teror-algisindaki-degisim-ve-onlemler
Terör Algısındaki Değişim ve Önlemler

Terör Algısındaki Değişim ve Önlemler

394 Tıklama
21 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Bu yazıda konu özellikle FETÖ, PKK ve IŞİD değildir, hepsiyle, benzerleriyle, bundan sonra görüleceklerle, bütünüyle terörle ve teröre karşı toplum olarak mücadeleyle ilgilidir. Bilindiği gibi, terörün savunulacak tarafı olamaz ve insanlığın terörle savaşı esastır. Bu yazı terörün bireyle ve toplumla ilişkisinde evrimleşen yeni algıyı ortaya koyar, sonuçta da toplum sağlığı ve politik alandaki yansımalarını irdeler.

Ancak başta şunları hatırlatalım. Hatta FETÖ, PKK ve IŞİD davalarında da görüldüğü üzere ortada fiil vardır, suç bellidir, zarar görenler, kamu ve vicdanlar gereğinin yapılmasını beklemektedir. Gecikmeden adaletin tecellisi toplumun öncelikli beklentisidir. Ayrıca FETÖ ve PKK ile mücadele de sulandırılmamalıdır. IŞİD küresel bağlamda daha faklı bir seyir izlemektedir, çözümü de başkadır. Bilindiği gibi sınır-ötesi operasyonlarda özel birliklerle mücadeleyi gerektiren tarafları vardır. Sonuçta hukuk gereğini mutlaka yapacaktır, devletin diğer denetleme araçları da işlevsel olacaktır. Bu konu zamanla büyük ölçüde anlaşılacak, bunca kötülük yapanların yanında kâr kalmayacaktır. Yeter ki yanlı olunmasın, gerçeklerle meşgul olunsun…

İnsanlık, en basit ifadeyle, hareketi ve ilerlemeyi sağlamak için kendine bir karşıt yaratır. Bu onun korunması, güçlenmesi, ilerlemesi için bir nedendir. Yirminci Asrın ortalarına kadar daha çok ülkeler veya liderler çıkarlarını geliştirebilmek ve iç dinamiklerini işletebilmek için kendilerine düşmanlar ilan etmişlerdir. Bunlar bir başka ülkelerdir. Ancak insanlık, bu zaman diliminden sonra azar azar, Yirmi Birinci Asırda ise büyük ölçüde, kendine karşıt olan gücü terörle tanımlamıştır. Bu insanlığın öyküsüdür. Nasıl bir dönemde kölelik ve sömürge belası yapıldı ve sonra değişik boyutları ile insanlığa mal edildi ise terör de benzer seyirdedir.

İlginçtir, başat güçler bu terör ajandasını geliştirirlerken karşıt olanın daha belirgin olmasına ihtiyaç duymuşlar ve konuyu din ile birleştirerek sunmuşlardır. Projelerini onların İslami Terör dedikleri, bizim ise Radikal Terör diyebileceğimiz biçimde bir yere oturtmuşlardır. Bugün bu taraflı yaklaşım, kim ne derse desin, tutmuş görünmektedir; üniversiteler böyle yazıp çizmekte, politikacılar anlaşma metinlerine bu tür maddeler eklemektedirler. İslam sözcüğü barış demektir. Ancak Müslüman toplumlar dinlerini özümseyemediklerinden, bir yapaylıkla kapladıklarından, gayet kolay istismar edilmeleri söz konusudur. İstismara açık bu konuda işini bilenlerin yürüttükleri proje tutmuştur, bunu söylemek acı ama gerçektir. Bu hemen herkesçe bilinen veya kabul gören sözcükleri şunun için ortaya koymak istedim: İnsanlık bugün terörü kullanıyor, düşman bu, türev olarak bu yöntem benimsendi.

Başka açılardan da bu durum geçerlidir. Din temalı küresel terör türü belirginleşmeden, yani El Kaide türü küresel terör odakları ortaya çıkmadan önceki dönemlere gidelim; Soğuk Savaş’ın gereği olarak terör ideolojik alanda zaten uygulanmaktaydı. Bu açıdan bakılırsa ülkelerde rejim değişikliği yapmak, ülkeleri bölmek veya tarihi süreçte var olan hakları tekrar elde edebilmek gibi amaçlar için terör örgütleri kurulmaktaydı, bugün de bu anlamda faal olan örgütler vardır.

Bu evrede terör güçlü olanların bir başka hedefe ulaşması için kullandığı araç olmuştur. Bu ideolojik kökenli örgütler veya henüz örgüt olamamış ama terörize edilebilecek potansiyeldeki topluluklar zamanla kullanılmışlardır. Terörü usul olarak kullanmayı öğrenen başat güçler ellerine geçirdikleri zayıflıkları bir örgüte dönüştürmeye başlamışlardır. Bu işin çerçevesi genişlemiştir ve konu bir düşman yaratmakla elde edilebilecek çıkarlar bağlamında kalmamış, dost terör örgütü yaratarak çıkarları elde etmek biçimine de evrim göstermiştir. Ama terör insanlık suçu, nasıl olacak bu iş? Bu noktada başat güçlerin gizli servisleri ciddi çalışılmış, uzun vadeli projelerle ve çok karmaşık yöntemlerle bu işin üstesinden gelebilecek, her şarta durumu kontrol edebilecek somut uygulamalar üzerinde ustalaşmışlardır. Bu durum aynı zamanda bir muammayı ortaya çıkarmıştır. “Senin teröristin, benim teröristim… İyi terörist, kötü terörist…” gibi ifadeler buradan türemiştir. Terör politikanın dolaylı aracı haline dönüşmüştür. Şu an güvenlik ve uluslararası ilişkiler faaliyetlerinde terör baş konudur. Ben de dahil kabul etmeyecekler çoktur ama vaziyet şöyledir: “Terörle yaşamayı öğrenmek, alışmak…” diye bir düşünce buradan türetilmiştir.

Şimdi diyebilirim ki, FETÖ, PKK ve IŞİD gibi örgütler yapaydır, beslenmektedir ve değişik şekillerde desteklenmektedir. İnananları yok mudur? Vardır elbette. İnsanlık açısından bakarsak durum son raddede bu hale dönüştürülmüştür. Terörle savaş “Uzun Savaş” ismiyle tanımlanmıştır. IŞİD gider yerine MIŞİD gelebilir. FETÖ gider yerine METÖ gelebilir. Başkaları da böyledir.

Başat güçlerin çıkarı içinde terörle bir yola sokulmak istenen ülkeler haklı olarak mücadele etmektedirler. İlkelerini ileri sürmektedirler. Karşı koyucu türden faaliyetlerini sürdürmektedirler. Örneğin Türkiye Kuzey Suriye’de yapılanmış olan PYD/YPG’yi Hafız Esad zamanından beri bilmektedir, PKK ile ilişkisini gayet yakinen açıklayabilmektedir. Aslında bunu Amerika’da bilmektedir, İsrail de… Ama konu bu mudur? Her ne kadar gerçekleri bilseler de bu çaptaki güçler PYD’yi başka türlü göstereceklerdir, buna karşılık Türkiye de durumu olan şekliyle tanımlamaya, bunun bir terör örgütü olduğunu söylemeye devam edecektir. Demek ki bunun bir diplomatik mücadele haline dönüşmüş olması hali de geçerlidir, şu an çelişkili gibi gelen meselenin evrimi böyledir.

Şimdi bu dönüşümün toplumlara daha derinden etki eden bir başka yönüne bakalım, psikolojik ve sosyolojik tarafına.

FETÖ örneği üzerinden gidelim. Yaklaşık kırk yıldır bu örgüt birileri tarafından elinden tutulmuş ve bu hale getirilmiş, devlette ele geçirmediği yer kalmamış ama aynı zamanda küresel boyuta ulaştırılmıştır. Bu ülkenin insanı küresel çıkarlar için çalıştırılmıştır. Çalışanlar kabul etseler de etmeseler de hem o birilerinin amaçlarına hizmet etmişler hem de bazı değerlere ve kişilere güya inanmışlar ve kendilerince manevi tatmin elde etmişlerdir.

Ülkedeki güncel tartışma nedir? Bunlar bir daha darbe yaparlar mı, ülkede huzursuzluk yaratırlar mı, birilerinin maşası olarak ve belli yerlere odaklanarak birtakım olumsuzluklara sebep olabilirler mi?… Darbe girişiminde bulunanlar, yardım ve yatakçılık yapanlar tutuklandılar, tutuklanmaları sürüyor. Mahkemeleri devam ediyor. Kamudan uzaklaştırılanlar var. Süreç devam ediyor ama konuyu deştikçe endişeler de beraberinde geliyor. O halde merak edilenler yersiz değildir. Dışarıda milyarlarca dolar, kendi alanlarında uzmanlaşmış insanlar, içeride uyuyan hücreler… Söyleyin, Gülen’in kendisi olmasa bu kapasite küresel ölçekte etkinliğini sürdürür mü, her şeyi bırakırlar mı? Merak edilenler bu gibi konular. Ne denecek? “Yanlışı bırakın, gittiğiniz yoldan dönün, normal yaşama dönün… Doğru dini anlayış bu, siz yanlış biliyormuşsunuz…” denerek bu insanların aklı değiştirilebilir mi? Veya “Alın size milyonlarca dolar, bu size daha iyi kazanç sağlar…” denmek suretiyle çıkarcı yaklaşımla beklenen değişiklik yaratılabilir mi? Yine de bir değişim beklentisi var. Bu değişim beklentisi bir niyet, kurgu, çaba içeriyor. Sonuçtan ise herkes şüpheli ki bugün ülkede bu tartışmalar yapılıyor.

Amerika’da 70’li yıllardaki Jim Jones olayını hatırlayanlar vardır. Amerika bu tür çarpık inançla yanlışa saplanma işini o zaman çözmüş olmalı. “Kim neye inanırsa inansın başkasına zarar veremez, hukukun dışına çıkamaz,” denmiş; şimdi bizim dediğimiz gibi. Ama onlar başka bir şey daha yapmışlar, bu işi yansız ve bilimsel ölçekte analiz etmişler, hatta bir başka toplumu istismar edebilecek biçimde uygulayıcı olmak için yöntemlerini iyice öğrenmişler, kendi halkını doğru noktada tutmak için ise psikolojiyi devreye sokmuşlardır. Amerika’da insanlar dişçiye gittiği gibi psikoloğa da giderler. Bunun önemi büyüktür. “Orası Amerika, Ortadoğu değil, kültür farklı…” diyecekleri duyabiliyorum. Ama onlar bu işi birey bazında çözmüşler. Amerika bizdeki gibi televizyonlara din adamlarını çıkarmamışlar, bilim adamlarını çıkarmışlar ve kamu vicdanına bu şekilde seslenmişler.

Kendi kültürümüzde önceleri daha çok kırsal kesimlerde vardı ama son yirmi yıldır artan şekilde hemen her yerde, kentlerde bile büyü, okuma, üfleme, fal, gibi şeylere inanmak yaygınlaştı. Bu durumda bireylerin kendi sorunlarını çözerken danıştıkları kesim farklılaştı, o hoca yanlışsa bu hoca tavsiye edilir hale gelindi. Toplumun bu tip sapkınlıkları terk etmesi sağlanır ise belki bir değişimin temeli atılabilir?

Toplumsal sorunlara çare bulmaya çalışanların aklında bu tür bilimsel bir çözüm paketi var mı, teşvik edici, kolaylaştırıcı… Bilmiyorum, ben de merak ediyorum. Yani konuya, ondan olma benden ol, onun okuluna değil benim okuluma gel denirse düzelir diye bakılıyorsa da belki bir ölçüde sonuç alınabilir ama bu yeterli olur mu veya başka sorunların daha ortaya çıkması anlamına gelebilir mi, iyi düşünmek gerekir.

Buradan çıkardığım sonuç şudur: Topluma, özellikle erken yaştakilere politika ve ideoloji aşılamak yerine, sağlıklı olmak aşılanmalıdır. Toplum sağlığı böyle bir düzenleme ile sağlanır.

Birey değişik ideolojilerle ve geleneklerinin baskın etkisiyle yaşamını sürdürürken zamanın getirdiklerini de almaya devam eder. Hani deriz ya küreselleşme ile bazı tutum ve davranışlar kendiliğinden değişiyor diye, bunun gibi, dışarıdan verilen yapaylıklarla bireylerin tutum ve davranışları değiştirilebilir. İnsanoğlu ortama uyum sağlayan, bunun için bazı usulleri ve araçları bulabilen bir canlıdır. Terör örgütlerinin süreçlerine bakın yaklaşık 30-40 yıllık süreçler vardır. Bu süreçler azımsanamaz, örgüt ve üyeleri kendi kültürünü oluşturmaya elverişli zamanı bulurlar. Bu süre fazlalaştıkça bireye dışarıdan verilenlerin “kalıcılığı yüksek” demek olur, tutum ve davranışların da kalıcı olması söz konusudur. Ortadoğu kökenli terör örgütlerinde ve üyelerinde takiye, yalan, saklı iş yapma, sinsilik ve gizlilik, çıkarcılık, kurnazlık, cinlik, körü körüne başlılık, yapay etkilerle motivasyon, başarısızlığı kabullenememe, kompleks hali, körlük gibi pek çok edinim vardır. Bireyler bu edinimlerle başkalaşırlar. Uzun zaman bu başkalaşmanın “kökleşmesi” demek olur.

Bireyde etki böyleyse, toplumda neler olur? Toplum da başkalaşır. Bölünmüşlük, başkalaşma: Diğerlerinden ayrılmıştır, değerleri, öncelikleri, algıları, güdülenmişlikleri tamamen farklı karakter taşır. Başkalaşmış bir topluluk kolay geri döndürülebilir mi? Zaten takiyeyi, gizlenmeyi, yalanı öğrenerek o hale getirilmişler, yapay bir bilinçteler, o andan sonra mı kendilerini gizleyemeyecekler, normalleşecekler? Bunlar pişmanlık duymazlar, pişmanmış gibi görünebilirler.

Bir ülke içinde değişik topluluklar, cemaatler, meşrebi değişik kesimler vardır ve bu normaldir. Önemli olan bunların birbirlerine diş bilemeleri değil, birlikte sinerji oluşturabilecek değerleri üretebilmeleridir. Esas olan hukuktur. Hukuk yanlı olamaz.

Sonuç… Günümüzde terör bir araç olmuştur ve projelendirilerek belli zayıflıkları olan toplumlara zehir diye zerk edilebilmektedir. Bu yazı ile iki hususu gündeme getirmiş oldum. Birincisi: Toplumun birey bazında ilgi görmesi gerekir. Yapılanlara ilave olarak bilimsel tabanı olan yöne ağırlık verilmelidir, erken yaşlardan itibaren bireylerin psikolojik ve psikiyatrik destek alma alışkanlıkları teşvik edilmelidir, bunun adı toplum sağlığıdır. Okullardaki danışmanlık hizmetlerinin amacı ve işlevi yeterli değildir. Ama yine de esas olanı uygulamanın yanı sıra bu alanda da bazı düzenlemeler yapılabilir. İkincisi: Başat güçlerle politik ilişkileri düzenlerken bu evrimleşmiş terör konusunun ne olduğunu bilerek argümanlar sunmak ve önlemler almak gerekir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

İran’da IŞİD Terörü

DİĞER YAZI

Güvenlik ve Politika

Güvenlik 'ın son yazıları

İngiliz Dünyası (Anglospere)

Anglosphere anlaşılmadan küreselleşmeyi, Atlantik’i, NATO’yu, Pasifik’i, jeostratejiyi, küresel güvenliği, silahlanmayı ve hatta AUKUS’u anlamak mümkün olmaz.

11 Eylül’ü Hatırlamak

11 Eylül 2001’deki terör eylemi nedeniyle hayatını kaybeden tüm insanları rahmetle anıyorum.Ancak şu da var, Uzun