amac-filistinin-ilhaki-mi
Amaç Filistin’in İlhakı mı?

Amaç Filistin’in İlhakı mı?

619 Tıklama
17 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Oldubitti mi? 28 Ocak günü ABD Başkanı Donald Trump Filistin’in işgaline dönük yüzyılın garabetini şakşakçıları huzurunda açıkladı. Peki uluslararası hukuk nezdinde bu iş tamamlandı mı? Plan açıklandı ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu görevi aldı. Uygulama başladı mı? Dört yıllık sürede Filistin durumu idrak edecek, Arap Dünyası da hazım sonrasında yutkunacak mı? Bu tek taraflı hukuksuz işgalin üstüne soğuk su içilecek ve herkes işine mi dönecek? Peki son noktada hedefe konan neden Türkiye oldu? Bakalım mı?

Bu kötü durum “ben geliyorum” demişti! Bugünlerin yaşanacağı biliniyordu. Önlem alan çıkmadı. Türkiye dışında sessiz kalındı. Uluslararası sistem, kurumlar, ülkeler sessiz kaldılar. Şimdi plan açıklandı. Karşı hamlelerle durum değiştirilecek mi sanıyorsunuz? Kim yapacak bunu? Başarı şansı ne?

Mahmud Abbas Birleşmiş Milletler nezdinde girişimlerde bulunacak. Ama bugünkü haberlerde de var, İsrail Gazze’ye hava taarruzu gerçekleştirdi. Henüz Birleşmiş Milletler’den gerilimi durduracak yönden bir açıklama yok, bırakın İsrail’e kınamada bulunulmasını. İsrail yapıyor, dünya susuyor. Oh ne güzel diplomasi, politika, hukuk!..

Şöyle bir baktım da 13 Aralık 2017’de İslam İşbirliği Teşkilatı’nda “Kudüs kırmızı çizgimizdir,” demişiz. O halde çizgi çizildi, şimdi ne yapılacaksa yapılsın, değil mi? Çünkü Kudüs, bu açıklanan plana göre, tamamen İsrail’e verilmiş görünüyor. Hele bir bakalım denecekse geçmiş olsun. 14 Mayıs 2018’de de ABD Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşımıştı zaten. Yani plan işlemeye çoktan başlamıştı. Geçtiğimiz gün planın adının konduğu gündür, bundan sonraki gelişmeler ayrıdır. 

Yine hatırlayalım, ABD Büyükelçiliği’nin Kudüs’e taşındığı törenle açıklanırken, hemen arka tarafta, İsrail Ordusu Gazze ve Batı Şeria’daki kamplara taarruz gerçekliyordu. Filistin tarafı Birleşmiş Milletler’de bağımsız araştırma komisyonu talep etti. Sonuç ne oldu? Hiç. 

O zaman olanlarla bugün olanlar arasında ne fark var? Törenle yüzyılın işgal planı açıklandı, “Kudüs İsrail’in başkenti” dendi. Başka, Gazze’ye taarruz gerçekleştirildi. Adım atmak için Birleşmiş Milletler masasına gelecek evrakı bekliyordur herhalde!

Kudüs bu! Yaklaşık 5 bin yılı kapsayan tarihi süreçte en az 23 işgal ve 52 saldırı gördü bu kadim kent. “Bu işgali de atlatır” mı deniyor acaba?

Bundan önce yüzyılın işgal planı Filistin’e karşı bir ırkçı işgaldir dendi mi? Dendi. En azından ben dedim. Ne zaman? Yaklaşık bir yıl önce (22 Mart 2019). Şöyle yazdım: “İsrail’in Filistinlilere karşı apartheid uygulaması meşruiyet kazanacak. ABD planı bunu temin edecek.”

Tam bir yıl önce Mahmud Abbas bu plana “yüzyılın tokadı” dedi. Filistinli yetkililere göre şöyle bir endişe vardı: “İşgal altındaki bölgelerin yaklaşık yarısını, ya da ilk başta İngiltere’nin belirlediği çerçevedeki bir Filistin olarak, tanınanların sadece yüzde 11’ini içeren toprak parçaları üzerinde geçici sınırlar çizilecek. Filistin bölgeleri silahsızlanacak ve sınırlar ile hava sahasının kontrolü İsrail’in olacak. Daha sonra İsrail ve Filistinliler arasında, İsrail’in Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki yasadışı yerleşimlerinin durumu hakkında müzakere süreci başlatılacak. Filistinli mültecilerin, İsrail’e ya da İsrail’in ele geçirdiği işgal altındaki bölgelere geri dönme hakları tamamen ortadan kaldırılacak.”

Plan açıklandı, Peki, durum bu mu? Evet.

15 Mayıs 2019’da İsrail ile ABD’nin planlı eylemlerini yazdım. Kudüs, Golan Tepeleri, Yüzyılın Planı var dedim. Golan’ın ABD tarafından İsrail “işgali” statüsünden çıkartılıp “ilhak” statüsüne geçirilmesi tamamlandı mı? Oldu. Şimdi ne olacak? Filistin’e ait birçok alan, yasadışı İsrail yerleşim yeri olarak işgal edilmişti, güya refah planı dedikleri garabetle işgal oldu olmuştu, beklenen ne? İlhak mı? Yani kabul edilmesi konusu mu? Bakın, durum nereden bakılsa çok ciddi: Bu tür oldubittiler için tarih bizlere şunu söylüyor; ya savaşacaksınız ya da masada yazılanları kabul edeceksiniz. Eğer Arap Birliği kendilerine tanınan 4 yılı pazarlıkla geçirecekse, sonuç belli; ilhak. 

Araplar mı? Kime güveneceksiniz? Abu Dabi Veliahdı Muhammed bin Zayid’e mi, Suudi Arabistan Veliahdı Muhammed bin Selman’a mı, yoksa darbeci Sisi’ye mi? Umman Sultanı’na mı? Hatırladım da 11 Ocak 2020 günü vefat eden Sultan Kabus bin Said’i 26 Ekim 2018’de Netanyahu ziyaret etmişti. Bu garabet planını ona açmıştı, destek istemişti. Şimdi Tarık bin Teymur yeni sultan oldu. Kabus bin Said’in töreninde yukarıdaki isimlerin hepsi hazır bulundu. Yeni Sultan Teymur’a Trump Netanyahu ile birlikte yüzyılın işgal planını açıklarken Beyaz Saray’dan teşekkürlerini yolladı. Başka teşekkürler de vardı elbette. Bahreyn ve Ürdün’ü ve adı açıklanmayan büyükelçileri unutmayalım.

Önceki bilgileri hatırlayalım dedim ya, baktığımda önemsediğim bir konu daha var. 12 Nisan 2019’da gündeme getirmiştim bu konuyu, Amerika Birleşik Devletleri’nde Cumhuriyetçi Senatör Marco Rubio ve Demokrat Senatör Bob Menendez “Doğu Akdeniz Güvenlik ve Enerji İşbirliği Kanunu” tasarısını Kongre’ye sunmuştu. Bu tasarıda, Doğu Akdeniz’de İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs arasında kurulan enerji ve güvenlik ortaklığına tam destek verilmesi öngörülmüştü. Senatör Menendez şöyle dedi: “Amerika Birleşik Devletleri’nin Yunanistan, Kıbrıs ve İsrail’le güçlü ve gelişen ilişkileri sayesinde Doğu Akdeniz’deki çıkarları önemli boyutlardadır. Bu ülkeler arasında son yıllarda enerji eksenli gelişen işbirlikleri daha geniş kapsamlı bölge güvenliği, ekonomi ve enerji ile ilgili işbirliklerine kapı aralamıştır. Birleşik Devletler’in bu işbirliğini derinleştirmek ve Doğu Akdeniz’i daha güvenli hale getirmek ve bu işbirliğini kullanmak için devreye girme zamanı gelmiştir. Bu tasarı barış, refah ve uluslarımızın güvenliği adında ortak çabalarla bu dostluk ilişkilerini geliştirmeyi amaçlamaktadır.” Kelimeler hep aynı: Barış, huzur, gelişme, refah, güvenlik…

Doğu Akdeniz’deki ABD adımları tek bir kazanım için değildi, bütüncül şekilde gelişim göstermekteydi. Doğu Akdeniz’de Filistin ve Kıbrıs merkezli bir plan devredeydi aslında. Bugün konuyu sadece Filistin ve Arap dünyası şekliyle görenlere hatırlatırım, Türkiye ile ilgili her konu Filistin ve Kıbrıs üzerinden sürdürülen konularla birleştirilmekteydi. Rubio ve Menendez imzalı tasarıda öngörülen düzenlemeler şöyleydi: “ABD, İsrail, Yunanistan ve (Güney) Kıbrıs arasındaki enerji işbirliğini arttırmak için Birleşik Devletler-Doğu Akdeniz Enerji Merkezi’nin kuruluşuna onay verilmesi. Yunanistan’a 3 milyon dolarlık askeri destek sağlanması. Yunanistan ve (Güney) Kıbrıs’a ikişer milyon dolarlık askeri eğitim desteği sağlanması. Beyaz Saray’dan Kongre’ye Doğu Akdeniz’deki ülkelerle kapsamlı enerji ve güvenlik işbirliği stratejisi ve bölgedeki Rusya ve diğer ülkelerin zararlı aktiviteleri hakkında rapor sunmasının talep edilmesi.” Bu söylenenler oldu, biliyor musunuz?

Amerikalı Yahudi ve Yunan lobilerinden tasarıya yoğun destek sağlandı. Amerikan Yahudi Komitesi ve Helenik Amerikan Liderlik Konseyi yaptıkları yazılı açıklamayla bu tasarıyı memnuniyetle karşıladıklarını duyurdular.

Peki bu senatörler Türkiye’ye verilmeyen ama projede olmadığı halde İsrail’e verilen F-35 konusunu ne yaptı dersiniz? Trump’ın önüne sürekli bir şekilde Türkiye’ye uygulanacak ekonomik yaptırım paketlerini koyanlar kimler?

Ve Netanyahu taraftarı olan bir İsrail gazetesinde dün yayımlandı, Türkiye’nin Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hakan Fidan hedef olarak gösterdi, bir yazı ile Türkiye konusu gündeme getirildi. Hem neler yok yazıda, terör, vekalet… Bu yazı Hakan Fidan’a değil, Türkiye Cumhuriyeti’ne, devletimize, “Yerinde dur!” mesajı oluyor herhalde! Tehdit niteliğinde okunabilir bu yazı. Bir gazete haberi olarak diplomatik anlam taşımıyordu elbette, örtülü bir ikaz. Ancak geçen günkü törende Beyaz Saray’da teşekkür edilmeyen ülkeleri hatırlarsak, demek ki Türkiye’ye düşen pay buydu, örtülü biçimde “Karışma!” denmekteydi.

Yazılarımda dile getirmiştim, İsrail-Türkiye ilişkileri (2009) “One Minute!” ve (2010) “Mavi Marmara” olayları sonrasında başka bir safhaya evrilmişti. Ara dönemde ilişkiler pek de düzgün gitmedi. İsrail ile ilişkilerin sorunları bir yana, Amerika ile de işler iyi gitmedi. ABD ve İsrail’in birlikte çaba ile Suriye kuzeyinde bir oldubittiyle sınırımıza paralel terör devleti kurma girişimi unutulacak vakıa değildir. Doğu Akdeniz’de bir Türk-Rus işbirliğinin oluşmaması adına, hemen işin başlarında, ABD ve İsrail derin yapılarının neler yaptıklarını da unutmadık. FETÖ’cü pilot tarafından Rus uçağının vurulması (2015) ile Ankara’da Rus Büyükelçi Karlov’a yine FETÖ’cü birinin suikastı (2016) hadiseleri manidar idi. Savaş sebebi olacak olayları yaşadık, kolay zamanlar değildir bunlar. 15 Temmuz’u unutmadı bu Millet! 

Hatta en son Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler 74’üncü Genel Kurulunda (2019) kürsüden üstüne basa basa İsrail’in Filistin’i işgalini anlatması, bir harita ile İsrail’in haksız ve hukuksuz genişlemesini işaret etmesi, Kudüs hakkındaki hassasiyeti tekrarlaması halen hafızlarda. Bölgede Türkiye’ye “Sen dur, karışma!” diyecek bir şımarık ülke var ise elbette bu İsrail’dir. 2010 Arap Baharı ile paramparça edilmiş ülkelerden, değiştirilmiş rejimlerden, ortaklıklar kurulmuş ve bir tür satın alınmış veliahtlardan İsrail’e tepki gelmesi çoktan engellenmiştir. Bir Türkiye’yi istedikleri noktaya getiremediler! Şimdi de MİT’i hedef gösteriyorlar. “MOSSAD neden MİT’i hedef gösteriyor?” diye düşünmeden geçmemiz mümkün değildir.

Filistin ile ilgili sorunun ne yöne gelişeceğini şimdiden tahmin etmek zordur. Arapların yapabileceği pek bir şey olmasa gerekir. Birleşmiş Milletler’in kaldığı yerden, Oslo (1993) sürecinden devam etmesi en doğrusudur. Bugün de “İlkeler Deklarasyonu” üzerinde durulmalıdır, böyle garip planların değil! Ama bunu nasıl başlatacak? Netanyahu tekrar masaya oturmaz ki? Onlara göre plan çoktan değişti bile. Geriye ne kalıyor?

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

İsrail’in Filistin’i İşgal Planı

DİĞER YAZI

ABD-İsrail Kaos Planı

Politika 'ın son yazıları

NATO’dan İleri

Sonsuz Savaş fikrinin sonsuza uzanan mantığı olan, sürekli yenilenen, bugün yeni bir vizyonu olan NATO örgütünden

Soğuk ve Sıcak

Soğuk Savaş dönemini ve bugünü stratejik ölçekte kıyaslayalım. Dünün politikalarının ve güçlü adımlarının bize öğrettikleri var,