once-aklin-ayarlari-duzeltilsin
Önce Aklın Ayarları Düzeltilsin

Önce Aklın Ayarları Düzeltilsin

Okuyucu

Memleketimin insanları neden gidip bu tür asla affı mümkün olmayacak bir işe kalkıştı, hem bu dünyasını hem de öbür dünyasını mahvetti? Belanın arkası gelecek mi, bu veya başka kisvelerde? Cevap var, önce aklın ayarları düzeltilsin. O halde toplumsal bir ayardan geçme süreci gerekli bize, tez elden, hem de en yakınlarımızdan başlatılmalı bu süreç, aileden.

Örneğin benim ne anne, ne de baba tarafımda Fethullahçı, hatta tarikatçı hiç olmadı. Sülalemde yoksul da var, zengin de; alim de var, cahil de; ama hiç gerici, milletine silah çeken olmadı. Sülalemde Osmanlı’nın son döneminde dört padişahla sarayda birlikte yaşamış olan var, Gazi Osman Paşa ile Plevne’de direnen var, Balkan Savaşı’nda Bulgar’a ve Rus’a karşı at koşturan var, Çanakkale’de Anzak’a adım attırmayan var, Kurtuluş Savaşı’nda malıyla, canıyla milli mücadele veren var.  Ciddi söylüyorum, bunlar hamaset değil, tamamen aile tarihi böyle. Sülalemde eksiksiz ibadetlerini yapan da, akşamları bir tek atmanın kaçamak olduğunu söyleyen de var. Üstelik sülalemde Demokrat Partili de, Cumhuriyet Halk Partili de var. Ama sülalemde hiç Fethullahçı yok, olmadı da…

Herkes benim gibi olacak değil elbette. Başka gailelerle dolu olanlar var. Ahlaklı, örnek, mütevazı yaşayanlar da var, dünyaya ders verenler de. Herkesin kendine göre değerleri var. Yeter ki normal düşünen insanlar olsun. Dünya tek-tip değil. Ama hastalılılar bir başka! Eğer hastalık akıldaysa konu bir hayli hassas!

O zaman sorsun herkes en yakınına, “Bizde bundan var mı, kim, neden, ne yapmak istedi?” diye. Aileler kendi iç muhasebelerini yapsınlar evvela. Düzelecekse bu tablo aileden başlasın ilk olarak. Hata nerede ise bu tartışılsın çok mahrem yerlerde. Hatta ailelerinde varsa sapkın biri, Fethullahçı olur, PKK’lı veya IŞİD’li olur, karşılarına alsınlar, “Yahu Hasan sen ne ettin, neydi derdin?” diye sorsunlar, birbirlerini ikna etsinler. “Devlete musallat olmak da neyin nesi?” desinler.

Bakınız benim sülalemde herkes uğraştı, didindi, karnını doyurmaya çabaladı. Devletin okullarına gitti. İmkanlar neyse ona razı oldu, dolambaçlı yollara sapmadı, ilim ve irfanı olması gereken yerlerde aradı. Bilime kılıç çekmedi, evrensel doğrulara sırt çevirmedi, dünyaca kabul görmüş insanlarımıza, değerlerimize, liderlerimize sen de kim oluyorsun demedi. Bunları bir yana koyup başka bir aklın kölesi olmaya ihtiyaç duymadı. Kendi aklına güvendi, kendi aklıyla yaşamayı seçti, kendi aklının yolunda yaşayıp bir gün hak vaki olduğunda kelime-i şehadet getirdi ve kendi vereceği hesaba hazırlandı.

Hatta benim sülalemden hiç kimse sihirbazlık yapmadı. Sihirbaz arasaydı en kralından bilet alırdı, örneğin David Copperfield’i izlerdi, Fethullah ile işi olmazdı. Benim sülalem kahinlere tevessül etseydi Nostradamus’u okurdu, Fethullah ile zaman harcamazdı.

Atatürk bu milleti bir yola koymamış mıydı? Benim sülalem Atatürk’ü anladı, şaşmadı, yoldan çıkmadan, yalpalamadan işine baktı.

O zaman sorsunlar aileler kendi içinde, “Evladım, neden sen bu sihre kapıldın?” diye. Kendiyle ve dünyayla barışık olamayandan ne hayır gelir bu millete?

Önerim bu: Önce aklın ayarları düzeltilsin, aile içinde, devlete ve millete yüklenen bu çileyi biraz azaltsınlar bari, öyle değil mi?

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Üzüntüye gark olmak

DİĞER YAZI

Birlik ve Beraberlik Zamanı

Kültür 'ın son yazıları

Anakronizm ve Propaganda

Anakronizm ile politik propaganda arasında ciddi bir ilişki vardır. Kitle psikolojisiyle ilgilenenlerin çalışma alanında bu tür

Objektiflik

Aslında algılarınıza yönelen hazırlanmış sözcüklerle yönlendiriliyorsunuz. Bırakın bu savaşı, savaş sonrasında olması istendiği özelliklerdeki aklınızın bu

Gerçeklik Ötesi

Gerçeklik Ötesi (post-truth) ile ilgilenmeden bunun içinde yaşamayı sürdürmek çağımızın kurtlu doku hastalığına tutulmaktır. Hastalıklar teşhis