golana-dolanan-uluslararasi-hukuk-ve-guc-iliskileri
Golan’a Dolanan Uluslararası Hukuk ve Güç İlişkileri

Golan’a Dolanan Uluslararası Hukuk ve Güç İlişkileri

278 Tıklama
16 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Uluslararası hukukun dünya nizamına güvenilir biçimde rehberlik etmesi konusu halen büyük bir soru işareti olmaya devam ediyor. Son olarak, 1967 yılı “6 Gün Savaşı” ile İsrail’in işgali altına giren ve bölgede Birleşmiş Milletler (BM) askerinin tampon bölge oluşturduğu Suriye toprağı Golan Tepeleri’nin, geçtiğimiz günlerde ABD Yönetimi tarafından, işgalci ülke İsrail’e ait olduğunu tanıyan tek taraflı kararı, uluslararası hukuk açısından da büyük bir tartışma yarattı. Nedir durum?

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK), İsrail’in 1981’de Golan Tepeleri’ni ilhak etmesinin ardından aldığı 497 sayılı ilk karar, İsrail işgaline karşı çıkıyor ve kararda şu ifade yer alıyor: ”İsrail’in işgal altındaki Golan Tepeleri’nde kendi kanunlarını, yargısını ve idaresini uygulama kararı hükümsüzdür ve uluslararası hukuki geçerliliği yoktur.”

Dün BMGK, ABD Başkanı Donald Trump’ın Golan Tepeleri üzerinde İsrail egemenliğini tanıması kararının ardından Suriye’nin talebi üzerine toplandı.

Tarafların ifadeleri şöyle:

ABD’nin BM Daimî Temsilciliği Siyasi Koordinatörü Rodney Hunter, Konseyde yaptığı konuşmada, ”Golan Tepeleri’nin Suriye rejimi ve İran tarafından kontrol edilmesine izin verilmesi durumunda rejim, İran ve Hizbullah’ın İsrail’e yönelik saldırılarına göz yumulmuş olacağını,” savundu. Hunter, ”Bu karar İsrail’in güvenliği açısından kritik stratejik öneme sahip ve ABD, bölgenin istikrarına katkıda bulunacağına inanıyor,” dedi. Ayrıca ABD’nin Golan kararının Suriye-İsrail ateşkes hattındaki Birleşmiş Milletler Ateşkes Gözlemci Gücü’nü (UNDOF) etkilemeyeceğini belirterek, barış gücü misyonunun bölgede kalması gerektiğini söyledi.

Buna karşılık Konseyin diğer 14 üyesi işgal altındaki bölgenin İsrail toprağı olmadığı konusunda birleşti. Rusya’nın BM Daimî Temsilci Yardımcısı Vladimir Safronkov, “keyfi alınan ve dünya düzenine karşı çıkan bu kararın başarısız olmaya mahkûm” olduğunu belirterek şöyle dedi: ”ABD’nin ne sebeple olursa olsun tek taraflı aldığı bu karar, uluslararası hiçbir hukuki kararı değiştirmeyecek.”

Konseydeki Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler de ABD’nin Golan Tepeleri kararının BMGK kararlarıyla ters düştüğü görüşünü paylaştı.

Daimî üyelerinden Fransa ve İngiltere ile geçici üyeler Belçika, Almanya ve Polonya BMGK’nin 242, 338 ve 497 sayılı kararlarına atıfta bulunarak Golan Tepeleri’nin İsrail toprağı olmadığını bildirdi.

Suriye rejiminin BM Daimî Temsilcisi Başar Caferi ise ABD ve İsrail’e sert eleştiriler yöneltti. ABD Başkanı Donald Trump’ın Golan Tepeleri kararını kınayan Caferi şöyle dedi: ”ABD kendi taahhütlerine ters düşüyor. Ülkene utanç getirdin. Bu utanç verici bir karar. Amerikan icraatları tehlikeli çünkü uluslararası siyaseti çarpıtma konusunda düşüncesiz ve benzeri görülmemiş bir eğilimi temsil ediyor.”

Bu durumda ne olabilir, değerlendirelim:

Öncelikle, ABD bu tarihte neden böyle bir karar aldı, BM’in ve diğer ülkelerin tepkilerinin ne olacağını bilmeden mi bu kararı aldı, bu soruları cevaplamamız gerekiyor.

Dün BMGK’nda Rodney Hunter’in yaptığı konuşma metninin İsrail’i savunan içeriğini nerede bulabiliriz? Larry Hanauer tarafından kaleme alınan “Israel’s Interests and Options in Syria” başlıklı RAND Corparation’un 2016 yılı raporunda bu husus var. Bu açıdan bakılırsa, ABD en azından 2016 yılından beri İsrail’in ne istediğini hesaplamış durumdadır. Üç yıl sonra neden bu çıkışı yapmış olabilir? Çünkü ABD ve İsrail’e göre şartlar müsait oldu. Hangi şartlar? Suriye’deki ve dünyadaki şartlar.

ABD ve İsrail tarafı, Suriye konusunda sona yaklaşıldığını görüyor. Önce Kudüs, sonra Golan ve çok yakın zamanda Filistin bahsiyle alakalı “Yüzyılın Planı” konusu öne sürülecek. Ortadoğu’da bunca yaşananlar sonrasında bu iki ülkenin tek tarafı denebilecek adımlar atmasını birlikte düşünmek gerekiyor.

Her ne kadar Suriye temsilcisi Başar Caferi meseleyi gündeme getirdi ve kararı tanımadıklarını söylediyse de aslında bu sadece bir yakınma. Çünkü Başar Esad Yönetiminin Suriye’yi böylesi bir duruma getirmesi söz konusudur. İsrail ve ABD çıkarına adımlar atılabilmesi için hem Golan’da hem de Filistin meselesinde şartları müsait hale getiren Suriye Yönetiminin kendisi olmuştur. Örneğin İsrail’e direnecek olan ordu erimiş, halk sürgün olmuştur. Bunu göremediler mi? Şimdi de BM’den mi medet umuyorlar? Arap Baharı rüzgarının nelere mal olacağını çok konuştuk. Bunu körükleyen başat güçleri de biliyoruz. Ancak Esad’ın durumu görememesi ayrıca bir sorumluluk mevzuudur. Zavallı Esad başlıklı yazımın özünde bu vardı. Çünkü Esad, sadece Golan’ı değil, Filistin davasını da (amiyane tabirle) satan taraf oldu ve bu nedenle hem halkına hem de Arap dünyasına karşı telafisi mümkün olmayan bir kayba sebep oldu.

ABD ve İsrail, sadece Golan’da değil, Kuzeydoğu Suriye topraklarında da işgalcidir. Bu noktanın görmezden gelinmesi çok yanlış olur. Zira ABD ve İsrail başta olmak üzere, onlara dahil olan Koalisyon içindeki belli ülkelerle birlikte; Suriye’nin parçalanmasının eşiğine getirdiler, Rusya’nın kazanımlarının karşısına kendi kazanımlarını oluşturmak istediler, terör örgütlerini bahane ettiler ve durumlarını meşrulaştırdılar ve her şartta İsrail ile iyi geçinmeyi yeğlediler. Suriye meselesinde BM (sadece) terörle mücadele kapsamında kararlar almakla yetindi. Esad koltuğunu kurtarmak adına değişik gruplarla pazarlık yaptı. Sonuçta yarın bir barış olacak ise önce bu fiili durum üzerine inşa edilecek görüşmelerden bahsetmek söz konusudur. Bugün ABD ve İsrail, Rusya’ya ve İran’a (örneğin), “Sizin hukukunuz geçerli oluyor da bizimki neden olmasın?” diyecek noktaya geldiğini düşünüyor.

“6 Gün Savaşı” neden oldu? Bugün İsrail bu savaşın şartlarını ve gerekçelerini sorgulatmak istiyor. Çünkü meselenin özünde yine Filistin var. Savaş önemli ölçüde Mısır, Ürdün, Suriye, Filistin ve İsrail arasında oldu görünse de bugün nasıl Suriye meselesinde hemen herkes olaya müdahil, o tarihte de ABD, SSCB, Avrupa, Arap Dünyası, vb. taraflar vardı. Suriye ve Ürdün toprakları içinde Filistinliler vardı ve İsrail’e karşı destekleniyorlardı. İsrail’e ABD, İngiltere, Fransa silah yağdırıyordu ve kısa zamanda güçlenmesini istiyorlardı, onu açıkça olası bir savaşa hazırlıyorlardı. CIA, Araplar arasındaki bütün bilgileri toplayıp İsrail’e aktarıyordu. SSCB özellikle ortamı kızıştırıyordu. İsrail nükleer silah programına başlamıştı. Savaş göre göre oldu. Aşağıdaki haritaya bakın, sonuç nerelere geldi?

İsrail neredeyse bugünkü sınırlarına ulaştı. Bugüne kadar her uluslararası toplantıda Filistinliler ve Arap Dünyası, “İsrail, 1967 Savaşı öncesi sınırlara çekilmeli,” diyor. Bugün Golan konusunda onaylanan bu karar ile karşı hamle yapılmış oldu. İsrail, “Ben 1967 sınırlarına çekilmeyeceğim, savaş yaptık, savaşın şartları belliydi, buna sebep olanlar biliniyor, üstelik Golan’ı ilhak ettim, Filistinlilerin hak iddia yerlerdeki işgallerimi de genişleteceğim…” ABD ne diyor? “İsrail’in arkasındayım, çözüm olacaksa bu vaziyetin üzerine konuşma yapalım, bundan böyle Suriye, Filistin ve Kudüs konuları bu şekilde ele alınacak, hatta İran ve terör konularını da birlikte görüşelim, Doğu Akdeniz’de çıkarlarınızı düşünüyorsanız bölgeye benim gibi bakmalısınız!..”

İsrail her defasında Golan’ı bombaladı. Suriye hava savunma unsurlarıyla karşılık vermeye çalıştı. Bir-iki İsrail uçağını düşürdü. Golan’da savaş daha ziyade Hizbullah bahane edilerek sürmekteydi. Böyle dendiğinden BM de sesini çıkarmıyordu, üstelik tampon bölgedeydi.

Sonuç:

Uluslararası kurumlar ve bunlara bağlı hukuk daha ziyade fiili durumlara göre belirginleştiriliyor, fiili durumların gelişmesi ve sonra hukukun tecelli ediyor gösterilmesi ise başat güçlerin takdiri ile yürüyor. Başat güçler önce sonucu hesaplıyor, buna göre zemini düzenliyor, olay sonrası yapılacak pazarlıklar için lehte argümanları çoğaltacak faaliyetleri daha işin başında geliştiriyor…

Olay bu noktalara büyük hesaplarla geldi, rasgele değil. Güç mücadelesi içindekiler büyük bir titizlikle çalışıyorlar, hem uzun soluklu… Mevcut hali zorluyorlar, öyle zorlama ki gerekirse savaşı göze alıyorlar, karşı tarafı sıkıştırıyorlar.

Şimdi ne olabilir ki? Eğer Cenevre’de Suriye konusu konuşuluyorken taraflar pazarlığı çözümsüz hale getirirlerse bu fiili durum değişmeyecektir, bir kazanç elde etmeden ne ABD ne de İsrail geri adım atar. Ama dikkati Filistin konusuna çekmek istiyorum, ABD ve İsrail Filistin halkını kendi topraklarında mülteci gibi göstermeyi planladı, kısmen de böyle görüyor, buna göre adımlar atıyor, uluslararası camia bu haksız duruma göre bir adım bile atmıyorsa kimden hesap sorulacak? Yarın Gazze ve Batı Şeria ile ilgili yeni planlar, “Tasarı kabul edildi!” biçiminde ilan edilecek, yine mi kınama yapılacak?

Suriye Savaşı, buna iç savaş diyenler vardır, başından beri İsrail’in çıkarına gelişmelerle doludur. Sonuç İsrail’in lehine mi bağlanacak? İsrail’den sonra plan Lübnan topraklarında mı gelişecek? Amaç Levent bölgesinin tamamının alınması mı? Bu soruların cevabını ileride göreceğiz.

Türkiye ne diyor? Suriye’de toprak bütünlüğü esastır, şu an evlerinden ve işlerinden olmuş Suriye halkının insani hakları esastır, Filistin meselesi oldubittilerle çözülemez, daha sonra meydana gelebilecek birçok huzursuzluklar için şimdiden adil ve kalıcı çözümler kabul edilsin…

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Zavallı Esad

DİĞER YAZI

ABD’nin Poker Masası ve Türkiye

Politika 'ın son yazıları

NATO’dan İleri

Sonsuz Savaş fikrinin sonsuza uzanan mantığı olan, sürekli yenilenen, bugün yeni bir vizyonu olan NATO örgütünden