amerikan-usleri-meselesi
Amerikan Üsleri Meselesi

Amerikan Üsleri Meselesi

654 Tıklama
14 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Son günlerde özellikle İncirlik ve Kürecik üslerinin kapatılması yönündeki bir olasılık öne çıktı. Geçen hafta ABD Senatosu’nun haksız yere kabul ettiği 1915 olayları ile ilgili Türkiye’yi güya sıkıştıracak türden bir tasarı sonrasında gazetecilerin sorularını cevaplayan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve aynı çerçevede dün bir televizyon programında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan İncirlik ve Kürecik’in ABD kullanımına kapatılması yönündeki bir önlemin mümkün olabilceğini söylemesi üzerine konu bir hayli önemsendi. Ayrıca S-400’ler sebebiyle ABD tarafından alınması muhtemel CAATSA yaptırımları konusu da var. Bu konu bugünlerde birlikte değerlendiriliyor. Esasen Türkiye’ye yönelik bir süreç işlesin diyen ABD iç siyasilerinin haksız faaliyetleriyle karşı karşıya kalındığı ortadadır. İnceleyelim.

Konuyu üç yönden ele alalım; politik, diplomatik ve güvenlik.

Politik

Politik açıdan konu gayet nettir. Nasıl ABD kendi çıkarları ve iç politikası içinde 1915 olaylarını her yıl temcit pilavı gibi öne sürüyor ve bu yıl daha da erken vakitlerde gündeme getirdi ise veya ABD Başkanı Trump başka söylüyor, Demokrat Senatörler başka amaçlar güdüyor ve bu amaçla S-400 konusundan dolayı bazı yaptırımların uygulanmasını ileri sürüyorlar ise; Türkiye de istediği konuyu politikası gereği ele alabilir. Eğer bu konu Kızılderililerle alakalı bir soykırım tasarısı olacaksa TBMM karar alabilir veya karşı hamle daha etkili olsun isteniyorsa ABD’ye ikili anlaşmalarla verilmiş bazı hakları geri çekmek şeklinde gerçekleşebilir. İşte bu noktada üsler mevzusu ileri sürülen bir argüman olmaktadır.

Politik konuya bir ilave yapalım, bu nedir? Şartlar değişiktir. Soğuk Savaş’ta değiliz. Soğuk Savaş sonrası Avrupa ve Ortadoğu yoktur, hatta Rusya, Çin vs. güçlerin etkileri de değişmiştir. Değişim Türkiye lehine de gelişmiştir. Türkiye savunmasını ileriden sağlayan, kendine yeten bir ülke olmuştur. Bu yönde çok şey söylenebilir, fazla ileri gitmeyeyim, özetle bugün Türkiye bölgede kilittir ve iç politikası dahi geçmişe göre farklıdır. Bir dönem SEİA iptal edilmişti ve sonra tekrar kabul edildi (1970-1978 arası). Bu kez durum çok farklı, şartlar tamamen ABD’nin bölgedeki çıkarlarına ters gelişiyor, bunu iyi değerlendirmeleri gerekiyor! Stratejistlerin bu yöndeki değerlendirmeleri bellidir.

Diplomatik

Diplomatik açıdan bakıldığında mevcut anlaşmanın teknik yönüyle tahlil edilmesi gerekmektedir. ABD ve Türkiye arasında halen geçerli olan Stratejik ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması (SEİA) vardır. Bu anlaşma gereğince bahse konu üsler ABD’nin kullanımına sunulmuştur. Konuya uzak olanlar için bazı önemli hususları işaret edeyim.

Öncelikle SEİA, iki ülke arasında, Kuzey Atlantik (NATO) Antlaşması’na atfen hazırlanmıştır. İlk olarak bu hususu tespit etmek gerekiyor. Ancak yine de iki ülke arasındaki bir antlaşmadır, bağlayıcı ilkeler ABD ve Türkiye arasındadır.

Her uluslararası antlaşmanın bir çerçevesi vardır ve başta ifade edilir. SEİA’da da baştaki çerçevede önemli konular yer alır. Bazıları şunlardır: Birleşmiş Milletler (BM) yasasına uygunluk sağlanacak. İki ülke arasındaki  ilişki ve işbirliği demokrasi, insan hakları, adalet ve sosyal gelişme ilkelerine dayanacak, güvenlik ve bağımsızlıklarını sürdürme ve halklarının hayat seviyelerini yükseltme arzularını ifade edecek, ekonomi ve savunma alanlarında işbirliğini artıracak, egemenlik haklarına tam saygı duyulacak, dünya barışının güçlendirilmesine katkı sağlanacak, yeteri kadar silah bulundurma kıstası korunacak.

Şimdi bu çok genel imiş gibi gelen çerçeve dahilinde düşünelim. Aldıkları kararı ABD’nin haksız yere 1915 olaylarını istismarla iç politik malzeme yapmasını ikili iyi ilişkilerle açıklamak ve yukarıdaki çerçeveye oturtmak mümkün olamamaktadır. Bir defa bu tip yaklaşımlarla baskı kurulmaya çalışılmakta ve tek taraflı olarak Türkiye’nin egemenlik hakkı çiğnenmeye çalışılmaktadır. ABD tarafından Türkiye’ye ait demokrasi, insan hakları, adalet ve sosyal gelişme ilkeleri bir tarafa konumu olmaktadır. İki ülke arasında işbirliği artırılacağına tam tersine gelişme daraltılmaya çalışılmaktadır. Hatta bu konu istismarcıların çeşitli provokasyonlarına imkan tanıyacağından bölgesel istikrara ve barışa ters bir tutum olarak ortaya çıkmaktadır.

Bu çerçevede bakılırsa Türkiye diplomatik olarak bu SEAİ antlaşmasını lağvedilmek hakkını, gerekçesi ABD’den kaynaklandığı nedenle, kendinde rahatlıkla görebilir ve diplomatik olarak bu husus da gayet nettir.

İlave olarak anlaşmaların ilk temel maddeleri de çerçeve kadar önemlidir. Buradaki hususlar neler? Madde-I, gelişmekten ve ilişkileri daha da iler götürmekten bahsediliyor. Madde-II, NATO’nun güçlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor. Madde-III, savunma, destek ve eğitim yapılacak deniyor. Madde-IV, ortak yatırım, savunma sistemlerini geliştirmekten bahsediyor.

Şimdi bu dört maddeye bakın, ABD ne yapıyor dersiniz? Belli bir zaman diliminde gerçekten olanları ifade edelim, Patriot hava savunma sistemi, Predator İHA ve son olarak F-35 uçaklarını vermeyeceğini ifade ediyor. Sadece bu bile SEİA’nın devreden çıkarılması için yeter şartı oluşturur ve dolayısıyla ABD antlaşmayı ihlal etmektedir. Kaldı ki ABD, kendi sorumluluklarını yerine getirmediği halde, bundan doğan sonuçlardan dolayı Türkiye’yi kendince cezalandırmak gibi haksız ve adaletsiz, ikili işbirliği ruhuna ters bir yol izlemektedir. ABD NATO içindeki bir müttefikini kendi politikaları ile güçlendireceğine zayıflatmak ve hatta anlayış dışında tutmak niyetiyle olumsuz bir davranış içine giriyor.

Bütün bu hususlar Türkiye’nin ABD’ye karşı bir hamle yapmasını değil haklı çıkaran, mecbur tutan konular olmaktadır.

Güvenlik

Gelelim güvenlik bahsine. Esasında yukarıdaki kapsamda ifade bulan konuları güvenliğin tesisi ve güçlendirmesi bakımından ele almak pekala mümkündür. Ancak başka açılardan da konuyu pekiştirmekte yarar görmekteyim. Nedir bu konular? İncirlik ve Kürecik işlevleri bakımından keşif, gözetleme, istihbarat (ISR), lojistik ve operasyon kabiliyetleri bakımından önemlidir. Bir de buna bölgede stratejik bakımdan caydırıcılık temini bağlamında bakmak yerinde olur. İyi de eğer ABD kendi politikası gereği müttefikini ve ikili antlaşma içinde olduğu bir ortağını dışlayan tavır izlerse esasen kime hizmet etmiş olur? Bu soruyu iyi cevaplamak gerekiyor. NATO bundan dolayı konuyu ABD’yi sorgulayacak şekilde ele almak durumundadır, bir bir. İkincisi, Türkiye’nin de kendi güvenliği için ihtiyaç duyduğu istihbarat, lojistik, vs. destek konuları var ve bunları NATO çerçevesinde elde etmek için beklenti içindedir. Eğer konuya ABD tek taraflı bakar ve anlaşmanın bozulmasını mecbur bırakırsa Türkiye bu tektirde kendi güvenliği için “milli” çıkarları için bazı başka ortaklıklar yapmak durumunda kalabilir.

Sonuç

Bütün bu konuların ABD tarafından iyi düşünülmeden atılmış adımlar olduğunu düşünmekteyim. Ancak ilgili Senatörler ve hatta bazı bürokratlar Türkiye aleyhine hasmane bir tutum sergilerlerlerse önce şu bilinmelidir, Türkiye ABD’nin mecburcusu değildir. Sonra Türkiye egemenlik haklarını kullanmaya yetkin bir ülkedir ve bu durumda gereğini yapması için de millet olarak devletinin arkasında olunduğu hesaba katılmalıdır. Ayrıca NATO Genel Sekreteri ve özellikle Avrupalı bazı başat ülke liderleri bu hususları görmeli ve diplomasisini başlatmalıdır. Türkiye ABD’den ayrılırsa bunun sorumlusu Türkiye olmaz, bu çok açıktır. Bu ne demek? Türkiye NATO’da kalır ve ABD’yi sürekli sorgular halde tutar. Türkiye, bu bölgede sebep olabileceği güvenlik zafiyetinden dolayı da ABD’yi sorumlu tutar.

Şimdi gelelim uygulamaya, ABD’nin İncirlik’te bulundurduğu az sayıdaki nükleer başlığı var mı? Bunları alır gider. Kürecik ile Rusya ve İran’ı izliyor mu? Bir başka yerden izlemeye başlayacak yatırımı yapar. Bunlar olmaz şeyler değildir. ABD Ortadoğu’da terörle mücadelede Irak’ı veya Arap ülkelerini mi kullanacak? Buyursun. Ancak buralardan gelecek tehditleri NATO açısından önlemek ABD’nin de sorumluluğu değil mi? Şimdiye kadar ne yaptı peki? YPG terör örgütü ile Suriye kuzeyinde bir terör devleti kurmaya çalışıyor. Suç işliyor mu? Evet. Türkiye bundan dolayı uluslararası mahkemeye başvurmalı mı? Evet. Yani konu sadece SEİA’nın bozulması ise ABD’nin bölgedeki bütün denklemleri değişir, bunu göze alıyorsa sorun yok! Türkiye bunları düşünüyor ve egemenliğinden taviz vereyeceğini ifade ediyor. On bin km uzaktan gelip burada yürütülen faaliyetlerde Türkiye gibi özellikle askeri açıdan güçlü bir ülkeyi yok saymak birkaç politikacının harcına değildir, yıllarca örülmüş ilişkiyi bu tipte kısa düşünen çıkarcılara heba ettirmek bütünüyle yanlıştır.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Doğu Akdeniz ve Geleceği

DİĞER YAZI

ABD Senatosu’nun Yaptırım Kararı

Politika 'ın son yazıları