Yalnız Filistin

247 Tıklama
21 Dakikalık Okuma
Okuyucu

İsrail-Filistin meselesini ana hatlarıyla ele alarak, bugün Filistin’in düştüğü durumu çok net noktalardan ele alarak irdeleme fırsatı bulacağız. Filistin’in yalnız olmasının nedenlerini analiz edeceğiz. Ne yapılabilir, sorusuna cevap vermekle ilgili temel nitelikli hususları ifade edeceğiz.

Kimsenin inancına veya iddiasına diyeceğimiz yok, kendi kendine düşünebilir, dinamiklik noktasında savunuyor olabilir. Ancak devletler böyle kurulmuş olsalar bile, bunun bugün, 21. YY’da bir saldırgan politika haline dönüştürülmesi yanlıştır.

Tarafız bakalım, bir “dünyalı” olarak, İsrail nedir, Filistin nedir, kim kimi yok sayıyor? Eğer İsrail Filistin’i yok sayıyorsa o zaman şunları da söyleme hakkımız doğuyor: Bir kurgu var, her bir söylenen alegori (teşbih), mit, kabul ve dahi sadece iddia. Gerçek değil ki! İbrani (Apiru) diyoruz, Hiksoslar (çoban krallar) tıpkı Amoriler, Maobiler veya Edomiler gibi, döneminde bölgedeki başka göçebe ve çoban ailelerden farklı değil. Ancak bölgede yerleşik nüfuz var, Fenikeliler, Hititler, Mısırlılar gibi. Bunlar gerçek, kalıntıları önümüzde. Vaat edilmiş toprak sözcüğü Tekvin-15/18’de geçiyor. Buna sadece Yahudiler inanırlar. Roger Garaudy İsrail’e, “Eski Lahit ülkesi” der. Sami dilini (Semitik) Araplar da kullanıyor, bir ırk değil, dil sadece. Yahweh (YHWH) veya Yehuda, başka inananlar için de İlah, Tanrı; Müslümanların ise Allah’ı. Yakup oğlu Yusuf, Mısır’da çıkarken, “Yehuda ile anlaştım,” yani “is’ra’el” dedi. İsrail sözü buradan gelme. Bugün Siyonizm, Yahudi milliyetçiliğidir.

Yahudiler defalarca bulunduğu yerden sürülmüş bir topluluktur. Antik dönemden en son 2. Dünya Savaşı. Hatta 2. Dünya Savaşı zamanında insanlığın kabul etmediği Holokost ile karşı karşıya bırakılmış, soyunu yok etmek anlamındaki soykırıma uğramış bir toplumdan bahsediyoruz. Bu dramı en iyi bilenler kendileri değil mi? Bugün neden yeni doğmuş bir Filistinli çocuğu yok sayıyorlar. 

Ama her defasında gittikleri yerde ekonomik, politik güç olabilmeyi başarmışlardır. Bugün de bilim-teknoloji, sanat, vs. her alanda ileridir. Avrupa’da zengin Yahudiler kendilerine bir devlet kurmak istemişler, Arjantin veya Filistin olabileceği üzerinde durmuşlar ve bir proje halinde bilinen süreçlerden sonra 1948’de Filistin’de İsrail kurulmuştur. 

Kenan bölgesinin yerleşik toplumu, Akdeniz’de ticaret yapmış, Doğu Akdeniz kıyısındaki bütün şehirleri kurmuş olan Filistin halkı bugün bu ırkçı ve din temelli kurgulanmış bir yapay toplumun dışlamasıyla ve saldırılarıyla karşı karşıyadır. MÖ 1800-1900’lerde başlayan süreç bugüne kadar ibretlik biçimde gelişme göstermiştir. Konu bu denli köklüdür. Ancak sonunda Filistin halkı zulüm görmektedir, “mülteci” sıfatıyla anılmaktadır, topraksız bırakılmaya doğru itilmektedirler. Kim yapıyor bunu? Asırlarca birlikte yaşadığı İsrail toplumu Filistinlileri yok sayıyor, saldırıyor. Hem Uluslararası sistemi de kullanarak bunu yapıyor.

İsrail’in bilinen politikası özetle şöyledir: Birleşmiş Milletler (BM) dahil uluslararası sistemi kendi çıkarlarını korumak için atanmışlar ve kolaylaştırıcılar olarak görmektedir. Hukuk tanımaz, hukuku benim için siz düzenleyin der. Sertlik yanlısıdır. Yapılan anlaşmaları ve alınan kararları kendi meclisinde onaylamaz ve böylelikle uygulamamak hakkına sahip olduğunu düşünür. Kendi ilerlemesini durduracak olduğunu düşündüğü noktada o sonuca gidecek son hamleyi yapmaz, ucu açık ve uzun soluklu bir planı uygular. İstikrarsızlık ve kaos ortamını savaş sınırında tutarak yönetir. 

Arap-İsrail savaşları neler? İsrail’in kuruluşu öncesinde, Manda Yönetimler zamanında, 1947’de Araplarla bir çatışma var. 1956’da Arap-İsrail savaşı başlıyor. Altı Gün Savaşı (1967), Yıpratma Savaşı (1969) ve Yom Kippur (1973) üç önemli savaş. Lübnan’a saldırı ve işgal (1982) ile İkinci Lübnan Savaşı (2007) bu arada sayılabilir. İsrail, Araplarla işini bitirmiş olsa gerekir. Sonra içeriyi düzenlemeye yöneldi. 2008’de Hamas’a karşı savaşı başlattı. Bugün 2021’de bu devam ediyor ve her hâlükârda Arapların birlik olmayacağından emin.

Derme çatma Milletler Cemiyeti (1920-1946) neden kuruldu, biliyoruz. Bu bile bir kurgu! Sermaye Amerika’ya kaydı, Birleşmiş Milletler burada revize oldu. Bunun üzerinden devletlere emirler verdiler. Manda yönetimler kurdular. Osmanlı toprakları paylaşılırken buradan operasyonlar yaptılar. Geçtim onu, 1932’de şimdiki İsrail’in benim dediği topraklarda nüfus yüze 80 Filistinli, yüzde yirmi Yahudi idi, şimdi ne durumdalar?

Soğuk Savaş (1947-1991) bölgede bütünüyle İsrail’e yaradı. İsrail savaşlar yaptı, ABD ve SSCB izledi. Neticede silah satışları iyi durumda idi. Büyük güçlerin Süveyş Kanalı’nı ele geçirme planları her defasında Mısır’ın başına iş açtı. Nasır’ın (1970) ve daha sonra Enver Sedat’ın (1981) ölümü nasıl oldu? Bölgede Baas rejim taraftarları neden zulüm yaptı? Hafız Esad (1970 sonrası) tıpkı diğerleri gibi terörü destekledi.

Yom Kippur’dan sonra 1973’te Araplar petrol ambargosu uyguladı, Süveyş’i kapattılar, dünya petrol krizi oldu. Dünya nükleer alarma geçti. Bütün bunlar Filistin ile hiç mi hiç ilgili olmadı… Ama İsrail kazandı, hatta nükleer silah sahibi bile oldu. Bu arada 1977’de Enver Sedat, İsrail’i çoktan tanıdı. Araplar artık İsrail ile ilişkideydi, savaşlar yön değiştirecekti.

Lübnan Savaşı sonrası Cemayel öldürüldü. Liderle hep ölecek miydi? İran’da Humeyni devrimi (1979) oldu. Sonrası malum, Şii-Sünni mezhep çatışması. Bu kime yaradı? Filistin’e mi?

Oslo (1993) görüşmeleri yapıldı, İzak Rabin (1995) öldürüldü, İsrailli genç Başbakanı’nın canına kıydı. Sonuç ne? Barış çabaları bir türlü sonuçlanmıyordu. Sonralarında Benjamin Netanyahu (1996) sahneye geldi.

Soğuk Savaş’ın sonları, Afganistan Savaşı (1979-1989) ile İran-Irak Savaşı (1980-1988) az veya çok İsrail’in işine yaradı. El Kaide (1988) kuruldu, bu bile İsrail’in lehine sonuçlar doğurdu. Amerika (1991) Orta Doğu’ya savaş açtı ve bu İsrail’in genişlemesinin de kapısı oldu. Ama Filistin burada anılmadı bile. 

Filistin’i neden hesaba katmadılar? Filistinlilerin kendisi mi, Arap alemi mi, BM gibi uluslararası kurumlar mı? 1917 Balfour Deklarasyonu’nda ve 1922 Manda döneminde Filistin’in adı geçmekteydi, 1937 Peel Komisyonu Raporu’nda Arap, Yahudi ve İngiltere dendi. Filistin bu zaman sonrasından önemsenmedi. FKÖ ile terör başladı. Konu ne oldu dersiniz? Bugün de terör var deniyor, örneğin Batı dünyası ve İsrail, seçim kazanmış bir Hamas’ı terör örgütü olarak kabul ediyor. Filistin’de doğan çocukların bunda bir dahli var mı?

Arap Baharı ne demek? Nasıl bir bahar ki bu Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde yaşananlar savaş gözyaşı dolu? Kime yaradı bu Arap Baharı? İsrail’e. O zaman bu bahar olsa olsa İsrail’in baharı! Mısır’da darbeci yönetim, Suriye’de zalim Esad, Lübnan malum… Saymakla bitmeyecek. Düşünsenize, bu ülkeler doğru düzgün olsaydı bugün Filistin’e destek nasıl gerçekleşirdi?

Bugün karşı karşıya olunan olay planlı dahi olabilir. Önce durumu provoke etti, sert adımları peşi sıra attı ve Kudüs’ten başlayarak ve harekâtını yayarak Gazze’ye yöneldi. Yüzyılın Anlaşması dedikleri işgal planı masada. Kudüs’ün başkent olması konusunda kazanımlar elde etmişti. Batı Şeria’da yeni yerleşim yerleri inşasında da ilerledi. Şimdi sıra Akdeniz kıyısında Filistin direnişini kırmak ve Hamas’ı buradan çıkarmak olmalı. 

Esas mesele Kudüs, ama diğer oyunu da görmek gerekiyor. İsrail, Gazze’yi istila edip Doğu Akdeniz sahiline tamamen sahip olma planını uygulayacaktır. Kıyıdaki doğalgaz rezervleri için çıkışı İsrail çıkışını kapatan bir Gazze’nin orada ortak olmasını kabul etmezler. Gazze halkı on yıllar içinde Sina’ya sürülecektir. Bu uygulanan bir plan. Batı Şeria gibi alanlar yeni yerleşim yerleri açılması yöntemiyle dönüştürülüyor, Gazze mi Filistin toprağı halinde kalsın? İsrail açsından sonuç şöyle, Filistin’den bahsederken tamamen “mülteci” olmalı!

Ne yapılabilir? Öncelikle şunu söylemeliyiz, hiç kimseden bir şey beklenemez. Önce İsrailliler bilecek vicdanlı olmak ne demek. MÖ 1900’lerden bu yana aynı toprakları paylaştığı kardeşim demesi gereken Filistinlilerle paylaşımı kabul edecek. Değil mi ki Nuh’un oğulları Ham, Sam ve Yasef kardeştir… İsrail kardeşine sahip çıkacak, Filistin’i yalnızlaştırmayacak, hakiki din budur, hakiki iman sahibi bunu savunur, yaşamına dahil eder.

Filistin halkı vicdan sahibi Türkiye’den politik, diplomatik ve insani destek almaktadır. Türkiye elinden geldiğince uluslararası alanda çaba sarf etmektedir.

Eğer Türkiye veya başka bir güçlü Müslüman ülke, Müslüman Ülkeler Barış Gücü oluşturur ve bölgeye gönderilmesini sağlar ise somut bir hamle olur. Ancak bunun oluşması sanki bir hayal kadar uzaklarda. 

Arap Birliği belli, sorun büyük. Körfez Ülkeleri büyük ölçüde (örnekleri var) ABD, İngiltere, Fransa ve İsrail güdümünde. Şu Körfez ülkeleri! Suudi Arabistan Kralı alzheimer hastası. Veliaht Prens MBS’i ABD kontrol ediyor. Dubai, BAE başından bu yana bir proje. Emirleri, Londra Silahlı Kuvvetler Akademisi mezunu. MBZ, İsrail ve ABD’nin politik-tetikçisi gibi. Bahreyn nerede duracağını tam bilmiyor. Bu durumda kiminle konuşup yol çizersin? “Normalleşme” dedikleri süreçte ikili anlaşma yapan ülkeler İsrail’e teslim oldular bile.

Arapların petrol ihracatını durdurmak gibi tarihte denediği güzel bir silahı var, ama bugün bunu uygulayacak gücü yok. 

BM daimî üyelerinden ABD, İngiltere ve Fransa başından beri İsrail’in yanındadır. Çin ve Rusya’ya güvenmek için kendini zorlayanlar var, ama nafile. Ülkeler çıkarlarına bakarlar.

Buyurun bakalım, ABD (Pentagon) diyor ki, “İsrail’in kendini savunma hakkı var.” İyi de bir cümlecik Filistin halkı için kursaydın!

Rusya’ya güvenenlere bir hatırlatma yapayım. Soğuk Savaş’ta kendi nüfuzunu (ideolojik yayılma, ruble’nin ve Rus silahlarının daha yaygın kullanılması, gibi) geliştirmeye çalıştı. Filistin ile doğrudan ve uluslararası diplomatik noktalarda pek ilgilenmedi. Yaser Arafat’ın kurduğu ve Lev Troçki’nin tarzını uygulayan Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) sosyalist bir oluşumdu. (Troçki de Yahudi’dir.) Ama FKÖ yalnız kaldı. Özellikle Jimy Carter döneminden itibaren Arafat, ABD ile görüşmelerini daha da sıklaştırdı. (Carter Doktrini, Yeşil Kuşak’ın tarihi 1980.) 

Buna karşılık Rusya, Arap ülkelerinin stratejik olanlarına, bugün bile can çekişen ve çizgisi netleşmemiş Mısır (Süveyş Kanalı’nı kontrol etmekte ve Araplar üzerinde etkili), Suriye (Baas ideolojisi ile etkili, Doğu Akdeniz’de önemli noktada), Libya (Kuzey Afrika’nın kapısı ve hidrokarbon yatakları zengini), Irak (hidrokarbon yatakları zengini), gibi ülkelere odaklandı. Rusya’nın Lübnan’da yönettiği ideoloji ve terör kampları ile FKÖ köprüsünü saymazsak, Filistin halkı lehine attığı doğru bir adım yok. Hem unutmayalım, daha dört gün önce İsrail uçakları Suriye’de Şam ve Lazkiye bölgelerine taarruz ettiler, Rusya, İsrail aleyhine bir cümle bile kurmadı. Bugün Rusya, Suriye’de bulunuyor mu, askeri üsleri var mı, onun için bir kazanım mı, burayı kaybedecek türden riskli adımlar atmaktan kaçınır.

Çin’e güvenenlere de bir hatırlatma yapayım. Çin, BM’de hep çekimser oy kullanır, bu bilindik politikasının göstergesidir. İsrail ile anlaşmaları üst seviyededir. Hayfa liman işletmesi Çinliler’dedir. Doğu Akdeniz’den Avrupa’ya buradan uzanır. Avrupa Birliği (AB) girişi ise Yunanistan Pire limanıdır. Bir önceki dönem ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo Başbakan Benjamin Netenyahu’ya ani bir ziyaret yapmıştı. Ziyaretinde, “Çin ile ilişkini kes,” dedi. Her neyse, her hâlükârda Çin, İpek Yolu’nda çıkarına bakar. Milyarlarca dolar yatırıyor bu projeye ve küresel zincirlerle iç içe çalışıyorlar.

Dünya böyle! Filistin’de yeni doğan bir bebeğe dahi “mülteci” muamelesi yapan kolonici aklın önünde duracak irade yine vicdan sahiplerinin olacaktır. Türkiye’nin çabası çok önemlidir, ama bugünün şartlarında nereye kadar?

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Köklü İsrail ve Filistin Sorunu

DİĞER YAZI

İsrail Filistin Sorunu Çözülür mü?

Politika 'ın son yazıları

Yeni-Rönesans

Küresel çapta önemli bir bariyeri aşmak üzereyken güçler arasındaki sürtüşmeleri çok doğru bir yere koyarak tartışmamız

Yeni Hakimiyet Mücadelesi

İnsanın hakimiyet mücadelesi bitmez. Belki de ilerlemenin yolu budur! Düşmanı ve kaynakları savaşla ele geçirme dönemi Soğuk

Neomedyeval Çağ

Yeni-Normalleşme mimarlarının hedefi neomedyeval düzendir. Bu konuyu yeterince özümsemeden geçersek, olup biten hakkında ne desek az