Yeni Savaş Biçimi Üzerine

26 Ekim 2023
Okuyucu

Savaşların bir felsefesi vardır. Bu felsefedeki değişimi görmeden olup biten dönemsel savaşların tarifini yapmak bir hayli güçtür.

SAVAŞ

Savaş esasen insanı tarif eder. İnsanın mücadelesine, bu eksendeki genişliğe, acımasızlıktan ahlaka ve vicdana, arzulardan sabra ve cesarete, her ne varsa, tüm çelişkilerin birlikte yaşanmasına ve bununla birlikte kazanmak için odaklanmaya dönük en kritik çabalardan birisidir.

İnsanlık tarihinin çok noktasında ibretlik dersler savaş meydanlarında yazıldı. Savaş meydanlarının büyük sözlerini büyük düşünen insanlardan, gerçek liderlerden çıktı. Küçük düşünenler tarihi karalar, karaladıkları da malum!

Savaşan taraflar, savaş alanı olarak ilan ettikleri bölgelerde savaşırlar. Ölmek veya ölmemek! Bu, her ne pahasına olursa olsun mutlaka kazanmak, bilinen tüm usullerin en uç noktalarını zorlayarak sonuca ulaşmak, hile ve propagandayı çokça kullanarak ve kontrol ederek yapılır. 

Ama doğru düşünen asker, hasmını öldürmekten çok etkisiz kılmayı ve alt etmeyi düşünür, kullandığı terimler bu şekildedir.

Savaşın bir hukuku var. Hukuk deyince, bunun evveliyatı gerçek asker bilinciyle, mertçe savaşmayı bilmektir, bu ahlaki ve vicdani duyarlılıktır. Gerçek asker mertliği elden bırakmaz. Eğer terör yapmaktan bahsedilecek olursa, işte o zaman savaş kendi kurallarından şaşar, esastan uzaklaşma söz konusu olur. Mesela çatışma hukukuna göre orantısız güç kullanmak, kimyasal silah kullanmak, gibi mertlik dışı davranışlar ve katliamlara neden olan hususlar yasaktır.

Savaş alanı “insanlığın bittiği yer” demek değildir, olmamalıdır da. Ama insanlığın en karanlığa dönük görünen sahnesidir, bu sadece bir yönüdür. İnsan bu! İnsanın öyküsünde bu kara sayfalar hep vardı, olacaktır da. İnsanlar güvenilir ile güvenilir olmayanı ayırabilecek, eğer doğru bakarlarsa. 

İşte size insan, politika ve hukuk tanımazlık öyküsü; bu özellikler dün vardı, yarın da olacak! İyi inceleyin; hukuk, adalet, vicdan, kural, vs. kimin için, bir bakın. Bu bir gerçek! Bu gerçekten dolayı mücadele etme biçimlerindeki değişimin veya farkın bazı noktalarını not etmek gerekiyor. Ben de size bunu ifade ediyorum ki sonuçta Lucifer’den veya Neomedyevalizm’den (Yeni Ortaçağcılık fikrinden) bahsediyorum. Yarın nerede olacağız diye sorarsanız, bu göreceksiniz…

Neden istenen şekilde ve sürelerde barış sağlanamaz. Savaşlar neden yapılır? İşte benim üstünde durduğum nokta burasıdır. Bazı sınır tanımaz güçler savaşıyor, ardından uluslararası bir karar çıkıyor, bunu karşı taraf kabul ediyor. Bu sınır tanımazlığı karakter edinen güç kararı görmezden geliyor ve bir adım daha atıp kazanımını genişletiyor. Bu yöntem bir tür “gücü kullanma pratiği” şeklinde açıklanabilir. Bu sınır tanımaz karakteri yenemediğiniz müddetçe, bu yöntemi uygular. Eğer yenilecek olsa uluslararası camia zaten onu korumak için koşturacaktır, bunu da bilir.

Bu unutulmasın, amaç ne savaş ne de barış yapmak; amaç “kazanım stratejisi“ sürecini yönetmek. Kazanan sürekli sınır tanımaz güçte ise insanlık adına sorun devam eder. Köklü sorunların ise çözülme umudu ortadan kalkar. Bir şeyi yapıyor gibi olmak, çözümün sınırına kadar ilerleyip, o sınırda diğerlerini oyalayıp bir süre sonra geri adım atmak, sınır tanımazlar için bir diplomasi tarzıdır.

Sınır tanımayan gücün bölgesindeki ülkeler, kendi milli savunma doktrinlerini (veya ulusal savunma stratejilerini) hazırlarlarken veya silahlanma programları için kaynak doküman olması açısından tehdit değerlendirmesi ve vizyonunu hazırlarlarken işte bu “yaratılmış gerçeği” hesaba katmak durumunda kalacaklardır. Yıllardır güçlü ülkeler diğerlerini işte bu sistematik usulle yönlendirdiler. Örneğin, bazı uzmanların konu ettikleri belgeler esas imiş gibi gösterilir. Bu ise bir yapaylı içeren yöntemin parçası olmanın başka bir açıklamasıdır. Hepsinin adı nedir biliyor musunuz? Güya, barışa hizmet! Ama aslında sürekli “bir sonraki belirsiz savaşa hazırlık“ yapmaktır. Bu türden önemli dokümanlar, kendi bilgine, bulguna, iradene, idealine, politikana, vizyonuna, stratejine ve doktrinine dayalı olmalıdır. Bütün bunlar ileriye umut içinde bakmakla alakalıdır!

Barış geliyor mu, diye ümitlenen dünya aslında birden başa döner; katliamlar, suikastlar… Bunlar bile savaşa tekrar kapı aralar. Kaos yönetiminin uygulanması sahnelenmektedir. Suikastların hedefindeki sembol bir kişi olabilir, ama aslında katledilen barıştır. Dolayısıyla bu tür konulara, “işte bir eylem,” deyip geçmemek gerekir. 

DEĞİŞEN SAVAŞLARIN KARAKTERİSTİKLERİ

Bugün dünya sahnesinde bayraklaşan ülkeler belli pozisyonları değiştirebilmekte, büyük sermaye ve bankalar ile kurumsal yapılar rahatlıkla tarafgir olabilmekte, (uluslararası hukuk ve teamüllerin değişebilirliğinden ve atılacak adım için bir engel oluşturmaması gerektiğinden,) sürpriz ve tanınmadık yapılar hızla ortak bir anlayışı geliştirebilmekte, sonuçta, bütün bunlar kararlılık ve caydırıcılık sahnesini yeniden düzenlemeye yeterli görülen yeni tür özellikleri ortaya çıkarmaktadır.

Eğer bazı tabuları irdelersek, bunlara ilişkin değişimi zorlayan noktalarda belli örnekler verilebilir. Şöyle ki: “Uluslararası hukuk konusunda haklıyım, bana kimse bir şey yapamazlar!” Hayır, bugün bu anlayış değişti, ortak çıkarlar dünyayı değiştirmeye odaklandı, buna inananlar var. “Ben düşmanımı rahat alt ederim!” Hayır, bugün hiper güçlü dünya, senin neyle savaşman gerektiğini tayin edebilir ve bu türden sorun sahalarına doğrudan müdahil olabilmektedir. “Envanterimde çok silah var, nasıl olsa kazanırım!” Hayır, niceliklerin hiçbir önemi kalmadı, küresel stratejik yaklaşım cepheyi kendine göre şekillendirir oldu, yeni ve nitelikli fiiller için kullanılacak yaklaşımlar başarıyı belirler oldu.

Burada “muharebeyi kazanmak” demenin, “asıl savaşı kazanmak” demek olmadığı eskiden beri bilinir. Ancak bugünün problemleri çok daha karmaşık: “Savaşı kim kurguladı, hangi ülke ve güç ne zaman devreye girecek, savaşanlar kimler, kim ne amaç güdüyor, ne bekliyor, bütün bunlar savaş mı, yoksa başka bir şey mi, eğer bu bir savaş ise sonucu belirleyen kim olacak, zamanı neye göre belirleyecek?..”

Yeni dünyanın savaşları veya üstünlük mücadeleleri için buna yetkin olan isimlerle ilerleyin, fazla sağa sola bakıp aldanmayın! Zira size bilgi veriyormuş gibi ortaya çıkan ve aslen kullanılan popüler isimler bile güvenli değildir; bunlar birilerinin hizmetindedir. “Ben işime bakarım, paramı alırım,” diye düşünenler çoğalıyor. Bu, bir tür salgına neden olacak adı konmamış bir virüsten daha kötüdür; hastalıklı bir bakış şeklidir. İşte bu ortam içerisinde “gerçek liderlik” önemlidir. Yine geldik insana! İnsanlığın ilacı yine bir insanda… 

STRATEJİK KASIRGA

Stratejistler gelecekte neler yaşanabileceğinin senaryoları üzerinde çalışırlar. Politik-vizyon konusunda da benzer çalışmalar yapılır. Öte yandan yaşam bütün olup-biteni kendi içinde olağanlaştırır, sıradışı gerçekleşenleri bile. Sıradışı olaylar sahada şok etkisi yapmalıdır, öyle değil mi? Nasıl sistemlerde şok emiciler varsa, küresel düzende de yaşama monte edilen bazı imkanlar, işte bu şokları emerler. Bir de bakarsınız ki bu anormal gelişmeler normalmiş gibi bir izlenim verir. 

Ancak, bugünlerde yaşananlar gibi, öyle kritik evreler olur ki, stratejistlerin ihtimal dahilinde gördükleri de olsa, peşi sıra ve daha çokçası kontrolsüz şekilde, devasa olaylar yaşamın üstüne çığ gibi yıkılır. Buna “stratejik kasırga” diyelim. Kasırga vurmaya devam ediyor! Peki, ne yapmalı?

Ukrayna-Rusya Savaşı başladı, beraberinde birçok bölgesel ve küresel etkide olasılık kendiliğinden devreye girdi. Gerçekleşmesi çok zor diye düşünülenler bile kolayca kabul edilir, sindirilir hale dönüştü. Özellikle Kuzey Kore, Tayvan, Orta Doğu, İran, Afganistan, Hint-Pasifik alanlarında potansiyel birçok kritik konu her taraftan beslendi. Buna karşılık günlük yaşamda bizler bunları birer haber dinler gibi dinledik. Savaş olduysa, savaş işimize gücümüze pek etki etmediyse, olup biteni görmezden gelebildik. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri’nin büyük stratejisini ve küresel askeri varlıklarını biliyorduk. Çin’in gelişimini izliyorduk. Küresel Isınma konuşmalarını dinliyorduk. NATO’nun genişlemesinden haberdardık. Ancak Ukrayna-Rusya Savaşı başladı, birden dünya kaynamaya başladı! Bu sıcaklıkla daha sert sözleri işitir olduk, propaganda ve siber tehditler etkili oldu, daha hızlı üretimler ve silahlanma kampanyaları başlatıldı… Herhalde post-Ukrayna döneminde bu kaotik şartlara dayanıklı olanlar ilerleyecektir. 

Derken 7 Ekim 2023’te aniden İsrail ve Hamas konusu gündeme oturdu. Bu krizin en başından itibaren ABD ile ortakları, “suçlu İran ve vekilleri“ diye işaret ettiler. Soranlar oldu, nerede kaldı o Filistin meselesi, diye. ABD, Körfez Savaşı sonrasında Orta Doğu’ya en büyük askeri yığınağını bu krizde yapıyor.

Bütün bu yaşananlar kontrol edilmeden gerçekleşiyor ise bu çok tehlikelidir!

İkinci Dünya Savaşı sonrasında stratejik kasırgalara hazırlıklı olma koşulları ve imkanları gelişti. Buna Dördüncü Sanayi Devrimi imkanları destek sağladı. Bugün bu imkanları hangi güçler veya ülkeler kullanabiliyor? Onlar avantajlıdır. Pek çok kampanyanın mimarı da onlardır, hiç şüpheniz olmasın. Stratejik kasırga dünyada bazı kritik yerleri fazlasıyla etkiler ve bazı olaylar birden öne geçer. Ülkeler stratejik hazırlık, dayanıklılık, karşı koyma ve sabır noktalarında sınanırlar. 

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’ten 8 Eylül 2023’te G20 zirvesi münasebetiyle önemli bir uyarı geldi. Şöyle dedi: “Bölünmeler büyüyor, gerilimler artıyor ve güven aşınıyor; parçalanma ve nihayetinde çatışma hayaleti artıyor. G20’ye acil çağrım, bu şekilde devam edemeyiz. Bir araya gelmeli ve ortak fayda için birlikte hareket etmeliyiz.

KÜRESEL ÇARESİZLİK

Küreselleşmeyi uzun uzadıya tartıştık. Burada önemli olan mevcut ve geleceğin çatışma ve rekabet koşullarına dair yeni normallerin gelişimi hususudur.

Küresel sorunların hızla yayılarak büyük kitleleri tepkisiz bırakması hali, çok önemli değişimlerin bu haller içinde normalmiş gibi yapılması ve algılanması, politikaların yeni-normalleşme şartlarının yerleşmesine imkan vermesi… Küresel Çaresizlik Sendromu politika, konvansiyonel ve sosyal medya ile yaygınlaştırılır. Dijital Çağ ve güçlenen Dördüncü Sanayi Devrimi ile ilişkili araç ve gereçler kullanılır. Ekonomi, salgın hastalık, terör, savaş ve savaş korkusu, enerji krizi ve kıtlık gibi küresel olaylar konu edilir. 

Dünya özellikle bazı coğrafyadaki kitleler Küresel Çaresizlik Sendromu ile kaotik ve felç haline maruz kalır. Politika ile ilgilenenler bu küresel hali bilmek zorundadır. Aksi halde sorunun bir parçası olurlar. Üstelik farkında değillerdir. Farkındaysalar da paralize olmuşlardır. 

Küresel çaresizlik halindeyseniz, bundan nasıl kurtulursunuz? Bileniniz var mı? Vladimir Putin’e mi soralım, bir fikri olup olmadığını? Yoksa Çin Devlet Başkanı Xi Jinping buldu mu korunma yöntemlerini? ABD hedef coğrafyalardaki kitleleri Küresel Çaresizlik ile kaosa sürükler, ortamı felç eder veya böyle olmasını ister. Stratejik olarak akıllı Güç uygular Tam Spektrumlu Savaş yöntemini kullanır. Barıştayken, hukuk düzeni içindeyken, ABD’nin politik hedefi iseniz, maruz kaldığınızın adı bir milli güvenlik meselesidir.

KANIKSAMA

Afganistan’da ABD çıkarken hayretle izlemiştim, uçağa tutunan insanlar, hem bazıları çocuk yaşta, kalkıştan sonra (haliyle) yere düşüyorlardı. Televizyonlar bu görüntüleri verdi, medyada servis edildi, herkes paylaştı… Medyada sürekli olarak Taliban, Afganistan halkı, Kabil, Kabil Havaalanı konulu “gerçek” görüntüler paylaşıldı. İlginçtir, bunların hepsi ibretlikti. Değil Afganistan’ı, Amerika’yı ve politikayı, insanlığı derinden sorgulatır türdendi. Afganistan’da sergilenen kaosun ve dramın görüntülerini on yıllarca hafızalarımızda tutacak ve konuşacağız… Ancak bu yaşananları veya tanık olunanları, “küresel değişim” bahsi içinde “yeni normalleşme” kapsamında düşünürsek, bu ibretlik görüntüler “kanıksanacak” ve insanlık tarihi adına “asıl kötü” bu olacaktır.

Çatışmaların ekosistemini düzenleyenlerin bir diğer düşüncesi de yeteri kadar istismar edilebilir bir düzensizlik, istikrarsızlık, kaotik şart, değer yitirmesi (yolsuzluk, yoksulluk, gerçekliklerle ve yaşamla davalık olmak…) halini var etmektir. O halde çatışmanın mimarları, ortam ile savaşacakları bir şekilde düzenleyerek, hepsini birden devreye koyarlar. Bu uzun süre alır, ama böyledir. İstihbarat servislerinin uzun yıllar dantel gibi işlediği düzenlemelerde bunlar vardır.

Bu konuları Lucifer’e havale edelim… Topluca kanıksayan olmak! Neden insanlardan böylesi bir sonuç bu kadar istenir ki? Durum buysa herkes adımını doğru atmaktan sorumludur, başka söylenecek bir şey kalmıyor. Yeri gelir insanları mevcut kurumlar bile koruyamaz! Çünkü bu İstihbarat Savaşı’nda “ekosistem kurgusu” önemlidir.

VEKALET SAVAŞI

Bu Vekâlet Savaşları ahlaksızlıklarla doludur. Silah dersiniz, boş! Asimetri dersiniz, boş! Gayri nizami dersiniz, boş!.. Burada daha çok “politik yönlendirme” ile ilgili güçlü bir etken söz konusu olmaktadır. İşte çatışmanın ahlaksız tarafı bu politik yönlendirmeye tabi kalınmasıyla açıklanabilir.

POLİTİKA

Politika öyle güçlü bir konudur ki; kardeşi kardeşten ayırır, tıpkı Kuzey ve Güney Kore gibi. Tam tersine, birbirine benzemez insanları bir araya çıkarcılık sebebiyle bağlar, tıpkı Amerika gibi. Bugün sınır tanımazlığa sarılan bir güç unsuru nasıl politika yapıyor? Kardeşi kardeşten, milletleri milletlerden nasıl ayırıyor?

Genel olarak politika ileri zamanın şartlarını ve çıkar sağlayan konularını düzenliyor. Tartıştığımız konuya bakılırsa, istikrarsızlığı ve kaosu yönetmeyi planlayan aklın politik ve diplomatik süreçleri yönetmesi ile çatışmaları aynı anda ileri sürmesi gayet dikkat çekici bir konudur. Politika ekonomiyle ve teknolojiyle göbeğinden bağlı olarak yapılıyor. Hepsi birden yeni bir düzeni, yeni dünya meselelerini ve buna dönük mücadele ve rekabet şartlarına dair gerçeklikleri önümüze getiriyor. İşte bunlar giderek baş etmesi zor konular halinde gelişiyor.

DAYATMA

Büyük ülkeler orta ve düşük ölçekli hasımlarının başına büyük sorunlar açıp, sonra “içinden seçin” derler. Seçtirmek istedikleri, sundukları sorunlar veya çıkış yolları arasından bir tanesi olacak! İşte politika devrededir; bir anlamda politika seçilecek olanları ve şartları düzenler. Esasen bu bir dayatma yöntemidir. Aslında dayatma, hasmın seçim yapması üzerine kurulan bir kapandan ibarettir. 

Öyle bir çelişkili hal ortaya çıkar ki, karşı karşıya kalınan ortamda o bilinen bütün temel kavramlar ve ilkeler ergimeye tabi tutulur. Mesela, egemenlik kavramı bilinir ve ülkeler için haktır. Büyük gücün dayatmacı şartlar içinde küçük güç kendi egemenliğini savunmak zorunda bırakılır. Ama o kutsal hak bile büyükler tarafından çoktan bir başka bir sorunun içinde ergimeye bırakılmıştır. Birden sorun “varoluşsal“ bir temele oturtulur.

ALGILAMA

Bugün kriz bölgelerinde güçlüler her türlü sahneyi oynayabiliyorlar. Herkesi yönlendirebiliyorlar. Algı yönetimi! Yeni kavramlar ve alışkanlıklar… Asıl meseleler temelden kopartılıyor. 

LİDER

Liderler, meselelerin yanlış noktalara kadar gelmemelerinden sorumlu kimselerdir. Politika iş takipçiliği ve şov yapma yeri değildir. Lider, evvela “tüm insanlığı” düşünürse gerçek lider olur. Eğer lider asker ise mertçe dövüşmelidir.

YENİ ORTAÇAĞ SAVAŞI

Nereye gidiyoruz? Yeniden bir Orta Çağ’a doğru mu? 

Neomedyevalizm, çıkarların birleştiği alanlarda kendini gösterenlerin çoğaldığı, hem devlet merkezli olan hem de olmayanların rol alabildiği ve sahada çok aktörün kullanılabildiği bir düzenin ifadesidir. Neomedyevalizm, devletlerin yıkılmasını, aktörlerin kaybolmasını, anarşinin başlangıcını önceden haber vermeyi veya bu türden kaygıları önemsemez. Bunun yerine, yeni küresel sistem gereği sorunlu olan her meseleyi kendi haline bırakır, onu besler, neresinden çıkar elde edileceğine bakar ve “kalıcı bozukluğu” kabul eder. İşte böylesi “kaotik” ortamın kabulüyle yaşamın devam etmesi algısı içinde, her bir güç unsuru, kendine özgü yöntem ve diğer güç unsurlarını kullanır. 

Neomedyeval Savaş’tan amaçlananlar nelerdir? Hedef ülkeyi veya bölgeyi fetih değil, içini kemirmek, bozmaktır. İnsan ve lider bazlı sistemi zehirlemek, suçlamak, baskılamak, istismar etmektir. Toplumsal algıda çarpıklıkların, çirkinliklerin, çatışmanın kabul edilebilir marjını geliştirmektir. Örtülü bir biçimde anarşizmi yaymaktır. Sebep olduğu kaotik ortamı yönetmektir.

Uzun süre Orta Doğu bölgesindeki gelişmelere bakarken hep bu neomedyevalist anlayışa vurgu yaptım. Ancak, henüz küresel terörün büyük bir küresel kaos yaratır seviyeye çıkmadığı kanaatindeyim. En azından küresel terörden bahsedilse bile, iplerin başat güçlerde olduğu kanısı hakimdi. Şimdi durum net! Başta ABD ve diğer başat aktörler bazı süreçleri öyle etkiliyorlar ki, sonuçta yeniden bir Orta Çağ’ın kapısı aralanıyor gibi.

Kavramlar iticidir. Bu kavrama bile bir sürü eleştiride bulunanlar çıkabilir. Ama önemli olan, ne olduğunu tanımlamak, nereye gidildiğine dair bir değer geliştirmektir.

SONUÇ

Savaşın mertçe yapılmasından uzaklaştırılması hiç de iyi sonuç vermez! Stratejik kasırga ve kaosun yönetilmesi artık teknolojik gelişmelerle de desteklenen bir konu olduğuna göre, başat güçlerin veya teknolojik bakımdan ileri toplulukların (bazıları anonim güçlüler de olabilir) istikrarsızlaştırma ve buradan kendilerine çıkar elde etme girişimlerine dur diyebilmek bir hukuk anlayışına sahip değiliz. Buradan bir küresel çaresizlik sendromunun hastalıkmışçasına yaygınlaştığını görmekteyiz. Hedefte olanlara sürekli biçimde yeni normaller ve dayatmalar pompalanıyor. Onlar için yapay bir durumun kanıksanması isteniyor. Vekalet savaşları tüm ahlaksızlıklarla besleniyor. Politika demek kurgu ve çıkar demek oldu. Algılar kolay değiştirilebiliyor, düşünceler baskılanabiliyor. Giderek yeni bir Orta Çağ savaşına yaklaşılıyor. İşte bu noktada insana, insanlık için liderlik etmek bir kez daha önemlidir.

Güvenlik 'ın son yazıları

41 views

Uzayda Silahlanma Dönemi

Stratejik bakış açısına sahip olarak, savunma ve silahlanma alanında neler oluyor, başat güçler tarafından ilgili politikalar nasıl geliştiriliyor ve icra ediliyor, bu önemli soruya cevap verelim. Yaşananlardan elde edilenler bizi şuraya doğru götürüyor: Artık uzayda silahlanıyoruz, savaş alanı boyutları değişiyor ve caydırıcılık uzayda!
94 views

CIA Şefinin Açıklamaları Üzerine

ABD İstihbaratı CIA’nın Şefi William J. Burns’un Foreign Affairs’teki, 30 Ocak 2024 tarihli, “Casusluk ve Devlet Yönetimi, Rekabet Çağı için CIA'yı Dönüştürmek” başlıklı makalesi hakkında düşüncelerimi yazmak isterim. İncelememde, tehditler ve istihbarat çalışmaları yönleriyle ifade ettikten sonra, kısaca riskli alan ve konulara değineceğim. Bu konunun bir uzmanı olarak kendi kritiğimi de yapacağım, bunu en başta ifade etmek isterim.
111 views

Hizbullah Denklemi

Ortadoğu’da Hizbullah konusu gayet önemlidir. Burada Hizbullah’ın ne olup olmadığını tartışmayacağım. Belirtmek istediğim konu, İsrail, ABD ve Avrupalı bazı ülkeler Hizbullah’ı Lübnan’dan söküp atmak istiyorlar, fakat bunu meşru bir zeminde ve bir askeri operasyon sonucunda başarabilmeleri için ellerine bir imkân geçmesi gerekiyor. Gelin bu konuyu enine boyuna ve daha çok stratejik bakış açısıyla inceleyim.
190 views

Belucistan Krizi

Dünya Hamas-İsrail çatışması ve peşinden Kızıldeniz’deki olaylara kilitlenmişken, birden İran-Pakistan arasında Belucistan (Balochistan) merkezli bir kriz meydana geldi. Burada karşılıklı saldırılarda balistik füzeler, drone’lar ve savaş uçakları kullanıldı. Pakistan, İran sınırını kapatıldı, büyükelçisini geri çağırdı. Nükleer silah sahibi Pakistan ile yine nükleer silah üretmeye çabalayan İran’ın arasında gelişen bu ani kriz pek de bu dozda beklenmiyordu. Üstelik İran şu an için net olarak ABD, İngiltere ve İsrail olarak hedefte gösterilmekteydi. Bu kriz gayet düşündürücü bulundu, bu potansiyel gerilim hali ileriki dönemlere nasıl etki edecekti?
DÖNBAŞA

Okumadan Geçme