jeopolitik-bedel-paylasimi
Jeopolitik Bedel Paylaşımı

Jeopolitik Bedel Paylaşımı

584 Tıklama
8 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Son günlerde ABD ile silah sistemleri üzerinden bir kutuplaşma sürecine girdik. Masada pek çok tartışılan dosya varken bu konu üzerinden söylenenler beklenenden fazla gelişti ve jeopolitik ayrımla ifade edilebilecek bir hale dönüştü. ABD tarafında Türkiye’ye, “Rusya ile ilişki kesmelisin, tarafını belirlemelisin,” dercesine bir yaklaşım söz konusu oldu. Buradaki konunun sadece Rus S-400 füze sistemleri veya ABD F-35 uçakları olmadığı açıktır. Esasen meseleyi jeopolitik bağlamda görmemiz gerekiyor. Bu yazıda ABD, NATO, Avrupa ve Avrasya alanlarındaki jeopolitik kırılmayı ve taraflara düşen sorumlulukları işaret edeceğim. Güncel jeopolitik girişimlerin ve bedellerinin ne şekilde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayacağım.

Türkiye egemen bir ülkedir. Örneğin, uçak yapacağım derken bir ülkeye teslim olmayacaktır. Elbette bu böyle! Önce bu noktayı işaret etmek gerekiyor. Bir güç mücadelesi neyi gerektiriyorsa o yapılır.

Burada tarihi sebeplerle de ilişkili olarak, müttefikler arasında karşılıklı dostluklar ve işbirliği meseleleri üzerine anlaşmak varken, tek taraflı çıkarların ve buna bağlı ileri sürülen tehditvari yaptırımların öne çıktığı günümüzde, bu silah sistemlerinin bilerek önemli bir soruna dönüştürülmesi kabul edilecek bir konu değildir.

Ancak bir ittifakta çıkarlar ortak ise değişik hal ve şartlara göre ortaya çıkacak sorunlardan dolayı ödenecek bedellerin de paylaşılması sonucu doğar. Dolayısıyla ödenecek bedeller de ortak hale gelir. Yani, Türkiye ve ABD arasındaki meselelerde NATO ülkeleri şapkayı önüne koyup bir daha düşünmelidirler. Konuya uzun soluklu düşünerek yaklaşmalıdırlar. Çünkü kazanç ortaksa kayıp da ortaktır!

ABD’nin, bilinenlerin yanı sıra, özellikle İsrail’e, Yunanistan’a, Arap ülkelerine, bazı Doğu Avrupa ve Pasifik’teki ülkelere, NATO’ya sormadan gelişmiş silah sistemlerini sanki yığarcasına satması ne anlam taşımaktadır? Türkiye’ye Patriot füze sistemi vermek istememesi (ve hatta Predator İHA/SİHA sistemlerini de buna ilave edebiliriz) ile başlayan süreçten sonra, bugünkü S-400 ve F-35 sorununun ortaya çıkmasıyla, ABD’nin Türkiye’yi kendi seçimini yapmaya zorlamasının anlamı esasen ne olabilir? Bu soruyu NATO ülkeleri kendine sormalıdır. Avrupa’nın savunmasını tekrar tartışmaya açan Almanya ve Fransa’dan başlayarak bu önemli hususları açıklamak gerekiyor, öyle değil mi?

Demek oluyor ki, ABD Başkanı Donald Trump döneminde daha da belirginleştiği üzere, sadece Türkiye meselesinde değil aslında küresel çapta bir karar verme sürecine girilmiştir. Karar vermesi gerekenlerin içinde ilk Merkezi Avrupa ve Uzak Asya bulunmaktadır. Bunun için Avrasya ana kıtası hakkında bütünüyle bir jeopolitik okuma yapılmalıdır. Dünya Savaşlarıyla belirginleştiği gibi, Avrasya ana kıtasının jeopolitik bütünlüğü dönemsel açıdan güçlü olanın tek taraflı politikalarıyla Asya ve Avrupa şeklinde bölünmek istenmiştir. Diğer yandan “Medeniyetler Çatışması” tezini ortaya koyan Samuel Huntington’un o meşhur “jeopolitik fay hatları” anlatımını da hatırlamamızda yarar vardır.

Bugün benzeri şekilde stratejik-bölücü politikaları görmekteyiz. Asya’nın Çin, Hindistan ve buna Rusya’yı da ilave edersek bu bloğun, Merkezi Avrupa’ya karşıymış gibi takdim edildiği politikaların kime faydası olabilir ki? Türkiye’nin bir fay hattı üzerinde olan ülkeymiş gibi kabul edilmesinin Avrasya jeopolitiğinde karşılığı ne olabilir ki? Dolayısıyla ortaya sürülenlere dikkatlice bakıldığında şu görülüyor: Bütün ülkelere, ittifakları, kıtalara ödetilmek istenen belli bir bedel var. Bu husus tarihsel açıdan sorumluluğun azami ortaya konması gereken dönemlerin meselesidir. Liderlerin ve parlamentoların popülist politikalardan ve fırsatçı yaklaşımlardan uzak durması gerekmektedir.

NATO özellikle Soğuk Savaş’ta belli bir işlev görmüş temel bir güvenlik örgütüdür. Bu dönemin sonrasında kendi içinde de tartışılır hale gelmiştir. En son Trump NATO ülkelerine “Para verin, işe yarayın!” dercesine çıkışmıştır. Bu aynı zamanda “Para yoksa bana karışamazsınız,” demek de oluyor herhalde…

Rusya jeostratejik olarak tam bir Avrasya ülkesidir. Dolayısıyla bu sorumluluğu taşıyacak politikaları öne sürmelidir. önce meseleye sahip çıkacak olan ülkelerden biri budur. Diğer ise Çin’dir. Neden? Çünkü ortaya koyduğu Kuşak ve Yol İnisiyatifi (yeni İpek Yolu) tam bir Avrasya projesidir. Bir başka ülke Türkiye olmaktadır. Türkiye Avrasya’da medeniyetler arası köprü konumunda bir ülkedir. Bu çerçeve asla unutulmamalıdır. Öyleyse Avrupa’nın politikalarını belirlerken sorumluluk duyması şarttır. Bedelin herkese bir yansıması olacağı açıktır.

Türkiye sorumluluğunun idraki içinde, vatanını ve milletini koruma hakkını kimseye devretmeyecek bilinçte ve dünyaya doğru düzgün bir barış gelmesi adına samimi politikalarını sürdüren bir ülkedir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Trump ile Yola Devam mı?

DİĞER YAZI

Avrasya Jeopolitiği ve CICA’nın Değeri

Politika 'ın son yazıları

NATO’dan İleri

Sonsuz Savaş fikrinin sonsuza uzanan mantığı olan, sürekli yenilenen, bugün yeni bir vizyonu olan NATO örgütünden