dogu-akdeniz-ve-gelecek-durum
Doğu Akdeniz ve Geleceği

Doğu Akdeniz ve Geleceği

959 Tıklama
53 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Tarihte kadim Doğu Akdeniz çanağında çok olay yaşandı. Halen yaşanmaya devam ediyor. Öyleyse bakmak istiyorum, 2000 yılı itibarıyla yaşananlar ve öne çıkanlar neler? Olaylara kronolojik olarak ve bir bütün halinde bakılırsa çok değişik değerlendirmeler yapma imkânı ortaya çıkıyor. Eksikler, özveride bulunamayanlar, adaletten yoksunlar, kanun tanımazlar… 2020’ye gelindiğinde hangi ülke veya güç hangi pozisyonda bunu belirgin biçimde ifade edebilmek için bu tarz bir inceleme yapmakta yarar var kanaatindeyim. Demek ki 20 yıl içinde yaşananlar çerçevesinde o kadar çok olay meydana geldi ki, eğer bu yaşananlara dikkatlice bakılmaz ise gelecek yıllarda, bundan daha hızlı, kaotik ve keskin gelişen olayların meydana gelebileceğini anında anlayamamak mümkündür. Belki sonradan anlaşılır ama geç kalınmış olabilir!

1974 yılında Kıbrıs’ta Barış Harekâtı gerçekleştirildi. 15 Kasım 1983 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ilan edildi. Bu tarihten sonra Kıbrıslı Rumlara Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) dendi. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi 1994 yılında çıktı. Aynı yıl bölgede İsrail, Türkiye ve Suriye BM’nin bu sözleşmesini kabul etti.

2000: British Gas Group şirketi 1999 yılında Filistin, Gazze’de Mari-1 ve 2 sahasından az doğalgaz bulmuştu, devamı geldi. 2000 yılında Gazze açıklarında ikinci alanda Mari-B denen sahada doğalgaz bulundu. Aynı yıl ABD aracılığıyla İsrail-Filistin Camp David görüşmeleri yapıldı. Ve ikinci İntifada başladı. 11 Eylül olayından sonra 20 Eylül 2001’de George W. Bush teröre karşı küresel savaş ilan etti. Yunanistan ve GKRY 2001 tarihinde gaz arama kararı aldılar. 17 Mart 2002 tarihinde Yunan ve Rum tarafının davetiyle çalışan Doğu Akdeniz’de Norveç’e bağlı Northern Access sismik araştırma gemisinin faaliyetini Türk Deniz Kuvvetleri unsurları engelledi. Körfez Savaşı 2003 yılında yapıldı (bu ikinci Körfez Savaşı sayılabilir). Sonunda Saddam devrildi. Mısır ve GKRY 2003 yılında deniz yetki alanları anlaşması imzaladılar. 1 Mayıs 2004 tarihinde GKRY Avrupa Birliği’ne (AB) kabul edildi. 11 Kasım 2004 Yaser Arafat’ın ölüm tarihidir. Türkiye 2 Mart 2004 tarihinde kıta sahanlığı dış sınırlarını Birleşmiş Milletler’e (BM) gönderdi.

2007: 29 Ocak 2007 tarihinde Doğu Akdeniz’de GKRY ile gaz arama ortak çalışmaları içine gireceğinden Türkiye Lübnan ve Mısır’a nota verdi. Türkiye tam tersine, Mısır ve Libya’ya nota ile “Gelin birlikte deniz yetki alanlarımızı belirleyelim,” şeklinde bir talepte bulundu. Mısır o gün bugün Türkiye ile değil, başkalarıyla işbirliği içindedir. 28 Şubat 2007 tarihinde ise Fransa gitti ve GKRY ile anlaşma yaptı. İlk anlaşma Ortak Savunma Anlaşması, ikincisi ise deniz yetki alanları hakkında olmuştur. Fransa’nın Doğu Akdeniz ile ilgisi Dünya Savaşı zamanındaki Manda yönetimi sürecine dek uzanır. Bunun dışında Fransa yakını politikalar izleyen Lübnan GKRY ile 2007 yılında deniz yetki alanı sınır anlaşmasına vardı. İsrail devreye girdi, aslında aklı başına geldi dense de olur, aynı yıl GKRY ile deniz alanında görüşmelere başladı.

2008: İran ve Katar Güney Pars doğalgaz havzasının işletilmesi anlaşmasının imzalanması. Bu proje 2010’da iptal oldu. İsrail Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek anlaştı, Mısır İsrail’in ana gaz tedarikçisi oldu. İsrail Gazze’de ablukaya başladı.

2009: Takvimi 2009 yılından başlatalım. Çünkü İsrail’in Doğu Akdeniz’de hidrokarbon yatakları bulması bu yılda gerçekleşmiştir. 3 Ocak 2009’da İsrail Gazze’yi karadan işgal eder. Barack Obama ilk yurtdışı ziyaretini Türkiye’ye gerçekleştirir. Recep Tayip Erdoğan’ın Davos’ta Şimon Perez’e “One Minute!” çıkışı yakın zamanlarda meydana gelir. 13 Temmuz 2009, Nabucco boru hattı projesi imzalandı. Bu doğalgaz boru hattı Hazar ve Ortadoğu’dan Avusturya’ya yani Avrupa’ya uzanmaktaydı, bu proje daha sonra iptal edildi! Rusya, Ukrayna’ya doğalgaz sevkiyatını kesti, Avrupa’da gaz krizi baş gösterdi. Türkiye KKTC’ye Deniz Üssü kurmayı öne sürdü, bu irade daha sonraları tekrarlandı.

2010: ABD Jeoloji Araştırması Leviathan Havzası gaz rezervini açıkladı. İsrail’in işleri ilerledikçe Doğu Akdeniz karışacaktı! 31 Mayıs 2010’da Mavi Marmara olayı meydana geldi. 17 Aralık 2010, Güney Kıbrıs ve İsrail Dışişleri Bakanları Lefkoşa’da bir araya gelerek Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) sınırlarının belirlenmesi konusunda daimî bir anlaşmaya vardılar.

2011: Ocak 2011’de Arap Baharı başladı. Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek devrildi. Noble Energy şirketi Kıbrıs’ın MEB’inin güney kesimindeki Afrodit gaz sahasını keşfetti. GKRY Doğu Akdeniz’de doğalgaz buldu. Bu tarihten sonra GKRY tıpkı İsrail gibi davranmaya başlayacak! Lübnan ve İsrail BM’ye gidip MEB konusunu görüştüler. Suriye savaşı başladı. Obama açıkladı, Amerikan askerleri Irak’tan çekilecek. Elbette belli bir miktarı kalacaktı. Libya’da 15 Şubat 2011 tarihinde başlayan, her ne kadar 23 Ekim 2011’de bitti dense halen sürmektedir. Bu arada NATO 23 Mart 2011’de Unified Protector Operasyonu’nu başlattı. Kaddafi 20 Ekim’de öldürüldü. Temmuz 2011, İran, Suriye ve Irak doğalgaz boru hattı ve sevkiyatı mutabakatı imzalandı. 21 Eylül 2011, Türkiye, KKTC ile Kıta Sahanlığı Sınırlandırma Anlaşması imzaladı. 24 Aralık 2011, Türkiye ve Azerbaycan arasında TANAP mutabakat zaptı imzalandı.

2012: Libya’da Ulusal Geçiş Konseyi kuruldu. 2012’de bu Konsey, seçilen bir parlamentoya, Milli Mutabakat Hükümeti’ne (MMH) yetki verdi. GKRY’nin AB’ye kabulü görüşmeleri başladı. İsrail, Yunanistan ve GKRY üçlüsü İsrail ve GKRY gazının Yunanistan üzerinden Avrupa’ya ihracatı için bir Doğu Akdeniz enerji koridoru projesini görüşmek üzere çalışma grupları oluşturma anlaşması imzaladı. BM Filistin’e, “BM’de üye olmayan gözlemci devlet statüsü” verdi. PKK ile MİT’in Oslo görüşmeleri meselesinin FETÖ tarafından deşifre edilmesi bu tarihlere rastlar. Nisan 2012, GKRY Bakanlar Kurulu Vassilikos’ta LNG tesisi kurma kararı verdi. Avrupa Komisyonu Avrupa-Asya doğalgaz ara bağlayıcı hattı projesini; LNG depolama tesisini ve Güney Kıbrıs’tan Yunanistan’a açık deniz boru hattının inşasını; 2014-2020 dönemi için Ortak Çıkarlar Projeleri listesine bu projenin eklenmesini; Doğu Akdeniz koridorunun işlerlik kazandırılmasını kararlaştırdı.

2013: Nisan ayında Tamar sahasında gaz keşfi ve ardından üretimin başlaması söz konusuydu. Mayıs ayı geldi, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry işgal altındaki Filistin toprakları için Filistin Ekonomi İnisiyatifi planını açıkladı, İngiltere eski Başbakanı Tony Blair uygulamalara nezaret etti. Suriye’de Rakka kenti El Nusra’nın eline geçti. Haziran 2013, İsrail hükümeti doğalgaz ihraç etme kararı aldı, Noble şirketi GKRY gaz sahaları kapasitesini belirledi. Çin, yeni İpek Yolu projesini ilan etti. Temmuz 2013’de Suriye Doğu Guta’da sarin gazı saldırısı olduğu açıklandı. Aynı ay Avrupa Komisyon, “Deniz Bölgelerinden Yararlanma Hakkında Maliyetler ve Faydalar” başlıklı bir raporu yayımladı. Ağustos geldi, İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs tarafından Avrupa’ya elektrik ulaştırma ara bağlantı anlaşması imzalandı. 17-25 Aralık 2013 tarihleri, Türkiye’de FETÖ’nün başlattığı bir kriz vardı. 25 Aralık 2013, Rusya, Suriye Hükümeti 25 yıllık bir anlaşma imzaladı, Soyuzneftegaz Suriye MEB’inin 850 mil karelik bir alanında arama ve kontrol sahibi oldu.

2014: 23 Ocak’ta Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Gazze’nin açık deniz doğalgaz sahasını geliştirmeyi amaçlayan 1 milyar dolarlık bir yatırım anlaşmasını görüştüler. 7 Şubat’ta Avustralyalı enerji şirketi Woodside’ın FLNG tesisi kurmak amacıyla Leviathan’dan %25 hisse talebi oldu. 19 Şubat 2014, İsrail-Ürdün gaz anlaşması yapıldı. Şubat ayında Avrupa Komisyon, Kıbrıs sorununun BM himayesinde çözülmesini önerdi. Şubat 2014, GKRY iddiası, Türk askeri gemisi GKRY adına sismik araştırmalar yürüten bir Norveç gemisine müdahale etti! 11 Haziran 2014 geldi, DAEŞ Kerkük’teydi. 13 Haziran 2014, İran DAEŞ’e karşı cihat ilan etti. Çatışmada başka bir alan, Rusya Kırım’ı işgal etti. 7 Temmuz 2014, İsrail Gazze’ye 51 gün sürecek bir saldırı başlattı. Temmuz 2014’te Libya’da Trablus ve Bingazi’de çıkan çatışmadan sonra Temsilciler Meclisi denen darbeci Halife Hafter’e bağlı bir yapı doğudaki Tobruk’a taşındı. Ağustos 2014, DAEŞ’e karşı 22 ülke Koalisyon kurdu, Koalisyon güçleri Irak’ta DAEŞ’e harekata başladı, harekât Eylül’de Suriye’de de başlatıldı. 15 Eylül 2014, Paris toplantısında Koalisyon genişledi, 30 ülke DAEŞ’e karşı savaş kararı aldı. DAEŞ’e karşı koalisyon, 68 fiili, toplam 82 ülkeye kadar çıktı! 16 Eylül 2014, DAEŞ Suriye’de Ayn El Arab’a (Kobani) girdi.

2015: Temmuz ayı, İran-ABD arasında BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimî üyesi ve Almanya ile birlikte (P5+1) İran’ın uranyum zenginleştirme kapasitesini üçte iki oranında azaltmasını öngören anlaşma imzaladı. 24 Kasım 2015, Suriye sınırında Rus uçağının Türk jeti tarafından düşürülmesi olayı meydana geldi. Ekim 2015’te BM, Libya Siyasi Anlaşması olarak bilinen çok sayıda Libyalı siyasi parti ve sosyal grup arasında bir anlaşma imzaladı. MMH üyeleri Aralık 2015’te bu siyasi anlaşmayı imzaladılar. Bu yapı BM Güvenlik Konseyi Kararı 2259 tarafından onaylandı.

2016: Mart 2016’da Libya’da MMH Başkanlık Konseyi başkent Trablus’ta idareyi ele aldı. Rumlar Royal Flash isimli bir araştırma gemisini gaz aramak için İskenderun-Gazimagosa arasına gönderdi. 15 Temmuz 2016, Türkiye’de FETÖ’nün menfur darbe girişimi meydana geldi. 19 Aralık 2016, Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrei Karlov’un bir FETÖ’cü polis tarafında suikasta kurban edilmesi olayı öne çıktı. 21 Kasım 2017, Mısır-GKRY doğalgaz nakline ilişkin ön anlaşma yapıldı. Aralık ayında ABD’de Donald Trump yönetimi işbaşındaydı.

2017: Başkan Trump, darbeci General Sisi ve Kral Selman’ın küreye el bastıkları o meşhur fotoğraf karesinin çektirdiler. İsrail’in Leviathan sahasında doğalgaz üretimi başladı. Eylül 2017’de, BM Libya Özel Temsilcisi Ghassan Salame, “ulusal siyasi uzlaşma” için yeni bir yol haritası açıkladı. 6 Aralık 2017 tarihinde ABD Başkanı Trump, İsrail’in başkenti olarak Kudüs’ü tanıdıklarını açıkladı. GKRY-Fransa Savunma Anlaşması genişletilerek Güvenlik ve İşbirliği Anlaşması şeklinde tekrar imzalandı.

2018: 23 Şubat’ta GKRY (kendince ilan ettiği, geçersiz,) 3 Numaralı Parsel sahasında gaz aramak istediler. 6 Mart’ta Doğu Akdeniz’de İsrail ve ABD savaş gemileri ortak Juniper Kobra 2018 Tatbikatı icra ettiler. Nisan ayında Mısır-AB enerji alanında mutabakat zaptı imzası söz konusuydu. Mayıs ayı geldi, ABD, İran ile yaptığı nükleer anlaşmayı bozdu. 24 Temmuz 2018, Kızıldeniz’de ABD, Mısır, BAE, Suudi Arabistan hava ve deniz unsurları Kartal Cevabı 2018 askeri tatbikatını gerçekleştirdiler. 30 Temmuz oldu, Mısır-ABD ortaklaşa Kartal Selamı Tatbikatını Mısır açıklarında gerçekleştirdi. 21 Ağustos’ta ABD Kara Kuvvetleri Komutanı GKRY’ye geldi ve adada bir ABD üssü kurma isteklerini yetkililere iletti. 25 Ağustos’ta Rus Deniz Kuvvetleri Suriye’deki askeri üslerindeki kapasiteyi artırma kararı aldı. 28 Ağustos’ta Türk Deniz Kuvvetleri Kıbrıs’ta bir üs kurma talebi yineledi. Tarih 7 Eylül oldu, Fransa GKRY’de Larnaka’yı üs olarak kullanacaklarını duyurdu. Aynı gün Mısır-ABD Doğu Akdeniz’de terörle mücadele tatbikatı gerçekleştirdi. 17 Eylül 2018, Rus IL-20 tipi İstihbarat uçağı Suriye hava sahasında Suriye hava savunması tarafından düşürüldü, Rusya İsrail’i sorumlu tuttu. 19 Eylül 2018, Mısır-GKRY doğalgaz anlaşması imzalandı. 30 Ekim 2018 tarihi geldi, Fatih sondaj gemisi Alanya açıklarındaki çalışma sahasına Antalya’dan hareket etti. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de somut olarak, “Ben de varım!” dediği olay budur.26 Kasım 2018, İsrail, GKRY, Yunanistan ve İtalya Doğu Akdeniz doğalgazının Avrupa’ya Akdeniz altına inşa edilecek boru hattıyla ulaştırılması için işbirliği anlaşmasını imzaladı, adı East-Med (Doğu Akdeniz). 2019’da AB East-Med projesini masada tutuyor, 2020 gelince de Doğu Akdeniz’den Avrupa’ya gaz sevkiyatı başlanması için çareler aranıyor. Libya konusunda bir husus var, 2018 Kasım’ında uluslararası ortaklar BM temsilcisi Salame’nin “Libya’da 2019’da siyasi geçiş için zaman çizelgesi eylem planı” üzerinde anlaşma için bir Ulusal Konferans düzenlenmesini istemişti.

2019:

Şubat 2019’da eski Başbakan Türkiye’ye geldi, görüşmeler oldu. Çipras tarafından, “Enerji konusu bir fırsattır!” dendi. Eğer Mavi Akım için proje Yunanistan’a geçirilir ise (yani onların yararına olacak bir rota) elbette fırsat olurdu. Bu konu Rusya ile birlikte ele alınacaktı. Diğer önemli konu, Yunanlılar ve Rumlar, “Doğu Akdeniz’i parsellemekten vaz geçiyoruz, çıkan enerjiyi birlikte paylaşalım,” deseler, işte asıl doğru açıklama bu olurdu, ama bunu söyleyen olmadı! Çipras, “Biz darbeyi kınıyoruz ama darbeci 8 FETÖ’cü teröristi size veremiyoruz, çünkü yargı kararı bu,” dedi. Çipras, İstanbul’da Heybeliada Ruhban Okulu’nu ziyaret ve Bartelemous ile bir ayin programını gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir soru üzerine hatırlatması önemliydi, “Batı Trakya’daki Türklerin sorunlarının çözülmesi konusunu masaya koymak gerekiyor, ki başka ilerlemeler olabilsin!”

Peki, Yunanistan ile temel sorunlar neler? Çözülür mü? Temel sorun sahalarını hatırlayalım:

  • Kıbrıs’a 1974 yılında Barış Harekâtı yaptık. O günden bu yana sorun çözüm bekliyor. Görüşmede Çipras, “Federal Kıbrıs” ifadesini kullandı. Onların (Avrupa dahil) Kıbrıs’taki kalıcı çözüm önerileri budur. Türkiye ise “eşit iki kesimli ve iki toplumlu” bir çözümü ifade etmektedir.
  • Yunanlılar Lozan’a rağmen adaları silahlandırdılar. Kime karşı? NATO’dan müttefik ve kendine en yakın komşusuna, ortaklıklarımızın çok olduğu Türkiye’ye karşı.
  • Ege’de üç konu var: Kıta sahanlığı, FIR hattı, SAR konusu. Üçünün bir kerede ele alınmasını öneriyoruz. Yunanistan’ın Ege’de ve Türkiye’nin hemen dibindeki kayalıklar için bile 12 NM kıta sahanlığına sahip olma durumunu savunmalarından vaz geçmelerini bekliyoruz. Biz de biliyoruz uluslararası anlaşmalarda ne yazdığını. Bu anlaşmalarda özel haller iki ülke ile oturulur, çözülür diyor. Bunu da biliyoruz. Bu iki ülke dediğim gibi iç içe; aramızdaki deniz açık deniz veya okyanus değil ki! Haritayı masaya yatıralım ve Ege’ye özgü bir paylaşım yapalım, diyoruz. Bu olur mu? Olmuyor. Yunanistan çözümsüzlükten yararlanıyor.
  • AB de onu siyasal bakımdan destekliyor. Bir kere Avrupa Türkiye’yi yok saydı, Yunanistan her ne ise de gitti Güney Kıbrıs’ı Kıbrıs Cumhuriyeti olarak birliğine kabul etti.
  • Doğu Akdeniz Yunanistan ve Rumlar nedeniyle bir sorun yumağı oldu. Şimdi masada Türkiye’nin karşısına AB bayrağı konuyor. AB, İsrail, Güney Kıbrıs, Yunanistan ve Mısır ortak proje geliştiriyor. Rumlar ve Yunanlılar İsrail ile işbirliği halinde Akdeniz’i parselliyor, doğalgaz ve petrol arıyorlar. Ortada çözüm bekleyen bir deniz alanı var ama uluslararası şirketler bu projelere imza atıyorlar. Bir oldubitti ile karşı karşıya bırakılıyoruz. Biz de sondaj gemilerimizi kendi alanlarımıza gönderdik.
  • DAEŞ gibi yapay sorunları ve barışa yöneltileceğine derinleştirilen Suriye meselesini abartan ülkeler silahlı güçlerini Doğu Akdeniz’e yığdılar. Güney Kıbrıs’ta İngiliz üssü vardı. Fransızlara da üs verdiler. ABD de üs istedi. Şimdi ne oldu dersiniz? Türkiye’nin ve Kuzey Kıbrıs’ın karşısında hem AB hem de ilgisi olmayan ülkelerin askerleri var. Bu mu çözüm getirecek? Kimi baskılıyorlar, caydırıyorlar? Türkleri mi?
  • Terör konusu çok eski zamandan bu yana sorundur. Yunanistan diğer Avrupa (başta Almanya, Fransa, Hollanda…) kentleri gibi DHKP-C, PKK ve son olarak FETÖ militanlarına ev sahipliği yapmıştır. Yunanistan dahil Avrupa’nın terörle ilgili yaklaşımında değişme olur mu, ileride göreceğiz. Şimdilik işler aynı şekliyle yerinde duruyor. Avrupa ABD ve başka güçlerin dengelerine bakarak karar vermeye çalışıyor, Yunanistan da bu arada kullanılıyor.

Doğu Akdeniz’de Türkiye, İsrail, Mısır, KKTC, GKRY, Yunanistan, Lübnan, Suriye ve Libya aktif politika yürütmektedir. Buna ilave dolaylı olarak, ABD, Rusya, İngiltere, Fransa ve İtalya gibi ülkeler de enerji denkleminde ağırlığını koymak istemektedirler. ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi verilerine göre bölgedeki doğalgaz ve petrol rezervinin tahmini büyüklüğü, Doğu Akdeniz’in “Levant” adı verilen ve Suriye kıyılarını da içinde barındıran bölgesinde yaklaşık 3,5 trilyon metreküp doğalgaz ve 1,7 milyar varil civarında petrol rezervi şeklindedir. Doğu Akdeniz’de çeşitli şirketler faaliyet gösteriyor. Şirketler şunlardır: Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), ABD’li Exxon Mobil ve Noble, Fransız Total, İtalyan Eni, Güney Koreli Kogas, Katar Petroleum, İngiliz BG ile İsrailli Delek ve Avner.

Nisan 2019’da ABD’de Cumhuriyetçi Senatör Marco Rubio ve Demokrat Senatör Bob Menendez “Doğu Akdeniz Güvenlik ve Enerji İşbirliği Kanunu” tasarısını Kongre’ye sundu. Bu tasarıda, Doğu Akdeniz’de İsrail, Yunanistan ve GKRY arasında kurulan enerji ve güvenlik ortaklığına tam destek verilmesi öngörülüyordu. Detaylar şunlar: ABD, İsrail, Yunanistan ve (Güney) Kıbrıs arasındaki enerji işbirliğini arttırmak için “Birleşik Devletler-Doğu Akdeniz Enerji Merkezi”nin kuruluşuna onay verilmesi; Yunanistan’a 3 milyon dolarlık askeri destek sağlanması; Yunanistan ve (Güney) Kıbrıs’a ikişer milyon dolarlık askeri eğitim desteği sağlanması; Beyaz Saray’dan Kongre’ye Doğu Akdeniz’deki ülkelerle kapsamlı enerji ve güvenlik işbirliği stratejisi ve bölgedeki Rusya ve diğer ülkelerin zararlı aktiviteleri hakkında rapor sunmasının talep edilmesi. ABD’nin Doğu Akdeniz’e bakış açısını açıklamak için bu konu önemlidir.

Mart 2019’da ABD, İsrail’in işgali altındaki Suriye’ye ait Golan Tepeleri hakkındaki kararını açıklandı, Golan İsrail’indir. Ayrıca ABD Kudüs’ün İsrail başkenti olduğunu da tanıdı ve Büyükelçiliğini buraya taşıdı. 22 Mart 2019 tarihinde BM İnsan Hakları Konseyi, işgal altındaki Filistin topraklarında BM’nin varlığını güçlendiren ve İsrail’i kınayan karar tasarısını kabul etti. Mısır’da seçimle işbaşına gelen Müslüman Kardeşler üyesi Muhammed Mursi’yi deviren darbeci Sisi’nin kötü muamelesi devam etti, Mursi cezaevinde öldü. BM nezdinde Cenevre’de Suriye’nin yeni anayasa yazma çalışmaları 29 Ekim 2019’da faaliyete başladı.

Mayıs 2019’da İstanbul ve Hatay’da NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in de katılımıyla NATO Konseyi ve Akdeniz Diyaloğu toplantıları gerçekleştirildi. Akdeniz Diyaloğu nedir? Akdeniz sürekli NATO’nun sorumluluk alanında olmuştur. Ancak hep aklımda bir soru işareti vardır, NATO veya onun da patronu ABD, Akdeniz Diyaloğu konusunu İsrail yararına mı başlattı diye. Eğer barışa ve diyaloğa hizmet etseydi söyleyecek bir şeyim olmayacaktı doğrusu! Mısır, İsrail, Fas, Moritanya, Tunus, Ürdün ve Cezayir bugün Akdeniz Diyaloğu olarak bilinen girişime katılmaları için yapılan daveti kabul etmişlerdi. Akdeniz Diyaloğu sayesinde İsrail NATO’ya girip çıkan bir ülke statüsünde olabilmiştir. Filistin halkının durumu bu şekilde dışarıda kalmıştır. Ayrıca Mısır ve İsrail arasındaki işbirliği ile gelişecek her bir proje bu bağlamda bir tür garanti altına alınmış gözükmektedir. NATO’nun Akdeniz’deki angajmanının ikinci ayağı İstanbul İşbirliği Girişimi’dir. Bu girişimin amacı Ortadoğu’nun daha büyük bir alanında ve özellikle Körfez İşbirliği Konseyi’nin üyeleriyle bireysel olarak işbirliğine dayalı ilişkiler geliştirmektir. Bu girişim genel hatlarıyla Akdeniz Diyaloğu ile aynı mantıktan hareket etmekte ve benzer şekilde “terörizmle mücadele, savunma reformu ve müşterek eğitim” gibi ortak ilgi konusu olan alanlar üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bugüne kadar Bahreyn, Kuveyt, Katar ve BAE’nin katıldığı bu girişimin temel ilkeleri girişimi “karşılıklı sahiplenme, esneklik ve tamamlayıcılık” unsurudur. Ne anlamalıyız? Örneğin bir güven ve işbirliği ortamı tesis edildi mi? Körfez Ülkeleri ABD, İsrail ve Mısır ile bir blok oluşturdular. Sonuçta Suriye, Filistin ve Kıbrıs meselelerinde bu blok tek taraflı hareket eder oldu. Başka katılımların olması için bu girişimi cezbeder nitelikte ne sonuç alındı? Yok. Bölgede radikalleşme ve hizipleşme bir türlü bitmemiştir.

Küresel terör… Bölgede çok sayıda terör örgütü var ve bunların imali için de çalışmalar sürüyor olmalı ki gün geçmiyor yeni bir terör örgütünün adı duyulmasın! Bunların içinde El Kaide ve DAEŞ en bilinenleri oldu. 27 Ekim 2019’da ABD Suriye kuzeyinde bir operasyonla DAEŞ sözde lideri Bağdadi’yi öldürdü. Ancak tıpkı El Kaide lideri Usama Bin Ladin öldürüldükten sonra görüldüğü gibi, bu durumda da DAEŞ bitmedi, devam ediyor. Hatta çepeçevre bakılırsa El Kaide ve DAEŞ’in yayılma alanı Doğu Akdeniz’i çevreleyen ülkelerle alakalıdır. Örneğin Suriye’de nasıl El Kaide ve DAEŞ tehdidi gösteriliyorsa, benzer şekilde Libya’da da bunları görmek mümkündür. Teröristlerin yerleşiminden sorumlu olanlar mı var diye sormadan geçmek mümkün olamıyor.

Vekalet Savaşı’nın içine bu terörist organizasyonlar mutlaka yerleştirilmiştir. Dolayısıyla bölgesel terör konusu da önemlidir. Örneğin PKK/YPG devşirilip SDG haline getirilmeye çalışılmış ve para aklar gibi terörü aklamaya çalışmışlardır. Bunu kim yaptı diye sorulabilir. ABD ve İsrail’in çabalarını görmezden gelmek mümkün değildir. 2019’da Suriye’de PKK/YPG’nin SDG’ye dönüştürülmesi hadisesi dünya çatışma tarihinde yer teşkil edecek bir konudur. Bu bağlamda NATO gibi örgütler de sorgulanacaktır.

Hürmüz’de sorun tırmanıyor. İran Suudi Arabistan gerginliği bölgeyi tehdit ediyor. Petrol ve doğalgaz arzı bakımından Hürmüz’deki sorun küresel ölçekte etki göstermektedir. 2019’da bu yönde çok olay yaşanmıştır. ABD bölgeye ilave asker intikal ettirmiştir. ABD’ye ait stratejik bir İHA vurulmuş, tankerlere el konmuş, Eylül 2019’da Suudi ARAMCO tesislerine saldırı olmuştur.

Arap Baharı’ndan başlayarak görüldü ki, siber saldırı ve propaganda konusu gelişerek etkili oluyor. 2019’da bölgede siber saldırı ve propaganda yöntemleriyle çok faaliyet geliştirildi.

Libya için Ulusal Konferans, 27 Şubat 2019’da Abu Dabi’de Salame’nin aracılık ettiği bir anlaşmayı yerine getirememeleri üzerine ertelendi. İşte bu ertelemenin asıl aktörü darbeci Hafter oldu. Hafter 3 Nisan’da Trablus’taki meşru MMH kuvvetlerine karşı Libya Ulusal Ordusu ile tekrar saldırmaya başladı. Almanya 2020 yılında bir Libya Konferansı düzenlenmesi için BM’ye başvurdu.

2019’da Türkiye alanı baskıladı, önce bunu ifade etek gerekiyor. Bu kapsamda Suriye’de ve Doğu Akdeniz’de Türkiye değişik platformlarda etkinlikler sağladı. Ayrıntı bir yana, Türkiye Fırat’ın batısında Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı operasyonlarından sonra, Fırat’ın doğu yakasında Barış Pınarı Harekâtı ile Suriye kuzeyinde belirgin bir hamle yaptı. Kuzey Suriye’ye kurulmak istenen bir terör devletçiğinin önünü kesti. Türkiye ve Rusya Suriye başta değişik alanlarda işbirliği içine girdi. S-400, Türk Akımı, Akkuyu Nükleer Güç Santrali projeleri öne çıkanlardır. Türk Akımı töreni ile ilgili 8 Ocak 2020’de Putin İstanbul’a gelecek. S-400’ler Nisan 2020’de harekata hazır olacak.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sismik arama 2 sondaj ve 2 olmak üzere, 4 gemiyle varlığını sürdürmesine tanık olmaktayız. Deniz Kuvvetleri’ne bağlı unsurlar bu gemilerle birlikte sahadadır. GKRY’nin oldubittilerle ilan ettiği ve bazılarını petrol şirketlerine ihale ettiği parsellerdeki çalışmalarının önüne geçilecek adımlar gerçekleştirildi. En önemlisi, Türkiye, Libya’nın meşru temsilcisi Milli Mutabakat Hükümeti (MMH) Başkanı Fayez el-Sarraj ile 27 Kasım 2019 tarihinde “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırmasına Dair Mutabakat Muhtırası” ve “Askeri ve Güvenlik Mutabakat Muhtırası” imzaladı.

Türkiye Akdeniz’de Libya ile doğu sınırını belirlemiş oldu. BM’ye sınır anlaşmasını 12 Aralık itibarıyla vermiş oldu. Akdeniz’de sorunlu saha Meis adası zerinden konuşuluyor. Zira Yunan tarafı Sevilla Haritası adıyla bilinen bir haritayı da yayınladı. Ancak bu deniz sınırları haritasının karşılıklı iki ülke anlaşmasına dayanmamış olması nedeniyle BM ve uluslararası hukuk nezdinde bir hükmü yoktur. BM’ye göre adaların kıta sahanlığı olmaz. 400 NM’den dar deniz paylaşımı olan kıta ülkelerinin karşılıklı anlaşma yapması gerekir.

Sonuç ve Değerlendirme:

2010 başlarken Doğu Akdeniz’de durum şöyle:

  • İsrail kazanan taraf, ayrıca Doğu Akdeniz’de bir yerde “yönetim zafiyeti var,” demek, orada “İsrail rahat davranacak,” demek oluyor.
  • Suriye ve Libya’da savaş devam ediyor, insanlar ölüyor, evlerinden oluyor.
  • Darbeciler işbaşındalar, Mısır’da Sisi var. Libya’da yine despotlarca ve kendini demokrasi abidesi olarak gören ülke liderlerince beslenen Hafter var.
  • Lübnan’da işler karışmış haldedir. İsrail’in müdahil olacağı yeni bir kriz alanıdır. Halen Lübnan ile İsrail arasında itilaflı olan alanda İsrail sismik araştırma yapıyor.
  • Yüzyılın Anlaşması diye ilan edilen başka bir oldubittiyle ABD ve İsrail, Filistin’i BM’nin çabalarının dışında yok sayacak bir sürece getirecek ve tamamen adaletsiz bir duruma sahne olacaktır.
  • Akdeniz’in en köklü denizci kavmi olan Fenikelilere kadar giderek açıklanabilir, ancak bu husus tarihçiler araştırsın, bugün Filistin Devleti Doğu Akdeniz’de yok sayılır ise buradaki deniz sahasının egemenliğini tamamen İsrail elde etmiş olacak, asıl amaç da bu olsa gerekir.
  • Irak ve İran malum, bu ülkeler tam Doğu Akdeniz’de değil gibi görülseler de petrol, gaz, boru hattı, OPEC, vs. derken, önemli oldukları açıktır.
  • GKRY tıpkı İsrail gibi BM’nin bütün kararlarının dışında davranıyor, tek taraflı ve şımarık politikalarına devam ediyor. Türkiye bu bölgeyi ve yapageldiklerini tanımıyor.
  • Yunanistan esasen üretmiyor, yaşlanıyor, ama AB ile birlikte durumunu sürdürmenin peşindedir. Şu an genç bir Başbakan var, kendine ne söylense “bakarım” diyor.
  • Ancak esas önemli olan şu, Doğu Akdeniz’de en fazla kıyısı olan ülke Türkiye. BM’nin işaret ettiği gibi ve uluslararası hukuka uygun, Yunanistan ile Türkiye karasuları, kıta sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge anlaşmasını yaparsa Doğu Akdeniz’de sorun büyük ölçüde kalkar. İsrail bu şartta zora düşmüş olur, onun da yapmak istediği komşu ülkelerin arasını açmaktır.
  • Keza Kıbrıs sorunu BM’nin sürdürdüğü çabalar doğrultusunda çözülmeli ve Doğu Akdeniz’de yapılacak her türlü ekonomi ve enerji ile ilgili çalışma anlaşmalarla sürdürülmelidir. Çözümün tarifi BM’ye göre, eşit iki kesimli birleşik Kıbrıs’tır.
  • AB ise Rusya’nın güvenlik bağlamında baskısından ve enerji bağlamında bağımlılığından kurtulmak istiyor, alternatifler arıyorum derken de bazı yanlış adımlar atıyor, AB’nin özellikle Doğu Akdeniz, Suriye, Libya, Afrika politikaları hatalı gelişiyor.
  • Rusya Doğu Akdeniz’de, Suriye’de ve Libya’da, silahlanma, enerjiyi kontrol etme, Avrupa’yı çevreleme politikaları ile ilgilenirken bölge ülkelerine zarar vermemelidir.
  • ABD de Doğu Akdeniz’de, hemen her yerde, küresel her alanda jandarmalığa ve patronluğa devem derken çok hatalı işler oluyor, sonuç adil olmayan ve insanların ölümüne kadar uzanan mahiyettedir.
  • Suudi Arabistan, Mısır, BAE gibi ülkeler maalesef hem bölgeye hem ülke halklarına hem de Müslüman dünyaya zarar vermektedir, ayrıca küresel güçlerce maşa gibi kullanılmaktadır. Kaynaklarını başkaları kontrol etmektedir. Egemen ülke değillerdir, ancak kralların ve taifelerinin tek çıkarı mevcut konumlarını sürdürmektir.
  • Çin’in pek adı ortaya çıkmıyorsa da yeni İpek Yolu (Bir Kuşak Bir Yol) projesi ile bölgede bazı konulara müdahil olarak çalışmalar gerçekleştiriyor. Zaten sorunlu olan ortamı bozmayacak türden, adil ve gerçekçi işler yapmalıdır ve iş yaparken yeni bir gerginliğe sebep olmamalıdır.
  • NATO görevini yapmalıdır.
  • Petrol ve gaz şirketleri, küresel yatırım bankalar ve sigorta şirketleri, uluslararası politikaları görmezden gelerek ülkelerin iç politikalarına müdahil olmamalıdır, sermaye her şey demek değildir…

Türkiye Doğu Akdeniz’de barış ve istikrar için çaba sarf etmektedir. Suriye’de istikrar olsun, terör bitsin; Kıbrıs BM’nin çalışmaları neticesinde iki kesimli eşit haklara sahip bir devlet olsun; Yunanistan dahil her ülke Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanları konusunda anlaşsın, sınırlar belli olsun; İsrail coğrafyayı karıştıran politikaları bıraksın; Doğu Akdeniz’de kaynaklar eşit, adil paylaşılsın, bunlardan en fazla memnuniyet duyacak ülke Türkiye’dir.

Bunlar niyet, maksat, düşünce, istek… Bundan önce de Türkiye aynı iyi niyetlilikle ve uluslararası hukuka sadık kalarak bekledi, haklarını kendi yöntemleriyle korudu, ancak sahada karşı fiili durum yaratmadı. İfade ettiğim gibi, Fatih sondaj gemisinin tedariki ve sondaja başlaması ile birlikte işler değişti. Tıpkı Suriye kuzeyinde sahaya inip terörle mücadeleyi ileriden gerçekleştirme stratejisi gibi bir yol izledi. Libya ile anlaşma ise bir diğer hamle oldu. Demek ki yöntem bu, rakipler ve hasımlar bundan anlıyorlar! Diplomasi ve askeri yöntem birlikte ilerlemeli ki etkili bir adım atılabilsin. Eğer muhataplarla konuşacak ve pazarlık edecek bir kozu elinizde tutmazsanız, sonuçta sadece övgü alan, ancak avuç yalayan konumunda kalınıyor, hepsi bu! Şimdi yapılacak olan her ne ise bu yöntemle devam edilmelidir. Örneğin Libya’ya asker gönderilmesi gerekiyorsa hiç tereddüt etmeden bu adım da atılmalıdır. Eğer KKTC’ye deniz üssü açılacaksa gerçekleştirilmelidir. Kıbrıs’ta Magosa yerleşime açılacaksa bu yapılmalıdır. Üçüncü ve sonra dördüncü sondaj gemisiyle Akdeniz’de petrol ve gaz aranacaksa gecikilmemelidir. Lübnan ile MEB anlaşması imzalanacaksa ve Lübnan MEB sınırları içinde sondaj yapılacaksa başlanmalıdır…

Dahası da var, savaş dahi göze alınmalıdır; çünkü konu egemenlik ve gelecektir. Fedakârlık yapmayan sonuçta ağlayan taraf olur. Bakın rakiplere, yukarıda kronolojik olarak onca detayı gördük. İsrail, Fransa, Yunanistan, Rumlar, Mısır, hatta Avrupa, Amerika ve Rusya… Onlar dev petrol şirketleriyle çalışıyorsa Türkiye’de bulacak dev bir ortak şirket, bu iş böyle oluyor, hiç değilse öğreninceye kadar. Kaybetmemek esastır. Bir kez daha zaafa düşmemek şarttır. Hatta gecikmeden adım atmak gerekmektedir. Geç kalan kaybeder. Tarih affetmez! Eğer bir fırsat ve yol var da bunun elde edilmesi için doğru adım atılmıyorsa olmaz. Gelecekte evlatlarımız bugünden yarına sorun teşkil edecek terör ve enerji ile egemenlik haklarını elde edecek iradenin sonuna kadar gösterildiği konusunda emin olacak bir tarih okuması içinde olmalılar.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Libya ve Vekalet Savaşı

DİĞER YAZI

Amerikan Üsleri Meselesi

Politika 'ın son yazıları

Bakü Beyannamesi

Türkiye, Azerbaycan ve Pakistan Meclis Başkanları arasında Bakü Beyannamesi imzalandı. Bu gelişmenin özellikle savunma alanındaki anlamını