turk-ekonomisi-hakkinda
Türk Ekonomisi Hakkında

Türk Ekonomisi Hakkında

568 Tıklama
14 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Yeni bir yıla girmeye yaklaşık bir ay kaldı. Herkes hesap peşinde. İyimserler var, kötümserler de. Bırakalım yeni yılı, Türkiye’nin 2023 hedefleri var. Ayrıca bir iddia da var: Dünyanın ilk on ekonomisi arasına girmek. Peki, ekonomi büyüyor mu küçülüyor mu? Türkiye’de işler nasıl gidiyor? Politikacıların söyledikleri ile halkın cebinde olan aynı mı? Türkiye ekonomide zorlanıyorsa sorun nasıl aşılır? Hedefler tutacak mı?

2013-2017 arası ekonomik görünüme bakılırsa Türkiye’de işler pek iyi gitmiyor. Hazine, TCMB, TÜİK, Maliye, 2017 tahminleri çerçevesinde yapılan analizlerde işsizliğin, enflasyonun, gösterge faiz oranının, bütçe dengesinin dış borç stokunun, cari dengenin, döviz açık pozisyonunun durumu geriye giderken, 2017 tahmini rakamlarına göre sadece büyüme oranında bir artış gösterilmektedir. Katma değeri yüksek üretim ve dış ticaret yoksa, küresel daralma varsa ve bunun gibi bilinen eksiklikler çoksa, nasıl oluyor da Türk ekonomisi büyüyebiliyor? Emlak sektörüyle mi, dövizin artışından gelen görece değer artışlarından mı?..

Bira gerilere gidelim, Mehmet Şimşek’in Türk ekonomisi tarifini tekrar hatırlayalım: “Küresel ticaretten alınan pay.” On yılı aşkın sürdürülen ekonomik büyüme anlayışının en yetkili ağızdan yapılan açıklamasına bakıldığında ben şunu anlıyorum: Birileri üretecek, özellikle otomotiv, bilişim vs. alanlardaki üreticiler ülkemizde ticaret yapacaklar, maliye bundan dolaylı vergi alacak, millet borçlandırılacak ve ekonomik hareketlilik buna dayandırılacak. Bu formüle inşaatı da siz ilave edin.

Türk ekonomisi neye göre büyüyor? Bankalarla ve hesaplanan finansal verilerle mi? Ancak şu unutulmamalıdır; TCMB dahil bankalar vadesi gelen borçlarını ödeyecekler. Ödenecek borçlar artınca buradan ülke ekonomisi iyi yönetiliyor anlamı çıkar mı? Neticede faiz ve enflasyon değer olarak asla düşmez, değil mi? Artışlar salt nümerik ifadede yer alır ki, bu göstergeler ülke ekonomisinin büyümesi olarak gösterilemez. Bu milleti yanıltmak demek olur mu? Örneğin, yüzde 5,5 büyüdük ve bundan da işlerin iyi olduğunu anlayacaksınız, denirse doğru olur mu? Millet fakirleşirken, ülkede ticareti yapılan dış kaynaklı ürünlerin çeşitliliği artarken, üstelik ÖTV ve KDV baskısı tek yolmuş gibi görülürken, bizler her şey yolunda mı diyeceğiz?

Maliye sürekli dolaylı vergiye yükleniyor. TCMB politik faizi doğru yönetemiyor ve hatta uluslararası sistemin hareketleri tersine iş yapıyor. TCMB genişleyici para politikalarının gereğini yerine getiremiyor. Demek ki Maliye gibi TCMB da ekonomiyi doğru yönetemiyor. Güvenlik alanındaki süreçlerin gelişimi de göz önüne alınırsa, buna bağlı sağlıklı dış yatırımın gelmemesi, üretime dönük yatırımın olmaması, ülke kaynaklarının küresel üretim potansiyeline katkı verememesi söz konusudur. Tümüyle bakılırsa işler pek iyi gitmiyor, denebilir mi? İşte bu tam olarak kırılgan bir yapı anlamı taşımaktadır.

Kamuoyu nezdinde yeterince tartışılması gereken bir konu var; halkın borçlandırılması politikası hakkında. kısaca açıklayalım. Örneğin Amerika’da kredi kartı alacaksanız, banka size önce bir varlık göster, ben de sana kendi varlığının karşılığı olan harcama kolaylığını vereyim der. Bizde nasıl oluyor? Zorla kredi kartı veriliyor. Limit artırılıyor. Hatta taksit sayını arttır veya borcunu ötele, diye SMS atılıyor… Sirkülasyondaki paraya ilave olarak, ekonomi durgunluk göstermesin diye millete yüklenmiş bir borç kaynağı var. Mehmet Şimşek dedi ya, küresel ekonomiden alınacak pay ile maliyeyi dengeliyoruz, bu doğrultuda devlet kasasına gelir yazmak için, dolaylı vergi almanın yanı sıra, millete borç yazarak bir ekonomik hacim yaratılıyor. Karşılıksız olduğu halde insanları, ki işsizlik oranı iki haneliylen, ileriye borçlandırmak ne demek? Karşılıksız ekonomik döngü, yani satılan küresel ürünleri satın aldırtacak millet yaratmak, adeta kâğıt üzerinde borçlandırılarak ekonomik büyüklük elde etmek… Eğer devlet bunu bilerek yapıyorsa, faiz lobisi hakkındaki yorumlar ne anlam taşır? Bu bakışla, bırakın milletin borç batağına sürüklenmesine göz yummayı ve bunun bir usul olarak kullanılmasını, şunu demek mümkündür; bu gidişle TCMB’nın cari açık tabloları asla düzelmez.

Bu durumu daha iyi anlamak için milletin, bankaların ve reel sektörün borçlarını ortaya dökün, durumu göreceksiniz. Üretim için borçlanırsınız. Ancak tüketmek için borçlanmak zararlıdır. Bunu bilmeyen var mı acaba? Halbuki, Türkiye’nin önümüzdeki bir yıl içinde bulması ve yenilemesi gereken dış finansman miktarına bakılırsa, toplam 210 milyar dolar ödenecek. Dış finansman ihtiyacının azımsanmayacak mertebelerde olduğu açıktır. Kim verecek bu parayı? Ya finans çevireceksiniz ki bu daha da faiz ödemek demek olur, ya da milleti borçlandıracaksınız.

Dolar ve Avro aldı başını gitti. TL sürekli eriyor. Sadece dış kaynaklı sebeplerden mi oluyor bu döviz artışı? Ben bu dengesizliklere ve çıkmazlara bakarak diyorum ki; bu yapıyla dövizdeki artışın tersine dönmesi güç. TL’yi eriten son dönemlerin politikaları değil mi? TL son beş yılda dolar karşısında yüzde 83 değer kaybetti. Eğer dış borcu (210 milyar dolar) kapatmak için piyasalar kaynağa ihtiyaç duyulduğunu düşünüyorsa, TL elbette zayıflar. Eğer döviz açığını (440 milyar dolar) kapatmak için yoğunlaşma sağlanmaz ise bu açık büyür. Katarlıya İstanbul’da pahalı konut satarak, Rus’a domates satarak veya her şey dahil bir otelde Alman turiste hizmet vererek bu dengeler tutturulamaz. TL’nin her kuruşunun hesabı yapılmalıdır. Dış borç, aşık pozisyon, finans kullanımı gibi her türlü unsur bir dengede yönetilmelidir ve buna dair politika istikrarla sürdürülmelidir.

Her şey FED’in politikalarına bağlanabilir. Hatta petrol fiyatları da problem sahası olarak gösterilebilir. Küresel ekonomide daralma var, biz ne yapalım, denebilir. Bunlar da etkendir. Ama kaybedenlerin içinde en kötüsü olmak ve ufukta çare gösterememek yanlıştır. Örneğin 2013 yılından bugüne Hindistan’ın dolara karşı değer kaybı yüzde 5, G. Afrika’nın yüzde 32, Meksika’nın yüzde 44, Rusya’nın yüzde 80 ve Türkiye’nin ise yüzde 83. Demek ki yaklaşık ekonomik denklere göre en kötü durum TL ile ilgilidir.

Ekonomi yaşamın her alanından etkilenen bir konudur. Ekonomide iki kere iki dört eder mantığı bir yere kadar geçerlidir. İşin esasında ekonomi, sosyo-politik yapılardan kaynaklı etkileşimlerle daha fazla ilgilidir. Yani ekonomi için ülkedeki insan unsuruna bakarak düşünmek bu işin başıdır. Hatta ekonomik savaş diye bir şey var ki bu savaş türü ekonominin silahları ile yapılabildiği gibi, daha çok görüldüğü üzere, politik silahlarla yapılmaktadır. O zaman bizim için hem politik savaşta hem de ekonomik savaşta silah eğitimi gerekmektedir. Bu durumda Türk ekonomisinden sorumlu kim varsa her biri için söylememiz gereken bir şey var: Bu da politikayı öğrenelim demek. Somut olarak söylersek, örneğin TCMB politika faizini doğru söyleyemez ise ülkede enflasyon artar, TL geriler ve faizler istenen mertebelere asla inmez.

Ekonominin kurallarını ve gidişatın ne yönde olduğunu öğrenmek için kitapçıdan bir kitap alırsınız, okursunuz. Bu alanda son yıllarda görüldü ki, Nobel ödülünü alamlar, insan temelli konuları açıklayanlar. İnsanı ve gelişimi anlamak, bu işin ilk adımı olsa gerek. Politika da öyle değil mi? İşaret etmek istediğim nokta, temel politik bakışı köklü bir düşünceye bağlamakla ilgilidir. Eğer işler kötü gitmeye başladı ise realist yaklaşmak sağlam bir adım olmalıdır. Tersinden bakalım: Eğer ekonomide olması gereken ve beklenen doğru yönelişi rayına oturtamayan bir politika söz konusu olursa, ülkede sosyo-psikolojik yapı da bozulur. Bırakın küresel aktörlerin vesayetçilerini, içerideki marjinaller bile kendilerine ödev çıkarırlar. Bu ise güvenlik performansını bozar. Yani insanla ilgili olanların hepsi iç içedir, biri olmadan diğeri olmaz.

Son söz: Bir sanatçı kişisel sergisini açabilir ama bugün ekonomide kişisel politika diye bir şey olmaz, hem bir kapitalistseniz.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

THY Zarar Açıkladı

DİĞER YAZI

Kripto Para

Ekonomi 'ın son yazıları

Küresel Ekonomik Graffiti

Önemli konuları konuşuyoruz, Dijital Çağ, tam küreselleşme, finans teknolojileri, dijital para, yeni Aydınlanma, jeoekonomi gibi, öte

Küresel Krizlerde Ekonomi

2020’de COVID-19 pandemisi ile birlikte küresel çapta önemli bir sosyo-ekonomik sorun gündeme girdi. En başta Amerika

ABD Ekonomisi ve Biden

Joe Biden ABD ekonomisini nasıl canlandıracak, işsizliğe nasıl çare bulacak? Bu sorunun iki yönü var; ilki