toplum-sagligi-acisindan-sosyopatlik-ve-normallesme
Toplum Sağlığı Açısından Sosyopatlık ve Normalleşme

Toplum Sağlığı Açısından Sosyopatlık ve Normalleşme

Okuyucu

Neden sosyopat konusunu ele aldım? Etrafımıza dikkatlice baktığımızda sosyal sorunlu çok insan olduğunu daha belirgin şekilde görebileceğiz. Bu “koruyucu sağlık” gibi ele alınması gereken bir konuyken görmezlikten gelinen bir olgu halinde kalmaktadır. Neden? Toplum sağlığının psikolojik bozukluklar boyutunu önemsemek şarttır. Özellikle ülkede sosyal çalkantıların çok yaşandığı bir dönemde psikolojik sorunları görmezden gelmek doğru olmaz. Sağlıksız olan insanlar yardım almak zorundadır. Bu belirgin bir kuraldır. Psikoloji de buna dahildir. Eğer sorunsuzlar yardım gerektirenleri ayıt edemezler ise sonra bu topluma kaynamış sorunlu haldeki kesim kendilerini meşrulaştırırlar ve normal sosyal yapı bir şekilde dejenere olur, ki bu toplumsal çöküntünün de bir gerekçesi haline gelir. Tehdidi hiç dışarıda aramayın; kendi kendimizi bozar hale gelmişizdir, farkında değilizdir.

Başta ifade etmeliyim ki, Türkiye’de hedef şu olmalı, kendi içinde iç-barışını ve sosyal çevresinde dış barışını sağlayabilen bir toplum tesis edilmelidir. Burada dış-barışıklık yönüyle sorunu olan sosyopat bireyleri konu edeceğiz.

Şimdi öncelikle konuyu bireysel açıdan çok temel bilgilerle incelemeye koyulalım. Sosyopat sosyal çevreden kaynaklı bir anti-sosyal kişilik bozukluğudur. Çocukluk veya ergenlik çağında başlayıp, yetişkinlik çağında da devam eden, diğer insanların haklarını hiçe sayma ve ihlal etme yönünde belirginleşmiş bozuk bir karakter halidir. Basit olarak, örneğin sosyopat yalanı meşru ve hileyi beceri görür; bu durum için kendine inanacağı bir hikaye bulur, mevcutsa da bunu iyi kullanır, aynı hikayeyi başkalarının inanacağı biçimde geliştirir, sonra onun arkasına gizlenir, böylece sürüklediklerini de kandırmış olur; ama işin vahim tarafı her şey normalmiş gibi kabul edilir.

Sosyopat, ahlaki ihlalleri de kapsayan psikopatın bir gömlek gerisinde kalır. Ancak her ikisinde de empati yapma eksikliği, yüzeysel bir cazibe göstergesi (buna karizmatiklik diye de ilave bir açıklama getirilebilir), böbürlenme ve etrafındakilerin kendini pohpohlamasını sağlayacağı ortamları yaratma gibi özellikleri bulunmaktadır. Sosyopat sert mizaçlıdır, esnemez, etrafındakilere sürekli dert yükler. Merhametli gibi görünse de kendine bağlı olmayanların, itaat etmeyenlerin gözünün yaşına bakmaz, arkasını dönüverir. İkna olabilir ama zordur. Eğer menfaatleri çerçevesinde köşeye sıkışmışsa, dolaylı yolla, mantıklı davranmak zorunda kaldığını işaret ederek duygularını belli etmek kaydı ile yanlış yaptığından geri adım atabilir. Hukuku kendine göre yorumlar. Adil olduğunu söyler ama ben merkezli çıkarları kazancı etrafına yaymak yoluyla meşrulaştırır ve “herkes için istiyorum” görüntüsü verir. Bu herkesi düşünme yöntemi karakterine işledi ise sahte bir liderlik ve karizmatiklik durumu ortaya çıkabilir. Fevri ve saldırgan davranma halleri çokça görülür. Onun “ben dedim oldu,” tavrını etrafındakilerin kabul etmesine kadar bir yol bularak baskı kurar. Çalışkandır, bilgi edinir ve bunu satar, az bildiği bile olsa bunu azami şekilde kullanarak etrafına gösterir. Parayı sever. Ancak parayı da “herkes için” mantığıyla elde etme genişliği yaratır, meşru bir zemin kurgulayarak çevresindekilerin bağlılığını sağlar. Dolayısıyla parayı kendini gösterme aracı olarak da kullanmaktadır.

Amerikan Psikiyatri Derneği verilerine göre (1994) erkek nüfusun %3’nde, kadın nüfusun ise %1’nde görüldüğü bilinmektedir. Özellikle erkekler için gelişmiş ülkelerde bile oran yüksektir, sosyo-ekonomik şartlar ağırlaştıkça ve sosyal baskıların fala görüldüğü çevre koşullarında bu oran daha da artmaktadır. Hatta bazı yörelerde sosyopatlık bireysel olmaktan öte geçip toplumsallaşmaktadır. Bu yönde geniş çerçeveli taramalar yapıldığında görülecektir ki yöresel bazı örneklere ulaşılabilir. Örneğin hapishanelerde sosyopat oranı %75’e kadar çıktığı tespit edilmiştir. Bu durumda hapishaneye girip çıkanların normal yaşamlarında üzerlerinden bu hali hemen atmaları için yardım almaları gerekir. Eğer mafyavari bir yaşam şekli veya benzeri bir görüntü sergileniyor ise sosyopat karakter söz konusudur. Bunların da yardımla normalleşmesi gerekir.

Bu kişilik bozukluğuna sahip olanların çok küçük yaştan itibaren ortamlarının analizi gerekmektedir. Sosyal çevre eksiklikleri, anne baba ilişkileri, anne veya babadan birinden veya her ikinden yoksunluk, belli bir psikolojik travmaya maruz kalmak, çok çocukla birlikte ilgisiz şekilde büyümek, yanlış arkadaşlarla aynı ortamda uzun süre yaşamak gibi inceleme konuları bulunmaktadır. Görünürde büyüme çağında alt ıslatma, hayvanlardan öç alma, çocukken hırsızlık yapma, kompleks edebileceği bir fiziki sorunla karşılaşma, dayak yeme, cam kırma, yangın çıkarma gibi pek çok konu araştırılmalıdır. Çünkü bunlar ileriki yaşlarda belli oranlarda daha büyük uyumsuz ve taşkınlık sorunlarına temel teşkil edecektir. Ailede, sokakta, kreşte veya okulda sürekli dayak yiyerek büyümek gibi haller büyük oranda topluma sosyopat yaratır. Sosyopatlığın nedenlerine bakıldığında, alkolik, madde bağımlısı ve anneye zulüm yapan babadan veya dayakçı anne babadan (özellikle baba) etkilenenler çoğunluktadır. Anne mahrumiyeti önemli bir faktörüdür. Ancak annenin olmaması ile baskı altında bir anne ile sürekli aynı ortamda yaşamak benzer etkiler yapmaktadır. Böyleleri büyüyünce anti-sosyal tavırlarını bir şekilde ortaya koyarlar ve kendilerini kabul ettirme kurnazlığıyla türlü kisveler arkasında iç dünyalarının beğenmedikleri o kısımlarını gizlerler.

Şimdi toplumsal boyuta geçelim. Toplumda hukuk dışı ne görüyorsak ve hukuksuzluğu meşru halde kabullenebiliyorsak, bu asla normal bir hal değildir. Bu bir hoşgörü ortamı değildir, yanlış bir sonuç çıkarılmasın. Çünkü hoşgörü kavramını bile sosyopat zihniyettekiler suiistimal ederler. Bu durumda toplum dejenere olmuş demektir. Dejenere olma gerekçeleri sosyologlar tarafından açıklanabilir. Bilinen ifadelerle, göç oldu, gelir dağılımı bozuldu, küresel etkiler, çatışmaların etkileri, vs. bazı açıklamalar bizlerde şu yanılgıya sebep olmaktadır; dejenerasyon sosyal boyuttadır ama bireysel değildir. Bu bir yanılgıdır ve tehlikeli hali yansıtır. Üstüne alınmadan davranış göstermek ve bütünüyle toplumu oluşturanların bireyler olduğunu görmezden gelerek değerlendirme yapmak asla bir çare değildir.

Sokakta yüründüğünde görüleceği gibi kılık kıyafet seçimlerinden konuşma üslubuna, trafikteki hareketlerden iş yapma veya alışveriş yapma mantığına varana dek, her tür davranış incelendiğinde bir psikolojik çıkmaz halinin varlığı görülebilir. Bu büyük bir enerji israfıdır ve ülke genelinde düşünülürse “çok terleyip karşılığını bulamama” gibi bir çıkmazı önümüze koymaktadır.

Benzer değerlendirme demokrasi için de yapılabilir. Her türlü kurum ve kuruluş var ama bireylerin kendi aralarındaki kültürel dengeleri oluşmadığından bir türlü hak edilen demokratik ortam içinde gelişme sağlanamaz. Eşitlikçi, kapsayıcı, adil, şeffaf vs. ne olması gerekiyorsa bunlardan sözü edilecek kadarıyla, azar miktarda bulunması bile bir aldatmacadır.

Daha çok konuda birbiriyle ilişkili örnekler bulmak mümkündür. O halde, “normalleşmek için nereden başlanmalı?” sorusuna verilebilecek cevap bellidir. Ancak bireylerden başlayarak normalleşilebilir. Öncelikle psikoloji konusu yeterince anlaşılmalı ve sorunlar için tedavisi mümkün bir konu olduğuna yeterince inanç olmalıdır. Her türlü kurum ve kuruluş içinde görülebilecek bireylerdeki sosyopatik durum bir disiplin halinde değerlendirmeye tabi tutulmak zorundadır. Örneğin çoğu hallerde daha ağır psikolojik veya psikiyatrik sorunlular için bir teşhis ve tedavi süreci mevcutken ve bu resmi şekilde işleme konmuşken sosyopat olduğunu dahi bilmediğimiz önemli bir kesimle iş yapmak mecburiyeti oluyor. Bu kesime normal yollarla yardım işlemleri başlatılmalı ve hatta resmen insan kaynağı dosyalarına gerekli bilgiler işlenmelidir. Ama önemlisi, birey kendisinin problemli olduğunu bilmesidir. Sorununu bilir ise normal olanla farkı anlayabilir, bir düzelme yolunu seçebilir ve buna inanır.

Örneğin bir film izlenecekse, televizyonda bir program seçilecekse bunun ne ifade ettiğini bilmek gerekir. İşin cehalet kısmı ayrı bir inceleme alanıdır. Özellikle masum gibi görülen ama çoğu şekilde sosyopatlık içeren karakterler ile onların özendirilerek anlatılan yaşam şekillerini normalmiş gibi göstermek, bugün için Türkiye’nin önemli bir konusu halindedir. Bu çoğu yerde tartışılmış bir sorun sahasıdır. Burada söylemek istediğim nokta önemsediklerimizin sosyopat olduklarının bilinmesidir. Sosyopat karakterlere ve yaptıklarına duyulması istenen özenç hakkında duyarlı davranılması ve konunun üstüne bu cümleden gidilmesi gerektiğidir.

Hatta siyasete bakalım. Sandık başında kime ve neden oy verdiğini insanlar bilmelidirler. Eğer ortaya çıkan tescilli bir rahatsızlık hali olur ise seçmenler bunu göz önünde tutabilirler, aksi halde bu durum konu bile kabul edilmeyecektir. Sosyopatlar gibi olunmasını öncelikle kimler isterler, yine sosyopatlar. Normal olanlar ise gereken düzenlemelerin yapılmasını sağlayamadı ise zararı kendileri görecektir; ya yanlış bir muameleye tabi kalırlar ya da baskı altında sıkıntı çekerler. Çünkü sosyopatlar durumu domine edebilecek inisiyatifi kullanmayı becerebilirler.

O halde bu toplumsal sağlık konusundaki psikolojik boyutu iyi bilmek ve konuya ciddi yaklaşmak zaruridir. Nasıl mikrop saçan biri sorumluluk duyarak ağzında maskeyle sokağa çıkmalıysa, sosyopat da kendini bilerek hareket etmelidir. Onlardan bunu istemek haksızlık mıdır? Normal bir sosyo-politik sistem içindeki psikolojik sorunlu olanlarını meşru yollarla, hak ve hukuk çerçevesinde yardım almaları için yönlendirebilmelidir.

Ya okullar nasıl? Varoşlardaki, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki, hatta terörün etkisindeki yörelerin okullarına bakın, ne göreceğiz? Buralarda yetişen çocuklarımız kendi ellerimizle birer sosyopat mı oluyor? Daha vahimi, okul önlerinde uyuşturucu satılması engellenemedi ise bu sarmala girmiş çaresiz gençlerle nereye varılabilir?

Türkiye’de durum nedir? Ülkenin giderek sosyopatlığın prim yaptığı bir sosyal ortama dönüştüğünü söylemeli miyiz? Ülke her gün önemli bir sorun veya gerilimle ve bu medyatik ortamda ne yapabilir? Şiddet, gerilim, kan ve gözyaşı başat konular içinde takdim ediliyorsa nasıl bir psikolojik halden söz edilebilir? Yaşam bu saydıklarımıza bağlı doğal yollarla bireylerin günlük işleri etki altında tutuluyorsa bu bir sorun mudur, sorunsa çıkış istikameti ne olabilir? Durumu sadece dış etkenlerle değerlendirmek çare midir? Aynı zamanda bireysel müdahaleyi gerektiren ciddi bazı rahatsızlıkların olduğunu da görmek hata mı olur? Sosyopatlıkla ülke huzur ve güvenliğinin bir ilgisi var mıdır? Ve sonuçta, Türkiye sosyopatlığı yeterince biliyor mu?

Başka sorular da soralım. Türkiye’de sosyopatların oranı nedir, biliyor muyuz? Sosyopat üreten ortamlar üzerinde yapılan çalışmalar neler, hangi yörelerimiz bu anlamda acil sinyal vermekte? Hatta örnek sosyopatlar kimler, işaret edebiliyor muyuz, belirgin özellikleri neler? Ben bu soruların cevaplarını bilmek istiyorum. Elbette görmek istediğim sonuç toplumun %1’nden daha az oranda sosyopat olduğunu duyabilmek, sosyopatların trafiğe çıkamadıklarını görebilmek, vs. Evet, bu soruların cevaplarını bilirsek normalleşme hakkında daha sağlıklı tartışmalar yapabiliriz.

Konuyu uzmanlarına ve size bırakıyorum.

(Görsel: Flickr, Charly W. Karl)

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

1 ve 0’dan “Ben” Çıkmaz

DİĞER YAZI

Sibernetik İnsan: HOMO SIBERIUS

Kültür 'ın son yazıları

Anakronizm ve Propaganda

Anakronizm ile politik propaganda arasında ciddi bir ilişki vardır. Kitle psikolojisiyle ilgilenenlerin çalışma alanında bu tür

Objektiflik

Aslında algılarınıza yönelen hazırlanmış sözcüklerle yönlendiriliyorsunuz. Bırakın bu savaşı, savaş sonrasında olması istendiği özelliklerdeki aklınızın bu

Gerçeklik Ötesi

Gerçeklik Ötesi (post-truth) ile ilgilenmeden bunun içinde yaşamayı sürdürmek çağımızın kurtlu doku hastalığına tutulmaktır. Hastalıklar teşhis