bu anlayışla Komünist Çin’in Devlet kapitalizminde kalmaya devam etmek istediği anlaşılıyor. ABD de Komünist Çin’in Devlet kapitalizmini savunan lidere “otokrat” diyor. 

Diğer yandan ABD, Soğuk Savaş’ta dağılmış Rusya’nın bugün yine imparatorluk özlemiyle hareket etmesine ve işgalci yaklaşımına dayalı liderlik anlayışına da “otokrasi” demektedir. Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin bu nedenle ABD’nin hedef tahtasındaki liderlerin başında gelir. Bu durumda ABD ne yapıp yapıp bir yandan Rusya’nın alanını daraltacak önlemleri almakta, diğer yandan Çin’in dönüşümü için 2040’a kadar zamanı iyi kullanmak istemektedir. Ben buna ABD’nin İki Ayaklı Küresel Stratejisi demiştim.

Şu an dünyada Soğuk Savaş olmuyor, daha zorlusu gerçekleşiyor; isterseniz soğuk deyin isterseniz sıcak! ABD’nin talimnamesini yazdığı Tam Spektrumlu Savaş[4] oluyor. Barış ve savaş yok, ilana gerek yok, her an her şey var. Siber, uzay, ekonomi, diplomasi, teknoloji, kitle imha silahları, ne aklınıza geliyorsa var.

Eğer Tam Spektrumlu Savaş halindeysek, ABD, ittifakını (NATO) ve ortaklarını (Kanada, İngiltere ve İsrail yanı sıra AB, AUKUS, QUAD “derin” ortaklarıyla) toplayıp yaklaşık 50 ülkeyle “akıllı güç” uygulayarak bir şekilde saldırı başlattıysa, karar sizin! 

Rusya ve Çin de durmadı, sertleşti. Rusya zaten sert gücü ile Karadeniz kuzeyi ve Doğu Avrupa’da pozisyon aldı. Çin Komünist Partisi geri adım atmak yok mesajı verdi. Bunu da göz önüne alın. 

Belirgin şekilde 2021’de başlayan sistem savaşının tarafları Batı ve Devlet Kapitalizmi üzerinedir. Eleştirisel yaklaşarak ABD’yi tartışılabilir; benim bir kısmıyla ele aldığım konular gibi. ABD değil, Batı kültürüdür. Konu eleştiriye açık olan ABD demokrasisi değil, “gerçek/ileri” (virtual) demokrasi fikridir. Ancak, 2040’lara gelindiğinde nerede olunacak? Sağlam ve güçlü bir durumda olmak en önemli husustur ve “beka” kavramı bu bakımda şu an için tarihsel önemi haizdir. Yanlış adım atmak demek Tam Spektrumlu Savaş’ın akıllı güç uygulamalarının çarkları arasında kalmak demektir!

Sonuçta size şöyle soruyorum: Tam spektrumlu politikanız nedir? Klasik ideolojik yaklaşımlarla mı hareket edeceksiniz, hatalar üzerinde geliştirdiğiniz yöntemleri mi savunacaksınız, geleceğin ne şekilde olacağına bakıp buna göre bir teklif mi sunacaksınız?

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu


[1] Siyasal ve ekonomik erkin birleştiği, halkı temsil etmeyen bir sistemdir. Max Weber’in tanımladığı bir tür diktatörlüktür. Rejimi baştaki kişinin ailesi, arkadaşları ve yandaşları yönetir. Max Weber, Ekonomi ve Toplum, Kaliforniya Üniversitesi Yayınevi, 1978, Berkeley.

[2] Fareed Zakaria, Pandemi Sonrası Dünya İçin On Ders, Çev. Yasemin Kuralı, Kırmızı Kitap, İstanbul, 2021, s. 46

[3] A.g.e.: s. 60.

[4] JP-3.0; https://irp.fas.org/doddir/dod/jp3_0.pdf

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Fay Hatları

DİĞER YAZI

Yunanistan Gerginliğinin Arka Planı

Politika 'ın son yazıları

Fay Hatları

Türkiye’nin bölgesindeki çatışmaları, gerilmeleri ve krizleri incelemeye başladığımızda ilgili aktörlerin etkileşimleri bağlamında geniş bir coğrafya içinde

Kırılma Cilt II

Kırılma Cilt I'de bu bir kitap olacak diye başlamış idik. Cilt II'ye geçmeden gördük ki bu