Kaçınılmaz Küreselleşme

349 Tıklama
8 Dakikalık Okuma
Okuyucu

ABD’nin mevcut ve gelişen dezavantajlarına bakılırsa, gidişat kaçınılmaz bir biçimde küreselleşmenin yolunda. Cumhuriyetçi Donald Trump bu gidişatı hızlandırıcı iyi bir karakter oldu gibi. Amaç küresel bir üst yapı iktidarı kurulması, yani bu bir Yeni Emperyal payı. Günbegün yaşadıklarımız bizleri, tüm insanlığı, o noktalara taşıyor. Bakınız…

Zbigniew Brzezinski’ye göre (Stratejik Vizyon, Amerika ve Küresel Güç Buhranı) ABD’nin 6 dezavantajlı noktası var ve bundan dolayı başı dertte. Bunlar: 1) Ulusal Borç (yönetme güçlüğü olan ulusal borçları ve rezerv para sistemi) 2) Bozuk Finansal Sistem (kusurlu finansal sistemi ve bunun yarattığı ahlaki tehlikeler) 3) Artan Sosyal Eşitsizlik (artan gelir eşitsizliği, durgunlaşan sosyal hareketlilik, dolayısıyla sosyal istikrarın ve demokratik uzlaşmanın tehlikeli oluşturması, yetersiz kamu eğitim sistemi) 4) Bozulan Altyapı (çürüyen ulusal altyapı) 5) Halkın Cehaleti (büyük güvenlik açığı, cahil halk, korkuya hassasiyet) 6) İşlemez Durumdaki Siyaset (tıkanmış ve son derece hizipçi siyasi sistemi, siyasi uzlaşma güçlüğü, siyasi felç).

Peki ABD’nin avantajları neler? 1) Genel Ekonomik Gücü 2) Yenilikçi Potansiyeli 3) Nüfus Dinamikleri 4) Tepkisel Hareketlilik 5) Coğrafi Taban 6) Demokratik Cazibe.

3 Kasım 2020’de ABD seçime girerken bu belirgin avantaj ve dezavantajları ile kendini gösterecektir. Ama şurası açık, her kim kazanırsa kazansın ABD’nin dezavantajlarını ortadan kaldıracak adımları atmaktan uzak olacaktır. Hatta sorunlar daha da derinleşecek ve belki de bütün bunlardan dolayı rakipleri Çin başta olmak üzere, Rusya ve bazı Avrupa güçleri, hatta yükselen Hindistan, belli ölçülerde daha da avantajlı olacaklardır.

Nasıl? Şurası açık, cevaben “demokrasi” ile diyemeyeceğiz, “her birinin kendine özgü temel değerleriyle” desek daha doğru olacak. Veya bu kez “karma” bir değer sistemiyle küreselleşmenin avantajlı noktası kendini tanımlayacaktır, ne dersiniz? Gidişat böyle değil mi? Kaldı ki küresel güç bakımından sadece Çin ve Avrupa bile küresel nüfusu, yenilikçiliği ve dinamizmi konsolide edebiliyor, buna Rusya’yı eklersek Pasifik’ten Atlantik’e kesintisiz bir coğrafi taban da sunulmuş görülüyor.

Bu bakış açısının pratik bir karşılığı var mı diye yakın dönemin olgularına göz atalım. Küresel çapta etkileri olan; 1) Avrupa’da Brexit, 2) daha çok ABD ve Çin arasında belirginleşen Ticaret, Teknoloji ve Siber Savaşları, 3) küresel pandemi COVID-19 süreci, bununla beraber yaşanan sosyo-ekonomik duraksama ve yeni tür çıkış yolu arayışları, 4) küresel ısınmanın durdurulamaması.

Tesadüf müdür ki, bütün bu dar zaman aralığında üst üste yaşananlardan dolayı ABD için ortaya çıkan tabloda, Brzezinski’nin sıraladığı o dezavantajları daha da derinleşme eğilimi içinde oluyor? İşsizlik artışı, George Floyd olayı ile hatırlanacak olan ırkçılık ve gösteriler, hortlayan vandalizm, buna karşılık aşırılığa kaçan Cumhuriyetçi ve Demokrat rekabeti, belirgin biçimde ortaya atılan ulusalcılık ve küreselcilik tartışmaları…

Hani derler ya, “nasırına basmak” diye, olanlar hep ABD’nin dezavantajlarını daha da derinleştirir mahiyette. Bu arada sessiz kalan Çin, Rusya, Avrupa… ABD İmparatorluğu gerilerken ne diyecekler ki, bekliyorlar çürümenin etkilerini. Ama yükselen başka bir tehlike var, küreselleşmecilerin öngördüğü bir üst yapı iktidarı. Buna Yeni Emperyalizm diyelim. Bakalım Çin, Avrupa, Rusya, Hindistan ve diğer güçler buna ne denli direnç gösterebilecek.

Trump’ın ve onunla birlikte olanların çırpınışı da bundan olsa gerek! Dünyanın diğer coğrafyalarından fikren bu tehlikeli ve geri dönülmez gidiş olarak görülen küreselleşmeci üst yapı iktidarı olan Yeni Emperyalizme karşı çıkmak bakımından aynı düşünecekler çıkabilir mi dedi? Belki, ama olmadı. Tam da bütün insanlığı içine çeken bu geçiş aşamasında Trump karakteri iyi bir seçim değildi. Trump dünyayı kurtaracak bir figür olmadı, olmazdı da! Sanki o bile belli planların gereği oynanacak oyunda bir jön olarak kullanıldı. George Lakoff ve Markalar Johnson (Metaphors We Live By), “metaforun özü bir şeyi başka bir şey üzerinden anlamak ve deneyimlemektir,” der. Burada ABD, Yeni Emperyalizm metaforunu Trump’ın ulusalcılığıyla deneyimlemiş oldu.

Değişen değerler, hatta şimdiden kaynayan kazan gibi önümüzde duran o kaotik durum… Ekonomide ve finanstaki farklı beklentiler ve değerler, teknolojide yeni adımlar, Dördüncü Sanayi Devrimi’nin getirilerinin tam olarak uygulanabilmesi, bütün bunların sosyal ve politik yansılamaları… Bir belirsizlik var, ama bir de beklenti; güçlü yapılar bile bekler oldular, bırakın ücra köşelerdeki iktidarları. ABD seçim sonuçları belli oranda ipuçları verecek deniyor, biz de bakacağız…

Düşünsel açıdan bir değerlendirme yapalım. Julie A. Nelson Hayatımızdaki Ekonomi isimli eserinde bir soru soruyordu; “Ya ekonomi bir makine değilse?” diye. değildi tabii. Dünya o Endüstriyel Devrim açamalarını çoktan geçti. Şimdilerde ekonomi soyutlukların her yerinde, hatta somut olarak bilgisayar yazılımlarının içindeki kodlarda. Burada Yapay Zeka (AI) kullanan makine bile ilkel bir alet (tool) konumunda artık. Bütün mesele “sistemlerin sistemi”ni kurdurtan o üst aklın beklentisinde.

Neyse, Richard N. Haas’ın Yeni Amerika, Dış Politika İçeride Başlar isimli kitabında da görüyoruz ki ABD’de sorun büyük. “ABD liderliği”ne duyulan bir “ihtiyaç” varmış ki bizler insanlık olarak bilmeden ve istemeden de olsa bugüne kadar bununla uğraşmışız. Bu zaten bir “emperyalist” bakış açısıdır. Haas mealen diyor ki, Amerika’yı düzeltelim ve dünya düzelsin. Zor iş! Bu kez küreselci yaklaşım maksimalist bir felsefeyle elini yükseltti, ABD’yi çoktan aştı, Yeni Emperyalist formatla yürümenin sistemleşmesiyle ilgileniyor.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

ÖNCEKİ YAZI

Müjde Doğalgaz Keşfi

demokratik-guclenme
DİĞER YAZI

Dış Politikada İnsanlık Perspektifi

Politika 'ın son yazıları