CIA Şefinin Açıklamaları Üzerine

31 Ocak 2024
Okuyucu

ABD İstihbaratı CIA’nın Şefi William J. Burns’un Foreign Affairs’teki, 30 Ocak 2024 tarihli, “Casusluk ve Devlet Yönetimi, Rekabet Çağı için CIA’yı Dönüştürmek” başlıklı makalesi hakkında düşüncelerimi yazmak isterim. İncelememde, tehditler ve istihbarat çalışmaları yönleriyle ifade ettikten sonra, kısaca riskli alan ve konulara değineceğim. Bu konunun bir uzmanı olarak kendi kritiğimi de yapacağım, bunu en başta ifade etmek isterim.

Bir istihbarat yöneticisi olarak Burns makalesinde, devlet yönetimi ve rekabet çağı vurgularında bulunuyor. Elbette CIA’yı buna göre nasıl geliştirdiğinden söz eder tarzda bir açıklama yapıyor, ama diğer taraftan Rekabet Çağı’nda kazanmanın nasıl gerçekleşeceğinin de formülünü veriyor. Tehditlere geçmeden bunu ifade etmek istedim, çağın gerekliliklerini bilmek bir konu, ikinci konu ise devletin yapısı hususu. Burada devlet, Amerika Birleşik Devletleri’dir. Anayasası, hukuku, iddiaları, rejimi, politikası, küresel güç ve bir başat aktör olma durumu, vs. kendine özgü bir tarifi vardır. ABD bu çağda kimlerle rekabet ediyor? Başka devletlerle. Onların da kendilerine göre tarifleri ve karakteristik özellikleri söz konusudur.

TEHDİTLER YÖNÜYLE

İstihbarat işlerinde uzun yıllar çalışanların dili kendine mahsus özellikler taşır. Bu dili bilmeden imayı, önceliği, hedefi, niyeti, yönlendirmeyi, zafiyeti tam çözmek mümkün olmayabilir. Burns, istihbarat yönüyle olası açıkları kapatan, kendisi kadar uzmanların da elinden geçtiği anlaşılan bir yazı yayımladı, ki bu beklenirdi. Yine de Rusya, Çin ve Ortadoğu konularında açıklarının olduğu hissi uyandırması dikkatimden kaçmadı: Daha fazla çalışmak zorundalar ve beraberinde politikacıların doğurduğu zorunluluklardan kurtulmak zorundalar.

Putin ve dolayısıyla Kremlin’in saplantıları konusunda hemfikirim. Rusya dünyaya sorun yaratmaya devam edecek. Özellikle de nükleer tehdit, işgalci anlayış, otokratik düzenin sertliği ve Putin’in de bir istihbarat uzmanı olmasıyla birleşen karakteri beklenen sorunları da işaret eder mahiyettedir.

Xi ve dolayısıyla Komünist Parti’nin yaratabileceği anlaşmazlıklar konusunda da hemfikirim. Xi’nin güçlü konumu, yakalanan çok yönlü gelişme temposu, Çin’in sinsi yayılmacılığına imkân veriyor, kimse kendini kandırmasın.

Putin ve Xi, birlikte hareket ettiklerinde gereksiz ve fazladan bazı küresel sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bu durum dünyanın diğer tarafındakilere ilave bir yük getirmektedir. Dünyanın geri kalanında yaşayanlar açısından bakın, çoğu kişi onların aleni ABD karşıtlığı ile birleşince gerilim artıyor. Bu durumda Burns’un mevcut atmosferdeki tarifi, “bölünmüş dünyada, korunan ortanın ağırlığı artıyor,” şeklinde yapmasına da katılıyorum. Ama kritik konu şu, yakın gelecekte kim ne tarafın etkisi altına girecek ve bu bizi yeni bir kutuplaşmaya götürecek mi?

ABD açısından bakılırsa, çok cepheli bir durumun varlığı hakkında Burns, sanki mecbur kaldıklarını başka yollarının olmadıklarını işaret ediyor gibi. Putin’in Ukrayna’yı işgal girişimi, nükleer tehditte bulunuyor olması, bu iki açıdan da ABD’nin müdahalesini gerektiriyor. Bu arada NATO’nun genişlemesinin kendiliğinden hızlanması fikri de doğru. Putin böyle yaparsa Avrupa da buna göre reaksiyonda bulunur, doğrudur. 

Benzer şekilde Çin’in Tayvan konusunda ısrarcı olması üzerine, ABD’nin Ukrayna’ya benzer yaklaşımlarla çeşitli yardımlarda bulunmasını gerektiriyor; Pasifik’te Çin’in, Rusya’nın ve Kuzey Kore’nin tehdidine maruz kalan Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerin ABD stratejisiyle konsolide olması ortaya çıkıyor. Buna “simetrik savunma ihtiyacı” da diyebilirim. Bir de “asimetrik savunma ihtiyacı” var; terörle mücadele. Bu konuya girmeyeceğim. Zira Vekalet Savaşları ile daha karmaşık bir halde, ABD açısından da kritik edilmesi gereken pek çok açık noktası var. Burns’un bu hususlara değinmemesi de normal! Fakat “coğrafi simetri” dışında ele alınması gereken Ortadoğu eksenli durumu da iyi değerlendirmek gerekir kanısındayım. 

Ortadoğu’da Rusya ve Çin’in parmağı var. İran önemli bir konu. Fakat İsrail de sorun yaratanların başında. Burns, bu konuya resmî açıklama türünden değiniyor, ki bu bilinen bir açıklama. Hem bu açıklama çok ülkeyi tatmin etmiyor. 

Burns’ün Afrika’yı konu etmemesi dikkatimden kaçmadı. Burası Ortadoğu kadar önemli ve çözülmesi gereken pek çok sorun var. Hatta bunlardan bazıları istihbarat alanıyla yakinen ilgili.

Ama “başat güçler” yaklaşımıyla bakılırsa, ABD’nin simetrik ve asimetrik savunmaya odaklanması, buna göre stratejilerinin bulunması, istihbarat alanında ise gerekli çalışmaları başlatmış olmaları belirgindir. Bu durumda, profesyonel gözle bakıldığında, CIA’nın ağırlık verdiği tehditler ve uyguladıkları yöntemler de anlaşılabilirdir.

ABD dönemleri kendi savaşına bakarak ayırmaktadır. Dönemler olarak: Soğuk Savaş ve post-Soğuk Savaş. Olaylar olarak: Soğuk Savaş, 11 Eylül, Çin’in yükselişi ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgal hareketi. Şimdi bunları birleştirelim: Şu an dünya, Soğuk Savaş sonrası belirsizlik döneminde, 11 Eylül, Çin’in yükselişi ve Ukrayna konusunun geliştirdiği atmosfer içerisindedir. Bu belirsizlikte önemli gelişmelerle uğraşmak zorunda kalınan, Covid-19 gibi riskler, tedarik zincirindeki bozulma da bulunmaktadır. İklim değişikliği meselesi hep vardı, şahsen ben bunu asli konulardan görmekteyim, politikacıların yaklaşımlarına bakarak açıklamalarda bulunmak istemem. Ama bu başlığın gereği, büyük bir küresel-teknolojik rekabetin başladığını da kaydetmem gerekir. 

İSTİHBARAT ÇALIŞMALARI YÖNÜYLE

Burns, mevcut atmosferi tarif ederken, benden ve birçok kimseden ayrılan bir tanımı kullanıyor. Önce şunu ifade edeyim, halen Dördüncü Sanayi Devrimi aşamasında olduğumuzu ifade edenlerdenim, ki “büyük teknolojik değişim” bunun içinde gelişmektedir. Buna karşılık Burns, Teknolojik Devrim ifadesini kullanmakta, Sanayi Devrimi’nden farklı açıklamada bulunmaktadır. Belki de bu istihbarat alanındaki çalışmaları (yapay zekâ, kuantum, mikroçip savaşları, ağ savaşları, vs.) işaret etmek için önemsenebilir. O halde istihbarat teorisyenleri için bir ödev, kitaplarınıza ne yazacaksınız siz karar verin. Ben Sanayi Devrimi demeye devam edeceğim.

Doğrusu günümüzde Burns’ün “istihbarat diplomasisi” çabasını tekrar hızlandırması ve peşinden MI6’in (Richard Moore) de buna dahil olması, çabuk yaygınlaşan bir alanı yarattı. Başka istihbarat şefleri de bu alanda boy göstermeye başladılar. Buna değişen dünyanın gereği olarak bakabiliriz. Burada söyleyebileceğim, perde arkasındaki istihbarat şefleri artık daha çok perdenin önündeler ve değişik platformlarda söylediklerine dikkat edilirse, bu dili çözecek yeni uzmanlıklar olmalı.

Sizler bunları okurken, çok kişinin aklından CIA ve ABD eleştirisi gelecektir, hak veriyorum. Haliyle, bu konular üzerine profesyonel bakış açısı ile küresel güç mücadelesinden etkilenenler olarak farklı düşünceler ortaya çıkacaktır. Örneğin politik kararlar öncesine bakılırsa, sahayı düzenleyen bir CIA’nın projeleri nelerdir, Burns bunlardan bahsedecek değildir. Başat güçlerin başat istihbarat örgütleri aynı zamanda sahayı düzenlerler, bunlar ileri vadede herkes için doğal karşılanması gereken durumların bugünden düzenlenmesi mahiyeti taşımaktadır. Diyeceksiniz ki bu bir tür düşmanlık, hedef ülkelerin egemenliğine müdahale veya insan haklarına ters davranışlar değil mi? Öyle. Ama tersi de doğrudur, Birleşik Krallık’ın MI6’sı, Rusya’nın FSB’si, Çin’in MSS’i… Her biri sahadadır ve kendi güçleri nispetinde düzenlemeler yaparlar. Bunların kendi aralarındaki savaşı veya rekabeti ancak bu özel atmosferde yaşayanlarca bilinir. Öyleyse durum şöyle görünüyor, yoğun bir İstihbarat Savaşları evresindeyiz, Burns bunun ipuçlarını Rusya ve Çin üzerinden veriyor. Özellikle Çin’e (MSS’e) karşı CIA, yeterince sahaya yayılma evresini tamamlamış görünüyor. Diyelim CIA ve MSS’nin savaştığı alana siz gittiniz, dengeleri bilmezseniz zarar görebilirsiniz.

Bütün gelişmelere rağmen Beşerî İstihbarat’ın (HUMINT) önceliği her şekilde önde görülmektedir. Özelikle bu alanda yeni teknolojilerin (yapay zekâ, ağlar, vs.) kullanıldığı konular öncelik almaktadır. CIA, diğer savunma teknolojilerinde olduğu gibi, istihbarat teknolojilerini geliştirmek adına özel sektörle işbirliği alanını belirginleştirdi.

Teknolojik imkanlardan da yararlanarak gelişen bilgi toplama kapasitesi ilave bir analiz görevini gerektirmektedir. CIA, yapay zekâ destekli analizi kullansa da insan faktörünü terk etmeyecektir.

RİSKLİ BÖLGELER VE KONULAR

Burns’ün ifadelerine bakarak, önümüzdeki dönemin riskli alanlarına ve konularına göz atalım:

  • Rusya’nın silahlanması ve bunlarla ilgili ilişkili olan sahalar.
  • Çin’in yayılması ile ekonomik, askeri, diplomatik ve teknolojik gelişim alanları.
  • Güney Çin Denizi, Hint-Pasifik.
  • Ukrayna ve Karadeniz.
  • Ortadoğu coğrafyası ve terörizm.
  • Nükleer silahların yayılmasını önlemek başta, kitle imha silahı olan her konu.
  • Uluslararası teşkilatların politik ve diplomatik alanları.
  • Kritik mineraller ve sahaları.
  • İran ve vekilleri.

SONUÇ

Şunu anlamalıyız, kritik bir evredeyiz, olası savruluşları kontrol etmek için istihbarat örgütleri önemlidir. Küresel açıdan, teknoloji kadar, siber-uzay konusundaki gelişmelere daha fazla dikkat çekilebilir miydi, düşünülmelidir. Zira hem siber hem de uzay konusu çok öne çıkıyor. Hatta Çin, Rusya ve diğerleriyle girişilen bir Uzay Savunma konusu var. Bu yarışı da kamuoylarına vermek gerekebilir.

Güvenlik 'ın son yazıları

41 views

Uzayda Silahlanma Dönemi

Stratejik bakış açısına sahip olarak, savunma ve silahlanma alanında neler oluyor, başat güçler tarafından ilgili politikalar nasıl geliştiriliyor ve icra ediliyor, bu önemli soruya cevap verelim. Yaşananlardan elde edilenler bizi şuraya doğru götürüyor: Artık uzayda silahlanıyoruz, savaş alanı boyutları değişiyor ve caydırıcılık uzayda!
111 views

Hizbullah Denklemi

Ortadoğu’da Hizbullah konusu gayet önemlidir. Burada Hizbullah’ın ne olup olmadığını tartışmayacağım. Belirtmek istediğim konu, İsrail, ABD ve Avrupalı bazı ülkeler Hizbullah’ı Lübnan’dan söküp atmak istiyorlar, fakat bunu meşru bir zeminde ve bir askeri operasyon sonucunda başarabilmeleri için ellerine bir imkân geçmesi gerekiyor. Gelin bu konuyu enine boyuna ve daha çok stratejik bakış açısıyla inceleyim.
190 views

Belucistan Krizi

Dünya Hamas-İsrail çatışması ve peşinden Kızıldeniz’deki olaylara kilitlenmişken, birden İran-Pakistan arasında Belucistan (Balochistan) merkezli bir kriz meydana geldi. Burada karşılıklı saldırılarda balistik füzeler, drone’lar ve savaş uçakları kullanıldı. Pakistan, İran sınırını kapatıldı, büyükelçisini geri çağırdı. Nükleer silah sahibi Pakistan ile yine nükleer silah üretmeye çabalayan İran’ın arasında gelişen bu ani kriz pek de bu dozda beklenmiyordu. Üstelik İran şu an için net olarak ABD, İngiltere ve İsrail olarak hedefte gösterilmekteydi. Bu kriz gayet düşündürücü bulundu, bu potansiyel gerilim hali ileriki dönemlere nasıl etki edecekti?
102 views

İstihbaratın Gücünü Taşımak

Güvenlik konularında yeni akademiler açılıyor ve gençler buralarda yer alacaklar. Onlara kısa kısa söyleyeceklerim var: Tahmin İstihbaratı, Bilimin Gücü, Kavramların Gücü, Sistemin Gücü, Liderliğin Gücü, Gücü Taşımak ve rekabette Üstün Olmak... Bu çarpıcı ilişkiyi kendi tecrübeme dayalı bir şekilde açıklayacağım.
DÖNBAŞA

Okumadan Geçme