Zamanın Cazibesi

368 Tıklama
5 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Zaman nedir diye sorduğunuzda yıllardan dakikalara sıralarsınız ilk. Sonra soru bunu mu kastetti ki diye durur düşünürsünüz. Belki biraz başınızı yukarılara kaldırıp, karanlıksa karanlığın derinliğine, aydınlıksa görebildiklerinize bakar ve sonra düşünürsünüz arkasında dönen uçsuz bucaksız evrenin ötesine. 

Değil mi? Ama bunlar cevap değil. Kitap açacak olursunuz, nereye bakayım dersiniz. Felsefe kitapları mı açıklar doğrusunu, ki onlar doğru ne diye akıl karıştırmakta mahirdirler, yoksa fizik kitapları mı, ki bunlar da her defasında yeni bir teoremle çıkarlar karşınıza, sonra düşünür durursunuz.

Belki de bu bilinmezliktir cazibe yaratan. Zaman her defasında kendinden söz ettirir ama maalesef bir bilinmez gibidir yaşantımızda dakikaları veya saliseleri çoktan aşan. 

Ben düşündüm de aslında bir tarif var, kısaca. Benim zaman dediğim boşluğun dolma süreci. Sizin düşünceniz ne, bilmiyorum.

Bir boşluk var ister evren deyin ister kum saati; olup biteni ters çevirin ve bekleyin doludan boşa; ne sürede akacak bilinen ve bilinmeyen her ne varsa. Boşluğun dolması aslında bir kavram, salt akılda olan. Ama düşünün geceyi dolduruyorsunuz veya gündüzü; her ne ise öncesi veya sonrası. Düşünün başka şekilde, yazdan güze akanları veya bahardan bahara… Mevsimler döngü içinde ters yüz olan her ne varsa, diğerine bir tür akışkanlık içinde, geçişkenlik içinde, sürüklenme içinde, madden veya manen. Başka türlü de düşünün, ömrünüzü dolduruyorsunuz yaşadıklarınızla, yokken varlığa, varken toprağa. Döngüsel veya yöntemsel süreçle açıklanabilir bir durum bu.

İşte cazip olan bu olsa gerekir, çünkü döngüsellik her defasında bir diğerine cazibe yaratıyor; karanlık aydınlığa, kış yaza, cahillik olgunluğa, oradan akıyor bu yana. Akıyor çünkü durdurulamıyor, başı sonu ne bilinmediğinden, tutulamadığından, hatta evrensel kurguda düşünülürse, galaksilerin veya yıldızların bile karşı koyamayacağı bir boyut olduğundan. Çok güçlü, çok!..

Bu döngüsellik, proses, akışkanlık, devinim, güç, her ne ise işte o zamanın hükmünü yaratıyor. Buna güç denirse eğer, en azından şimdi biz böyle analım, o güç hükmünü kendi yaratıyor, uyulması zorunlu bir kurallılık hali. O güç galaksilere ve yıldızlara süre tanıyor, hop doğdun, hop söndün diye, boşluğa saçılan yıldız tozları, boşluğa savruluyor gibi düşünülenler, ama bir anlamlılık ifadesiyle bakıldığında şöyle; hop toplandın hop tekrar savruldun dercesine; tıpkı bebeğin ömrüyle tamamladığı yaşam süreci, ömür gibi; hop kazandın hop kaybettin misaliyle.

Kazanmanın kaybetmeye dönüşmesi veya tam tersi halden öbürüne, zaman cazibe yaratıyor her defasında bize bile. Birey değilse bile insanlık diyoruz değil mi? İnsanlık bilgi üretim sistemi içinde. Zira öğrendik ki bilgi hiç kaybolmuyor, evrimleşen bilgi sürekli yeni ilerlemeleri getiriyor; bilgi yeni bilgiyi doğuruyor, az bilgi çok bilgiyi, farklı daha farklıyı, tecrübe olağanı… 

Zamanın cazibesi bu, bilinç atmosferini dolduruyor, her defasında aç; bu az geldi diyor, süreklilik işte! Bilinç atmosferi dedim geçtim ama esas olan bu zaten, temel olan, mutlak olan, hep bilgi yutan bir güç, hep öğrenen ve gelişen, geliştikçe öğreten, öğrendikçe öğreten, hep zamanı akışkan olacak yöne sürükleyen, bütün mevcut kuralları bilen ve yeni kurallara ilişkin bilgilerin toplanmasında hükmü olan. Bir bakıyorsunuz bilgi hükmün tarifi, cazip oluveriyor; her şeyin açıklamasında bu var olduğundan.

Gelecek çok cazip, böyle tasvir ve umut ediliyor; ama öyle! Zamanın cazibesi geleceğin de garantisi…

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

ÖNCEKİ YAZI

Habil ile Kâbil

DİĞER YAZI

Bayağılık Salgını