İsrail Filistin Sorunu Çözülür mü?

188 Tıklama
13 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Filistin-İsrail meselesinde yapılan tartışmalar dar bir çerçeveye oturuyor gibi. Bir yandan kutuplaşma ve çatışma derinleşiyor, diğer uyandan politika sürüyor, barış arayışları var. Peki, bu dönemde sorun ne çözüm ne olmalı, bakalım.

Önceleri konu tarih önünde bir İsrail devletini kabul etmekle ilgiliydi; bu 1977’den sonra gündemden düştü. Sonra iki devletli bir çözümle Orta Doğu’ya barış gelmesi beklendi; bu henüz tamamlanamayan bir konu olarak masada duruyor. Şimdi İsrail, “topraklarımdaki mülteci Araplardan kurtulmak” şeklinde gördüğü Filistinliler için yeni bir dönemin risklerini bertaraf etmekle o bildiği planını uyguluyor, hemen karşısındaki güçler ise Orta Doğu’nun o çok iyi bildiği biçimdeki tepkilerini sergiliyor.

Buna karşılık dünya bir süredir kalıcı bir çözüm için kararsız kaldığı bu köklü İsrail-Filistin meselesinin kendine özgü bir statüko inşa ettiğini düşünüyor. Yaser Arafat’tan bu yana Filistin’in tarihe geçecek bir lideri olmadı. Bugün Filistin’e meşru zeminde liderlik eden Mahmud Abbas bir fırsat bulup kendi adını tarihe yazdırmakla ilgileniyor. Ancak o da biliyor ki; Hamas gibi Filistin meselesinde nispeten yeni sayılan radikal bir grupla, Benjamin Netanyahu gibi sertlik yanlısı bir muhatapla ve agnostik ABD politikalarıyla bir tarih yazmak bir hayli zor olacak. Çünkü bir süredir mevcut statüko hemen herkesin işine geliyor. Hiç düşünülmeyecek şekilde, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan gibi bazı Körfez Ülkeleri’nin veya İran gibi mezhepçi-yayılmacı politikalarıyla Orta Doğu’daki istikrarsızlığı körükleyen İran’ın bile işine gelen yönler var. Bu arada insan hakları yönüyle çok zorlu şartlara sürüklenmiş haldeki Filistinliler görmezden geliniyor.

Bugün konu döndü dolaştı İsrail-Hamas savaşı oldu. Hamas Mısır’da ve pek çok başka Arap ülkesinde etkili Müslüman Kardeşler tabanlı bir siyasi oluşum. ABD ve İsrail başta Batılı devletler ve bölgedeki yandaşları seçim kazanmış Hamas’a terörist örgüt diyor. 

Olması gereken savaş mıydı? Olması gereken bir barış değil miydi? Filistin halkı için de beklenti bu değil miydi? En son İsrail ve Hamas arasındaki savaşı 2014 yılında görmüştük. Bugün yeniden alevlendi.

İsrail, seçimler süresince, yeni bir hükümet kurmakla meşgul. Filistin tarafı da seçimlerini erteleyerek bu konuda politik bir çekimserlik içine girdi. Hamas, İran destekli İslami Cihad’ın politikalarını bir can simidi gibi gördü. Zira İsrail Gazze’de Filistin halkına zulmediyor, Hamas’ı ve destekçilerini Gazze’den çıkarmak istiyor, ama bu arada yeni yetişen (hatta sağ kalan desek yanlış olmaz,) çocuklar bu zulüm ortamında eline silah almak durumunda kalıyor, Filistinlilerin Batı Şeria’da evleri ellerinden alınıyor ve Kudüs’ün statüsü giderek İsrail’in beklentilerini karşılar bir yola giriyor. Bu şartlarda Hamas nüfuzunu Batı Şeria’da da artırarak seçim yapmayı beklerken, birden Şeyh Cerrah’taki yerleşim yerleri sorunu ortaya çıkıyor. Haliyle çatışma çıkıyor ve çatışma beklendiği gibi Gazze bölgesine kayıyor. İzzeddin El-Kassam Tugayı unsurları İsrail tarafına roketler atıyor, buna karşılık İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) orantısız bir şekilde karşılık veriyor. Yine çocuklar ölüyor! Katar ve Mısır tarafları gelerek ateşkesten yana önerilerini sunuyorlar.

ABD’den gelen açıklamalar standart. İsrail meşru müdafaa hakkına sahip deniyor. Başkan Joe Biden ve Dışişleri Bakanı Antony Blinken muhataplarıyla görüşüyorlar. Washington bir de nabız yoklamak için Hady Amr’ı bölgeye gönderiyor. Diplomatik bir eksik nokta var, ABD Büyükelçiliği’ni Kudüs’e naklini gerçekleştirdiyse de henüz bir elçi ataması gerçekleşmedi. Güçlü bir isimden söz edildi, henüz bekleniyor. Bu şartlardayken ABD, İsrail’de demokrasi, insan hakları ve özgürlük olduğunu ve dahası, olması gerektiğini savunmaya devam ediyor.

İki devletli çözüm konusu belliyken, 1993 Oslo İlkeler Deklarasyonu ve 1994 Ürdün-İsrail, FKÖ-İsrail arasındaki Washington Anlaşmaları varken, daha neyin arayışındalar, diyeceksiniz. İşte kronikleşen durum, en çok bu kaotik ortamdan İsrail ve silah satışı yapan, vekalet savaşlarını destekleyen, bölgedeki istikrarsızlıktan kendi nüfuz alanlarını genişleten ikinci ve üçüncü taraf komisyoncu devlet ve politikacılar kazanç sağlıyor olmalılar. Statüko bu! 

ABD ve İsrail’in tanımadığı İslami Direniş Hareketi olan Hamas (lideri İsmail Haniye) Gazze’de seçimleri kazanıyor, bu güce sahip; Batı Şeria’da da kazanmak istiyor. Dahası Hamas, Kudüs’te İsrail aleyhine gelişen dengeleri değiştirmek istiyor. Eğer seçimler iptal olmasaydı Hamas bunu başarmaya yakındı. Filistin’in diğer politikacıları, çıkarları gereği, İsrail ile mutabık kalmış olmalılar. 

Hamas’ın nüfuzunu geliştirmesi en çok Netanyahu’yu huzursuz ediyor, İsrail’in seet saldırın emrini vermesi de bundan olsa gerek. Netanyahu dahil birçok İsrailli politikacı, Hamas İsrail devletini tanımadıkça bir terör örgütü olmaya devam edecek, diyor. Krizde kritik nokta burasıdır: Ne Hamas İsrail’i tanır ne de İsrail Hamas’ı meşru bir muhatap görür. Böyle olunca iki devletli çözüm modeli de kendi içinde tartışmalı bir hal alır. 

Mahmud Abbas ise Hamas’ın geri adım atmasını beklemek zorunda, arada kalan bir politikacı, otorite kuramamakla ilgili bir sorunu var. Abbas, 17 yıldır Filistin için bir çaba içinde ve eğer görüşmelerde İsrail’e taviz verirse, bunun ne manaya geleceğini en çok kendi biliyor olmalı; Hamas ile ters düşer. Abbas, Biden’ın aramasını bekledi durdu. Biden, Netanyahu’yu aradı, Blinken de Abbas’ı. Bu da bir şey, dedi Abbas…

İsrail son iki yılda beş defa sandığa gitti ve henüz sağlam bir iktidarı yok. 1996 yılından beri politika sahnesinde yer bulan Netanyahu ise liderliği bırakmak istemiyor. Eski ABD Başkanı Donald Trump zamanında Başdanışman (Yahudi kökenli damat) Jared Kushner ile politikaları çakışan Netanyahu, Biden döneminde aynı değerde kalmak istiyor, ancak henüz net bir durum oluşmuş değil. Yesh Atid Partisi Başkanı Yair Lapid ve Yamina Partisi Başkanı Naftali Bennett bir koalisyon kurarak Netanyahu’yu dışarıda tutmanın arayışı içinde. 

Esasında İsrail tarafında, Netanyahu bir yana, eğer bir birlik hükümeti kurulursa bu durumda işler yine çözülmüş olmayacak gibi. Eğer Bennett başbakan olursa, Abbas ile masaya dahi oturmak istemeyecektir, üstelik Batı Şeria’yı ilhak etmeyi savunan bir politikacı olarak bilinir.

Bu durumda çok genel bakışla Washington, Kudüs’e bir büyükelçi atamak, İsrail’de hükümetin kurulmasını ve Filistin’de bir seçimin yapılmasını isteyecek, “demokrasi” politikası konusunun barışı getireceğini anlatmaya çalışacaktır. Bu zaman kazanmak ve mevcut alevlenmiş ortamı yatıştırmak manasına gelir. Önce ateşkes gerekli görülmektedir. ABD (hesapta) etkili tarafları devreye koymuştur.

Çözüm nerede? Göründüğü kadar bunu düşünmek bile henüz erken. Benim açımdan konunun bu noktalara kadar gelmesi dahi meselenin çok ötesinde bir yeri tarif etmektedir. Girişte bir nebze ifade ettim, bugün konunun odağı Filistin’i yok saymaya ve terörle mücadeleye dönüşmüşken, sonuç İsrail’in kazancınadır. İsrail neden geri adım atsın ki, görüşüyor veya anlaşıyor gibi yapar, ama konuyu bu noktadan daha ilerilere ve başka açılara doğru sürükler. ABD her şartta İsrail’den yana olur. Zaman oynasa bile bunun getirisi İsrail yararına sonuç verir. Mısır, İran, BAE, Suudi Arabistan gibi Müslüman ülkelerin liderleri ise günlük meseleler için barışçı çaba gösterir hamleler içine girmekle ve kendi kamuoyunu oluşturmakla ilgilenirken, farkında veya değil, İsrail’in ekmeğine yağ sürmüş olurlar. 

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Yalnız Filistin

DİĞER YAZI

Gazze Neden Yeraltında?

Politika 'ın son yazıları

Bakü Beyannamesi

Türkiye, Azerbaycan ve Pakistan Meclis Başkanları arasında Bakü Beyannamesi imzalandı. Bu gelişmenin özellikle savunma alanındaki anlamını