15-temmuzun-onemi
15 Temmuz’un Önemi

15 Temmuz’un Önemi

1534 Tıklama
19 Dakikalık Okuma
Okuyucu

15 Temmuz’u anıyoruz, aslında hiç unutmamamız gerekiyor. Hain darbecileri, onların sinsi taktiklerini, amaçlarını, geri planda ipleri tutanları unutmamak gerekiyor. Bunun tersine, demokrasiye inancı, millet iradesini, şehit ve gazilerimizi de unutmamak gerekiyor. Mermiye karşı, hatta tankın, uçağın, helikopterin mermisine göğsünü siper eden kaç millet vardır? Bunu asla unutmamak gerekiyor. O mankurtlar darbe gecesi işler tersine dönünce kendi aralarında mesajlaştılar, “ayakta kalın” yazdılar… Bu ayakta kalmak için her ne gerekiyorsa yapın, devam edin demekti. Neden? Hainler imkân bulduklarında tekrar bu aziz millete saldırmayı, başka türlü yöntemlerle bu ülkeye zarar vermeyi düşündüler de ondan. Demek ki tehdit geçmedi, bunu da unutmamak gerekiyor.

15 Temmuz yaşandı, davalar sürüyor, bazıları tamamlandı ve başka hukuki süreçler başladı, aradan 3 yıl geçti, çeşitli şekillerde saklananlar, renklenmişler, itirafçı olanlar dahi bu kapsamda olabilirler, bunlar bir gün yine devletine hainlik yapmanın hazırlığı içindeler, unutmamak gerekiyor. Yine o kadar zaman geçti, “durum belli!” denebilecek bir noktadayız, öyle zannedenler olabilir, ama hainler (kendi ifadeleriyle) gaygubat evlerinde toplantılarını yapıyorlar, kendi yöntemlerine bağlı şekillerde telefonlarla görüşmeye devam ediyorlar, rapor iletiyorlar, yurtdışındaki faaliyetlerini devam ettiriyorlar, haftalık ve aylık toplantılar yapılıyor, terörist başı ve avenesi Amerika’da ve değişik memleketlerde yaşamaya devam ediyorlar. Bütün bunları unutmamak gerekiyor, unutturmamak gerekiyor!

Çok isim var kahraman olan, kahraman doğan… Çok isim var destanlaşan zamanın ruhuna canıyla, kanıyla dokunan… Unutulur mu? Unutturmak isteyenler olsa da bu millet kanla yazılmış tarihinden alır gücünü; dostuna güven, düşmanına korku!..

Yaşananları masal diye düşünenler yok mu? Hani o aklı karıştırılmış zavallıları, her şeye rağmen böyle açıklayabilsem bu cahillerin nafile hallerini…

Peki, ya o hainler başarılı olsaydı? Bu sadece konunun önemini idrak etmek adına sorulması gereken ve üstünde çokça düşünülmesi gereken bir sorudur! Öyle yapalım…

Darbe girişiminde hainler başarılı olsa idi bugün nasıl bir Türkiye olacaktı, dünya meselelerinde ne gibi değişik beklentiler içine girilecekti? Cevabı vermek zor değil! FETÖ’cüler her yaptıklarını alenen gerçekleştirdiler. Gerek darbe girişimi öncesi gerekse darbeyi yapma biçimleri sonra olacakları bizlere işaret etmekteydi. Şöyle ki:

Birincisi, o zamana kadar büyük ölçüde ele geçirdikleri “askeriye, adliye ve mülkiye” kadrolarına istinaden bir yapay devlet yönetimi icrasına geçeceklerdi. Gerek sınavlarda soruları çalarak gerekse başka usullerle ele geçirdikleri TSK ve Emniyet’teki yapılanmaları ile asayişi tesis edeceklerdi. Buna bir kısmıyla ele geçirdikleri MİT’i de ilave edersek, kendilerine yeterli zemini bulabileceklerdi. Biliyoruz ki sözde Yurtta Sulh Konseyi’nin elindeki düzmece belge ile darbenin akabinde köşe başlarını tutacakların isimlerini bile belirtmişti. Ama bu geçici olacaktı, daha sonra bir ileri adımda yeni bir yapıya geçilecek ve atamalarını tekrar düzenleyeceklerdi. Mevcut siyasi yapıda kendilerine karşı olan başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ailesi olmak üzere pek çok ismi öyle veya böyle ele geçirmeyi planlamışlardı. Düşünsenize, bugün FETÖ’cülerin davaları olmayacak, tam tersine devletin seçilmiş meşru siyasileri, yöneticileri ve liderleri mahkeme edileceklerdi. Bu mahkemelerin nasıl olacağı biliniyor: Nasıl Ergenekon adlı düzmece dava gerçekleşti ise (ki bugün mahkeme sonucu böyle bir örgütün olmadığını karara bağladı,) o dönem yakaladıkları meşru siyasi ve idari kadroları benzeri biçimde dava edeceklerdi. Bu tür bir davanın hukuki geçerliliğini kamuoyuna sahte üretilmiş belgelerle ve yanıltıcı gizli tanıklarla büyük bir algı operasyonu şeklinde işleyeceklerdi. Asıl devletin ele geçirilmesi o zaman gerçekleşmiş olacaktı, artık “paralel” sözcüğünün bir önemi kalmayacaktı. Bu ilk kısımda anlattıklarımıza FETÖ’nün kısa vadeli planı diyelim.

Ancak, bu işler böyle kolay olmayacaktı, yine yurdunu ve milletini seven kesimler tarafından direnç gösterilecekti. Ülkede bir tür iç savaş meydana gelecekti. Buna bazı düşman akıllar Türk Baharı bile demişlerdi. Bu senaryoyu daha fazla açmayalım isterseniz. Bu millet hangi şartta olursa olsun tam tarifiyle bu mankurtlara bu ülkeyi teslim etmeyecekti. İşte millet bu iradeyi gösterdi. Millet kazanmasını bildi. Ama ciddi bir bedel ödenecekti. 15 Temmuz’da 251 şehidimiz var, 2.196 gazimiz. Elbette bu unutulması mümkün olmayan kahramanalar evlerinden çıkarken nereye gittiklerini biliyorlardı!

Unutmayalım, düşman ülkemize sadece FETÖ ile değil, başka yollarla da saldırmıştır. Sadece bir yıllık muhasebeye bakalım, 2016 yılında FETÖ, PKK/KCK, IŞİD, DHKP-C vasıtasıyla meydana gelen 28 terör olayında toplam, 590 şehit/ölü ve 3.202 gazi/yaralı var. Diyelim ülke o tarihlerde bir iç savaşa doğru sürüklenseydi, kardeş kardeşi vurmaya devam etseydi, FETÖ/PDY kadar PKK/KCK ve IŞİD gibi terör örgütleri daha rahat hareket etselerdi, durum ne olurdu? Şurası açık; Türkiye’yi terör batağına çekmek istediler, Türk milletini kardeş kardeşe kırdırmak istediler. Bunu unutmamamız gerekir!

Her ne kadar sonuç bu şekilde, bir iç savaş senaryosu ile gelişecekse de FETÖ’cülerin aklında var olanlara göre, planlarını gerçekleştirdiklerini farz edip başka olabilecekleri de ele almamız gerekiyor. Bugünün alternatif tablosunu okumak adına duruma bu tarz bir bakış açısıyla bakmak yerinde olacaktır. Dolayısıyla devam edelim:

İkincisi, amaçları terörist başı Gülen’i büyük bir gösteri ile ülkeye getirmek olacaktı. Burası ise orta vadeli amaçlarıdır. Vaktiyle örneğini Humeyni’nin İran’a dönüşü ile görmüştük. Terörist başı Gülen ülkeye döndüğünde bir köşede tıpkı molla gibi ama bu kez sözde küresel mesih olarak oturtulacaktı. FETÖ’nün küresel manadaki okulları ve şirketleri ile Türkiye’deki yapı bu düzmece mesih sayesinde yönetiliyor gösterilecekti. Elbette bu bir kukladır, arkada başka eller olacaktır. Daha önce görmedik mi Vatikan’daki Papa bile bu terörist başıyla el sıkışmıştı!..

Şimdi geldik hainlerin uzun vadeli planlarına, küresel misyon ile alakalı kısma. Esasında bu uzun vade meselesini iki hal tarzıyla da düşünmemiz gerekmektedir; ilki olası iç savaş sonrasına karşılık gelen senaryodur, sonraki ise sözde mesih senaryosunun işlediği düşünülerek olabilecekler hakkındadır.

Bu kukla yönetim sisteminin önemi şudur, yüzden fazla ülkede bu tür paralel devlet yapıları için kadrolar hazırlanma noktasındadır. Peyderpey başka ülkelerde FETÖ’cüler kendi rejimlerini (eğer becerebilselerdi,) Türkiye’deki örneğe benzer kuracaklar idi. Buna küresel neo-liberal ama Soros gibi adamların emrine dayalı çalışan, arkasında MOSAD ve CIA gibi gizli örgütlerin olduğu çok başka bir yapıdan söz etmekteyiz. Adına Küresel Kukla Yönetim Sistemi diyebileceğimiz, kırılgan ve sözde demokrasilerin işliyor gösterildiği, kendi kültürlerinde geçerli uydurma dini bağları ile meydana getirilmiş bir nevi yapay devlet yönetimleri ortaya çıkacaktı.

Küreselcilerin yönetmek istedikleri bu: Milliyetçi/ulusalcı köke dayalı olmayan, milletin/ulusun iradesi dışındaki ilkelerle yönetilen bir dünya düzeni. Örneğin, Ortadoğu’nun Afrika’da çoğu ülkenin, Orta Asya’nın bazı ülkelerinin buna bağlı bir yapıya geçtiğini düşünebiliyor musunuz? Konu bu coğrafyalarda kalmayacak, yerleştiği yerde kuvvetlendikçe başka alanlara da sirayet edecek bir küreselcilere hizmet eden hastalıklı demokrasi anlayışını siz düşünün.

Orda vadeli mesih senaryosunun kritik noktasında PKK/KCK terör örgütünün yerini bir daha gözden geçirmekte yarar vardır. Bugün siyasette görüldüğü üzere yapılmak istenenlerle de sabittir ki, esasen PKK/KCK terör örgütü ve işbirlikçileri, şartlar müsait olduğu her ortamda ülkeyi bölmek adına girişimlerinin temposunu artıracaklardı. Zayıf anı bekliyorlar ve kendilerince dile getirdikleri demokratik özerklik adımıyla başlayıp, daha sonra ülkenin bölünmesine giden bir senaryoyu gerçekleştireceklerdi.

15 Temmuz’da bu hain tuzağa dur diyen aziz millet sadece FETÖ’ye değil, PKK/KCK terör örgütüne de dur demiştir. Bugün hızını alamayanları ve işbirlikçilerini görmek mümkündür. Geçenlerde Gazi Meclis’te PKK terör örgütünün de adının geçirildiği konuşmalar boşa değildir, bu senaryonun doğruluğunu ispat eder mahiyettedir.

Üçüncüsü, ABD ve İsrail politikaları gereği yapılacakların gerçekleşmesi konusudur. ABD ve İsrail gibi ülkelerin hevesleri bağlamında oluşması beklenen ortama bakılır ise burada, iç savaş çıksa da sözde mesih ipleri tutsa da değişmeyecek bir süreci açıklıyoruz.

Yine orta vadeden itibaren geliştirecekleri biçimde bu planlamaya göre, Türkiye’de belirgin olan meseleleri biz hep “FETÖ amacıyla,” deyip okuyabiliriz. Nedir bunlar? Bir kere Türkiye, Rusya ile birlikte stratejik projeler üretmeyecek idi. Akkuyu Nükleer Güç Santrali, Karadeniz’de Türk Akımı, Suriye meselesini çözmek için bir Astana Mutabakatı olmayacaktı. Suriye’de PKK terör örgütü kolayca kara para yıkanır gibi yıkanacak ve PYD’ye bağlı YPG güçleri olarak işlev görecekti. Gerçi bugün de dayatılan SDG -Suriye Demokratik Güçleri- isimli bir yapıdır, bu ABD’nin zorlanmadan tatbik edebileceği bir yapı olacak idi. PYD/YPG ile Suriye kuzey-doğu bölgesinde bir Kürt Bölgesi ihdas edilecekti. Cenevre görüşmelerinde Suriye üçe bölünecekti. Türkiye, İran ve Rusya ile işbirliğine giremeyecekti ve Suriye içlerine doğru operasyonlar yapamayacaktı (Zeytin Dalı, Fırat Kalkanı vs.). Dost ülkeler Türkiye’nin bölgesel gücünden istifade etmemiş olacaktı, düşmanlar at koşturacak çok yer bulacaktı. İsrail, Doğu Akdeniz’de daha rahat hareket edecekti. Filistin meselesinden tutun, doğal gaz meselesine kadar, hesap vermeden hareket edebilecek ortamı bulabilecekti.

Geçen haftadan bu yana sevkiyatı sürüyor. Eğer hainler darbe girişiminde başarılı olsalardı, mümkün mü S-400 stratejik hava savunma sistemini kendi irademizle istediğimiz bir ülkeden satın alalım? Mümkün mü tam egemen bir ülke olduğumuzu söyleyelim?..

15 Temmuz’un anlamı nedir? 15 Temmuz’un önemini ortaya koyabilmek adına bütün bu senaryoları aklımızdan geçirmemizde yarar vardır. Şehitlerimiz ve gazilerimiz boşuna değildir. Onlara ne kadar borçlu olduğumuzu gelecek nesillere açıklamamız gerekiyor. Bu aziz millet tam da gerektiği zamanda ipleri eline almasını bilmiş ve düşmanın planını yerle bir etmiştir. Süreci sulandırmak isteyenler çıkmış ve başka senaryolarla bir tür siyasi savaşın tetiklenmesi yönünde bir gayret içine girmişlerdir.

Unutmayalım, düşman ülkemize sadece FETÖ ile değil, başka yollarla da saldırmıştır. Çok büyük bir süreci atlattık. Bunun adına 15 Temmuz Demokrasi Günü diyoruz. O halde demokrasimizin anlamını bilelim ve bundan böyle ona göre hareket edelim. Bugün demokratik tartışmalar yapabiliyoruz, hem her türlüsünü! Her şeyin tersi olsaydı, mümkün olur muydu bu şekilde, “İrade bizim, özgürüz, bağımsızız,” diye kükremek?

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Güç Mücadelesi ve Politik Güç

DİĞER YAZI

Küresel Bölücülük

Politika 'ın son yazıları

NATO’dan İleri

Sonsuz Savaş fikrinin sonsuza uzanan mantığı olan, sürekli yenilenen, bugün yeni bir vizyonu olan NATO örgütünden

Soğuk ve Sıcak

Soğuk Savaş dönemini ve bugünü stratejik ölçekte kıyaslayalım. Dünün politikalarının ve güçlü adımlarının bize öğrettikleri var,