abd-israil-kaos-plani
ABD-İsrail Kaos Planı

ABD-İsrail Kaos Planı

Okuyucu

ABD ve İsrail’in açıkladığı sözde barış ve refah planına tepkiler büyüyerek devam ediyor. Buna neden kaos planı deniyor? Çünkü anlamsız, mantıksız, açıklamsı olmayan, kavramsal yanlışlarla dolu bir metni hazırlayan akıl olsa olsa kaos yaratmayı hesaba katmıştır denebilir. Filistin’in ve Müslüman dünyasının ne tür tepki vereceği ve bu tepkinin kaç asır süreceği hakkında belirsizlikler var, bu da kaotik bir durum demek olur. Zira kadim Kudüs kenti geçmişte çok sorun yaşadı, burada asırlardan söz etmek mümkündür. Geleceğini de bu şekilde planlayanlar varsa, yanlış yoldalar demektir. Bir de teknik bahis var: İsrail ve ABD’nin uyguladığı çatışma tekniği uzunca süredir kaotik bir yapıda gerçekleşiyor. İnceleyelim.

İsrail’in uyguladığı hareket tarzını hatırlatmak isterim: İsrail savaşıyor, yıkıyor ve öldürüyor, ardından uluslararası bir karar çıkıyor, karşı taraf kabul ediyor, İsrail kararı görmezden geliyor ve bir adım daha atıp kazanımını genişletiyor. Bu yöntem İsrail’in gücü kullanma pratiği şeklinde açıklanabilir. İsrail’i yenemediğiniz müddetçe bu yöntemi uygular. Eğer bileği bükülecek olsa uluslararası camia zaten onu korumak için devreye girer, bunu da bildiklerinden sistemi istismar ederler.

ABD’nin son dönemlerinde uyguladığı hareket tarzında kaos planı var. Plan çok değişik, özellikle terör, vekalet, sıfır kayıplı, siber, ekonomik, teknolojik, hukuki, medya ve diplomasi kullanılarak yönetiliyor. Bir de oldubitti konusu var; önce kendi olmasını istediği durumu en üst ağızdan ilan ediyor, uluslararası sistemde kayda geçiriyor, hedefteki lidere saldırıyor, aldatma uyguluyor, aradan süre geçiyor, bunu meşrulaştıracak konuyu masada ileri sürüyor.  

Eğer Filistin-İsrail meselesindeki bu son yalana bakarsak durum tam da bu tarif edilen şekle oturmaktadır.

Açıklanan sözde planda barış sözcüğü aldatmacadır. Bunun barış getiren bir girişim olmadığı açıktır. Yapılmak istenen oldubittidir. Sözde planda Filistin ortada yok, kendi kendilerine gelin güvey oluyorlar. Ama ifade edildiği gibi kayda geçirilen bir doküman var ortada ve tanıtım Donald Trump ve Benjamin Netanyahu tarafında yapıldı, dünya medyası izledi, gazeteler yazdı, konu irdelendi.

Sözde planın amacı nedir? İsrail’in Batı Şeria’daki yasadışı yerleşim yerlerini ve Ürdün Vadisi’ndeki işgal alanlarını meşrulaştırmaktır. ABD Büyükelçiliğini Kudüs’e taşımıştı, şimdi de Kudüs’ün İsrail’in başkenti olduğunu ilan etti. Kudüs bu durumda tamamen İsrail’in olacak görülüyor. Bu fiili durum artık yerleşmiş gibi gösterildi.

Önemli bir konu var, sözde plana bakılırsa Filistinlilerin egemenlik hakları tamamen ortadan kaldırılmış oluyor. Bir millet kara (toprak), deniz ve hava ülkesinde egemen olur ve ona vatan denir. Vatansız millet olmaz. Filistin milletinin vatanı nerede?

Terimler basittir ama temeldir. Şöyle:

Kara ülkesi yok: Şu an Filistinlilerin ellerinden topraklar alınmış ve mahallelere indirgenmiştir. Birbirine bağlı mahallelerden geçişler belli koridorlardan, köprü ve tünellerden olmaktadır. Her koridorda bir İsrail denetimi söz konusudur. Hatta Filistin’e verilen toprakların altından İsrail’in karayolu ve boru hatları geçebiliyor. Buraların bakımı, denetimi ve işletmesi İsrail’in. Böyle bir uygulama dünyada başka nerede var?

Deniz ülkesi yok: Gazze önünde dar bir deniz alanı var gözükmektedir. Burada kıta sahanlığı alanı yaratılmamıştır. Bütünüyle bakılırsa, ifade edilen Filistin ülkesinde (parçalı olunca nasıl mümkün değil) balıkçılık yapacak alan dahi yoktur. Sadece teknelerine yanaşma imkânı bulunabileceklerdir. İç alanlara gıda maddesi bile sevk edilemeyecektir. Temiz su hatları çekmek mümkün değildir. Önemlisi, Doğu Akdeniz’de Filistin’in münhasır ekonomik bölge olarak doğalgazı olduğu yerdeki imkanları bile kendine sevk edemeyecektir.

Hava ülkesi yok: Kara ve deniz ülkesinin üstündeki hava sahası hava ülkesidir. FIR hattı (Flight Information Region) denen bir bölge vardır. Şimdi bu durumda Filistin hava sahasını nasıl kontrol edecek, nasıl işletecek? Bu mümkün değildir.

Sonuçta sözde plan göre Filistin’in egemen bir ülkesi olamayacaktır. 

Egemen ülkelerin kendi savunmaları, güvenlik perspektifleri ve planları olur. Filistinliler (örneğin) bir düşman ülke olur ise nasıl savaş ilan edecek, nasıl barış anlaşması imzalayacak? Bu mümkün müdür? Hayır. Filistin’e söylenen ne o zaman? “İç güvenlik ve asayiş için bekçiniz ve polisiniz olsun, asker ve istihbarat teşkilatınız olmasın. Biz size tehdit değerlendirmesini hazırlar veririz, sınırlarınızı koruruz.” Bu mudur? Ordusu, tankı, uçağı, savaş gemisi olmayan bir ülke olabilir mi? Olması öngörülen hafif silahlardır. 

Eğer bir ülke kendi ülkesinin sınırlarını koruyamıyorsa asla egemen değildir. Örneğin, halen İsrail’in yasadışı işgal edilen Filistin’e ait topraklar var. Bunlar gasp etmekteler. Buralarda İsrail egemen. Egemenlik daha başında Filistin’den zorla alınıyor. Daha ne?

Eğer bir ülke kendi gümrük sistemini kurup işletemiyorsa nasıl egemen olur? Filistin’e tanınan bir Liman işletme hakkı yok. İsrail işletiyor limanı. Refah sınır kapısı göstermelik var gözüküyor. Refah’tan giriş çıkışları Mısır (bugün İsrail işbirlikçisi olan o darbeci Sisi) denetleyecek. İsrail gerektiğinde bu kapıyı kapatma hakkına sahip olacak.

Bütün bunlara bakılırsa Filistin şimdiki halinden daha zor şartlara itilmiş oluyor. Hatta buna denebilir ki; abluka altında yerel yönetimler ağı!

1948’den bu yana yurdundan edilen 6 milyon civarında Filistinli var. Bunların geri dönüş hakları ellerinden alınmış durumdadır. Dolayısıyla hem insan hakları çiğneniyor hem de egemenli kavramı boşa çıkıyor. ABD böyle bir durumu nasıl plan diye açıklayabiliyor?

Filistin’e “bağımsız devlet” denecek imiş! Devlet kendi refah ve güvenlik planını yapamıyor, denetimini yapamıyor ve kendi mercilerine bile hesap veremiyor ise nasıl devletlik edecek? 

Bir devletin özgürce işlettiği bir bütçesi olur. Hakkı olan doğalgazı bile satamayacak bir Filistin yaratılıyor. Gazı, suyu, petrolü İsrail verecek. Bütçe nasıl yönetilecek? Elli milyar dolar verilecekmiş. Verilir biter. Ya sonra? Hatta 2018 yılına kadar uluslararası yardımlar var idi, Trump kestirdi. ABD dedi ki, yardım olmayacak. Diyelim Birleşmiş Milletler para gönderecek, ABD para/dolar benim üzerimden geçecek dediğinden dolayı, bu nasıl mümkün olacak? 

Verilmesi planlanan 50 milyar dolar rüşvet mi sayılıyor, yoksa satın alma parası mı? Bu çok utanç verici bir durum! Bırakın Filistin ve İsrail’i kendi başına, kendi haklarını egemen toplumlar olarak alsınlar, özgür biçimde anlaşma masasında anlaşsınlar, İsrail’in arkasında durulmasın. Her bağımsız ülke bu süreci nasıl geçti ise Filistin ve İsrail de geçsin. Öyle değil mi? Eğer öyleyse Birleşmiş Milletler kaldığı yerden, en azından Oslo (1993) süreci devam etsin ve “İlkeler Deklarasyonu” canlandırılsın.

İsrail öteden beri bir terör devleti olarak bilinir. Vekilleriyle de terör yaratmaktadır. MOSSAD’ın planları ve uygulamaları ile büyük devletler bile baş edememektedir. Ne yapacağı bilinmez! 

Örnek olaylar var, 1994 yılında El Halil Camii’nde terör eylemi olmuş idi. Ölü ve yararılar vardı. Bu olay üzerine İsrail bu önemli ibadethaneyi 7 ay ibadete kapatmıştı. Caminin ibadete açıldığı zaman üçte ikisi Yahudi tarafında oldu. Şimdi, Mescid-i Aksa ne olacak? Kime güvenecek Müslüman dünyası?

ABD ve İsrail kuyuya bir taş attı, bakalım dünya bunu nasıl çıkaracak? Kabul edilebilecek mantıklı, hakkıyla bir tarafı olmayan bu metnin törenle, güle oynaya ve tek taraflı bir biçimde, barış, refah ve plan başlıklarıyla takdim edilmesi hiç de akıllıca değil. Yazık bu yöneticilere!

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Amaç Filistin’in İlhakı mı?

DİĞER YAZI

Yeni Yılda Yeni Politikalar

Politika 'ın son yazıları