COVID-19 Tartışmaları

720 Tıklama
14 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Yeni tip koronavirüs ile birlikte neleri tartışıyoruz? Malum, herkesi ilgilendiren ciddi bir mesele içindeyiz. Meselenin seyri dahi akılları karıştırıyorken, halen yarınları için endişeli insanlar. Dahası net bir cevap bekleniyor; ama bulunamıyor. Konu zor! Nisan 2020 ortası itibarıyla COVID-19’dan etkilenen insan sayısı 2.3 milyon, ölen ise 160 bin. Daha ne kadar ölecek bu insanlar, belli mi? Hayır. Sosyo-ekonomik düzende değişenleri nasıl ve ne zaman hazmedeceğiz? Bu da belirsiz. Birbirine güvenen olmak, disiplin içinde hareket etmek ve çok çalışmak önemlidir diyoruz. Çalışacağız ama bilim ve teknolojiyi daha ileri seviyelere getirmek esas olacak, çünkü asıl mesele budur.

COVID-19 konusu çıktı, Türkiye, Sağlık Bakanlığı otoritesinde sürdürülen mücadeleyi bir bilim kurulu ile sürdürme kararı aldı. Bu, salgınlar esnasında mücadele ederken en doğru yollardan biridir bu. Adı ne? Bilim. 

Mücadelenin bilimsel temelli sürdürülmesi en doğru yaklaşımdır. Peki, bu bağlamda tartışılmayan konu ne? Bilim Kurulu’nun kimlerden müteşekkil olduğu konusu; şahıs mesele değil, kapasite ve nitelik bağlamında. Bütün Türkiye için hatta bazı çevre ülkeleri için bile salgınla mücadeleyi, “Bu belirlenen kurul üyeleri en iyi sürdürecek imkân ve kabiliyettedir,” diyoruz, inanıyoruz. 

Ancak “bilim” sözcüğünün kendisi böyle bir şeydir; tartışmaya ve eleştiriye açıklık ne denli fazla ise o denli bilimsellikten bahsedilebilir.

Çünkü bilim tartışır, DNA’yı, RNA’yı, genetiği, mikro biyolojiyi… Bunlar çok üst düzeyde çağımızın bilgi dağarcığını zorlarcasına ele alınabilen konulardır. Örneğin bundan yirmi yıl önce bilim insanları bu konuları bu denli detaylı konuşamıyordu. Yarının meseleleri, bugün elde edilen tecrübelerle daha da ileri düzeyde bir bilinçle ele alınabilecek. Burada olması gereken ne? Türkiye bu tür projelerde dün ne kadar yer aldı, yarın ne kadar olmalı? Dolayısıyla bilim kurullarında enfeksiyon hastalıkları doktorlarının yanı sıra, küresel çapta ün sahibi genetik uzmanları da olacak mı, bunlar bile şimdinin tartışma konusudur. Türkiye ne kadar çok bilimsel laboratuvar, enstitü, yayın ile sahaya inerse o kadar konuya hakimiyet söz konusu olacaktır.

O halde işaret edelim: Daha güçlü Türkiye için bilim ve teknolojide evrensel çapta sahaya inmek şart!

İlaç. Hepatit-C’ye sebep olan virüse karşı bugün elimizde doğrudan tedavi edici özel bir ilaç var ve bu ilaç virüsün RNA’daki protein dizilimini yıkıyor. COVID-19 ve daha sonra ortaya çıkabilecek benzer virüsler için de gerekli olan bu tarz çözümlerdir.

Küresel pandemide doğrudan çözümü işaret eden türden bir aşı ve ilaç henüz yok ki bugün Türkiye bundan faydalanabilsin, diyoruz. Medya vasıtasıyla yapılan tartışmalara katılan bilim insanlarının öne çıkardıkları nokta, dünyada ileri bilim ve teknoloji üreten enstitülerin, standartları onaylayan resmî kurumların ve bütün bunların bulgularının neşredildiği yayın organlarının işaret ettiklerinden kendilerince çıkardıkları sonuçlara dayanıyor. Aralarında tartışıyorlar ama onaylı veya bilimsel temelli tedavi ürünlerinin kendilerince denenmesiyle alakalı bir tartışmayı yapıyorlar. Konunun bilimsel çerçevesi olan yerde tartışılmasına kimse bir şey demez, ama vatandaşın önüne çıkıp konuşursanız, bu taktirde vatandaş da konuya müdahil olur. Bu durumda vatandaş şöyle sorar; kesin tedavi eden ilaç nerede?

Medya önünde üzerinde konuşulan hangi tür ilaçlar var? Çin’den gelen, Amerika’dan gelen… Örneğin, kinin maddesi içeren ilaç isimleri var ve bunlar kesin COVID-19 ilacı değil ama bazı vakıalarda sonuç verebiliyor. Bu tür ilaçların ise yan etkileri var. Örneğin gözde ve kalpte etkileri söz konusudur. Başka? Hastanın direncini artıran takviyeler veriliyor veya verilmesine olumsuz karşı çıkılıyor. 

Yine vatandaş ölçeğinde söylüyorum; ama vitamin türü takviyeler zaten ilaç değil ki! Sonuçta tedavide katkısı vardır veya yoktur, vatandaşa ne? Bari insanların aklını karıştırmayalım, öyle değil mi? 

Plazma ve solunum takviyesi ile yapılan tedavi uygulamaları da var. Eldeki imkanlarla hastaların tedavisi için yoğun bir çaba var, gerçekten saygı duyuyoruz, hastalanmak pahasına savaş veren özverili bir sağlık ordumuz var. Bu konuda sağlık çalışanlarına söylenecek hiçbir şey yok.

Sonuçta, biraz da hastanın kendi gücü oranında karşı koyma direnci ne ise hastalık öyle seyrediyor, deniyor. Biri diğerinden farklı oluyor. Neden? Bazıları diyelim tansiyon ilacı kullanıyor, yaşı ileri; bunda virüsün etkisi veya ilaçların tedavi ediciliği de belli oranda. Başkası, bağışıklık sistemi zayıf, durumu zaten zayıf ki elde edilecek sonuç da az çok belli, ne yapılabilir ki? Bir diğer hasta, örneğin geç yaşta olsun, kortizonlu romatizmal ilaçlar alıyorken kişide virüsün etkisi sağlam bünyeli birinden daha fazla oluyor. 

Ama bütün bunlar medya önünde tartışma konusu ediliyorsa dikkat edilmelidir. Detaylı tartışmalar ise ilgili yerlerde yapılmalı ve bilimsel mahiyette olmalıdır. Sizce mesele sosyal medyada eksik gedik konu edilmeli mi? Bunu yapanlar aslında neyi öne sürüyorlar?

Tecrit önlemleri bakımından tartışmalı ve buna dair yaşanan noktalar da var. İş kolları, sosyal alanlar, kentten kente değişen uygulamalar söz konusu ediliyor. Örneğin, şehir içinde bir inşaat şantiyesinde yüz civarı insan çalışıyor, hafta sonu uygulanan sıkıyönetim zamanında bile iş durmuyor. Neden? Dar konteynırlarda yatan işçiler de o şantiyede, gelip giden mühendisler de. 

Küresel etkisi olan, insanları evine kapatan, değil normal vatandaşı, sağlık çalışanlarını bile mücadele ederken hayati riskle tehdit eden olağanüstü bir zamandayız ve işte bu durumda gerçekten istenen ne? İlaç ve/veya aşı. Bunların en iyi ihtimalle ortaya çıkmaları yaklaşık bir sene.

Başka neler tartışılıyor? Bu şartlarda oluşan sosyo-ekonomik içerikli etkileşmeler. Bu tür konular ise nereye çekersen oraya gelecek nitelikteki konulardır. 

Bu virüsün etkisi zaman içinde öyle veya böyle bitecek. Normal yaşama geçilecek. Normal diyoruz ama burası da tartışmalıdır. Ne tür bir yeni düzen olacak sorusu soruluyor daha çok. Bu tartışmayı bir yerde bırakalım şimdilik. Şahsen ben çok yazdım çizdim. 

Evet, bir biçimde normal yaşama geçilecek, ama daha sonraki salgın döneminde ne tür virüs olacak, şimdi akciğere etki eden virüs bir sonrakinde hangi organı parçalayacak? Tamam da bu olası salgın için dünya, kurumlar, devletler, sağlık teşkilleri, sağlık konusunda çalışan bilim insanları hangi seviyede olacaklar? 

Geleceğe de bakmak gerekiyor dendi. Örneğin bugün çocukları tecrit ettiğinizde, virüse karşı bağışıklıklarını güçlendirip güçlendirmediğinizi hesaba katıyor muyuz? Uzun vadeli bakalım. Yarının yaşlıları bugünün çocuklarının mevcut riskleri kontrollü olarak yeterince değerlendirmediğimizden dolayı bağışıklıkları zayıf kalıyorsa bir projeksiyon yapın. Bugünkü olası kaybıyla, bir sonraki epidemideki olası kaybı ne olacak? Bunlar stratejik kararlar. Hatırlayalım, bazı ülkeler ve uzmanlar bu tür konuların sözünü eder gibi oldu, çok büyük tepkiler aldı. Neden? Mesele çok hassas! Konuşmak ve fikir ileri sürmek bile sorun yaratacak türden. 

İnsanın temel işlevi; bugün hayatta nasıl kalacak, güvenilir çözüm ne?

Bu durumda her türlü olasılığı hesaba katarsak çözüm ilaç ve/veya aşı üretme kapasitesini hazır tutmaktadır, diyoruz. Bu kapasite için ise bilimsel ve teknolojik kapasiteyi artırmaya yatırım yapmak önemli oluyor. Bir adım daha geri gelirsek, eğitim-öğretimin kalitesinin artırılması her tedbirin ilk adımı halinde, bu bildiğimiz bir sonucu tekrar karşımıza koyuyor. Yerinde ve zamanında adımlar atmak zorundayız, bugün kaçırılan fırsatlar sonradan büyük dertler yaratıyor. Bugün yapamadıklarımız yarın bizi bir daha tartışmaya sürükler.

COVID-19 tartışılıyor. Ama hastaların olduğu yerlerde (Türkiye’de Zonguldak, Çan, vs. Çin zaten hava kirliliğinde dünyada ilk sıradadır,) çevre kirliği var ise bu sonuçta daha fazla hasta demek oluyor. Büyük sanayi merkezleri (İstanbul, Kocaeli, vs.) dikkat çekiyor. COVID-19 akciğerlerde tahribat yapıyor. Geleceğe bakarken temiz ve solunacak bir çevre atmosferini sağlayacak mıyız? Burada eksiklik olmamak zorunda.

Sanayi tesisleri ve enerji üretimi konusunda çevreye ve ileri teknolojiye önem verilmelidir. Temiz enerjiye ve ormanlar dahil tarımsal alanların artırılmasına önem verilmelidir. Tarımda yeterlilik çok önemlidir. Ne önemi var? Sonuçta evine kapanan insanların kendilerini beslemesi, temel yaşam düzeyinde ihtiyaçlarını en kısa yoldan ve sürdürülebilir biçimde karşılaması şarttır. Bunlar devlet politikası tercihlerinde öncelikli olan konulardır. IV. Sanayi Devrimi ürünleri ne denli önemliyse, tarım, çevre ve enerji konuları da önemlidir.

Türkiye’de erkeklerde vakıa daha çok. Sigara içmek, dışarıda vakit geçirmek, temizliğe daha az özen göstermek… Kültürel bakımdan yapılacaklar var.

Bugün her ülke kendi yapıp ettikleriyle yüzleşiyor. Her kültür, coğrafya, ülkenin genel sosyo-ekonomik ve politik organizasyon kapasitesi, bilimsel seviyesi, mevcut sosyal ve güvenlik politikası ve buna bağlı kapasitesi gibi her ölçek, bize şu an gördüğümüz ve tartıştığımız sonuçları yansıtıyor. Avrupa, Amerika, Hindistan, Çin veya Türkiye… Halen her kültür, devlet ve kurum, kendi kapasitesiyle yarınına ilişkin verilerini ve analiz sonuçlarını da belirginleştiriyor. Bugünün eksikliği yarının başarısızlığı olacak. İlgililerin şu an tartıştıkları ve tartışmada ele aldıkları verilerin niteliği, ileride alacakları tedbirlerin altyapısıdır.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

ÖNCEKİ YAZI

Neoliberal Sistem ve Modern Kölelik

DİĞER YAZI

Küresel Yönetim Fikri

Politika 'ın son yazıları

Derin Yapılar

Duyarız, derin devlet, derin yapı, güç, güçlü yapı, şahıs... Peki, derin devleti veya derin yapıları gözümüzde

Sağlam Demokrasi

Politik rekabet ortamının yeni aktörleri ve usulleri, küreselleşmenin etkileri, demokrasilere baskılar, Türkiye'de demokrasi ve dikkatli olmak.

Ben Kerkük Derken

Kerkük, Türkmen, Irak, PKK, HDP, Türkiye'de siyaseti bozma çabaları birlikte okunmalı, gidişatı iyi analiz etmeli, Yeniortaçağcı