mini-aydinlanma
Mini Aydınlanma

Mini Aydınlanma

Okuyucu

FETÖ’cülerin darbe girişimi sonrası yaşanan tartışmalara bakıyorum da hassaten şunu diyesim geliyor; sanki Türkiye bir “mini-aydınlanma” süreci yaşıyor. Meğer onca yıllık yaşananlar içselleştirilememiş, kayıp zamanmış… Yazık, ne tür bir karanlıktan çıktık ki?

Örneğin; İmparatorluk neden yıkılmış, Çanakkale Destanı ve Kurtuluş Savaşı kimlerle ve kimlere karşı yapılmış, Cumhuriyet neden kurulmuş, Atatürk Devrimleri ne amaçla yapılmış, devlet, vatan, vatandaşlık, etnik kimlik, millet, bayrak, yurt, yurttaşlık, “biz” olmak, birlik ve beraberlik, demokrasi, laiklik, liyakat, adalet, kanun, hukuk, insan hakları, özgürlük, eşitlik, bağımsızlık, sivil siyaset, gericilik, hurafe, tarikat meseleleri, din, mezhep, cemaat, tasavvuf, sosyal düzen, Lobiler, Cizvitler, Haşhaşiler, Mason Locaları, uluslararası hukuk, milli güvenlik, milli eğitim, milli politika, milli ekonomi, milli menfaat, milli irade, küreselleşme, akıl, akılcılık, gerçek, gerçekçilik, dost, düşman, savaş, barış, dış politika, asker-sivil ilişkileri, NATO, AB, Amerika, stratejik ortaklık, terör, terörist, parti, kurum, kuruluş, örgüt, hasta insan, sağlıklı insan neymiş, bütün bunlar FETÖ’ye dek yeterince anlaşılamamış, şimdi birazcık idrak edenler var gibi. Aydınlanıyor muyuz ne?

Bu aydınlanma sürecinde basına teşekkür etmek istiyorum. Aslında yukarıda ifade edilen bütün bu tartıştırdıklarınızı siz de bilmiyor, öğrenme sürecindeymişsiniz. Meğer şu yabancıların “intraining” dedikleri sözcük ne kadar da önemliymiş: Herkes görevini işin ortasındayken, bazen sonlarına gelmişken ve belki başına taş düşünce öğreniyor. Bu bizde bir usul mü? Bir saptama yapalım o zaman: Eğer usulünüz, işi nasılsa yaparken öğrenirim, mühim olan sadakat, ‘mış’ gibi olmak, kadroları kapmak, vs. ise aydınlanma katsayınız da mini seviyede olur. Dışarıdan bakınca görülen budur. Yoksa “Şark kültürü” dedikleri bu mudur?

Düşünsenize, biz dünkü devlet miyiz de bu çok temel konu ve kavramları FETÖ darbe girişiminden sonra tartışır olduk? Eksik akılla ama eldeki imkanların gücünü sıkıca kullanarak, çıkarcılığı politika malzemesi yapmak, şeklinde bir yöntem var. Bu çok eskilerde kalması gereken bir hadisedir. Politika nedir, yoksa yeni mi keşfediyoruz? Tabiidir ki farklı çevrelerin öyle veya böyle bildikleri ve yaptıkları da politika kapsamına girer, ama bunun adı Şark usulü politikadır. Dünya literatüründe bunun adı böyledir. Çıkarcılık bilinmeyen bir şey mi? Bu ezeli bir meseledir. Politika, güç, çıkarcılık, devlet bizim bilmediğimiz şeyler mi? Biliyoruz ama bilinmeyenler başka; kimin, ne seviyede, nerede, kimlerle, ne işle ilgili iştigali olduğudur, geri planı bilmiyoruz, saklananları da. Tarihte bunun çok örneği var!..

Neden “mini” dedim? Çünkü halen bu işlerle ilgili olarak kafası karışık çok insan var. Örneğin, devletin işlevi nerede başlar nerede biter, bilmeyenler var, iyi mi? Devletin adalet fonksiyonu nedir, bilmeyenler var. Devletin kavramlar, kriterler, kategoriler ve süreçler vaaz etmesinin, bunları neden ve nasıl denetleyeceğinin anlamı ve yöntemi ne, bilmeyenler var. Sosyal güvenlik numarasının, kimlik numarasının, bankada hesap açıp işletmenin, trafik kurallarına uyan vatandaş olmanın ne olduğunu öğrenememişler var. Vergiyi, vergi kaçırmayı, bağışı, para yemeyi, faizi, haramı, haksız kazancı, haksız rekabet şartlarını, tekelciliği bilmeyenler var. Devletin sonsuz kaynağı olan bir baba olduğunu zannedenler var. Devlet, kurum, birey arası ilişkileri belirginleştirememişler var. Devlete fırsatçıların çöreklenmesini kazanç görenler var. Soru çalmanın, makbuzla veya değil birilerinin kullanımına açık para toplamanın, devlete kadro devşirme yollarının, adam kayırmanın ne olduğunu bilmeyenler var. Bugün bile hemşericiliğin feodal bir kalıntı olduğunu bilmeden devlet hakkında ahkam kesen insanlar var. Devlet adamının politik çizgisinin nerede başlayıp nerede biteceğini belirginleştiremeyenler var. İnsanlık tarihince öğrenilmiş ve bugün için belli bir düzeyde belirginleştirilmiş devletin ilkelerini hiçe sayanlar da var.

Meselenin özünde şu var: Aslında birey kendine güvenmez ise sıkıntı başlar. Bu durumda başkalarına yaslanır veya başkaları kendilerine yaslanılmasını isterler, güç birliği yapma ihtiyacı ortaya çıkar ve (ben devlette iyi niyetli, kötü niyetli bilmem,) gücü görünce yaslanılanlar da o bireyleri istismar etme noktasına geliverir. Ama öyle, ama böyle; ama o vakit, ama bu şartlarda istismar başlar. Sonra o yaslanılan kişi kendini kutsatma sürecine giriverir. Nefs böyle bir şeydir. Biz nefsi, ruhu, vicdanı bilmiyor muyuz sanki? Nefsin neden eğitilmesi ve dizginlenmesi gerektiğini bilmiyor muyuz? Yeni mi öğrendik bu gerçeği? Biz atomu, organik maddeyi, inorganik yapıları, biyolojiyi, fizyolojiyi, fiziği, kimyayı, matematiği, genetiği, jeolojiyi, termodinamiği, vs. bilmiyor muyuz? İşte bu aydınlanmanın mini olmasının önemli bir sebebidir.

Birey kendine neden güvenmiyor? Çoğu yerde kültürel yapı, aile ortamı, sosyal şartlar, eğitim düzenekleri bütünlük arz ediyor ve bireye gerek duyduğu gücü veremiyor da ondan. Çözüm de tam buradadır: Birey olmak, kendine güvenen bireyler olmayı sağlayan şartları (ortamı, habitatı) tanzim etmek, bunun değerini bilmek.

Aydınlanan akıl, birey olmayı hazmetmiş sağlıklı biri, hatta adaleti temsil eden kişi özelinde kendisinin Allah tarafından seçilmiş olduğuna inanabilir. Ben bunu sorgulamam. Ama bu özel kurgusunu, bırakın kamuya, en yakınındakine bile ima edemez. Etse de devlet sistemi bunu ret eder; “Olur mu böyle bir şey,” der. Normal birey, “En çok ben biliyorum, ben en doğru yollardan geçtim, gelin benden öğrenin, ben, ben…” diyemez. Böyle dense de bunu duyanlar, “Bana ne senden, işine bak sen…” der, toplum bunu dışlar. Devlet de, adalet de, insan hakları da ve dahi din de bunu vaaz eder. Biz psikolojiyi veya sosyolojiyi bilmiyor muyuz? Ama olan ne? Demek ki aydınlanma mini seviyede. Ben merkezli (bencil) olmakla benliği gelişmiş (kişilikli birey) olmanın farkını bilmiyor muyuz, yeni mi öğreniyoruz? Aydınlanma bu olsa gerek!..

Minik olanını bir yana koyalım, aydınlanma; aklı, bilgiyi bireysel seviyede sorgulamak, öğrenmek, içselleştirmek, buna dayalı bir kültürel yapı kurup geliştirmek ve savunucusu olmak, entelektüel olmak demektir. O vakit örneğin din, devlet, millet, cumhuriyet, demokrasi, parti, cemaat, vs. kavramlar bireyin aklında, iradesinde, tutum ve davranışlarında yerli yerine oturur, sorun en aza iner. Kafa karışıklıklarının kurumsallaştırıldığı düzeneklerden uzak durulabilir.

Biz buralara nereden, nasıl ve neden geldik dersiniz?

(Görsel: Flickr, jos)

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Yalan Dünya

DİĞER YAZI

2A: Ahlak ve Adalet

Kültür 'ın son yazıları

Anakronizm ve Propaganda

Anakronizm ile politik propaganda arasında ciddi bir ilişki vardır. Kitle psikolojisiyle ilgilenenlerin çalışma alanında bu tür

Objektiflik

Aslında algılarınıza yönelen hazırlanmış sözcüklerle yönlendiriliyorsunuz. Bırakın bu savaşı, savaş sonrasında olması istendiği özelliklerdeki aklınızın bu

Gerçeklik Ötesi

Gerçeklik Ötesi (post-truth) ile ilgilenmeden bunun içinde yaşamayı sürdürmek çağımızın kurtlu doku hastalığına tutulmaktır. Hastalıklar teşhis