sorumluluk-ve-yukumluluk
Sorumluluk ve Yükümlülük

Sorumluluk ve Yükümlülük

1663 Tıklama
12 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Eğer insan ne olduğunun bilincindeyse, bu dünyada olduğundan başka bir varlıkmış gibi yaşamıyorsa, bu dünyanın gerçeğine uzaktaymış gibi durmuyorsa, konu çok basit; insan kendi hatalarını görebilen varlıktır.

İnsan olmanın bir sorumluluğu ve bir yükümlülüğü vardır. Sorumludur; öğrenmek, çalışmak, ahlaklı olmak, üretmek, yaratmak, insan gibi yaşamak, onun güncel yaşamına ve geleceğe dönük tasarımına hata yapma şansı tanımaz veya en az seviyede kalmasına zorlar. Yükümlüdür; kendine verilenlerin kıymetini bilir, varlık hiyerarşisinin en üst seviyesinde bulunduğunun ağırlığına bağlı hareket eder, aklını ve yeteneklerini “doğru” olan üzerine kullanır. Bu yükümlülük daha ağırdır.

Sorumluluk alınır; bireyin arzusuna, amacına ve beklentisine tabidir. Buna karşılık yükümlü olunur; yükümlülük zaruret ifade eder. Sorumluluklardan kaçılabilir, yükümlülüklerden ise kaçılamaz.

Ademoğlu varlık hiyerarşisinin en üstünde olmakla, gelişime dönük etkide bulunabilmesi sebebiyle, bildikleriyle, bilgi üretme ve bilinç sistemine katkı yapabilme kabiliyetiyle, farkında olsa da olmasa da, bir mükellefiyet altındadır, yani bu durum onu yükümlü hale getirmektedir. Dolayısıyla, insanın yükümlülük altında olmayı bütün yönleriyle idrak etmesi ve gerekli olanları yapmak için bir çaba içine girmesi söz konusudur. Adamsendeci tavır insana yakışmaz. Aksine insana sahiplenen, kavrayan ve kapsayan bir tavır yakışır, bütünden ayrıntıya kapsamlı bir bakış gerekir.

İnsan; yaşamıyla ilgili gerçekçi, doğal ve akılcı bakışıyla varlığına ve nefsine bağlı, ilahi uyuma dahil olarak maneviyatına ve ruhuna bağlı, sorumluluk ve yükümlülükleri yerine getirir.

İnsan varlığıyla sürekli temas halindedir. İnsanın yakın çevresinden uzak ufuklara, bildiği bilemediği, gördüğü göremediği, işittiği işitemediği, nüfuz ettiği edemediği, somut veya soyut, ortamındaki tüm diğerlerine bir teması vardır. Ama en önemlisi diğer bir insanla olan temasıdır; ilişki, sürtüşme vb haldedir. O halde insan diğerinin etkisinde, baskısında ve çıkarında olanla birliktedir. Yapması gerekene bakalım; insan sorumlulukları ve yükümlülükleri bağlamındakilerle değer bulur ve dışa vurumlarıyla somutlaşır. Dışa vurumlar sürekli kritiğe, gözleme ve ölçüye tabidir.

İnsan, bir kritik, ölçü ve gözlem altında hatasız veya en az hatalı olmayı becerebilecek kabiliyettedir. Aslında hayatta kalmasının sebebi de bundandır. Bunun değerini bilmesi bilinciyle ilgilidir; bilmemek ise kendine ve varlık hiyerarşisine karşı durmaktır. Kasten veya değil, eğer insan bir karşı duruş içine girerse en büyük yanlışa sebep veren olur; kabul edilemez olan ise bu haldir.

İnsan hatalarını göremez ise gösterilir, ikaz edilir; bu onu ya yola koyar ya da dışlar. Dışlanmışlık ya sorumluluk ve yükümlülüklerin bilincinde olmamakla, iç sebeplerden kaynaklanır, ya da yapıp ettiklerinin karşılığı olarak dıştan gelen ikazlarla ilgilidir. İnsan gerçekçi, doğal ve akılcı ise gösterilenleri görür, ikazlara karşılık verir; değilse isyankardır, yobazdır, barbardır, yoldan çıkandır…

Yaşam insanın varlığından dolayı güçleşmiştir, nefs mücadelesine bağlı sınırlarda değişik etkileri olan gerilmeler meydana gelir. İnsanın olduğu yerde eksiklikler, farklı tutumların meydana getirdiği zafiyetler, hatalar ve sorunlar vardır. Asıl aranan ise yanlışların, çirkinliklerin ve kötülüklerin en aza indirilmesidir. Bunun mücadelesinde bile başka tür güçlükler meydana gelir. Temel sorun maddenin varlığından ileri geliyorsa, bu dünyadaki sorun insanın maddeten oluşundandır.

Pratikte çok şey görmek mümkün; adalette, liderlikte, güvenlikte, üretimde… Bir adalet mensunu için sadece kitaplara ve anlaşmalara bağlı sorumluluklardan bahsedilemez. İlahi düzenin yükümlülüğünü dikkate almak gerekir. Pratikte savaşçıya ve onun kullandığı silahlara ne gerek var diyeceksiniz? İnsanın nefsine dayalı bir savaş içinde kalınır, meydanlarda veya kentlerde nefsler birbirlerine düşerler, keşke olmasa! Liderler mi ne yapıyor? Onlar da nefs sahibidir, irili ufaklıdır, ötesini siz düşünün…

İnsan ilahi bağlamdaki yükümlülüklerin atmosferi içindeyse sorunlar en aza inmiştir, tıpkı laboratuvar şartları gibi, ortamda barış ve esenlik vardır. Ama çeşitli sebeplerle bir insan diğer bir insanın canına kastetmek için zorlamada bulunabiliyor; bu insanın insana yüklediği türden bir görevdir. İnsanlar arası görev elbette insanı yükümlü kılar; adalet, güvenlik, liderlik, üretim, tüketim, hepsi birbirine girer. Pratikte kavramlar birbirine karışır, çelişkiler ve acılar yaşanır. Savaş bile çareymiş gibi gösterilir, belki de çaredir; ama insan böyle yücelecekse ortada yine bir sorun aranmalıdır. İnsan sorunu bile organize edebilen bir varlıktır.

Demek ki ilahi yükümlülük ile insanlar arası yükümlülükleri ayırmak gerekiyor. Kavramları yerli yerine koymak için bu şarttır. Örneğin ilahi bakış sürekli olumlu olmayı vaaz eder; barış, adalet, güvenlik, ahlak, paylaşma, sabretme, karşılıksız verme, meşru müdafaa… İnsanlar arası yükümlülükler ise abartılıdır, çıkarcıdır, çeldiricidir, saptırıcıdır; bu nedenle kavram kargaşasına düşen insan olur.

Bütün bu açıklamalar bir insanın yaşamı kavramasına yine de yetmiyor, değil mi? Örneğin: Bir profesyonel iş sahibi, yetkiyle donatılmış bir yönetici ve hatta kendi yapay doğrularına inanan bir terörist, bireysel olarak iç muhasebesinde hatalarını irdelese, ilk adımda operasyonel konularına cevap arayacaktır; bir insan olarak gerçekte nerede hata yaptığını düşünmekten kaçınacaktır. Neden?

İnsan doğası gereği işlerine o kadar odaklanır ki, aklı büyük oranda o yönde çalışır, başka değerlere kendini kapatabilir, sarfı nazar edebilir, olacakları sıraya koyabilir ve plan bu sebeple meydana gelir. Çünkü insan organize olabilen bir varlıktır. Organizasyon onu güçlü kılar, korur ve bütünüyle tatmin eder. Organizasyonda daha çok iletişim, işbirliği, koordine, sürtüşme ve yarış vardır. Bu atmosferde insan hatasını organizasyonun iç dinamiklerinde sabitler. Aidiyet onun nefes alması gibi bir hal olur, yaşamsal bir tatmin vesilesi olur. Daha genel, hatta varlığıyla ilgili olan doğru değerleri bile bir kenara bırakır. Bu insanın belirgin çelişkisidir.

Bireyin kendi içinde soracağı soru şudur: Bu organizasyon kimin içindir, ne amaçlıdır, aidiyet duyulacak değerin özünde ne vardır? İnsanlar arası yükümlülükler toplumsal, örgütsel, devlet düzeniyle sonuçta bireyi nereye götürmektedir? Yol yanlışsa bahanesi ne olabilir ki?

Bu belirgin çelişki kuralı değiştirmez: İnsan hatalarını görebilen varlıktır, değilse başka bir varlıktır. İlahi vahye göre insanların bazılarının hayvandan daha aşağı değerde, bazılarının ise melekler gibi olmasının sebebi bundandır. Muttaki sorumluluk ve yükümlülük bahsini titizlikle korur, yolu kamil olmaya dönüktür, onun için yaşamı boyunca bir öğrencidir. Kamil insan ise hatasızlık bahsini kesin halletmiş insandır.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Soru üzerine: Niyet Etmek

DİĞER YAZI

Cahiliye

Kültür 'ın son yazıları

Türkistan’ın Değeri

Arada bir tarihi ve kültürel derinlikleri hatırlamamız, hatırlatmamız gerekiyor. Örneğin Afganistan neresi? Afganistan’ın Türkistan ile ilgisi

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka