İsrail ve Hamas

30 Ekim 2023
Okuyucu

7 Ekim’de Hamas’ın saldırısıyla başlayan Aksa Tufanı’na İsrail çok sert tepki verdi. Bugün savaş başlayalı 24 gün oldu. Daha da uzun süreceğe benziyor. Hatta İsrail sınırları dışına taşma ihtimali de var. Bugüne kadarki çeşitli konuları hatırlamak üzere bir değerlendirme yapalım istedim. Hem zaman zaman bazı sorular oluyor, onları cevaplıyorum, ama burada bazılarını bir araya getirip açıklamak da bütünlük açısından yararlı olacaktır.

GENEL

İsrail ve Filistin meselesi, köklü, zor ve diğer bütün her şeyi içine çeker nitelik taşır. Tarih, felsefe, ekonomi, kültür, din ve inanç, strateji ve jeopolitik, politika ve çıkar, gibi çok yönlü tarifi olan bir meseledir. 

Burada Anglo-Amerikan sistemle iç içe ilişkisi yadsınamaz olan ve kapitalizmin atalarından bahsediyorum. Bunun oluşturduğu bir güç bileşeni var. İsrail’i büyük bir gayretle dönemin süper gücü İngilizler kurdu. Sonrasındaki süper güç olan ABD bu ülkeyi kendi eyaleti gibi gördü. Bugünkü krize verilen tepkiye bakılırsa, bu ülkeler saniyeler içinde İsrail’e destek verdi. Bugün Doğu Akdeniz’de neden ABD uçak gemileri ve İngiliz kruvazörleri var, bunların hepsinin açıklaması, önce böyle bakılarak açıklanmalıdır. Eğer perspektif buysa, İsrail-Filistin bilmecesinin bir çırpıda, tüm dünyayı nasıl ilgilendirdiğini açıkça görülür. Genişletilmek istenen çıkar ve nüfuz alanları, enerji ve bunların bütünüyle güvenliğinin garanti altına alınması gibi temel konu başlıkları bize doğru bakış açısını yakalamamız için yeterlidir.

İSRAİL’İN GÜCÜ

23 milyar dolarlık (2022) savunma bütçesi olan, elinde nükleer silaha varana dek çok büyük bir gücü olan İsrail’in yaklaşık 110 bin askeri varken, bu savaş için yedekleri de çağırdı, 360 bin askeri var (bunun 65 bin kadarı idari hizmetlerde).

İsrail kara gücü, 2.200’den fazla tank ve 530 civarı toptan oluşur. 200’e yakın F-16, 80 civarı F-15 ve 20 civarı F-35 uçağı vardır. 180’den fazla helikopteri olup bunun 40 kadarı silahlı helikopterdir. Deniz gücü olarak 50 su üstü, 5 denizaltısı bulunmaktadır.

İsrail bu gücüyle etrafındaki birkaç ülkeyle aynı anda savaşabilecek güçtedir.

GAZZE’DEKİ GÜÇ

Hamas başta Gazze’deki 20 ila 40 bin arasında silahlı gücün olduğu ifade ediliyordu. Ellerinde çeşitli roketler, tanksavar silahları mevcuttu. Bunlar bir Gayri Nizami Harekât için teçhiz edilebilecek türden silahlar. Harekatın 3ncü haftası geçildi ve bu periyodda İsrail saldırılarını artırdı. Bugün Hamas’ın elinde ne kaldı, bu konu bizler tarafından bilinmiyor.

Geçtiğimiz günlerde Hamas, İslami Cihat, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi, Filistin Demokratik Kurtuluş Cephesi, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi birlikte mesaj yayımladılar, ortak hareket edeceklerini işaret ettiler.

ABD VE ORTAKLARININ GÜCÜ

Krizden önce ve kriz başlar başlamaz yapılan intikallerle birlikte halen bölgede, 40 kadar ateş gücü yüksek deniz unsuru, 1.000 kadar savaş uçağı, 50.000 kadar asker, bunun içinde sayısı binleri bulan deniz piyade var. Nükleer silah kullanabilen stratejik kuvvetleri, siber ve uzay komutanlıklarının kabiliyetlerini buna ilave edebilirsiniz. ABD’nin ve İngiltere’nin bölgedeki savaş gemilerinden 2.000 kadar yüksek değerli güdüm füzesi atabileceği bilinmektedir.

Bölgeye bu kadar güç neden birikti? Asıl maç ne? Siyasi haritalarda ve egemenlik alanlarının tanziminde, bir fırsat yakalandı da bunun elde edilmesine mi çalışılıyor?

ABD (ve İngiltere) bu gücünü sahaya belli bir amaç ve görev dağılımıyla yansıtır. Yetkililerin açıklamalarına göre ABD’nin bu bölgede bulunma nedeni; İsrail’i korumak, savaşın yayılmasını önlemek, eğer yayılacak olursa kendi kontrollerinde bir gelişmeyi temin ve tesis etmektir. (Ancak savaşı aşama aşama kendi kontrolünde geliştirmek de örtülü biçimde bu amacın içinde yer alır.) Bunun için; Gazze’den İsrail ordusu, İsrail kuzeyinden (Suriye ve Lübnan sahası) İsrail ordusu ile ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), İran, Basra, Körfez, Aden, Doğu Akdeniz, Kızıl Deniz, Mısır esas olmak üzere tüm bölgeden CENTCOM koordinatörlüğünde ABD’nin stratejik ve operatif bütün kuvvetleri sorumludur.

ABD ve ortaklarının gücünü geniş biçimde, Gordion Düğümü başlıklı yazıdan okuyabilirsiniz.

Bugüne gelindiğinde ABD hareketlenmelerindeki bazı değişiklikler şunlar olmuştur:

  • (Kıbrıs güneyi) G. Ford Grubu yerinde (1+5 gemi); Çıkarma gemisi Mount Whitney (1 gemi) yerinde, Destek gemileri (2 gemi) yerinde
  • Eisonhower Grubu (1+4 gemi) Akdeniz’e giriş yaptı.
  • (Kıbrıs batısı) Deniz hücum gemisi Bataan Grubu (3 gemi, birisi Mesa Verde ve deniz piyadeleri) Kızıldeniz’den Doğu Akdeniz’e geçme talimatı aldı.
  • (Özellikle 27 Ekim’de) Hava nakliyesi, günde 60 sorti civarı.
  • Hava kuvvetleri destek uçakları (tanker vs.) 12 uçak.
  • Hava istihbarat keşif gözetleme (ISR) uçakları (RC-135 Rivet Joint, P-3C), AWACS ve stratejik drone (Global Hawk, MQ-9).
  • (Kızıldeniz) Bataan grubundan ayrılanlar (3 gemi).
  • (Basra) Karakol (6 gemi).
  • (Akdeniz’e giriş) William McLean, Deniz Piyadeleri taşıyan diğer hücum gemisi.

DİĞER DENİZ GÜCÜ DURUMU

  • (Girit kuzeyi) NATO Deniz Gücü (8 gemi).
  • (Kıbrıs güneyi) UNUFIL (7 gemi)
  • (Aden, Çin) Firkateyn (3 gemi)
  • (Basra, Çin) Firkateyn ve Destroyer (3 gemi)

“ÇİM BİÇMEK”

Son zamanlarda İsrail, Filistin ve özelde Gazze meselesindeki askeri seçeneğine bir isim takmıştı: “Çim biçmek.”

Anlamı şöyle: Yaklaşık 2-3 yılda bir Gazze’deki direnişçi, başka ifadeyle varlık-yokluk savaşı veren gruplar (İsrail ve ortakları bu gruplara “terörist” tanımı getirmektedir) roketlerle saldırırlar, bu saldırılar kabul edilebilir görülür, karşılığında İsrail ordusu çıkar belli askeri operasyonları yapar, süreç geçiştirilir. Bu geçiştirme süreçleri olsa da esasen İsrail ve ortakları, kendi inisiyatifleriyle daha geniş bir politik ve ekonomik uygulamaları önemserler. İsrail bu bakış açısıyla donatılmış projeleri öne çıkartır ve sonuçta Filistin meselesinin ve çözümünün ikinci öncelikte görülmesini sağlamış olur. 

“Çim biçmek” dedikleri senaryo böyle bir şey. İnsanın aklına geliyor, bu tarz alışıldık konularda ya kanıksananlardan dolayı zaafa düşersiniz ya da bilerek zaaf gösterir bunu durum üstünlüğüne çevirirsiniz. Bunan hangi durumla ilgili olduğunu ancak tarih kitaplarından öğrenebileceğiz.

7 EKİM

Peki 7 Ekim’de ne oldu? Genel kanıya göre İsrail’in “çim biçme” planı duvara çarptı! Hamas, saldırının biçimini değiştirdi ve İsrail güvenlik algısını tartışılır hale getirdi. Yukarıda ifade ettiğim diğer alternatifin ise henüz bir kanıtı yok. Ama sonuca bakıldığında kim durum üstünlüğüyle büyük bir kazanım planını geliştiriyor?

Bugün bu savaşın 24nci günüdür. İsrail yöneticileri en üst perdeden açıklamalar yapmaktalar. ABD ve İngiltere, beklendiği gibi İsrail’e tam destek vermektedirler. Buna ilave olarak, kapitalizmin ileri gelen Batılı ülkeleri ABD ve İngiltere’ye dahil olarak, İsrail’in yanında olduklarını net bir şekilde açıkladılar. Fransa bölgeye gemi gönderiyor. Toparlarsak, yeni bir “koalisyon” kurulması söz konusudur. (Macron bunu ifade etti.)

İsrail, “Gazze’de Hamas’ı bitireceğim” diyor, harekatın 2-3 ay sürebileceğinden bahsediyor. ABD tarafı “İran ve vekillerinin” bu savaşa dahil olmalarının önüne geçmek adına “caydırıcılık sağlıyorum” diyor.

REHİNE

Açıklamalara göre, 7 Ekim’de başlayan harekatta alıkonan, Gazze’deki Hamas ve diğer bazı örgütlerin elinde 220 kadar rehine bulunmaktaydı. Hamas’ın salıverdikleri (10 kadar), İsrail saldırılarında öldüğü iddia edilenler (50 kadar) var. Rehinelerle ilgili Katar, Mısır ve BM nezdinde girişimler sürmektedir. Sonuçta bu sürecin öne çıkan hususlarından birisi rehineler bahsi oldu.

27 EKİM’E DOĞRU

İsrail ordusu orantısız güç kullanarak kesintisiz hava bombardımanı yapmaktadır. Bunun bir sebebi de (sonuçları 7 Ekim-27 Ekim arası dönemde görüldüğü üzere) hedef istihbaratı yönüyle İsrail’in sorun yaşaması ve elinde başka yapabileceğinin bulunmaması biçiminde değerlendirilebilir. 

Bu şartlarda aralıksız devam eden İsrail bombardımanına rağmen zaman zaman görüldüğü gibi Gazze’den Hamas günde 10’dan fazla sayıda roket atabiliyor ise bu durumda, “İsrail ordusu tam olarak tehdidi bulup etkisizleştiremedi,” şeklinde bir değerlendirme yapılabilir.

İsrail’in hedef dedikleri Hamas’a ait belli isimlerdir. Örneğin, açıkladıklarından hatırlayalım, Gazze Şehri’ndeki Hava Oluşum Komutanı, Tedarik Sorumlusu, Eğitim Sorumlusu, Zabra Tel Elhua Taburu Subayı, Kuzey Sektör Hava Savunma Sistem ve Eğitim Direktörü, gibi… İsrail’in hedefleri sürekli yer değiştirmekte ve tünellere gizlenmektedir.

İsrail hava kuvvetleri 27 Ekim gecesinden itibaren saldırılarını artırdı. Günde 40-50 sorti yerine, 140-150 sorti ile taarruz eder oldu. Ayrıca sınırda bulunan çok sayıda ateş gücü vasıtası ile atışlar da yapıldı.

Birkaç gün öncesinde bazı kara aktiviteleri görüldü. Bunlar “rehine kurtarma amaçlı özel operasyon” şeklinde açıklandı. Sonuçta sınırdan girip-çıkılan türden manevralardı.

İsrail yetkililerine göre, günde 450 hedef noktası vuruldu, bilgisi var. Bu hedefler hava ve kara unsurları toplamıdır. Bana öyle geliyor ki ifade edilen 450 hedef noktasının (DMPI) dağılımı pek akıllıca değil. Hedefler, karargâh, gözetleme noktası ve tanksavar şeklinde açıklanmaktadır.

Fakat değerlendirmem o ki, 27 Ekim’e kadar yaşanan hedef istihbaratı faaliyeti, cuma gecesi sürdürülen harekata bakılırsa, değişti. Sabah olduğunda İsrailli yetkililer tarafından daha fazla sayıda ve biraz daha üst düzey Hamas’lı ismin öldürüldüğü haberleri ileri sürüldü. Bu iki sonucu ifade etmektedir. Birincisi istihbarat daha iyi alınır oldu; ikincisi ise harekât bir sonraki evreye geçilmesine elverişli olmaya başladı.

KARA HAREKATI

Kara harekâtı konusundan sürekli söz edilse de fiiliyatta hızlı ilerlemiyor. İsrail Gazze’de kara birliklerini doğrudan ve sonuca gidecek biçimde kullanmayı, operatif süreçle bağlayarak, “stratejisine elverişli şartları garanti etmekle ilgili” en son hamle olarak görmektedir. Burada bir amaç ve risk değerlendirmesi konusundan söz edilebilir. Olası ateşkes şartlarının Hamas’a (Filistin tarafına) “dayatılması” için kendine göre siyasi çözüm ilkelerinin oluşması gerekmektedir. Risk değerlendirmesi ise sahadan alınan verilerle görülebilir ve 27 Ekim gecesi itibariyle İsrail elinin güçlendiğini düşünmeye başlamış gözükmektedir.

İsrail, ABD ve İngiltere’nin bölgeye kuvvet intikallerinin tamamlanmasını beklediği ve diğer taraftan rehinelerle ilgili baskıyı düşündüğü de değerlendirebilir. Bu önemlidir. Çünkü, konu sadece Gazze ile sınırlı olsa bile, ateşkesten sonra başka aktörlerin (İran destekli vekiller şeklinde tarif edilenlerin) devreye girerek süreci belirsizliğe itmesi ihtimalini göz önünde tutmak istemektedirler. Planlanan içinde Gazze’den daha fazlası var ise yine önemlidir, intikallerin tam olarak bitirilmesi zaten geçerli olan bir husus halinde karşımızda durmaktadır. İşte bu noktada uluslararası aktörlerin durumu gözetilecekse, belki de bir koalisyonun kurulması bile beklenen unsurlar içinde olabilir.

27 Ekim’e gelindiğinde kuzey sektörden istihkam, mekanize ve piyade birlikleri güneye doğru giriş yaptı. Sahil kesiminden 3 km kadar alan alındı. Aynı sektörün doğusundan ise ateş destek vasıtaları ile yoğun atış yapıldı. Önemli nokta ise orta hattan Selahaddin karayolu istikametine ilerleyen ve enlemesine Gazze güneyini kesebilecek potansiyele sahip hattır. Bu kesimde de benzer birliklerin kullanılmaktadır. 

Eğer doğrulanırsa, İsrail tanklarının Gazze Şehri’nin güneyindeki ana kuzey-güney güzergahı olan Selahaddin yolunu kesmasi ve Gazze Şehri’nin Zeytun ve Şuca’iyye mahallelerinin eteklerinde faaliyet göstermesi önemli gelişme olur. Ana yolun kesilmesiyle orta şu çıkabilir; İsrail güçlerinin Gazze şehrini güneyden kesmeye ve kuzeyde Beyt Hanun ile Beyt Lahia’ya kadar uzanan kentsel alanı etkili bir şekilde izole edip kuşatması anlamına gelir.

VEKALET SAVAŞI

ABD ve İsrail’in düşmanı İran, İran’ın düşmanı ise ABD ve İsrail. Bunu kendi resmi ağızlar telaffuz ediyor, resmi dokümanlarında yazıyorlar. Bir düşmanlık varsa ve savaşılacaksa, birbirleriyle hesaplaşsınlar, öyle değil mi?

ABD ve İsrail, İran’ın “vekillerini” hedef alıyor. Vekiller ise Suriye, Lübnan, Yemen gibi diğer ülkelerde. Buna göre İran’ın bir vekili de Gazze’de. Diğer ülkelerdeki masum insanların ne günahı var? Eğer ABD, İsrail ve İran açısından insan gözetilmeyecekse ve amaç vekiller aracılığıyla o ülkelerin egemenliğini bir biçimde ellerinden alınmaksa, durum başka! O halde Gazze, Suriye ve Lübnan konulu bir hesaplaşma yani Vekalet Savaşı söz konusu oluyorsa, burada niyet de kötüdür, değil mi?

Her gün karşımıza gelen “Lübnan’dan 3, Suriye’den 2 roket fırlatıldı, İsrail Lübnan’da hedefleri yok etti…” gibi haberler İsrail ve ABD kaynaklıdır. Örneğin, Hizbullah birkaç roket atmakla bir şey elde edemeyeceğini, hatta zarar göreceğini bilmiyor mu? Neden yapsın? Dolayısıyla bu bile şimdiden endişelenmemiz açısından bir veridir.

Bugün Suudi Arabistan yetkilileri Yemen’deki Husilerin muhtemel saldırısı dolayısıyla önlem olarak alarma geçtiklerini ifade ettiler. Irak’ta olaylar devam ediyor ve zaman zaman ABD üslerine roket etılıyor.

Bütün bunlar acaba “İran’ın vekilleri aktif ve tehdit olmaya devam ediyor” demek için mi?

İRAN

ABD ve İsrail başından beri İran’ı suçlu bulmakta, “düşman” tarifini yaparlarken “İran ve vekilleri” demektedirler. ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin bölgeye yapılan askeri yığınağın tam hedefini “İran’ın ve onun Orta Doğu’daki vekil güçleri” olarak işaret etti. Bu durumda İran’ın vekilleri tarifi içinde Yemen, Suriye, Irak ve Lübnan topraklarındaki çeşitli gruplar yer almaktadır. ABD ve İsrail tarafından Gazze’deki Hamas da aynı çatı altında (Direniş Ekseni deniyor) gösterilmektedir.

İran’dan bazı sert sözler duyulmakta ve Dışişleri Bakanı’nın temasları gözlenmektedir, ancak sonuç alıcı veya kendini ileri süren bir hamlesinin olmadığı da dikkat çekmektedir.

HUKUK

İsrail’in çatışmayı derinleştiren türden saldırılarına devam ettiği aşikardır. Özellikle havadan vurduğu yerlerde neredeyse taş taş üstünde kalmamaktadır. Hatta okul, hastane, ibadethane, pazar yeri gibi sivil ve kültürel alanları vurmaktadır. İsrail’in durdurulabilmesi için en önemli hamlenin ne olduğunu düşünelim. Örneğin İsrail için “orantısız güç kullanmak” üzerine bir “savaş ve insanlık suçu” konulu dava açmak düşünülebilir.

NETANYAHU

Bu savaşla birlikte Başbakan Benjamin Netanyahu açısından düşünüldüğünde, son dönemlerine gelindiği söylenebilir. Olup bitenle mukayese edilirse şöyle de denebilir; kuruluşundan beri İsrail Devleti bu gibi durumlar için, eğer sonuçta kazanacaksa liderini bile devre dışına itebilir. Başbakan, birçok yanlış uygulamanın sorumlusudur. Bugün bile kendini kurtarmaya dönük çabalarının olduğunu görmekteyiz. 

İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI (İİT)

Filistin sorunu çözmek amaçlı olarak 1969’da kurulan İİT’nın 57 asil 5 gözlemci statüsünde üyesi vardır.

Üye ülkelerden; Afganistan, Libya, Lübnan, Sudan, Suriye (bir dönem üyeliği askıya alınmıştı) ve Yemen gibi ülkeler halen “bitik” ülkelerdir, kendi sorunlarını çözemeyecek durumdadırlar. Irak da benzer biçimde zorluk içindedir ve üstelik topraklarından ABD ve İran yanlısı birimlerin olduğu istikrarsız bir ülkedir. Bazı Afrika ülkelerinin durumları gerçekten çok kötü şartlardadır. Bugün Filistinliler bakımından en aktif olması beklenen Mısır ve Ürdün’e bakalım, bunlar neredeyse ABD ve İngiltere’nin sözünden çıkmayacak görüntü vermektedirler. İsrail ile “normalleşme” süreçlerine giren ve maddi açıdan meseleye destek verebilecek güçte olan Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan gibi Körfez Ülkeleri bugün sessiz kalmaktadırlar. İran ise ABD, İngiltere ve İsrail için “hedef” konumundaki bir ülkedir. Bugün Filistin meselesi için Türkiye ve Katar aktif tutum sergilemektedir.

Diğer üye ülkelerin isimleri şunlardır: Arnavutluk, Azerbaycan, Bahreyn, Bangladeş, Benin, Brunei Darüsselam, Burkina Faso, Cezayir, Cibuti, Çad, Endonezya, Fas, Fildişi Sahili, Filistin, Gabon, Gambiya, Gine, Gine Bissau, Guyana, Kamerun, Kazakistan, Kırgızistan, Komorlar, Kuveyt, Maldivler, Malezya, Mali, Moritanya, Mozambik, Nijer, Nijerya, Özbekistan, Pakistan, Senegal, Sierra Leone, Surinam, Tacikistan, Togo, Tunus, Türkmenistan, Uganda, Umman.

AVRUPA BİRLİĞİ (AB)

Geçtiğimiz günlerde AB toplandı ve pozisyonunu belirledi. İsrail’in meşru müdafaa hakkının olduğu ifade edildi. Her ne kadar İspanya Başbakanı bir barış konferansı (6 ay sonra) önerdiyse de dikkate alınmadı. Topyekûn ateşkes kabul edilmedi, insani koridor ve kısa süreli ateşkes olabilir dendi. Eğer ateşkese gidilirse bunun Hamas’ı güçlendireceği ve çatışmanın genişleyebileceği riskinin olduğu değerlendirildi.

RUSYA

Soğuk Savaş zamanında İsrail-Filistin meselesinde SSCB’nin barış yönünde veya bugün görülen ABD’nin tek taraflı yaklaşımlarını dengeleyecek türden bir etkisi vardı. Hatta SSCB’nin, İsrail ve Filistin dışında, bölgede etkisi olduğu ülkeler Mısır, Suriye, Irak, Lübnan, gibi sayılabilir.

Bugün durum nasıl? Rusya’nın, Afrika kıtasındaki vekilleri desteklemesini saymazsak, bölgede bir tek Suriye’de askeri üsleri ve nüfuzu kaldı. Eğer Rusya, Doğu Akdeniz’de varlık gösterecek ve donanmasına imkân yarayacak ise Lazkiye elindeki tek koz konumundadır. Bunu da kaybederse Rusya, Akdeniz’de zorlanacaktır.

Rusya’nın bugün için esas meselesi de Ukrayna’daki savaştır. Burada Rusya “varoluşsal” bir durumla baş etmeye odaklanmış haldedir. Rusya, Karadeniz-Kırım’da yaşadığı zorluğu bugün Akdeniz-Lazkiye’de yaşamaktadır. 

ABD ve ortaklarının Rusya’yı düşürdüğü durum budur! Rusya bunun farkında olarak kendine çıkış yolu ve nefes alanı bulmaya çabalamaktadır. Vekillerle ilişkisi ve İran’ı desteklemesi gibi hususlar bu yönüyle değerlendirilmelidir.

Bu yaz Ukrayna karşı saldırısı başarısız oldu. Ukrayna hava kuvvetleri için F-16’lar verilecek, eğitim dahil, bunların hazırlıkları sürüyor. Ama Kırım ve Donbas halen Ruslardadır.

ÇİN

Bu durumda en kazançlı ülke, başat güç Çin’dir. ABD ve ortaklarının müdahil olduğu her alandan sonuçta kendisi bir kazanç elde etmekle ilgili girişimlerini sürdürmektedir. Ayrıca ABD konsantrasyonunun Avrupa ve Akdeniz’e çevirdiğinden Çin daha fazla Doğu Çin Denizi ile ilgilenme imkânı bulabilmektedir.

Esasen Çin ile İran’ın ilişkileri çok boyutlu devam etmektedir. Enerji ihtiyacı nedeniyle Çin, Basra Körfezi ve Hint Okyanusu bölgelerindeki ABD güçlerini yakinen takip etmektedir.

Çin’in İpek Yolu, Körfez Ülkeleri ve İsrail ile ekonomik ilişkisi gibi konular da diğer başlıklardır.

BÜYÜK SAVAŞ SÖYLEMİ

“Büyük-Dünya Savaşı çıkar,” temalı görüşleri ileri sürmek polemolojik olarak hem gereksiz hep İsrail lehine propaganda yapmak manasına gelir. Şu an konumuz Gazze-Filistin. Çatışmanın yayılma potansiyeli (çeşitli etkilerinin değil) “bölgesel” olabilir, ancak bu bile çok önemsenmelidir. Bu noktadan söyleyebiliriz ki, ABD imalarına ve yönlendirmelerine dikkat etmekte yarar görülebilir. 

DEĞERLENDİRME

Bazı tespit ve değerlendirmelerde bulunmak isterim:

  • Her ne kadar ifade edildiği üzere “Hamas’ı bitirmek” istense de sahaya bakınca açıkça görülüyor, “Gazzeli Filistin halkı bitirilmek isteniyor” diye endişelenmek yanlış değildir.
  • İsrail’in Filistin’de iki devletli çözümden uzaklaştığı görülebilir. Bundan böyle ifade edecekleri başka türlü bir süreçtir.
  • ABD ve ortaklarının bölgeye yaptığı askeri yığınak İran’a kadar genişleyebilecek bir savaşı kapsamasa da Suriye ve Lübnan’da bir baskı yaratacağı, daha sonra bu ülkelerde yeni bir siyasi düzen kurulabileceği beklenebilir.
  • Çin, Pasifik bölgesiyle; Rusya, Ukrayna ile meşguldür. ABD ve ortakları bu fırsatı değerlendirerek Orta Doğu’da kendi çıkarlarına ilişkin faaliyetleri sürdürmektedirler.

Güvenlik 'ın son yazıları

64 views

İran Yine İsrail’e mi Çalıştı?

1 Nisan'da İsrail, İran'ın Şam elçiliğine saldırdı. 13 Nisan'da İran, İsrail'e günü-saati belli bir misilleme operasyonu yaptı, adı: Operation True Promise! 15 Nisan itibariyle durumu gözden geçirelim.
120 views

Birisi

Moskova’daki Crocus City Hall terör saldırısı konusunu analiz edelim. Ama önce bugünlere nasıl geldik, bir bakalım. Sonuçta aradığımız birisi var! Kim bu birisi? Hani öndekileri görüyoruz, yakalandılar da. Ama bu tür küresel etkisi olan ciddi konularda, Rusya gibi bir ülkeye terör saldırısı yapılarak, asıl ne amaç güdülüyor olabilir, bunu anlamaya çalışalım.
173 views

Küresel Silahlanma Tartışmaları

Her ülke silahlanıyor? Bu silahlanmanın caydırıcılık amacıyla yapılıyor olması bize neyi açıklar? Asıl konu egemenlik mi, küresel mücadele içinde daha fazla güçlü olabilmek mi? Bilinmedik şeylerden mi bahsediliyor? Bu soruları cevaplandıracağız. Ayrıca Macron ve Putin neler söyledi, değerlendireceğiz. Bu şekilde, asıl ilgilendiğimiz olgular ve temel düşünceler olacaktır.
184 views

Milli Güvenlik Siyaseti

Türkiye daima kazanan ve gelişen olmak zorundadır, başka türlü düşünülemez! Milli Güvenlik Siyaset Belgesi (Kırmızı Kitap) gibi dokümanların kendi gücü için geri planda çok çalışılmalı, fikri altyapısı ve anlayışı özgün ve tutarlı olmalıdır. Ama önemlisi; bunun uygulanmasında herkesin, her kurumun, her şirketin, inanarak, gösterilen hedefleri elde etmek amacıyla, bütünlük halinde ve bu bağlamda tek yolda yürümesi gerekmektedir. Bu, "devlet disiplini" konu ve kapsamını aşan bir yaklaşımdır, ülkece disiplinli olmayı gerektirmektedir. Eğer ülkece disiplinliysek hak edilen gelişmenin yolunda oluruz! Siyasetin kendisi, entelektüel yaklaşımlar veya iş dünyası bizi yolumuzdan alıkoymamalıdır. Bu çok hassas bir konudur.
147 views

Küresel Stratejik Savunma 

Bu makalede, küresel savunma ve küresel strateji, savunma sanayiine olan ihtiyaç, bununla refah ve güvenlik yönleriyle kazanılacak avantaj, stratejik plan ve proje konuları ve KAAN projesinin değeri ortaya konacaktır. ABD, Rusya, Birleşik Krallık ve Türkiye örnekleri üzerinde duracağım.
DÖNBAŞA

Okumadan Geçme