“15 Temmuz” Anısına

274 Tıklama
25 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Bu makale 15 Temmuz’da şehit ve gazi olan bu aziz milletin unutulmayacak kahramanlarının adına bir saygı duyma niteliği taşır ve “Millet ne istiyor?” sorusunu cevaplamak adına meseleyi kısaca gözden geçirir. Hatırlatmalar; ajan Fuller, vaiz Fetullah, paralelciler, mankurtlar, iktidar sevdalıları ve milletten yana olanlar şeklindedir.

Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) kuruluşundan yaklaşık 40 yıl, darbe girişiminin yapıldığı 15 Temmuz 2016’dan bugüne 5 yıl geçti. İnsanlar, “artık darbe olmaz” diye beklerken, bu da oldu! Hatta “Arap Baharı” benzetmesiyle, 15 Temmuz’a gelen süreçleri ve o gece yaşananları birlikte okuyup, “Türk Baharı” yakıştırması dahi yapıldı. 

Ajan Fuller

Meclis Araştırma Komisyonu çalışması esnasında üyelerden biri zamanın MİT Müsteşarı Emre Taner’e soruyor, cevaben, eski Müsteşarlardan Fuat Doğu’nun, MİT’in CIA Şubesi gibi olduğunu, o dönemde kendisinin da bulunduğu bir ortamda Fetullah Gülen’e neler yapması gerektiğinin söylendiğini açıklıyor. (Komisyon raporlarına bakılabilir.) Sapkınlığın bu tarihten sonra genişlediği, sonra örgüt olduğu, korunduğu bilinir. Tabi o dönemlerde SSCB’nin Türkiye’den toprak istediği, Stalin’in baskı uyguladığı da bir vakıadır. Nazilere karşı müttefik olan ABD, İngiltere ve SSCB arasında 16-26 Aralık 1945’te Moskova’da düzenlenen Dışişleri Bakanları Konferansı’nın tutanakları, Sovyetler’in Türkiye’ye yönelik toprak ve üs taleplerinin en yetkili ağızdan, bizzat Stalin tarafından dile getirildiğini belgelemektedir. Komünizmle Mücadele Dernekleri bu dönemlerde kurulmuş ve desteklenmiştir. O dönemlerde ülkede aynı amaca doğru yöneltilen başka oluşumlar, hatta canlandırılmış düşünceler vardır. Ancak bunları hangi kesimler ne şekilde ele alırlar, başka bir inceleme konusudur.

Graham E. Fuller 1965’te Türkiye’de MİT’in teşkilinde örtülü destek veren biri olarak bilinir. Fuller merkeze dönünce CIA, Ulusal İstihbarat Kurul Başkanı olur. Görevini Amerika’da tamamlar ve emekli olur. Amerika emekli olan saha uzmanlarını ve eski askerleri sonuna kadar kullanır. Fuller de yararlanılacak uzman biridir. Devlet adına çalışmaya devam eder. Bildiği işi yapar. İslam dünyası ve Orta Doğu’daki Kürt nüfus konusunda sözü dinlenir. Amerika Fuller’i Orta Doğu’daki ve özellikle Türkiye’deki menfaatlerini düzenlemek amacıyla “kolaylaştırıcı” olarak görevlendirir. Artık bilinen anlamda CIA ajanı değildir, ona “etki ajanı” denebilir. Fuller gerekli ilişkileri düzenlemek, gerekirse çalışma alanında liderlik yapabilecekleri belirleyip onların siyaseten tırmanmalarını sağlamak için çaba sarf edecektir. Fuller, RAND Corporation ile çalışır. Ardından Prof. Sabri Ayan ile birlikte “Türkiye’de İslam Köktendinciliğinin Geleceği” adlı çalışmayı yapar. Bu çalışmaları yaparken Fuller elbette CIA’nın ve diplomasinin bölgedeki imkanlarından yararlanır. Sonuçta bölgede potansiyeli olan “radikalizm, ılımlı İslam, İslamcılık, tarikatlar, Kürtçüler” gibi pek çok konuda belirleyicidir, belli kavramları bilerek öne çıkarır. 

Fuller’in çabaları sonucu 2008 yılında yayımlanan “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” isimli kitabıyla bütün düşünceleri son merhalede önemli olmuş gözükmektedir. Orta Doğu’daki devrimlerin mantığında, ılımlı İslam düşüncesinde, Fetullahçılıkta, hatta bazı yazarların da ifade ettiği üzere, Türk politikacıların Amerikan yönetimince tanınmasında ve desteklenmesinde belirleyicidir. Demek ki Fuller gibileri bir süre CIA içinde, sonra kolaylaştırıcı olarak uzmanlaştığı bölgede çalışmakta ve bölgede olan bitenler hakkında bizlere bazı ipuçları vermektedir. Eğer Amerika ve karşılığı Türkiye’de lobi yapılacaksa, Amerikan devleti kime soracak veya kimi önerecek dersiniz?

Ekim 2008’de olan üzerinde durulması gereken bir konu daha var, Swante E. Cornell ve Halil Magnus Karaveli isimli iki araştırmacı Central Asia-Caucasus Institute’de bir Türkiye raporu yayımlıyorlar ve raporda, “Cumhuriyetin 100. Yılında Türkiye” diyorlar. Sanki Fuller ile sözleşmiş gibiler. Burada yer alan politik senaryoların üçüncüsü ilginç; “Türkiye’de işlerin yolunda gitmemesi durumunda askeri yönetim yeniden işbaşına gelecek,” diyor. Buna RAND Corporation‘un “Türkiye’de yeni bir darbe girişimi olabilir,” ifadesini de eklemeliyiz.

Vaiz Fetullah

Dolayısıyla FETÖ hareketinin öyküsü eskilere dayanır. Gülen 1966 yılında vaazlarına başlamıştır. Örgüt olarak ortaya çıkması 1969 yılı kabul edilir. Kurulduğundan bu yana örgüt her dönemde evrim göstermiş ve her şarta uyum sağlayarak çıkan fırsatları kendi lehine kullanmıştır. Hakkında hazırlanan raporlar, dokümanlar çoktur, Milli Güvenlik Kurulu kararları vardır, savcılık evrakları internet sitelerinde bile bulunabilir.

FETÖ zaman içinde, örneğin vaktiyle “Türkiye’de İslam Köktendinciliğinin Geleceği” konusunu araştırmış Fuller’in “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” kitabının yayımlandığı 2008’de, ABD’nin gösterdiği istikamette hareket ederek küreselleşmiştir. (Yakın zamana kadarki rakamlardır:) FETÖ’nün 50 bin çalışanı vardır. FETÖ okulları ve şirketleri 6 kıta ve 170 ülkeye yayılmış durumdadır, küresel bir hüviyet kazanmıştır. Bine yakın dernek, vakıf, şirket, medya platformu, kurum ve kuruluşu ile yurtdışında bine yakın eğitim kurumu vardır. Sadece Amerika’da 4 üniversite ve 312 okulu vardır. Dünyada toplam 150 milyar dolarlık serveti işlettiği bilinir. Bazı ülkelerde yetiştirdiği birinci nesil öğrenciler bürokraside yerlerini almışlardır. Bu ülkelerde örneğin bir Türk FETÖ unsuruna, abiye, yöneticiye ihtiyaç duymadan yetişmiş yerel FETÖ’cüler asıl veya paralel, her ne derseniz deyin, devletlerini idare etmeye başlamışlardır. Onlar Türkiye’deki olaylarla ilgilenmemektedirler. Her ülke ve coğrafya kendi durumuna göre evrim göstermeye devam etmektedir. Bir dönem Irak’ta FETÖ okulları güçlüydü, sadece Irak kuzeyinde bir üniversite ve 29 okul vardı, bu örnek bile ilginçtir.

Paralelciler

“Paralel Devlet” tanımın babası tarihçi Robert Paxton’dur. Paxton daha ziyade Avrupa’yı, Nazileri, Faşizmi yazmıştır. Paralel devletten başka bir de derin devlet vardır. Bunlar siyasette tartışılanlardandır.

FETÖ’nün paralel devlet gibi çalışması eskilere dayanır, gücü nispetinde az veya çok diye ayrım yapılabilir. Ancak 1980’lerden sonra, 12 Eylül darbesinin buna etkisi olmuştur, FETÖ’cülerin güçlenerek paralel devlet olmaları söz konusudur, giderek güçlenmişlerdir. Okullar, dershaneler, sınavlara hükmetme, atamalar, terfiler, kurumları ele geçirme… Kullandıkları bu milletin insan kaynağı, devlerin kaynakları ve imkanlarıdır. 15 Temmuz 2016 tarihine yaklaştıklarında paralel olma gücü en fazladır; devlet kurumlarını bir biçimde yönetmelerine, devlet makamlarını tehdit etmelerine, darbe girişiminde bulunmalarına, iktidarı devralmak istemelerine ve ABD emriyle bölgemizde siyasi coğrafya üzerinde oynamaya cesaret etmelerine imkân bulmuşlardır.

Mankurtlar

Kopuş ne zamandı? Genel kanaatle, 7 Şubat 2012 “MİT kumpası” veya 2013 yılında “FETÖ dershanelerinin kapatılması” zamanı, olarak gösterilir. Kopuş tarihini daha gerilerden itibaren alanlar da vardır. Örneğin, 2008 “böcek kumpası” olayı. Bu durumda FETÖ’nün karanlık yüzünün göründüğü tarih 15 Temmuz gecesi değildi, o gece karanlık yüzler diğer bütün yönlerini de açık ettiler.

FETÖ’nün Devlet’e kasteden o karanlık yüzünü gördüğüm zaman Mayıs 2007’dir. O tarihte FETÖ’cü oldukları halde etrafa “sadık devlet memuru” şeklinde görünen iki yüzlü mankurtlar, 15 Temmuz’dan sonra itirafçı oldular, şimdi dışarıdalar. Mankurt diyorum, askerlikte böyle bir şey olamaz, her akşam imamları Adil Öksüz’e gidip, devletin çok gizli bilgilerini verdiklerinden ve talimatlarını aldıklarından dolayıdır. Bunu nereden anlıyoruz, kendi itiraflarında yazıyorlar… Durumun önemini şöyle ifade edeyim: 2008’de Akın Öztürk İstihbarat Başkanlığı görevine getirildi; darbe girişiminin sözde komutanı, “Yurtta sulh konseyi” başkanı olacak kişiydi. Bu durumda darbe girişiminin iki önemli ismi Adil Öksüz ve Akın Öztürk’ün Ankara’da birlikte 2007’de sahne aldıklarını bilelim ve 15 Temmuz’un habercisi tarih ihtimalini siz düşünün. Sonra 2008’de “Ergenekon kumpasını”tutuklamaları başladı, “Böcek kumpası” da aynı yılda oldu.

Akın Öztürk’ün emekli edilmemesini ve öncesi olmayan bir görev yerinin imal edilerek buraya atama yapılmasını tespit edelim, bu tam bir FETÖ’cü işidir. Öztürk’ün “özel” bir görevde kullanılacağının emaresi budur. Orgeneral rütbesiyle 2013-15 yılları arasında Hava Kuvvetleri Komutanlığı yaptıktan sonra Ağustos 2015’te emekli edilmeyen, “ilk ve son” Yüksek Askerî Şûra Üyesi görev yerine ataması yapılan Akın Öztürk böylelikle, bir yıl sonra, 15 Temmuz 2016’da işin başındadır, hava unsurları (uçaklar, helikopterler, karargahlar, Mürted Üssü) görev almıştır, kullanılmıştır, uygulanan stratejinin adı ise “felç stratejisi”dir, bu bir hava gücü stratejisidir. Bu strateji ABD menşeilidir. Eğer bir düşman ülkeye savaş açılacak ve buna göre kurmaylar harekât planı yapacaksa, uygulayacakları birkaç stratejiden biri de budur. Yani, devletin karar alma mekanizması, kritik koruma noktaları, halkın haber alma iletişim bağlantı imkanları ve noktaları havadan vurulur, sonra özel operasyonlar devam eder ve kontrol ele geçirilir… Böyle olmadı mı? Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, TBMM, TÜRKSAT Merkezi, MİT Yenimahalle Yerleşkesi, Özel Harekât Daire Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Havacılık Daire Başkanlığı, gibi yerler öncelik hedef olarak vuruldu, idareciler esir alındı, belki dahası da olacaktı, ancak oyun tutmadı… “Kırılma anı” derler ya, bana göre eğer Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan’ı Marmaris’e almaya gidenler başarılı olsalardı, buna bugün “darbe girişimi” denmeyecek, “iktidar el değiştirdi” denecekti. Yani seçilen strateji, kuvvet türü ve sözde komutan dahi boşa değildi, en azından kitabi idi.

İktidar Sevdalıları

Bazıları darbe girişimine inanmadılar, “Türk Baharı” meselesine de… Şöyle, 17-25 Aralık’ta “yumuşak güç” kullanılarak iktidarı ellerine almak istediler, olmadı; sonra 15 Temmuz’da “sert güç” ile bunu yapmak istediler, bu da başarısız! Eğer iktidarı değiştirselerdi, “Arap Baharı” eklentili bu süreç neticesinde, Türkiye’nin güneyinde bir Kürt devletçiğini kuracaklardı, Türkiye’nin anayasasında değişiklik yapıp özerklik meselesini PKK-KCK terör örgütü lehine “halledecekler” idi. Başarısız oldular… Şimdi bakınız, Kandil’de, Sincar’da veya genel olarak Irak’ta PKK-KCK terör örgütü, ABD’ye rağmen oradadır; Suriye’de PKK-KCK terör örgütünden türetilmiş diğer isimli terör örgütleri halen ABD himayesindedir, onlara toplanan vergilerden bütçe ayrılmaktadır; Pensilvanya’da FETÖ’yü tutan yine ABD’dir. 

Bir “Türk Baharı” olmadı, Türkiye, Suriye’ye dönüştürülemedi!.. Türk milleti davasına sahip çıktı, ancak ABD bugün bile ilginç bir tespit yapmaktadır; FETÖ meselesine “hükümet meselesi” demektedir, yani “iktidar savaşı”der gibi, iktidar var, muhalefet de… Buraya, 2019 Terörizm Ülkeler Raporu’ndan (Country Reports on Terrorism 2019) ilgili bölümü aynı şekilde yazayım: “Temmuz 2016 darbe girişiminin matematiğinden sonra, Türk hükümeti kendi sürgün ettiği Fetullah Gülen’in hareketini Fetullah Terör Örgütü (FETÖ) olarak nitelendirdi. FETÖ, ABD’de belirlenmiş bir terör örgütü değildir. Hükümet, Türk vatandaşlarının yanı sıra ABD vatandaşları ve ABD’nin Türkiye misyonunda yerel olarak istihdam edilen personel de dahil olmak üzere, Türkiye’de ikamet eden yabancı vatandaşları FETÖ veya terörizmle ilgili bağlantılar iddiası nedeniyle tutmaya ve tutuklamaya devam etti. Hükümet ayrıca, FETÖ ile bağlantılı oldukları iddiasıyla kendilerini evlerinde yargılamak üzere terörizmle ilgili suçlamalarla yurtdışında ikamet eden Türk vatandaşlarını düzenli olarak iadesi yönünde çalıştı. Hükümet, 2019 yılında askeri, güvenlik ve memurları kamu görevinden ihraç etmeye devam etti. 2016 darbe girişiminden başarısız olduğu için, Hükümet, 130.000’den fazla memur ve silahlı kuvvetlerin üyelerini kamu görevinden görevden aldı, tutukladı veya hapsetti 80.000’den fazla vatandaş ve FETÖ iddiaları nedeniyle 1.500’den fazla STK’yı kapattı.” Anlaşılan o ki ABD tarafından; 15 Temmuz “matematik” şeklinde ifade buluyor, şehit ve yaralılardan bahsedilmiyor, Meclis’e (halkın temsilinin olduğu yere) atılan bombalara metinde yer verilmiyor, Türkiye’de hedef alınan nokta “hükümet” oluyor!.. 

ABD planının önünde bu millet durmasaydı şimdi ne olacaktı, ifade ettim. Peki, bugün durum nedir? ABD amacından vazgeçmiş midir? ABD’nin bugünkü planı, ortaya çıkan şartlara göredir, kendi ülkesinde kaybettiği bir şey yoktur, eğer planı gecikse de zararı parayla ölçülür. 

Milletten Yana Olanlar

Öyleyse Türkiye’nin meselesi nedir? Batı dünyasının söylendiği gibi, konu sadece “iktidar mücadelesi” midir? 15 Temmuz herkes için çok başka bir şey olabilir, ama bu bir ABD planıdır. Böyle bilinmesi için yeterli delil vardır. ABD veya başkaları bizleri, kaynaklarımızı kullanarak bu durumları yaratmaktadır. Çokça söylenene bir ifadedir, dış güç demekle nereye varılacak, şeklinde. Doğrudur, biz, biz olursak onların yapacağı bir şey kalmayacaktır. Köklü bir tarihi ve medeniyet iddiası olan bir millet için bizlerin biz olmasında bir sorun olamaz, yeter ki rekabette güçlenelim. Rekabette geri kalanlar üzerinde çalışan çok olur.

15 Temmuz gecesi derslerle doludur. Millet tepkisini canıyla ortaya koymuştur. Yaşananları eksiksiz okumak gerekir. Burada zafiyetin olduğu itiraf edilmiştir, tarihsel bir meseleden bahsettiğimizi unutmayalım. Bugünden yarına başka zaafların veya başka paralelcilerin olup olmaması dahi tartışılabilir konulardır, ama bunun sonu yoktur. Öyleyse her kademede her alanda işimizi yapalım, enerjimizi yabancılarla rekabet ederken harcayalım. Küresel mücadelenin özünde güçlü olmak vardır; güçlü olmak daha fazla kazanmaktır. Bu aziz millet yeni sorunlar istemiyor; vatanının her alanda gelişmesini, milli gelirin artmasını, evlatlarının iyi bir gelecek içinde yaşamasını istiyor. Vatan milletsiz, millet vatansız olmaz! Özellikle iç meseleler yoluyla bölünmek demek, başkaları bizden alıp götürüyor demektir. O başkaları müttefiklerimiz veya komşularımız olabilirler. Küresel güç mücadelesi vahşidir, yeter ki değerlerimizi kaptırmayalım. Bu durumda birbirimize güvenelim, bir olalım!

Şehitlerimizi ve gazilerimizi saygıyla anıyorum.

Not: FETÖ ve PKK-KCK ve dahi ABD ilişkisini açıklamak için olayların bütününe bakmak gerekir. Aşağıdaki tabloyu daha önce yayımlamıştım. Burada tekrar veriyorum. Bu tabloda bütün yönleriyle 2008-2012 arasında yaşananlar (yumuşak güçle etki edilmesi) ile 2012-2016 arasında (sert gücün koordineli yükselişi ve 15 Temmuz’da darbe girişimi) yaşananları dikkatlice incelemenizi isterim.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Jeopolitik Güç Tahmini (2035)

DİĞER YAZI

Bakü Beyannamesi

Politika 'ın son yazıları