propagandanin-taraflari
Propagandanın Tarafları

Propagandanın Tarafları

324 Tıklama
21 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Bir propaganda malzemesinden kaç post çıkar? FETÖ henüz Kumpas Davaları yokken, yaklaşık 15 Temmuz’dan on yıl öncesi propaganda üstünlüğüne sahipti. Bu konuyu gündeme getiren olmadı. FETÖ ile mücadele ediliyor ama ortama bıraktıkları ile kim mücadele ediyor? FETÖ veya benzeri terörist-örgütlü faaliyetlerde olanlara karşı mücadelede eksik bir yön mü var? Bilgi Savaşı veya Propagandaya Karşı Koyma başlığıyla ele alınabilecek bir konuda devlet ve halk büyük ölçüde zarar gördükleri ve görmekte oldukları halde kamu görevlilerinin yeterince önlem alabildiklerini söyleyebilir miyiz? Bu bir tür ihmaller ve zaaflar konusudur. Bu konu içinde istismar, tasfiye, tehdit içeren ciddi kavramlar var. Propaganda ve kamuoyunu istismar edenleri dikkate almak gerekiyor.

On yıl önce belki bugün karşılaştığımız tablo ile ilgili belli işaretler alınmıştı, kısmen bazı tahminler yürütülebilirdi. Ama tam olarak tehdidin hangi istikametten, ne zaman, ne ölçüde vuracağı hakkında isabetli bir belirleme yapılamadı. Resmi daireler dinleniyordu, bazıları ise kamera konup izleniyordu. Devleti, milleti korumakla görevli insanların çalışma odaları çember altına alınmıştı. Kim yapıyordu bunları? Dışarıdan değil, içeriden yapılıyordu. Ofisler yine orada çalışan ve bu işi kontrol eden insanların eliyle dinleniyordu. Vahim tablo budur! Nasıl Başbakan’ı korumaları dinlediyse, Genelkurmay Başkanı’nın odasına yaveri böcek koyduysa, o zaman istihbaratçıların odaları da FETÖ’ye hizmet eden istihbaratçılar tarafından dinleniyordu. Bırakın dinlemeleri, önemli toplantılara katılıyorlardı, raporların hazırlanmasında bulunuyorlardı, resmi evraklar ellerindeydi; çünkü onlar orada atamalı idi. Atanmaları başka bir konudur! Sonuçta bu insanlar bu işin asıl sahipleriydi. Elde ettiklerini dışarıya çıkarıyorlardı, FETÖ imamına kadar gidiyordu bilgiler. Bunun böyle olduğunu tüm çıplaklığıyla 15 Temmuz’da anladık, o günlerde bir ihtimal denmekteydi.

Bir daha bakalım, ofislerde, karargâhlarda, harekât merkezlerinde bu yasadışı dinlemeleri yapanlar kimler? Evlerin mahreminde görüntü alanlar kimler? Güvenlik kurumlarının her bir yerinde böcek incelemesi için periyodik kontroller yapanlar, ellerinde demirbaş teknik cihaz olanlar, asıl sorumlular, düşmanları, düşmanın yaptığı dinlemeleri ortaya çıkarmak için vazife yapanlar, atanmış devlet görevlileri. Olacak iş mi bu? Oluyor işte, paralel örgüt bu nedenle çok tehlikelidir.

O dönemlerde devletin önemli ofislerine hemen her gün ciddi evraklar, suçlamalar, dava konusu edilecek belgeler gelmekteydi. Bazıları aldatmaca, bazıları kasıtlı, bazıları ise amirin üzerine “şunu yapın, bunu yapın” diye not düştükleriydi, yani emirlerdi… Bunların büyük bir kısmı FETÖ tarafından üretilmekteydi. Mektuplar vardı, önemli kamu birimlerince resmi evrak olarak hazırlananlar, bazen de hukuki metinler. Anlaşıldı ki kurumların içindeki FETÖ’cüler bir içeri girerek, bir de dışarı çıkarak planlı biçimde iş üretiyorlardı, hangi kademede olurlarsa olsunlar makam sahiplerine çeşitli vazifeler yaratıyorlardı. FETÖ geri planda yerleşmişti, işin içinde de yer alıyordu. İzliyorlardı, gerekirse bazı ilave etkenleri ve atmosferi sağlayarak çalışanların o an bilemeyecekleri türden yapaylıkları üretiyorlardı, süreci kontrol ediyorlardı. O dönemde belirsizlikler çoktu ve belli ölçüde karmaşa da vardı, yanlışlar da… Zaman da kısıtlıydı, çünkü “ivedilikle!” diye bir talep sistemi çoğu kere çalışanları dara düşürüyordu. Belki zaman içinde incelense daha başka düşünülecek türden konulardı, yağmur gibi yağıyordu ve hakikaten her biri çok önemliydi.

Örneğin rüşvet almak, vatana ihanet etmek gibi suç olan, ayıp tarafı olan, telefisi mümkün olmayan değişik suiistimaller olsa neyse, serbest saatlerde yapılan muhabbetler bile afişe edilmekteydi. İçerik önemli değildi, üzerine yapıştırılan isimler ve tarifler piyasaya sürülüyordu. Kanıt yok, inceleme yok… Hani herkesin “geyik” diyebileceği türden konuştuğu konular propaganda malzemesine dönüştürülüyordu. Fişlemeler bile buna göre yapılıyordu. “Şu işe karışan adam…” deniyordu. Dinleme, ses kaseti yapma, propaganda malzemesi halinde internete maksatlı biçimde servis edilme konusu üzerine ehil olmuşlardı. Bunların her biri ateş altındaki top mermisi gibiydi, ama bunun bir savaş türü olduğunu düşünmeyenler, “Kirli çamaşırlar çıksın ortaya,” diye baktılar bu ciddi işlere.

Sistem kendini zehirliyordu, bununla ilgilenen yoktu; ama propaganda dediğiniz aslında zehirdir! Propagandaya herkes ortak oldu, farkında olmadan, konunun önemini bilmeden. Propaganda böyle bir şeydir; etkisinde kalan propagandanın aracıdır! Bu konuda bilgi eksiği olanlar Gehlen’in anılarını okumalıdır. Zaaf mı arıyorsunuz; işte propagandanın ne olduğunu bilmeyen yöneticiler, basın, vs. bakın sonuçta nelere sebep olundu?..

FETÖ’cüler o dönemlerde her fırsatta propaganda malzemesi üretiyorlardı. Ogün o ortamda yazdıkları, dinledikleri veya çektikleri kayıtları propaganda malzemesi olarak kullanmaktaydı. Bu malzemeleri birileri dinliyordu, kaydediyordu, tamam da bir de ürün olarak hazırlayanları vardı. Nerede yapılıyor, kim yapıyor dersiniz? Büyük ihtimalle teknik işleri bilen kamuda görevli FETÖ’cüler dışarıda bir yerlerde bu işleri yapıyorlardı. Örneğin hedef asker ise bunun için Jandarmadan bir iki astsubay, Emniyetten bir iki polis memuru, vs. Bunların başında da emekli bir iki subay veya polis, hatta imamları… Yaratılan propaganda malzemesini hangi vasıtayla, ne zaman, nerede devreye sokacaklar? Bunu organize edenler, karar verenler vardı. Bunları kim ortaya çıkarmakla görevli? Olmadı işte!..

Dahası, servis amaçlı değişik platformlar vardı, halen var. Maksatlı türden mektuplar postanelerden atılıyor, devlet bunun üzerine gitmiyor. Mektupları alanlar ihbar ve belge olarak kabul ediyorlardı. Mahkemelerde bile pek çok bu tür belge vardı. Görüntü ve ses kayıtlarının servisi için ucu yurt dışında olan değişik internet siteleri vardı, oralardan devreye koyuyorlardı. Bunlar alenen devleti ve sistemi istismar etmek için açılmış propaganda siteleriydi, devlet üstlerine gitmiyordu. Hatırlarsınız, sosyal medyadaki Fuat Avni hesabı konusu bile çok yeni bir tarihte engellenebildi. Peki, o dönemlerde sayısız web sitesi vardı, neden önlem alınmadı? Önlem alınmak istendi ise neden başarıya ulaşılamadı? O dönem propaganda sistemimizi paralize/felç etmişti, bunun devlete tehdit olduğunu kabul eden ve ciddi bir mücadele başlatan yoktu. Bütün bu yapılanlar zaten örgütlü bir işti ve suçtu. Başka bir suç aramaya bile gerek yoktu. Eğer bunlar suç ise önlemek için kimler devreye girmeliydi? Vatandaşı, memuru, resmi yerleri kimler koruyacaktı? Korumak istediler de onları durduranlar mı oldu?

Dinlenen kişilerin ellerinde önemli bilgiler ve belgeler vardı. Yasal çerçevede sorumlulukları gereği bir yere kadar çalışmaktaydılar ve dahası, başka kurumların da devreye girmesini istiyorlardı. Bu noktada duvarlara çarpılıyordu! Komutanlar, amirler duvar oluyorlardı. Buna karşılık FETÖ’cüler ise olayı lokalinde kontrol etmek istiyorlardı, sorun çıkaracakları engellemenin peşindeydiler. Zaaf mı, buyurun öyleyse!..

FETÖ propaganda malzemesini üretti ve internete koydu. “Bilmem kimle bilmem kimin ses kaydı!.. Bomba haber!..” Bu tür propaganda malzemesini alan nedense alet oluyor, kültür bu herhalde, içinde ne var kimse umursamıyor, paylaşma yarışına giriyor. İfade ettiğim gibi propaganda böyle bir şeydir; etkisinde kalan, propagandaya bakarak işlem yapan, yoluna giden propagandanın aracıdır.

Genel çerçevede yineleyelim, FETÖ’cülere göre alaşağı edilmesi istenen hedeftekiler bellidir: Kendilerini ortaya çıkaracaklar ve çalışmalarına engel olanlar. Amaç bellidir: Başta TSK olmak üzere resmî kurumları kamuoyu nezdinde küçük düşürmek, kurumlar arası uyumu engellemek, güvensiz bir ortam için fırsatları abartarak kullanmak ve hedefteki kişilerin karargâhtan uzaklaştırılmalarını sağlamak.

Yöneticilere, komutanlara, amirlere, karar verenlere baskı yapılması gerekiyordu, bu tür malzemeler de yeterli görülüyordu. Amirler ses dinleyen ve propaganda yapan hakkında bir soruşturma açmıyordu. Ofislerin, karargâhların veya harekât merkezlerinin dinlenmesini zımnen de olsa kabul ediyordu, zira kendi odaları da dinleniyordu. Dinlendiklerini kısmen de olsa biliyorlardı. Bazı şeylerin ortaya çıkmamasına dikkat etmek istiyorlardı. Hatta başka ciddi tehdit CD’leri de onlara gönderilmiş olabilirdi. “Bizim dediğimizi yap, yoksa senin ses kasetin de internete düşer…” tehdidinde bulunuyorlardı herhalde. İkbal bekleyenlere, koltuk düşkünlerine de “Bizden ol, işleri ayarla, seni destekleriz,” diyorlardı herhalde… Ancak propaganda malzemesi içindekiler neyse de bir devlet söz konusu ise izlenmenin ve dinlenmenin olması, örgütlü bir faaliyetin gerçekleşmiş olması, gayet ciddi bir hadiseydi. Düşman olsa bunu yapardı, yapan içimizden biri ise devlet düşmanın olduğunu neden gözardı etti? Milletin üstüne mermi sıkılmadan önce neden bu tür propaganda ateşine karşı bir mücadele başlatılmadı? Hukukçular bu konularda çalışmalıydı, ama nerede?.. Hangi hukukçu, adliye büyük ölçüde FETÖ’nün ise?

Üzerinden on yıl geçti. O dönemde hedef alınanlar görevden alındı. Bunlara o gün tasfiye denmedi, kurtulduk dendi; şimdi anlıyoruz tasfiyeyi ve böyle diyoruz, pardon diyoruz. Ayrıca tasfiye edilenlerin haklarını görmezden geliyoruz. Yazık! O dönemde FETÖ’cüler amaçlarına erişmişlerdi. Tasfiye edilenlerin yerlerine ise yeni atamalarla kimler getirildi? Hain darbeyi yapan (düzmece) Yurtta Sulh Konseyi sahipleri. O denli ciddi, önemli evrak ve işlem silinip süpürüldü…

O dönemde, on yıl önce, her fırsatta, tasfiye edilenler savcı karşısına çıktı ise görevlerini yapmaktan kaçınmadılar, ifade verirken, çok şey anlattılar; “Şurada FETÖ var, belgeler, fişlemeler, dinlemeler, suçlar, örgütlü işler var…” diye. Bunlar üzerine bir adım bile atılmadı. Sonra mahkeme kayıtlarından bu bilgiler de silindi mi acaba?

Geniş pencereden bakalım, FETÖ o tür propaganda malzemeleriyle sistemi ele geçirdi, insanları baskı altına aldı… İlk tasfiyeleri bu yolla yaptırdı. Kendini güçlü gördü, sonra malum düzmece davaları başlattı. Kendini daha da güçlü gördü, sonra malum hain darbe girişimine tevessül etti. O günlerde devleti kurtarmak için işini yapanların arkasında durulmadı, hatta bir terör örgütü araştırması yapılmadı… Bugünlere gelindi. Konular bugün yeni gündeme geldi. Bugün gazetecilik yapanlar vahamete dikkat çekmekle uğraşıyorlar.

Süreç içinde bu tür hazırlanan propaganda malzemelerinden kimler yararlandı? Bir, FETÖ. İki, o dönemin amirleri ve bürokrasisi. Üç, tümel bakın, o gün ve bugün basın ve siyaset.

FETÖ’nün halen o tür propaganda malzemeleri internettedir. Devletin görevlileri bunları engellemelidir. Neden engellemiyorlar? Vazifeleri değil mi? Uçları Amerika’da diye mi? Bu bir Bilgi Savaşı ise şu an bu savaşta Türkiye siperlerini kaybeden taraftır, bunu unutmayalım. Mahkemeler darbe girişimindekileri yakalar, işbirlikçilerini de yakalar, cezalandırır. Ama propaganda başka bir şey; eğer buna dur denmez ise içerideki karışıklık sürekli maniple edilir. Sosyal medya dahil olmak üzere büyük bir proje ile yapılan propagandanın üzerine gidilmelidir.

Dönemin amirleri ve bürokratları konumlarını muhafaza edip, “Kazasız işimizi yaptık…” diyenler olmak istediler, oldular da. Şimdi köşelerinde sessiz sedasız oturuyorlardır… Acıdır ama, bu propaganda malzemelerinden onlar da istifade ettiler. Teröristlerle savaşacak insanlardan kurtulmayı tercih ettiler.

Basının ve siyasetin durumu, en azından Kumpas Davalarındaki tutumları belliydi. Bazı gazeteler, tv kanalları, basın mensupları neler yaptı? Düzmece haberler manşet yapıldı, bavullar bile taşındı. Yine de basın ve siyaset bir memleket için hassas konulardır. Biri siyasetin güçlenmesi, diğeri basın özgürlüğü bakımından hassastır. Bu hassasiyet bilinmektedir. Ancak ben burada bilmeyenler için hatırlatmak isterim, propaganda malzemesini kullananlar da propagandanın aleti olurlar. Bugün bile düşünmeden yanlışı yazıp çizenler var ise bu hatırlatma yerindedir. Bir propaganda malzemesiyle nasıl mücadele edilir, bunu bilmiyorlar.

Bir de gerçekten siber saldırılar var, yabancı istihbarat servislerinin, taşeronların yaptıkları var. Bunlar doğrudan “ben şuyum,” deyip birşey yapmak zorunda değiller, istedikleri kisveye girebilirler, bilakis durumun yanlış anlaşılması için, kaos ortamı oluşması için, faaliyetleri örtmek için birilerini işaret ederek ortamın bulanmasına etki edebilirler. Bunlarla şahıslar baş edemezler, devletin görevidir bunlarla savaşmak.

Ne beklenir? İlgili kurumlar terör örgütünün propagandasına ve halen ortadaki malzemelerine karşı da bir önlem almalılar. Bu onların görevi, kimsenin ben mağdurum diye dilekçe vermesini beklemesinler. Bilgi Savaşı yapacak hazırlıklarını bitirsinler.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Egemen Millet

DİĞER YAZI

Düğünlerde Teneke Çalanlara

Güvenlik 'ın son yazıları

Afganistan Stratejisi

Afganistan’da stratejik boşluğu kim dolduracak? Son günlerde bir yandan ABD, diğer yandan Rusya, Afganistan politikaları gereği