Bölgesel Riskler ve Türkiye Politikası

227 Tıklama
11 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Türkiye’yi merkeze koyarak bölgesel gelişmeleri incelersek baş döndürücü hızda süren bir çok detay görürüz. Bir noktada kesit alıp bunları birbiriyle ilişkilendirmek ihtiyacı duyarız. Böyle yaparsak neredeyiz, nereye evriliyoruz, görmek mümkün olur, en azında bütünsel ve şematik olarak. Bakalım güncel şemamızda neler var?

İfade ettiğim gibi Türkiye’yi merkeze koyduk. Klasik jeostratejik ve jeopolitik tarif yapmadan cari yönde ilerleyelim. Zira başat güçlerin hareket alanında doğu-batı ve kuzey-güney eksenlerinde Türkiye’nin konumu ister istemez bir merkeziyet yükü getiriyor.

Son bir aylık gelişmeleri Kırılma isimli yazımda günbegün bulabilirsiniz. Bunların etkileşimlerinde esas olarak; ABD, İsrail, Avrupa Birliği içinde Fransa, Yunanistan, Güney Kıbrıs, kurumsal olarak NATO ve AB, diğer taraftan Rusya, İran ve Mısır aktif durumda oldu. Bunların hepsi için kriz bölgelerinde, bir diğer deyişle gri alanlarda, önemli gelişmeler olmaktadır. Bu kriz/gri alanlar Ukrayna, Libya, Suriye, Irak, Lübnan ve Filistin’dir.

Bahsettiği bu temel başlıkların içinde bir çok kendine özgü tehditkar ve manipülasyon (tahrik edici) unsur var. Politika (bunun içinde diplomasi), savunma, ekonomi, medya başlıklarını genel olarak işaret edebiliriz. Kriz bölgelerinde PKK/YPG, Esad, IŞİD, Şii unurular, Hizbullah gibi güç odakları var. Libya’da bir Hafter sorunu vardır. Filistin’de yasadışı yerleşim yerlerinin açılması devam etmektedir, Gazze bölgesindeki çatışmalar devam etmektedir. İbrahim Anlaşmaları konusu halen masadadır. Ukrayna topraklarının Rus işgalinde olan kısımları vardır.

Gördüğünüz gibi Kafkasya etkileşimini buraya koymadım. Özellikle Azerbaycan ve Ermenistan üzerinden bakılırsa, Rusya, ABD, İran, Fransa, Türkiye, hatta İsrail için önemli, ama en önemlisi İngiltere de devreye giriyor. Bir katman da Çin hesaba katılırsa ortaya çıkar ki bu bize etkileşim şemasının ne denli karmaşık olduğunu gösterir. Siz aklınızdan bu bağı oluşturun lütfen.

ABD kendi içindeki kabiliyetlerle son bir aydır hem doğrudan Türkiye’ye yönelik hem de dolaylı yolla, Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile kriz alanları üzerinde etkide bulundu. Şemada görüldüğü üzere Avrupa Birliği kümesi olarak bakılırsa aynı çerçevede etkileşim oldu. Rusya’nın Türkiye ile doğrudan etkileşimi var. Ayrıca kriz alanları içinde farklı konular gelişmektedir. İran ha keza öyle…

Bölgesel istikrar için Türkiye’nin bu merkezi rolünün ne denli güçlük içerdiği açıkça görülmektedir. Başat güçlerin kendi aralarındaki rekabetin de etkisi olumsuz şekilde hissedilmektedir. Bütün bunlar, bölgesel sorunlar çözülene dek Türkiye’yi etkileyecektir. Sorunların çözümü için yakın vadede yeşil ışık görülmemektedir, çabalar orta vadeye yönelmiş durumdadır. Diğer yandan Türkiye bölgesindeki istikrar meselelerine bakarken bütünüyle dışarıdakilerin faaliyetlerine odaklanmakla yetinmemekte, kendisi de bizatihi faaliyetlerde bulunmak zorunda kalmaktadır. Ayrıca kısa vadeli çözümlenmesi gereken konular da vardır, şemada görülmemesine karşın cari olarak bunlara sınır güvenliği, göç baskısı, terörizmle mücadele denebilir. Bu da doğaldır ki ayrıca bir direnç oluşumu içeren konuları doğurmaktadır.

Türkiye için bütün bunların faturası askeri, iç ve dış politik gerginlikler, ekonomik gerileme şeklinde dönmektedir. Bu fatura meselesi tersten okunursa, bölgesel meselelere karışmazsan ekonomik veya politik sorun olmaz, denirse bu bir çözüm değildir. Bilakis bazı riskler haliyle vardır, ayrıca orta vadeli planlı riskler alınacaktır, haliyle bütün bunlar iyi yönetilirse başarı sağlanacaktır. Eğer Türkiye’ye bir baskı görülürse, ki var, kendi ihtiyaçları için bile olsa sahada ve masada yaptığı faaliyetlerde başarı şansını azaltmak ve risklere yenilerini eklemek yönünde olacaktır. Mücadelenin ruhunda bu vardır. Bu risklerin geliştiği atmosferde en önemli konu iç politik istikrar ve güç birliğidir.

Aşağıda bir tablo görülecektir. Yine hatırlatayım, detaylarını Kırılma içinde verdim. Burada görülen meselelere kısaca bakalım. Tablodaki konular Ekim 2021 itibarıyladır, ancak bir konunun temelleri 2022’de ele alınmak üzere atılmıştır. Bu konular ABD iç politik düzenlemelerinde, yani Kongre’de tartışması yapılan, karar varılan ve görüşülenlerdir. Nedir bunlar, (Suriye için) Ulusal Acil Durum Uzatma Talebi, Türkiye’ye yönelik Titus Yasa Teklifi, Yunanistan ile yapılan Savunma Anlaşması, Türkiye’yi dışarıya çıkaran F-35 Programı.

Bütün bu ve benzeri olacak konular Türkiye’yi ABD politikalarından dışlayan, buna karşılık Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile İsrail’i güçlendiren tarzda gelişmeler şeklindedir. Ancak bu hususların Türkiye içindeki politik etkilerinin düşündüğümüzde dikkat çekici bir tablo çıkmaktadır, 1) Rusya ile işbirliğini arttıran mevcut iktidara yönelme var, 2) Türkiye’nin özellikle 2015 sonrası dönemde tutunduğu dış politikadaki faaliyetleri ABD’ninkilerle örtüşmeyen yönde görülmektedir. Bu hususların tamiri için ayrıca girişimlerde bulunulması gerekecektir. Çünkü tablo ve işlerleme eğilimi Türkiye’nin iç işlerine müdahale şeklindedir. Dolayısıyla birlik-beraberlik konusu öne çıkmaktadır.

Joe Biden kendisi ifade etti, Türkiye’nin iç işlerine bir biçimde karışacağını, ulusal güvenliği ve bölgede yapacakları için tehdit gördüğünü. Bunların önemsiz olduğunu söylemek söz konusu değil ama neden diye sorulması gerekir. Sadece amaç demokrasi mi? Demokrasi gibi pek çok konuyu politika aracı haline getiren ABD, dışlamak istedikleriyle ortaklıklarını derinleştirmek istediklerini ayrı tasnif ediyor. Örneğin ABD’li politikacılar, Rus malı S-400’ler ve Hindistan’ın tedariki için farklı politika izlemek gerektiğini söylüyor. Günümüzde açık, çifte standardın esası politikadır, ancak bu gibi konular için politikacılar bile hedef alınabilmektedir.

Avrupa Birliği’nin başından bu yana politik bakış açısıyla Türkiye ve Yunanistan (Kıbrıs Rumları dahil) arasında bir çifte standart izlediğini biliyoruz. Eğer 1981 yılında Türkiye tıpkı Yunanistan gibi Birlik içinde olsaydı bugünkü sorunlar yaşanır mıydı? Benzer biçimde, karşı karşıya kalınan tabloda, zamana ve etkileşimlere dikkatle bakılırsa, ABD Türkiye’ye Yunanistan arasında (Kıbrıs Rumlarıyla beraber) çifte standart uygulanmaktadır. Bu demektir ki Türkiye’yi dışlama politikasının bir plan dahilinde sürdürüldüğüdür, temelde İsrail merkezli genişlemenin buna etki ettiği söylenebilir. İsrail, Doğu Akdeniz’den (Levant) Balkanlara kadar güvenlik için çıpa ülke benim diyor, Türkiye’yi bölgesel rakip görüyor. Bütün bunlarla birlikte, ABD, İsrail, Yunanistan (Kıbrıs Rumlarıyla beraber) bölgede bir işbirlikteliği halindedir. Fransa ve Rusya bu rekabetten yararlanan taraf olmak istemektedir, İngiltere’nin bu oyunda olup olmadığı hususu görünür değildir.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Cumhuriyet Değil, Demokrasi Tartışması

DİĞER YAZI

Roma’da İkili Görüşmeler ve Sonuçlar

Politika 'ın son yazıları

Tam Spektrumlu Politika

Size şöyle soruyorum: Tam spektrumlu politikanız nedir? Klasik ideolojik yaklaşımlarla mı hareket edeceksiniz, hatalar üzerinde geliştirdiğiniz

Fay Hatları

Türkiye’nin bölgesindeki çatışmaları, gerilmeleri ve krizleri incelemeye başladığımızda ilgili aktörlerin etkileşimleri bağlamında geniş bir coğrafya içinde

Kırılma Cilt II

Kırılma Cilt I'de bu bir kitap olacak diye başlamış idik. Cilt II'ye geçmeden gördük ki bu