Küresel Yönetim Fikri

883 Tıklama
21 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Uluslararası sistem mi, yoksa küreselleşme mi? “Küresel Yönetim” fikri nedir, detaylarında neler var? Bu çok önemli soruları tahlil ediyoruz. Birleşmiş Milletler’den, uluslararası yapılarından, devletlerden, çeşitli kuruluşlardan ve hatta ülkemizdeki politik çerçeveden bile sonuçlar çıkartabileceğimiz çok önemli bir eşikteyiz, bunu yeterince tartışmamız gerekiyor. 

Dünya tarihinde mevcut “uluslararası sistem”, (1789) Fransız İhtilaliyle, (Birinci Dünya Savaşı) imparatorlukların sona ermesiyle, (1871) Versay Antlaşmasıyla, (1944) Bretton Woods ile kendini bulmuştur. Ulus (millet) fikrine dayalı devletlerin bir dünya nizamı oluşturması ancak savaşlarla mümkün olmuştur. En son (Birinci, 1914-1918 ve İkinci, 1939-1945) Dünya Savaşları meydana gelen statüko sosyo-ekonomik ve politik bakımdan her türlü yönüyle düşünülmeye çalışılmış ve belli bir yaşam sistemi halinde gerçekleşmiştir. XX. YY’ın sonlarında ama daha çok XXI. YY’ın başlarında bu “uluslar sisteminin yetmeyeceği” fikri tartışılmaya başlanmıştır. Son 30 yıldır kurumsal yapıların üzerinde fikir yürüttüğü bir husus halinde olagelmiştir. Bunların en başında 1952’de kurulan Birleşmiş Milletler (BM) yer alır. (1947-1991) Soğuk Savaş’ın da sona ermesine yakın dönemlerde BM “küreselleşmeyi yönetmek” için neler yapabileceğini kayıt altına alarak tartışmıştır. Zaman içinde “uluslararası sistem” sürekli aşındırılarak tartışma konusu edilmiş, bunun yerine “Küresel Yönetim” (Global Governance) ile bir alternatif tez ileri sürülmüştür. Bir başka deyişle bugün karşımıza COVID-19 ile çıkan ve daha fazla tartışılan “Küresel Yönetim” fikri öyle damdan düşen bir konu değildir, üzerine çalışılmıştır.

Küresel Yönetim için kullanılan “governance” sözcüğünden anlaşılması gereken hususlar, “yönetim süreci ve işlevi ile denetim koşulları” ile açıklanabilir. O halde Küresel Yönetim fikrinin ihtiyacı olan sosyo-ekonomik ve politik prosesler, ilişkiler, ilkeler, hukuk mekanizmaları, güvenlik, vs. konular geçiş sürecinden işletimi sürdürülebilir kılana dek tartışmalarda ele alınmış haldedir. Bu tartışma çemberi içinde sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve enstitüler, vatandaş hareketleri, uluslar-ötesi loncalar (vakıflar, dernekler, localar, meslek kuruluşları), küresel medya ve kitle iletişim araçlarına bağlı bütün yapılar bulunmaktadır. Bunlardan bazılarına değineceğim.

Küresel Yönetim, mevcut devlet ve hükümetler ile uluslararası kurumsal yapıları da içine alır, ekonomik ortaklıkları, sivil toplum kuruluşları (NGO, Hükümet Dışı Organizasyonlar) ve kamu yönetim birimlerini (özellikle küresel mega kent yapıları kastediliyor) birbirine bağlar, ağ (network) örgüsündeki ilişkileri esas alır. Bu ağ geçişine aşamalı olarak gerçekleştirilir. Eğer bu fikir 1990’ların ortalarından bu yana tartışıldı ise aşamalı geçişin hangi noktasında olduğumuza siz karar verin. Ancak şu kadarını işaret edelim, 1995 yılında BM’de 26 ülkenin 28 üyesi ile çalışan, daha sonra tadil edilen bir yapı var, adı Küresel Yönetim Komisyonu’nun (CGG, Commission on Global Governance) ilk raporunun başlığı ise “Küresel Komşuluğumuz”[1] olmuştur. Bu “komşuluk” raporunda iş, ekonomi ve toplumsal detaylar ele alınmıştır.

Komşuluk fikrinden bazı noktalara değineyim. Devletlerin yerinde kalması öneriliyor. Fakat diğerleriyle (önceki paragraflarda işaret ettiğim yapılarla) çalışılması şartı koşuluyor. Küresel Yönetim fikrinden bir küresel hükümet veya federasyon anlaşılmamalıdır. Çok basit bir yaklaşımı vardır; kendimiz ve çocuklarımız için olması gereken dünyayı el ele yaratalım, bunun için çalışalım. Ama örneğin bu basit amacın peşinden daha zor ifadeler gelir, denir ki; bunu demokrasiyle yapabilmek için güçlü bir yükümlülük gerekmektedir. 

Burada “herkes sorumludur” değil, “yükümlüdür” deniyor, bu nokta dahi önemlidir. Kendimizi düşünelim, gerekli değişimi gerçekleştiriyoruz, ne tür yükümlülükler altındayız? Çevre ile ilgili hususlar bize gayet akılcı geliyor, değil mi? Ama şimdiki ABD Başkanı Donald Trump yapılan Küresel İklim Anlaşması’nı tek taraflı bozdu, “Eşitsizlikler var, ülkemin büyümesini engelliyor ve örneğin Çin gibi ülkelere avantaj veriyor,” dedi. Bir an Amerikan vatandaşı olduğunuzu düşünün ve Kasım 2020 seçimlerine gidiyorsunuz, politik manada Cumhuriyetçi Donald Trump’a karşı Demokratik Joe Biden’ı mı destekleyeceksiniz? Zira Biden’dan önce bu küresel çevre anlaşmasını bir Demokrat ve Küresel politikaların destekçisi olan Barack Obama imzalamış idi. 

Görüldüğü gibi pratikte “yükümlülük” konusu bir hayli başka alanlara çekilebilmektedir. Bu “komşuluktaki” demokrasi kavramı içinde demokratik seçime dolaylı müdahale fikri bile vardır. Hem de bu konu BM’de dokümana geçirilmiş bir fikirle ortaya atılmıştır. O halde benzer yaklaşımla devamını da düşünün, Amerikan vatandaşı değil de Türk veya Alman vatandaşsınız ve bir sonraki seçimlerde neyi ön panda tutmanız gerekiyor, şimdiden kendinize sorun!

Bakın komşuluk metninde üzerinde durulacak bir diğer konu: “Küreselleşmiş bir ekonominin başarısızlıklarını aşmaya yönelik ulusal çözümlerde ciddi sınırlar vardır. Yine de uluslararası kamu politikaları hedeflerini izlemekle uğraşan Küresel Yönetim’in yapıları günümüzde gelişmemiştir.

Denmektedir ki, her ne yaparsanız yapın ulusçuluk ve uluslararası sistem içinde ekonominin iyi gitmesini bekliyorsanız buradan ümit verir bir sonuç almak mümkün görülmemektedir. Ayrıca daha 1995’lerde dünyadaki her bir bireye bir vazife de yükleniyor, Küresel Yönetim kamu politikalarını güçlendirmek için taraf olun! 2020’ye geldik, ne durumdayızdır sizce? Hele COVID-19 meselesinin insanları tümüyle evlerine tecrit ettiği, sosyo-ekonomik yaşam içinde tam anlamıyla el freninin çekildiği, ulusların merkez bankalarının para basmaktan öte ekonomik bir çare bulamadıkları, aşı ve ilaç olmadığı gibi maske ve ventilatör sorunlarının yaşandığı meseleler varken, gelişmiş diye bilinen Avrupa ve Amerika’da Sosyal Güvenlik ve Halk Sağlığı politikalarının iflas ettiğinin ortaya çıktığı bu günlerde, siz olsanız ne düşünürsünüz?

Bahse konu “komşuluk” fikrinin ifadeleri bize açıkça çözümün ne olduğunu işaret etmektedir. Şöyle ki: “Şimdi, ekonomik, toplumsal ve çevresel alanda uygun bir liderlik sağlayabilecek küresel bir forum oluşturmanın zamanı gelmiştir, daha doğrusu büyük bir gecikme içindeyiz. Bu forum en sanayileşmiş 7 ülkenin (G7) oluşturduğu grubun kurumlarından ya da Bretton Woods kurumlarından daha iyi temsil edici ve Birleşmiş Milletler’in (UN) şimdiki sisteminden daha etkili olmalıdır.

Ama öneri burada kalmıyor, zira bir fikir küresel ekonomik yönetimi içermiyorsa havada kalacaktır. Burada dolaylı olarak, “G7 ülkeleri ve Bretton Woods kurumları işe yaramıyor,” derken net bir biçimde “bir ekonomik gücü olan uluslararası sistem” işe yaramıyor eleştirisi mevcuttur. Bu durumda ne öneriliyor? Küresel Yönetim Komisyonu içinde bir Ekonomik Güvenlik Konseyi (BMEGK). Ancak bu konsey Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) gibi olacak deniyor. 

Ekonomik Güvenlik Konseyi ne yapacak? 

  • Bölgeler arasında etkileşimi gözleyecek,
  • Uzun vadeli Politik Stratejiler Çerçevesi’ni kabul edecek ve uygulayacak,
  • Uluslararası sistem, Bretton Woods kurumları ve Dünya Ticaret Örgütü’nün politik amaçları arasında uyum sağlayacak,
  • Uluslararası ekonomik meselelerde uzlaşma için bir liderlik vasfı yerine getirilecek. 

Küresel Yönetim Komisyonu 1999 raporunda şöyle bir ifade var: “Bir ekonomik küresel yönetimi sağlamak için gerekli önlemlerin yokluğunda, (küreselleşme) dünya ekonomisini daha kararsız kılmış, ülkeler finansal şoklara karşı daha dirençsiz hale gelmiş, birçoğu bir kenara atılmış ve en zenginlerle en yoksullar arasındaki açıklık genişlemiştir.

Ayrıca 1999 yılı Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) X. İnsani Gelişme Raporu’nda sürekli “Küresel Yönetim” ifadesinin yer alması boşuna değildir. Raporda, “İnsan kaygılarını ve haklarını uluslararası politika ve eylemlerin merkezine koymak,[2] fikri açıkça işlenmektedir. Şu an hangi insani kaygılar var ve etkisi ne boyutta dersiniz?

Hatırlanacağı üzere finansal köpükle (vurguncu, spekülatif etki ile) ilgili 2008 küresel ekonomik buhranı yaşanmış ve mevcut sistem bu derin sorunu aslında henüz tamir etmiş değildir; etkileri değil, esası hakkında sorunu çözen bir mekanizma geliştirilememiştir. Ancak 1999’da ifade edilen ve bugün dahi önerilen şudur; ekonomik küresel yönetim modeli şart! 2008’de başlayan küresel ekonomik sorun dalgası içinde olanlara bir de ABD-Çin Ticaret Savaşı ile Teknoloji Savaşı eklenmiş idi.

2017’de Çin Komünist Partisi Genel Sekreteri ve Devlet Başkanı Xi Jinping, Dünya Ekonomik Forumu, Davos’da, neoliberal küreselleşmenin gerekliliğini anlatması dikkat çekici bulunmuştu. Bu toplantıda Trump yoktu. Ancak Trump 2019’da Davos’a geldi ve konuştu, uluslararası sistem ve ulus devlet modelinin gerekliliğini açıkladı. Hal böyleyken dünyada 2019 sonunda yeni tip koronavirüs ile bir pandemik kriz baş gösterdi. ABD küresel yatırımcıları 2018 sonunda aldıkları kararla 2019’da uygulamak için finansal raporlarında “yatırımları kes ve daralmaya git” diyordu, 2020’de bunu daha kuvvetli uyguladı, görünen o ki pandeminin de etkisiyle 2021 yılı da açık değil. Ancak 2022 için farklı bir çıkış olacak mı, yaşayıp göreceğiz. 

Peki, bugün Trump ne diyor? “Çin bu virüsten sorumlu, mahkemeye vereceğiz.” (Missouri Eyalet Mahkemesi’nde bir dava 2 gün önce açıldı.) “BM Dünya Sağlık Teşkilatı kasıtlı davrandı, ödeneğini kısacağız.” Hemen herkes için “Şu bildiğimiz Trump, boş verin o söyler,” denebilecek anlayış da yok değil ama gösterilen hedefler rastgele değil gibi, ne dersiniz?

Her neyse Küresel Yönetim ile ilgili olarak ekonomi alanında bazı öneriler var. Bazılarının başlıklarını işaret edelim: 

  • Finans ekonomisiyle reel ekonomi arasındaki güncel ilişkilerin dengesizliğini azaltmak. (Bu bağlamda raporlarda göze çarpan noktalar var: Döviz ve hisse senedi piyasaları, Info-telematik Teknolojiler’in gelişimi, kamusal yatırımlar, Uluslararası Para Fonu (IMF) misyonunu tekrar yapılandırmak ve güçlendirmek.)
  • Uluslararası ve ulusal eşitsizliği azaltmak. (Raporlarda göze çarpan noktalar: Somut toplumsal adalet ölçütleri, nüfus hareketleri.) 
  • İşletmeler arasında (küresel bakımdan) gerçek bir rekabete imkân verecek ortamı hazırlamak. (Raporlarda göze çarpan noktalar: Anti-tröst yasaları, havacılık başta ulaştırma sektörleri, petrol piyasaları, otomobil sektörü, bilişim sektörü, mağazacılık, bankacılık sektörü, ilaç sanayii, kimya ve biyo-teknoloji). 
  • Ölçümünden başlayarak ekonomik gelişmenin nitel içeriklerini iyileştirmek. (Raporlarda göze çarpan noktalar: Sigorta, sağlık, ilaç fonları, emek-işgücü hesapları.)
  • Yerelleşmeyi desteklemek. (Raporlarda göze çarpan noktalar: Tarımsal ve hayvancılık üretimi ve dağıtımı, Dünya Ticaret Örgütü’nün revizyonu, zoraki göç ve bağımlılıkların gözden geçirilmesi.)

Şüphesiz zaman içinde her bir konu tartışılmaya devam ederken gelişmelere bağlı yeni konu ve başlıklar da eklenmektedir. Ama yeni bir düzenden bahsedenler mevcut küresel yapıları nasıl birbirine entegre ederiz, bunu da düşünmekteler. Uluslararası Para Fonu (IMF, Washington), Uluslararası Yönetmelikler Bankası (UYB, Basel), Dünya Ticaret Örgütü (Cenevre), gibi uluslararası antlaşmalarla kurulan yapılar var, ama bir de Dünya Ekonomik Forumu (WEF, Davos) gibi ortak yapılar var. Bu fikri benimseyenlerce, bütün bu ve benzeri yapılar “insani yüzlü bir küreselleşme” çerçevesinde yeniden elden geçirilmeli ve birbirine ağ içinde birleştirilmeli denmektedir. Ağın diğer ucunda da küresel mega-kent kamu otoriteleri ile yerel üretim merkezleri yer almaktadır. Elbette öne sürüldüğü gibi BM içinde Küresel Yönetim Komisyonu (CGG) ve Ekonomik Güvenlik Konseyi (BMEGK) var.

Bugün Küresel Yönetim bahsini sağlı sollu aralıksız tartışanlar kimler? Politikacıların veya şirket yöneticilerinin örtülü konuşmaları içinde var olanlardan pek bir şey çıkaramayanlar bakabilirler; Brookings Institution, Deloitte, The Chronical, Doha, The Rockefeller Foundation, Hudson Institute, Open Society Foundations, The Century Fondation, Project Muse, Gates Faundation, Carnegie Endowment, Human Progress, Cato, The Center for Public Integrity, Boston Consulting Group (BCG), McKinsey Compony ve Dünya Ekonomik Forumu, RAND gibi kurumlar başından bu yana bu tür konuları işliyorlar, Project Sydicate (PS) gibi yayın organlarına yazan yazarlar bu tür konuları tartışıyorlar. 

Hatta PS’de yazanların ilklerinden olan 2001 krizinde Türkiye’de ekonomiyi kurtarmak için bakanlık yapan Kemal Derviş de var, yeni eklenen Ulusların Düşüşü kitabının yazarı Daron Acemoğlu da. Türkiye’de yeni bir parti kuruldu, Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Genel Başkanı Ali Babacan’ın bugüne kadarki konuşmalarına bakın, tamı tamına Daron Acemoğlu’nu tekrar ediyor. 

Bunların tema ortaklığında neler var? “Komşuluk, insan hakları, demokrasi, eşitlik, şeffaflık, özgürlük, vs. tam olursa ekonomide de sorunlar çözülür.” Birleşmiş Milletler gibiler, insanlığı yeni bir bin yıla (Milennium Goals) taşımak! 

Dünyada filozoflar, akademisyenler, ekonomistler ve tarihçiler tartışıyor (sanırım bizde yok), bazılarını işaret edeyim, David Harvey, Judith Butler, Zygmunt Bauman, Jean Baudrillard, Niall Ferguson, Lewis Dartnell, Michael Rubin, Joseph Stiglitz, Thomas Lemke, Bryan Turner, Immanuel Wallerstein, Giorgio Agamben, Zhao Tingyang, Gilles Deleuze, Byung Chul Han, Michel Faucault, Bernard Stiegler, Eva Illouz, Giovanni Arrighi, Jean Franchis Lyotard, Friedrich Hayek, John M. Keynes, Nourial Roubini, Steve Hanke, Paul Krugman, Dani Rodrik, Yuval Noah Harari, Edgar Morin…

Küreselleşme (globalizm), neoliberalizm, postkapitalizm, vs. ana konular üzerine tartışmaların sonlarına gelindi mi? Bu kavramların kendi sistemini kurma zamanı geldi mi? Küresel Yönetim fikrinin uygulanabilir son şekli nedir?

Bu çabaları küçümsemek için ifade etmiyorum, bilakis, milletçe bu tartışmanın neresinde bulunulduğunun farkındalığını sorguluyorum. Eğer sizler tartışmadan uzaksanız, belli kurumlar ve kişiler sizin adınıza 1995 yılından bu yana tartışıyorlar ve geleceğinizi inşa ediyorlar, bilmenizde yarar var diyorum.

Gürsel Tokmakoğlu


[1] UNO, Commission on Global Governance (CGG), Our Global Neighbourhood, 1995. ( www.cgg.ch/index.html )

[2] UNDP, Human Development Report, 1999, s. 98

Bir cevap yazın

ÖNCEKİ YAZI

COVID-19 Tartışmaları

DİĞER YAZI

Türkiye’nin Savaşı

Politika 'ın son yazıları

Derin Yapılar

Duyarız, derin devlet, derin yapı, güç, güçlü yapı, şahıs... Peki, derin devleti veya derin yapıları gözümüzde

Sağlam Demokrasi

Politik rekabet ortamının yeni aktörleri ve usulleri, küreselleşmenin etkileri, demokrasilere baskılar, Türkiye'de demokrasi ve dikkatli olmak.

Ben Kerkük Derken

Kerkük, Türkmen, Irak, PKK, HDP, Türkiye'de siyaseti bozma çabaları birlikte okunmalı, gidişatı iyi analiz etmeli, Yeniortaçağcı