politik-sikisma
Politik Sıkışma

Politik Sıkışma

359 Tıklama
16 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Türkiye bekasıyla ilgili önemli bir süreci atlatmanın sonlarına geldi. Haklılığı görülüyor. Her ne kadar oyunu bozmak isteyenler olsa da seçenekler netleşiyor, durum giderek anlaşılıyor. Dış politikada kararlılıkla atılan adımlar sürüyor. Başka yapacak ne var? Başka bir konu, Türkiye ABD ve Rusya gibi başat ülkelerle eşit mesafede diplomasi yürütüyor. Türkiye ABD’yi daha farklı noktalardan değerlendirebiliyor mu? Başat bir gücü üstünkörü değil, daha yapıcı anlamak ülkeye nasıl bir kazanç sunuyor dersiniz?

PKK, PYD/YPG, DEAŞ, FETÖ oyunları… 15 Temmuz, Rus Uçağı düşürülmesi, Rus Büyükelçisi Karlov suikastı, hemen her ay birkaç kez patlayan canlı bombalar… Astana inisiyatifinin başlatılması, Türkiye’nin Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatı, İdlib Mutabakatı… Rusya ile ilişkiler, S-400, Akkuyu, Türkakım… ABD ile sorunlar, Papaz Brunson, ekonomik yaptırımlar… ABD ile görüşmeler, Münbiç Mutabakatı, Trump’ın Suriye’den çekilme kararı, Mattis ve McGurk’un görevden alınmaları… Eklenecek başka önemli konular vardır. Bütün bunlar kısa zaman diliminde oldu. Ancak tarihi önemi haiz olayları yaşıyoruz, burası muhakkak!

Türkiye ABD ve yönetimi konusundaki endişeleri daha farklı değerlendirebiliyor. Donald Trump Başkan seçilince endişeye kapılanlar çoğunluktaydı. Bugünlerdeyse yeni bir arayış var; yeni bir anlatım. Farkındalık için örnekleyelim, gelişimi 3 basamakta görelim: (1.) “ABD şunu mu demek istiyor?.. ABD anlaşılmıyor?.. ABD bir müttefik gibi konuşmuyor…” derken, bir adım sonra (2.) “ABD derin devleti başka bir plan içinde mi?..” gibi açıklamalar geldi. “ABD içinde bir kesim şu, diğer kesim ise bu…” dercesine bazı ayrımlar ifade edilmeye başlandı. Neyse, bu böyle uzuyor gidiyor. Peki şimdi ne söyleniyor dersiniz? (3.) “ABD’de şu bürokratların öne sürdüğü üç olasılık var, savunma bürokrasisi ise halen şu yolda ilerlemeyi seçiyor…”

Evet, yanlış duymadınız, iki yıl içinde ABD’nin ne düşündüğünü, Türk diplomasisinin hangi adımları atarsa doğru yolda olabileceğini daha sağlıklı değerlendiren bir anlayış var artık. Buna sebep ne dersiniz. Söyleyelim, ABD politikacılarıyla ve bürokratlarıyla o kadar sık ve değişik platformlarda görüşme yapıldı ki, kimin ne düşündüğü, ne söylediği artık tahmin edilebiliyor, nelerin söylenemediği hakkında değerlendirmeler yapılabiliyor. Hatta onlarla konuşurken, “Sen bizdensin, diğeri değil…” gibisinden yönlendirmeler yapma imkanı dahi bulunabiliyor. İlginç bir nokta! Elbette Türkiye’de bu anlayış diplomatlardan düşünce kuruluşlarına, sonra akademisyenlere ve devamında medyaya kadar serpildi.

Bana öyle geliyor ki henüz ABD yönetimi içindeki bütün çarkları düşürsek bütünün yarısını anlayabildik. Bu bile çok iyi. Çünkü ikinci yarısını birkaç Avrupa ülkesi değerlendirebiliyor, bu o kadar kolay bir iş değil. Neden? Yarısı önde, yarısıysa geri planda da ondan. Sanırım perde arkasındaki güçlere nüfuz etme imkanı henüz mümkün olmuyor. Oralarda kim nasıl düşünür, oyun nasıl oynanır, hangi kartlar daha avantajlıdır… Tahminler ve spekülasyonlar var, hepsi bu. Bu durum gelişmişlikle veya gelişmekte olan bir ülke olmakla alakalı değildir. Örneğin ekonomisi bizden biraz daha iyi Güney Kore bile küresel güçlerin geliştirdiği bir ülke ise, egemenliğini ve yeni yetişen toplum kesimlerinin eğilimlerinin analizini iyi yapmak gerekir; durum görünenden çok farklıdır.

Başka bir dünya var, ama bu sanki şimdilik bizim muhatabımız değil. Yine de Türkiye’de belli bir zümre şunu düşünüyor; “ABD’nin liderlerini ve yöneticilerini bile aday gösteren geri planda hakim güçler olabilir.” Bu bir tür görünmez rakiptir. Görünmez rakiplerle uğraşmanın anlamı yoktur. Yapılması gereken öndeki aktörlerin ikna edilmesi yolunda her isabetli adım için yeterince baskı kurabilmek ve muhataplarla resmi işler yapmaktır. Doğrusu budur.

O zaman gizil dünyalarda gezinmeyi bırakarak konuşalım; yani spekülasyon, komplo dolu açıklamalar bir yerde kalsın. Esasa bakalım. Her ne kadar bir kısım politikalar başka yerlerde yapılsa da, medya patronları başka güçlerin elindeyse de; önde duran seçilmişler ve atanmışlar, politikacıların isimleri, diplomasi, bürokrasi bellidir ve bunlar resmidir. Türkiye şimdi burada nasıl oynanacağını öğrendi. Bu bilinçle görüşmeler yapılıyor…

Şimdi ne olacak? Barack Obama çevresindekiler tarafından kullanılmıştır. Bölgemiz için iki önemli hata yapmıştır. Irak’ı bu şekilde bırakması yanlış bir adım olmuştur. İkincisi ise DEAŞ ile mücadele görüntüsüyle atılan adımlardır. Koalisyon, YPG/PKK’ya yatırım, Kuzey Suriye’de bir uydu devlet kurmak ve Kuzey Irak’taki ile birleştirmek hedefi…

Bugün ABD Irak’ta kontrolü kaybetmenin eşiğindedir ve yanlış adımların bedeli pahalıya patlayacaktır. İran’da rejimi değiştirmekle meşgulken (Ulusal Stratejisi böyle işaret ediyor,) bir de bölgede bu merkez ülke Irak konusu çıktı. Zaten Suriye giderek problemli oldu. Başka konu, Avrupa sıkıntılı, neredeyse ne yaptığını bilmiyor. Bir de Çin’i ekleyelim; ABD eşelendikçe, enerji kaybettikçe, Çin güçleniyor, enerji toplamaya devam ediyor. Türkiye bu tür bir denklemin bileşenlerini tahmin edebiliyor ve seçenekleri var.

Ancak güncel bağlamda jeopolitik bir sıkışma söz konusudur. Sıkışma ve hareket aynı anda söz konusuysa, sürtünme de vardır ve ortaya çıkan iki şeyden birinin adı ürün, diğeri ise çapaktır. Şu an çapaklarla ilgili bir sorunu çözmeye çalışıyor olabiliriz, ama esasında çok iyi çalışarak sürtünmeyi kontrol etmeye odaklanıyoruz. Seçenekler bununla ilgili, çapakla değil.

Çapaklara bir yere kadar bakacağız, alınan tedbirlerle nefes alamayacaklar, sonuçta onları marjinalleştireceğiz. Ama asıl odaklanılan nokta burası değildir. Kontrolü elde tutmak için sıkışmanın kurallarını bilerek hamlelerimizi yapacağız. Odaklanılan yer burasıdır. Sıkışmada ele alınan argümanlar için Türkiye’nin muhatapları ABD, Rusya, Çin’dir. Politika böyle yapılıyor.

Korkaklar ve şüpheciler tersini düşünüyor olabilirler. Hatta, “Bu sıkışma döner bizi de yıpratır,” diye düşünüyor olabilirler. Beka ve egemenlik meselelerinde başka çare ne olabilir ki? Ya mücadele eden olacaksın ya müstemleke. Biz bu tür tartışmaları bir asır önce yapmıştık!.. Ama bugünün konjonktüründe yeni nesil tezahürler var. Küreselleşmenin baskın etkileri var. Bu durumu da değerlendirebiliyoruz. Kökü olan bir millet için yol bellidir, küçük hesap yapmaz! Küçük hesap peşindeki politikacılar olabilir. Öndeki veya perde arkasındaki, değişik güçlerin etkilemek istedikleri de bu kesimlerdir. Böyle olacaktır, çünkü politikanın doğası budur. Politika insan içindir.

Öyleyse, dış cephede büyük güçlerin olduğu yerlerde ve aynı zamanda iç cephede değerlendirilebilen türden denklemlerde, sıkışma ile ilgilenmek politikacıların ana görevidir. Bu politik sıkışmalar içinde sıradan vatandaşın kafası bir miktar karışsa da sonunda iradesini, bildikleri kadar duygularıyla da belirginleştirir. Dolayısıyla, işi politika olanlar bir yana, dış politika konuşan entelektüelin dönüp iç politika konuşması da bu nedene dayanmaktadır.

Şimdi Türkiye bu ABD ile ne yapacak? Geçen gün Suriye ve DEAŞ’tan sorumlu ama bir ölçüde Trump’ın Türkiye ile işlerini takip etmeye daha fazla eğilen James Jeffrey Ankara’ya geldi. Ayrıca liderlerin yanı sıra askeri yetkililerce ve dış politika yapanlarca telefon diplomasisi sürüyor. Peki, birlikte nereye gidiyoruz dersiniz? (1) ABD, Türkiye’den vazgeçemeyeceğini anlamış olsa gerekir. (2) Yine de ikilem içinde olanlar var. Çapaklar, yani YPG/PKK ile de işi sürdürmekten yana düşünenler giderek azalsa da var. Bu ortamda çapaklar panik içinde ve kendi imkanlarıyla cepheyi genişletmek istiyor. Bu arada marjinal gruplar çıkar elde etmenin peşindeler. Sadece Suriye’de değil, Irak’ta bile kendince sağlam bir konum elde etmenin beklentisi içinde olanlar var. (3) ABD uzunca süredir sahada zamana oynamayı tercih ediyorken, bugünlerde “mevcut kazanımlarını kaybeden” konumuna düşmeye başladığını görünce, gerçekçi bir zaman planlaması yapmaya yoğunlaştı. (4) Ancak Türkiye bundan sonra Suriye’de ve Irak’ta atacağı adımları sadece ABD’ye bakarak değil, Rusya ile de görüşerek planlamak durumundadır. (5) Öyleyse taraflarca şu an çok taraflı, çok yönlü, doğrudan olduğu kadar aynı zamanda dolaylı görüşmeler yapılıyor ve görüşme trafiği çok hızlı sürüyor. Türkiye bu hızlı döngüde bilinçli davranıyor. Bu hızlı trafik içinde Avrupa çoktan koptu. (6) Rusya BM, Çin ve bazı Avrupa ülkeleri üzerine yoğunlaşacaktır. Türkiye ise BM, Avrupa ve NATO’ya odaklanacaktır. Sonucu belirginleştirmek için bu iki ülke değişik platformlarda eş zamanlı politik ortamı sıkıştırılacaktır. Nihayetinde ortaya ürün çıkacaktır.

Politika yine de güçler arası rekabet konusudur. Zaman, zemin, güç unsuru; neticede hesap tutmalıdır. Şu an rekabetin kızıştığı bir noktadayız, sürtünme katsayısı bir hayli arttı. Şartlar giderek sıkışıyor, önemli olan bu durumu kontrol etmeyi kararlılıkla sürdürmektir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Venezuela ve Demokrasi Tartışması

DİĞER YAZI

Türk Yunan İlişkileri

Politika 'ın son yazıları