muktedir-olmak
Muktedir Olmak

Yeni Yılda Yeni Politikalar

584 Tıklama
9 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Yeni yıla girene kadar bölgesel konularda konuşmakta olduklarımız sanki bir parti oyun gibiydi, 2020 ile birlikte bir sonraki parti için kartlar tekrar dağıtıldı. Şu an bu parti oyunun başındayız. Neler oldu, neler olabilir, bir bakalım.

Ortadoğu’ya mı yöneldiler? Hayır, hep buradalardı. İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı, İran’ın tüm vekalet savaşlarının mimarı ve lideri, hatta Hamaney’den sonra olası İran’ın en üst koltuğuna oturacak ismi Kasım Süleymani Bağdat’ta ABD tarafından silahlı dron saldırısı sonucunda öldürüldü.

Amerika Birleşik Devletleri bölgeye asker kaydırma faaliyetine devam etti. Kuveyt ve Suudi Arabistan başta olmak üzere bölgedeki üslerine takviye kuvvet aktardı. Üstelik Doğu Akdeniz ve Hint Okyanusu’nda üsleri ve donanması ile zaten varlık göstermekte, uçak gemilerini bu alanda tutmaktaydı. Her ne kadar asıl tehdit İran gibi görünse de aslında bütünüyle bu kuvvet yükü Ortadoğu’da birikmiş oluyordu.

Amerika Suriye’de İsrail tarafından işgal altında olan Golan Tepeleri’nin ilhakını geçen yıl sonunda kabul etmişti. Bir de ABD Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşımıştı. Sözü edildiği halde bu yıla sarkan konu ise “Yüzyılın Anlaşması” diye isimlendirdiği ancak tam anlamıyla bir aldatmaca olan, “Filistin’i ilhak ve Kudüs’ü bütünüyle İsrail’in başkenti yapma planı” oldu.

DAEŞ ile mücadele konusunda Donald Trump “sıfır seviyeye indirdik” dediği noktada bölgeye burnunu en çok sokmaya istekli Fransa ne yapacağına karar vermek istedi. Bu şartlarda Suriye’de daha fazla tutunmasının mümkün olmayacağını değerlendirdi. Orası burası derken karar verdi ve Charles De Gaulle uçak gemisini bölgeye gönderdi. Kıbrıslı Rumların Fransa’ya adada üs verdiğini unutmayalım.

Rusya Suriye’de zalim Esad’ın varlığıyla meşruiyetini sürdürmenin peşinde olacak politikalarına devam etti. Bölgedeki üslerinde asker bulunduruyorken, Suriye sathında yayılmak ve kontrolü almak adına pek çok adım attı. Bunlardan bazıları ABD’nin nüfuz alanını daraltmakla alakalı oldu, bazıları ise ortaya çıkan güç boşluğunu doldurmaya yönelik gerçekleşti.

Bütün bu gelişmeleri değerlendiren Türkiye, Suriye’de ve aslında Ortadoğu’da yeni bir sürecin başladığını görerek, dün (5 Şubat) Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da işaret ettiği gibi politik yaklaşımını ve stratejisini değiştirdi. Suriye ve Filistin merkezli, ancak Irak ve İran’ı da kapsayan biçimde, bölgeye müdahil olan Körfez Ülkeleri’nin adını da zikrederek, bu yeni konjonktüre dayalı bir okuma yaptı.

Bu analize Libya’yı ve Kıbrıs’ı da eklemezsek eksik kalacaktır. Çünkü asıl konulardan biri Doğu Akdeniz’dir. Doğu Akdeniz bahsinde öne çıkan bu Libya ve Kıbrıs konusu Ortadoğu’daki bütün aktörlerin içinde olduğu bir oyunu işaret etmektedir. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, Avrupa ülkeleri, Amerika Birleşik Devletleri, İsrail, Rusya, İran, Türkiye…

Askeri ve politik ağırlıkla bölgeye ilave yük olarak taşınan potansiyelin etkisi mutlaka çıkacaktır, ya yakın zamanda ya da yıl sonlarına doğru. Bunun kolay atlatılması ve belli avantajların elde edilmesi oynanacak elin hem şartlarına hem de oyuncunun maharetine bağlı gelişecektir.

Bu parti oyunda Türkiye ABD, Rusya ve Almanya ile yakınen diplomasi trafiğini sürdürmektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan Trump, Putin ve Merkel ile neredeyse her hafta görüşür hale gelmiştir. Suriye, Libya, Ege ve Doğu Akdeniz bölgelerinde aktif şekilde kuvvet bulundurmakta faaliyetler sürdürmektedir. Askeri, diplomasi, sondaj faaliyetleri öne çıkan konulardır.

Çok kutuplu, çok katmanlı ve çok taraflı bu dinamik oyun masasında hem kartlar açık hem de kuvvet kullanımı noktasında aktörler acımasız hamleler yapıyorlar. İşte bu şekildeki bir oyunu Türkiye aynı anlayışla sürdürmektedir.

Sonuç ne olur? Bu bir Güç Mücadelesi konusudur. Bölgeye güçlü ülkelerce çok fazla güç aktarımı olmuştur. O halde coğrafyanın verdiği avantajı kullanarak her cepheden daha da fazla aktif şekilde hareketle belli ilerlemeler sağlanabilir. Çünkü Türkiye, Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’de hem meşruiyet yönüyle hem de gerekçeleriyle, stratejik parametreleri doğru uyulamayı bilen bir ülke konumunda hareket etmektedir. Bu yıl başındaki hamleleri bunu göstermektedir. Afrika’da, Ortadoğu’da, Avrupa’da, Birleşmiş Milletler’de, İslam İşbirliği Teşkilatı’nda daha şimdiden çok hareket edilerek belli bir vakum elde edilmiş gözükmektedir. Bu noktada Türkiye oyununa ülkeleri ve uluslararası kurumları dahil ettiği gibi zaten sahada olan veya hazır bekleyen küresel şirketleri de sokabildiği taktirde başarı şansı artacak ve eli güçlenecektir.

Orta sıklet, buna “başaltı” da denebilir, bir Türkiye’nin ağır sıklet rakipleri arasında kazanabilmesinin ve daha da güçlenmesinin başka yolu yoktur. “Onlar pişirsin bir tabak da bana versin,” denen ve hazır beklenen dönem bitmiştir. Devir koşturma, gerekirse risk alma ve sonuçta oyunu diğerleri ne şekilde oynuyorsa aynıyla sahada gerçekleştirme devridir. Aslında Türkiye bu bakış açısını 2015 yılından itibaren görmüş ve altyapısını güçlendirmeye başlamıştır ki bugün bazı adımları atabilmekte ve muhataplarca dikkate alınabilmektedir. Eksikler yok mu? Var elbette, hemen akla gelenler enerji, uzay, nükleer, endüstri 4.0… Oyunu daha rahat oynamak adına, caydırıcı ve dengeleyici daha fazla karta ihtiyaç var, ama bunları elde etmenin de yolu şimdiki başarılardan geçiyor.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

ABD-İsrail Kaos Planı

DİĞER YAZI

Gerilmeler

Politika 'ın son yazıları