buyuk-gorev
Büyük Görev

Büyük Görev

228 Tıklama
13 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Suriye krizi büyüyor, devreye yeni aktörler giriyor, sorunlar giderek karmaşıklaşıyor. Savaşın adı ne olursa olsun, sorun küresel çaptadır. Herkese düşen bir sorumluluk varken, büyük yük neredeyse Türkiye’nin omuzlarındadır.

Bugünlerde resmi yetkililerin belirttiği üzere, Suudi Arabistan’ın bir hava birliğini İncirlik Üssü’ne intikal ettirerek fiilen Suriye krizine müdahil olacağına dair önemli bir gelişme gündemdedir. Suudi Arabistan Suriye’de zulüm altındaki Arap halklarını bu durumundan kurtarmak açısından geç kalınmaması gerektiğini düşünmektedir. Eğer Suudi Arabistan, Suriye’ye müdahil olur ise diğer Arap ülkelerinin de kendilerine destek verecekleri beklenmektedir. Bu yönde örneğin Mısır gibi Ortadoğu’nun önemli aktörleri de sıcak çatışmada rol alma sürecine dahil olurlarsa bu kez sorunun ilave bir boyut daha kazanmış olacağı değerlendirilmektedir.

Bu haberle ilgili bir değerlendirme yapmanın ötesinde daha geniş bir çerçeve çizmeyi uygun görüyorum. Çünkü bu gelişme önemlidir ve aslında çok daha büyük bir sürecin yeni bir cepheyle biraz daha genişlemesidir.

Önce elimizdeki temel bilgileri gözden geçirelim:

  • Daha birkaç ay önce Riyad merkezli otuza yakın Müslüman ülkenin katılımıyla bir askeri güç kuruldu. Türkiye bu Riyad gücüne dahildir ve ayrıca politik alanda Katar ve Ürdün gibi başka Sünni ülkelerle birlikte hareket etmektedir.
  • Suudi Arabistan, Suriye krizine dair aktif aktörlerdendir, barış sürecinde başta Cenevre toplantıları başta olmak üzere katkı sağlamak için çaba içerisindedir. Silahlı gücü yüksek standartlardadır. Halen Suudi Arabistan’da Amerikan üsleri faaliyettedir.
  • Suriye sınırında ihlal sebebiyle bir Rus uçağının düşürülmesinden sonra belirginleşen Türk-Rus krizi devam ediyor. Bu duruma göre Suriye’deki Rus varlığı güçleri, çatışma bölgesinde Esad ve PYD-YPG güçleriyle, dışarıdan İran ile işbirliği içinde yeni bir Suriye için çarpışan muhalif güçlere ve bilhassa Türkmenlere karşı taarruzlar gerçekleştirmektedir. Rusya, Suriye’deki üslerini terk etmek ve özellikle Suriye’de ve esasen Ortadoğu’da kurulacak yeni siyasi düzen için belirleyici ülke olmak istemektedir.
  • Amerika bölgedeki değişimin asıl belirleyicisidir. Amerika’nın Rus ve Kürt politikalarını ayrı tutmaktadır. Sürmekte olan Suriye krizine bakış tarzı bu faktörlere göredir. Amerika, Irak’ta Barzani yönetiminin bağımsızlık ilanı sürecine destek vermekte ve Suriye’de PYD-YPG’yi desteklediklerini açıkça bildirmektedir. Suriye’den Rus birliklerinin çıkmasını, çatışma sürecinde zayıf düşmesini beklemektedir. Kırım bölgesiyle ilgili Rusya’nın gerçekleştirdiği oldubittiye Avrupa ile müştereken hareket ederek bir çözüm bulunması sürecini işletmektedir. Ortadoğu’dan ve daha sonra Kafkasya’dan (özellikle Ermenistan’dan) Rusların geriye itilmesi hedefi Obama’dan sonraki başkanın iradesine bırakılmış gözükmektedir.
  • Yakın zamanda Şeyh Ayetullah Nimr al-Nimr’in asılması olayı üzerine Farisi İran ile Suudi Arabistan bir Şii-Sünni gerginliği yaşadı. Her iki taraf birbirlerini suçladı, gerginlik devam ediyor. Şiiler Riyad askeri oluşumuna dahil değillerdir.
  • NATO devrededir ve müttefik ülkelerden çeşitli tip askeri varlığıyla bölgede yer alarak Rusya’ya ve IŞİD’e (ISIS, DAEŞ) karşı tavır içindedir.
  • Başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkeleri Rusya’nın askeri hareketlerinden rahatsızdır. Kırım (Ukrayna) sorunu öncelikli konu olmuş idi. Bunun yanı sıra uzayan Suriye sorunu ile Avrupa’yı da içine alan bir mülteci hareketi çözüm beklemektedir. Ayrıca Avrupa tarihsel bağları olan Ortadoğu’daki yeni bir oluşumda ağırlıklı aktör olmak istemektedir. Avrupa Ortadoğu bölgesindeki krize IŞİD, Rusya ve Esad karşıtı olarak doğrudan müdahildir.
  • Bu askeri savaşın yanı sıra Rusya’ya karşı ambargo ve petrol fiyatları üzerinde ekonomik bir savaş devam etmektedir.
  • Bölgenin yeni sayılabilecek ürünü IŞİD küresel terör örgütüdür. Kendini unutturmayacak eylemlerini sürdürmektedir. Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de faaliyet içindedir. IŞİD bölgedeki bütün aktörlerin hedefi konumunda olup hemen her biri IŞİD’e karşı askeri operasyonlara katılmaktadır. Konuya uzak olan aktörler dahi bölgedeki meşruiyetlerini IŞİD vasıtasıyla kolaylıkla gerçekleştirebilmektedirler.
  • Dünyada yoğun bir psikolojik harekat ve istihbarat savaşı yapılmaktadır. Bunu bilgi harbi olarak tanımlamakta yarar var. İşin tabiatı gereği bu konu fazlaca somut şekilde kendini göstermemektedir. Buna karşın siber savaş metotları zaman zaman yüksek dozda olmak üzere sürekli kullanılmaktadır.
  • Bölgede yaşanan bir gerçek tehdit de Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren PKK konusudur. Batı toplumu tarafından terör örgütü olduğu tescilli PKK’nın bu gerginlik süreci başlarından itibaren daha önce başvurmadığı türden Türkiye’deki eylemlerini artırmıştır, özellikle yerleşim yerlerinde faaliyet içerindedir. Türkiye dışarıda, sınırında, Türkmenleri ilgilendiren bir halde, mültecilere ev sahipliği yapıyorken; içeride de PKK ve IŞİD’den dolayı meşguliyet içerisindedir.

Tekrar intikal haberleri çıkan Suudi Arabistan güçleri hususuna dönersek, öncelikle şu gerçeği işaret etmekte yarar var: Halen Suudi Arabistan’da üsleri bulunan Amerika’nın bilgisi olmadan Riyad merkezli bir Müslüman askeri birlik teşkili ihdas edilemez idi. Benzer şekilde, ev sahibi Türkiye olsa bile İncirlik’te konuşlu Amerikan, İngiliz, Alman askeri varlığı bulunuyorken, Suudi Arabistan’ın intikali, en azından koordinasyon ve işbirliği kuralları gereğince, bu ülkelerin görüşü alınmadan gerçekleşemeyecektir.

Bütün bu duruma bakarsak Batılı politikacılar Ortadoğu’daki Rusya ve İran güçlerine karşı bir başka cephe (buna Arap cephesi diyebiliriz,) açarak alanlarını daraltmak amacıyla bir Müslüman-Arap inisiyatifini devreye sokma kararı almış oldukları görülmektedir.

Bölgede bu son hamlenin yapılmasına ihtiyaç duyulması küresel bir çatışmanın varlığını teyit ediyor. Bildik adı ile bu çatışmanın bir Dünya Savaşı olmasına ramak kalmış haldedir. Belki şu an ekonomik büyüme temposu düşmüş Çin’in de fiilen bölgeye el atması süreci bekleniyordur! Ama Amerikalı yazarlar bu savaşı Uzun Savaş adı ile daha 2007 yılında ilan etmişlerdi. Halen yoğun bir şekilde bölgede küresel terör, mezhep çatışması, Soğuk Savaş’tan kalma askeri düzenlerin devrede olması, ekonomik ve siber savaş, bilgi harbi ve konvansiyonel savaş teknikleri ve caydırma nitelikli eylemler uygulanıyor.

Çok gelişmiş ve komplike bir çatışma ortamı ve tam da işin ortasında bir Türkiye bulunuyor. Durum çok ciddi! Küresel çarkların işin başından bu yana işlediğini öngörmek mümkün müydü bilinmez ama bugünkü hale bakılırsa Türkiye böyle bir savaşın içinde yer alıyor. En azından stratejik düzenlemeler, sınır güvenliği, iç meseleler, Bayırbucak Türkmen soydaşlar ve mülteciler gibi haklı sebeplerle Türkiye bu savaşın bir tarafıdır. Bütün mesele en az kayıpla, insani şartları ve adaleti en üst seviyede tesis etmek adına duruma müdahildir. Sorumluluktan kaçmak mümkün değildir.

Ortadoğu’nun yakın geçmişteki krizlerinde Türkiye insani yardım yapan ve lojistik destek veren ülke olmanın ötesine bilinçli şekilde geçirilmemiş idi. Bu gün geçmiş tecrübeleri de göz önünde tutmak gerekir. Terörle, iç sorunlarla ve mültecilerle meşgul edildiği ve hatta içeride durumu tam kavrayamamış çok insan olduğu halde, Ortadoğu’da başka türlü bir denklemin kurulmasına Türkiye müsaade edecek mi? Etmeyecekse başka ne yapmalı? Bu konuda yetkililere yapılan eleştiriler problemi Türkiye lehine çözmeye katkı verici nitelikte mi? Biz birbirimize düşerken inisiyatif başkalarında mı olsun? Bu sorular sorumlulukla ve yüksek idrakle cevaplanmalıdır.

Değişmeyen gerçek şu: Türkiye’ye düşen büyük bir görevdir.

(Harita: Flickr, Worldwide Missionary Eva… Middle East)

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Ruslar ve Diğerleri

DİĞER YAZI

Türk Topçusu PYD Güçlerini Hedef Aldı

Güvenlik 'ın son yazıları

Mimetik Yaklaşım ve Savaş

Günümüzün medya ve siyasetle ilgili sorunlarını mimetik alan etkileşimiyle ele alacağım. Köklü adımların atılmasında geçmişten geleceğe

İstikrarsızlık

Barış Pınarı Operasyonu zamanında yaptığım konuşmalarda defaten ifade ettim, "Terör örgütü PKK, ABD’nin özellikle ikinci Körfez

Akıllı Güç

ABD’nin küresel üstünlüğü tartışılıyordu ve Joseph S. Nye 2005 yılında etraflıca yazdı, Yumuşak Güç (Soft Power)