Güncel Sosyo-Politik Vaziyette Farkındalık

Okuyucu

Politik tercihiniz sizin olsun, bana dış politikadaki tercihlerinizi günlük ve uzun vadeli yaşamınıza nasıl yansıtıyorsunuz, cevap verebilir misiniz? Sizce bu yönde emin durumda mısınız, her şey kontrolünüz altında mı? Demokrasi mi, otokrasi mi? Fırsatçılık mı, eşitlikçilik mi? Egemenlik mi, teslimiyet mi?

Madrid’de Dörtlü Zirve başladı ve düşündüm ki, dünyanın gidişatına dair çok kritik felsefi bir ayrımı yapmadan bugün NATO ile ilgili atılan adımın anlamını tartmak bir hayli güçtür. Eğer okurlarım bu noktada bir tereddüt yaşarlar ise acaba bazı temel noktaların netleşmesine katkım olabilir mi, diye düşündüm.

Başta temel düşüncemi ifade etmek isterim. Doğa, insan yaşamı, politika, güç mücadelesi dinamiktir ve sürekliliğe tabidir. Yapılması gereken hesapta sürdürülebilirlik üzerine çalışmak vardır. Bu sonuçta, sosyo-ekonomik ve sosyo-politik gücün değeri haline gelir. Hesabı, dinamizmi, sürekliliği, artan tempoda bilince ve sahaya yansıtmak da politikanın işidir, bunun için hüner gerekir.

Gerçekçi ilerleme, gelecek, beka, güç, emniyet, güvenlik, refah, gelişim gibi beklentilerinize göre bir stratejik ittifak kurarsınız veya olana katılırsınız. Türkiye yaklaşık 70 yıldır NATO üyesidir, Batı tarafındadır, sosyo-ekonomik yapılanması bu yöndedir. Dünyanın zorbalardan arındırılması, demokrasi ve özgürlüğün yayılması ve güçlenmesi için Türkiye’nin tercihi böyle olmuştur. 

Özellikle dış politika öyle sürekli ray değiştirerek değil, daimî istikamete ilerleyerek ve kararlılık göstererek yapılır. 

Politika her an devrededir. ABD ve Avrupa ülkeleri, hatta içindeki küresel güç odakları çok çıkarcıdır ve dinamik politika uygulayan çok güçlü yapılara ve donanımlara sahiptirler. Bilinmeyen bir şey mi bu? Emperyalist, vahşi kapitalist, sömürgeci gibi tanımlamalar hiç de boşuna değildir. Biliyoruz… 

Hatta Neo-Kolonyalizmi, Neo-Liberalizmi de biliyoruz…

Ama bilinmesi gereken başka yerde duruyor; bu sistemin felsefesi sürekli rekabeti esas alır, hazır beklemeyi değil. Sistem, bu kıyasıya rekabeti de kendi şartları içinde düzenler. Hukuk bile içtihatları sürekli takip etmek zorundadır. 

Güç önde gider, hukuk buna göre belirlenir. Eğer güçlü değilseniz, yazılmış hukuka tabisinizdir.

Yoksa var olan bu rekabetten kaçmayı mı düşünüyorsunuz? Nasıl olacak bu iş?

Batı dünyası zorludur; çalışmadan, akıl yürütmeden asla olmaz! Batı sisteminde sürekli dinamik, tutarlı ve kazanmayı amaçlar politikayla ve serbest rekabetle gelişmek gerekir. Sürekli bilimsel ve teknolojik çaba içinde yarayışlı ve gerekli şeyler yaratıyor ve dünya sistemine sunuyor olmanız gerekir. 

Üreten misiniz, yoksa tüketen mi? Üretenseniz ne tür şeyler üzerinde yoğunlaşıyorsunuz, para edenler mi, para etmeyenler mi? Bir işiniz olabilir, ben işinizden bahsetmiyorum burada.

Eğer zayıf düşerseniz, işte bu ter akıtılan mücadele ortamında, kimsenin gözünün yaşına bakmazlar. Hatta diğerleri, rakiplerinin iç politikasına müdahil olmanın yolunu daima açık tutmak isterler. Bu gerçektir ve Türkiye bunu en iyi bilen ülkedir. 

Bu zorlu ortamda kararlılık göstermek, demokrasiyi istemek, refah ve güvenlik konularında gereken şekilde ve hızda ilerlemek için kıyasıya mücadele etmek önemlidir.

Politika yine devrededir, çünkü farklı bir yol olduğunu açıklayanların ve bunu savunanların olması da doğaldır. Hatta NATO’ya rakip durumdaki Rusya’nın, Türkiye’nin yönünü değiştirmek istemesi ve iç politikaya etki etmesi de sıra dışı bir niyet değildir. Bu durum tarihsel yönden fazlasıyla açıklanabilirdir ve çeşitli örnekler verilebilir. 

Konuyu her yönüyle incelediğimize göre, ortaya çıkan durumu birleştirelim; işte bütün bunlar bir politik tartışma atmosferini oluşturur.

NATO, G7, AB, Anglosphere ülkeleri ve kurumsal yapıları bir taraftadır. Bu grup zengindir (küresel açıdan %53), güçlüdür (yumuşak, sert ve akıllı güç yönleriyle) ve caydırıcıdır. Bu gruba bağlı İttifak oturmuş bir sisteme sahiptir, savaşlar kazanmıştır, kurumsal yapılarıyla bugün geçmişten daha fazla olarak; Rusya ve Çin’e, onların otokratik ilerleme taraflarına, alternatif bir güç olma yolunda ilerlemek istediklerine karşı tutum sergiler.

Bu durum ciddi bir sorumluluğun idrakiyle beraber kararlı bir politik tutum sergilemeyi gerektirir. Yaşamda kimse kimsenin gözünün yaşına bakmaz! Başka dünya da yok! Dış politikada; rasyonel, realist, çıkarcı, mücadeleci, her an her şarta hazır olmak şarttır. Eğer zafiyet gösterilirse ve hazır bekleme alışkanlığına düşülürse, egemenlikten taviz verilir. 

Politikada egemenlik bahsi bunun için önemlidir. Hem iddialı ve çalışkan olacaksınız hem de kararlılığınızı bir güç yansımasıyla beraber anında rakiplerinize, hatta kendi dostlarınıza ve ortaklarınıza hissettireceksiniz. Bir iş insanı olsanız dahi durum böyle gerektirmez mi? Devlet idaresi için de konu bu şekilde ele alınmak zorundadır, değişen yok. 

Fark nerede? Hazır beklememek, eşit şartlarda rekabeti kabullenmek, kazanmayı kendi gücüne dayandırmak ve küçük fırsatlara aldanmamak, uzun vadeli ve kalıcı kazanımları planlayıp takip edebilmek, bütün bunları birilerinin baskısına maruz kalmadan yapabilmek… Bunu başarmak bir gelişmişliktir. Baskı altında veya otokrasinin altında kalarak, hatta egemenliği bir başkasına teslim ederek bir yere gidilemez.

Net soru: Batı tipi demokrasi ve serbest piyasa kapitalizmi mi, yoksa Doğu tipi otokrasi ve devlet kapitalizmi mi? 

Bu soru nereden çıktı demeyin, asıl tercih bu noktada ve türlü politik çalkantılar bundan hareketle bizim günlük yaşamımızda sergileniyor, aktörler sahne alıyor.

Şimdi gelelim size küçük fırsatları takip ederek ilerlemenin mümkün olmayacağını açıklamaya. Buna önem vermemin nedeni, Türkiye’de çoğu çevre bu kıskacın altında kalmıştır, bu nedenle bir farkındalık yaratmak isterim.

Sokağa çıktınız, trafiktesiniz ne görüyor veya yapıyorsunuz? Fırsatını buldum hemen kullanayım, diyor musunuz? Başka örnek, siyasi bir işiniz oldu, örneğin ihale alacaksınız, torpille adamınıza iş bulacaksınız… Fırsat buldum, hallettim, diyor musunuz?

İşte bu örnekler ve etkileri büyüyor ve giderek sizin sisteminizin adı ve biçimi oluyor. Fırsatını buldum, hemen hallettim, sisteminin politik adı; kleptokrasi ve otokrasidir. Buna popülizmi de eklerseniz tam bir garabet, yozlaşma hali olur, içinden çıkamazsınız. Buna aslında teslimiyet denir.

Teslimiyet önce içeriden başlar, bireyden, sonra ülkeler mertebesine çıkar. Sonra savaşlar çıkar, savaştı zannedenler bile çok kısa çatışma süreçlerinde oyalanırlar, eritilirler… Örneği gözünüzün önünde, değil mi? Ukrayna’ya bakın, kim egemen, kim değil? Kim neye teslim vaziyette? Güçlü olmak gerekir, içinden çıkılmaz şartlara gelmeden gelişebilecek politikaları yürütmek gerekir.

Normal, disiplinli, adil bir sistemi neden istemiyorsunuz? Neden şeffaflığı tercih etmiyorsunuz? Neden, benim dediğim dedik, türü yöntemin arkasına sığınıyorsunuz? Neden sizin yerinize, bir bilenin olmasını bekliyorsunuz? Ama küçük çıkar işlerinde, tamam fırsat çıktı, işimi hallettim, öne geçtim, diyorsunuz, böyle mi?

Şimdi soru şu: Meşru düzende, eşit rekabet şartlarında, hukuk bilerek, trafikten iş hayatına, buradan politik düzene ve vatandaşlığa kadar olan bir sistemi gerçekten tercih ediyor musunuz? İşte bunun bir bedeli var. Meşru ve eşit rekabet insanı yorar, terletir, çok çaba gerektirir. Çalışacak mısınız? Yoksa yorulmadan, tamam yakaladım, fırsatını buldum mu diyeceksiniz?

Bilgiye, araştırmaya, üretmeye, rekabete, sürekli ilerlemeye var mısınız, yoksa, bir politik tercihle her şeyin kendiliğinden var olacağını mı zannediyorsunuz? 

Gerçek şu, bilinçli ve planlı politikalarla bazı toplumlar hedef alınıp, hazırcılığa ve fırsatçılığa öyle alıştırılıyor ki!.. Siz, toplumlar nasıl ve neyle zehirleniyor, bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Şimdi gelelim sonuca. Ama önce şu metnin başına eklediğim görsele bakın. G7 ülkelerinin liderleri, güçlü ülkeler bunlar. Ceketler çıkarılmış, Zelensky silah istiyor, ekranda onun da görüntüsü var. Güncel dünya hali işte…

Madrid Zirvesi, NATO, Rusya ile aşırı gerginlik, dış politika, vs. derken size sordum, tercihiniz ne diye. Bu cevabı doğru verebilmeniz için, içinde bulunduğunuz halin düşünsel yönünün farkındalığını kazandırmak istedim. Aslında çok basit ve temel politik yaklaşım üzerinden bir açıklama yaptım. Bu hususlara vakıf olanlardan özür dilerim. Ancak farkında olma heveslilerine, takım tutar gibi politik eksende savrulup bu durumdan çıkmak isteyenlere, velhasıl belli kesimlere rehberlik etmek istedim.

Cevap: Demokrasi, eşitlikçilik, tam egemenlik ve bunun için mevcut rekabet ortamının şartlarında istikrarlı biçimde kazanan olmayı başarabilmek. Bu bakış açınıza karşı olanlar sizin de düşmanınızdır! Asıl düşmanınızı tanıdıysanız, işiniz bir hayli kolaylaşır.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Madrid’de Dörtlü Zirve ve Üçlü Mutabakat

DİĞER YAZI

Yeni Jeopolitik Yaklaşım: Baskıyla Daraltma

Politika 'ın son yazıları

Şam Sevicilik

Son günlerde Suriye ve Esad ile ilişkiler konusu gündemde yer alınca bu konuda yanlış anlaşılmaların olduğu

Beka

Beka gibi çok ciddi bir kavramı öyle çok basit görmeyelim! Hatta işi politika olanların bu gibi

ABD Batıyor mu, Çıkıyor mu?

ABD yüzyılının geleceğini tartışacağız. Liberalizm, küreselleşme ve diğer gelişmeleri de içine alacak şekilde kapsamlı bir ABD