Ekonomide Değer Dersleri

205 Tıklama
12 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Bir yönüyle pandemi, küreselleşme, yeşil enerji ve derken tedarik zincirleri. Diğer yönüyle ABD ve Çin rekabeti. Büyüyen ekonomiler, büyüyen sanallık. Hükümetler sürekli ekonomi konuşuyorlar, krizleri çözmekle ilgileniyorlar. Döviz, enflasyon, faiz, işsizlik… Sorun çok. Biz bu noktada çok temel değer kavramı üzerine bilgilerimizi tazeleyelim.

Ekonomi gerçek ve sanal değer birimlerinden oluşur. Gerçek değerler, gerçek ve tüzel kişilerin arz ve talepleri ile sınırlıdır. Arz ve talebin gerçekleşmeleri mal ve hizmet biçimleriyle olur. Sanal değerler, finansın kaynağından piyasasına kadar olan değerleri içerir. Döviz, bono, tahvil, sertifika, belge, fon gibi kâğıt üzerine yazılı veya karşılığı olan sanal alanda kaydı düşülen cinsten anlaşma, güven, garanti veya bedeldir. Gerçek değerlerin sanal değerlerle ilişkisi insanın doğasına, psikolojisine, tepkisine, davranışına bağlı gelişme gösterir.

Gerçek değerlerin modellemesi görünürlüğünden, somutluğundan dolayı nispeten kolaydır. Sanal değerlerin motivasyonu ve etki/tepki biçimi hemen görünür olmadığından, soyutluğundan dolayı modellemesi nispeten zordur.

Ekonomiyi iyi bilenler önce baştan aşağı özgün sanal değer modellerini kurarlar ve işletirler. Bugün küresel çapta başat sanal değer üretim ve yönetim merkezi Federal Reserve’dir (Fed). Fed’in küresel finans dünyasıyla ve ABD hükümetiyle derin ilişkisi vardır. Bu her devlet için geçerli, merkez bankalarının hedefi, üzerinde rakam yazan ürünlerine talebin artmasını sağlamaktır. Klasmanlar küresel, bölgesel ve yereldir. İnsanın talebi dendiğinde önemli ölçüde psikolojik, politik vs. etki/tepkiler esastır. Bu konu içerisinde meşru kurumlardan tutunuz, tartışmalı spekülatörlere varana dek birçok aktör yer alır.

Yer kürede sadece gerçek değerlere bağlı bir ekonomi kurulması neredeyse mümkün değildir. Bu ancak çok özel kapalı alanlarda ve geçici süreler için yapılabilir. Bugün yaygın ekonomi sistemi serbest piyasa ekonomisidir. 

Örnek açıklamalar yapalım. Öncelikle şu bağlayıcı nokta bilinmelidir, finansın kaynağı olan para birimi sonuçta sanal bir değerdir. ABD dolarının küresel rezerv oranı yaklaşık yüzde 62, Avrupa Birliği avrosunun küresel rezerv oranı yaklaşık yüzde 20 kadardır. (Geriye yüzde 18 kalıyor.) Bu şartlarda ABD doları hâkim sanal değer birimidir; bu bile ekonomide sanal değer gücünün varlığının ispatıdır. Diğer ülkeler ise (örneğin Çin, renminbinin rezerv oranı yaklaşık yüze 1.9 kadar) kendi sanal değer birimlerinin güçlenmesi için çaba sarf ederler. ABD dışındaki güçler gerçek değer üretirlerken, aslında yapmak istedikleri, buradan yola çıkarak sanal güçlerini artırmaktır. Bu şartlarda Fed, küresel gerçek ve sanal büyümeye karşılık gelen açıklamalar yapar. Fed’in açıklamalarında geçen “politika” ifadesi bile konunun sanal ve soyut tarafının göstergesidir. Politika herkes, her piyasa, her ülke, yerel unsur, gerçek veya tüzel kişi için geçerli bir ifadedir. Ancak hâkim politika bir yerde kasadaki veya cepteki paranın değerine dönüşünce bu noktada işler değişmektedir.

Klasik değerler için fiziki karşılıklar, yani değerli madenler esas idi. Bu durum 1970’lerin başına kadar geçerliydi. Bunun en bariz birimi altın rezervidir. Her ne kadar bankalar alternatif olması bakımından karşılığı olan değerli madenleri, öncelikle altını, kasalarında tutuyorlarsa da geçerli piyasalarda kullanıma dönüşleri ancak karşılıklarıyla mümkündür. Gerçek değer olan madenin karşılık hesabının değerlemesinin yine sanal esaslı hesaplarla yapıldığını bilelim.

Bir diğer değerleme sistemi Özel Çekme Hakkı denen kısaca SDR üzerinden yapılır.

Şimdi de diğer alternatif değer sistemine geçelim. Sanal dünyaya ait dijital teknolojinin ilerlemesine bağlı olarak insanlık kısmen de olsa alternatif değer birimi üretimine geçti. Bu yeni teknolojik sanal değerin piyasası oluştu, gerçek ve sanal sistemlerle ilişkisinin kurulması henüz gelişmesi beklenen bir haldedir.

Burada işaret etmem gerekiyor, piyasalar, bütünüyle işletilme esasına göre oluşturulur. Kim neyi işletiyor, insanların geleceklerini etkileme gücüne sahip, motivasyona dayalı parametrelere hâkim, bunlara bakılır. Hatta küreselleşmiş bir düzende büyümenin temposunu oluşturmak için tek başına yerel dinamikler yeterli olmayacaktır. Ortaklıklar şarttır. Ortaklıkların aradığı; değerler, garantiler, politikalar gibi bütün insana ve topluma özgü soyutluklardır. Örneğin söz vermek, sözünde durmak; sevmek, sevmemek; kayırmak, dışlamak, gibi.

Para, dışa açık olan herkesi ve her gücü ilgilendirir. Maliye kurumsaldır, devletle ve hükümetle alakalıdır, yerel ve uluslararası hukuk bağlamındadır. Vergi devletin kaynağıdır. Hükümetler kasadaki varlıkları (para, altın, vs.) ile sanal varlıklarını (bono, tahvil, vs.) birlikte kullanır. Hükümetler, tıpkı şirketler gibi, büyümeyi sağlamak açısından daha çok öz sermayeyi ileri sürmezler, kredi kullanırlar ve sanal varlıkları ileri sürerler. Sanal varlık ve kredi kullanımı demek bir maliyet demektir.

Arz-talep konusunda çok temel bir gerçek var. İnsanın ihtiyaçlarının etkinlik ölçüsündeki karşılığı nüfus artışına başlılık değil, daha ziyade genel bilgi kapasitesinin artışına göredir. O halde insanlığın bilimsel ve teknolojik gelişimi ile ekonomilerin büyümesi arasında tam bir ilişki vardır. Eğer bir ülkede üretim bilim ve teknolojiye dayalı geliştirilmiyorsa geride kalır.

Bir diğer konu, serbest piyasa şartlarını işleten bir ülke, küresel sistem içindeki sanal dengeleri görmezden gelerek, kendi iç arz-talep, ithalat-ihracat, üretim-tüketim gibi denge hesaplarını yaptı ise bununla ekonomik denkliğini sağlamış olamaz.

Gelişmekte olan ve gelişmiş ekonomiler açısında bugün gerçek değer üretiminde arz edilecek malın miktarının ve devamlılığının küresel ölçekteki talebe göre hesaplanması ve üretilmesi hususu ortaya çıkmıştır. Bu küresel mikyaslama aynı zamanda finansın küreselliği ile de örtüşmektedir. Buradan yola çıkarsanız üretim ve tedarik zincirlerindeki bütün hesapların gerçek kadar sanal değeri yönüyle ele alınması zorunluluğu vardır.

Şu an dünyada ABD ve Çin eksenli önemli bir güç mücadelesi yaşanıyor. Şu bile bilinmesi gereken bir noktadır, küresel ekonomik değer sisteminde temel değişim ne zaman olacak? Mücadele var ama bunun sonucunda ortaya ne çıkacak? Politikalar, insani kayıplar… Yeni gelen sistemde yeni sanal yaklaşımlar neleri değiştirecek? İnsanın yaşam biçimi, alışkanlıkları, riskleri hangi standartlarda oluşacak? Ekonomiden bahsediyorsanız, güç dengesi, mücadele biçimleri, sebepler ve sonuçlar ölçeğinde muhatap bir aktörün katkı veya müdahale oranını görüyor olmanız gerekir. Acaba bir aktörün düşünceleri içinde belli ölçüde hayaller veya rüyalar mı var? Liberal Demokrasiyi savunan ABD veya Devlet Kapitalizmini savunan Çin tarafında mısınız? Tarafsanız bu bir politik eğilim mi, çıkış arayışı mı? Ekonomik yaklaşımlarda bulunurken çok dikkatli olmak gerekir, kişisel arzuların ve beklentilerin neler olduğu pek bilinemez ise sonuçta ortaya ne çıkacak, bu da bilinemeyebilir. Bilinmezlik ekonomi yönetiminin bütünüyle çelişir.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Ekonomik Savaşın ve Stratejinin Teorisi Üzerine

DİĞER YAZI

Hiper Küreselleşmenin Etkileri

Ekonomi 'ın son yazıları