Barış Pınarlarına Devam mı?

Politika

Türkiye Barış Pınarları Harekâtına devam ediyor mu? Harekât devam ederken sessiz kalan kesimler bugünlerde iki konu üzerinde duruyorlar: İlki şöyle, “Sonuçta bir şey elde edemedik değil mi?” diye soranlar var. Aslında bu kesim için sonucun böyle olmasını bekleyenler de diyebiliriz. İkincisi ise, “Harekatın bitip bitmediğini merak ediyorum?” diye soranlar. Bunların içinde bir bölüm durumu anlamamışlar ve gerçekten cevap arıyorlar, diğeri ise “Harekât bitmesin, daha da ilerlemeliyiz,” diye düşünenler ve bu fikirlerine kendilerince zemin hazırlayanlar. Şimdi gelişmeleri toparlayarak konuyu analiz edelim, belli cevapları arayalım.

Genel olarak durum nedir?

Bundan önce 24 Ağustos 2016 ve 29 Mart 2017 tarihleri arasında Fırat’ın batısında DEAŞ’a karşı Fırat Kalkanı Harekâtı ile 2.000 km kare alanı kontrol etmişti. Üstüne 20 Ocak 2018’de YPG/PKK terör örgütüne karşı Zeytin Dalı Harekâtı ile 1.900 km kare alanı kontrol etti. Türkiye Münbiç konusunda ABD ile birlikte 4 Haziran 2018 tarihinde mutabakat imzaladı ancak oyalamalara muhatap oldu. YPG/PKK Fırat’ın batısında Tel Rıfat ve Münbiç’e yerleşti. Donald Trump 2018, Aralık ayı sonunda Suriye’den çıkacaklarını duyurdu. Çünkü Trump bu savaşı “aptalca” buluyordu.

DEAŞ (ISIL) sayesinde Suriye’ye gelen ve 2014 Obama Doktrini çerçevesinde bu tarihten beri toplam 81, fiilen 68 ülkenin koalisyonu ile küresel radikal terör örgütü DEAŞ’ı yok etmek ve sadece Suriye’yi değil aynı zamanda dünyayı korumak amacıyla kendine meşruiyet kazandıran ABD’nin niyeti sürekli revize ediliyordu, ancak pek değişmiyordu. Buna göre amaç şöyleydi;

  • DEAŞ’ı manivela olarak kullanmak.
  • Eğitip donattığı vekil (proxy) örgüt Suriye Demokratik Güçleri (SDG) sayesinde Suriye’de meşruiyet elde etmek ve Doğu Akdeniz’de kalıcı olmak.
  • Suriye’yi Fırat’ın doğusunda bölmek, buraya “Kuzey-Doğu Suriye Özerk Devleti” adını vermek. Bu özerk yapıyı yeni Suriye anayasasına yazdırmak.

Önce Türkiye ABD ile Güvenli Bölge konusunda 5-7 Ağustos 2019 tarihinde Ankara mutabakatını imzaladı. Bunu müteakiben Akçakale’de Birleşik-Müşterek Harekât Merkezi kuruldu. Havadan ve karadan devriye faaliyetleri süreci başladı. Buradan bir Güvenli Bölge çıkmayacağı anlaşıldı.

Rusya’nın rehberliğiyle, 15 Eylül 2019’da Suriye rejimi Birleşmiş Milletler’e (BM) bir mektup gönderdi SDG’nin (YPG) Suriye’yi bölmeye çalışan bir terör örgütü olduğunu yazdı. 16 Eylül’de ise Ankara’da Üçlü Zirve gerçekleşti. Rusya, İran ve Türkiye bir kez daha Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda kararlılık gösterdiler, yeni anayasa yazım çalışmaları için önlerinde hiçbir engel kalmaması yönünde çalışmalarını tamamladılar. 29-30 Ekim’de Suriye’nin yeni anayasa yazma komisyonu Cenevre’de görevine başladı.

Türkiye Barış Pınarları Harekâtına 9 Ekim 2019’da kendi inisiyatifiyle ve Suriye Milli Ordusu (SMO) ile birlikte başladı. Aslında halen harekât devam ediyor. Türk ordusu Tel Abyad ve Rasulayn arasındaki bölgeyi 32 km derinlikteki M-4 yoluna kadar kontrolüne aldı. Burası yaklaşık 4.500 km kare. Zaman içinde bu bölge arasında kalan alınamamış köyleri de kontrol edildi. Tel Abyad ila Rasulay arasında kendini gizlemiş çok az sayıda terörist var ve onlar burada bazı eylemlerle kendilerini gösteriyorlar. TSK ve SMO bölgede temizlik harekâtına devam ediyor. El Yapımı Patlayıcı (EYP) ve mayınlar var. Bunun dışında insani faaliyetler de sürüyor. Bir an önce büyük gruplarla bölgeye geri göçün sağlanması bekleniyor.

SMO bölgeye yerleşti. SMO hem bu bölgede hem de Fırat’ın batısındaki Rel Rıfat ve Münbiç kırsalında. Özellikle SMO’nun Fırat’ın doğusundaki köyleri terörden özgürleştirme operasyonları devam ediyor. SMO bilindiği gibi farklı bir statüde, Suriye rejimine muhalif ve iç savaşa cephe olan bir Suriyeli bir oluşumdur. SMO Genel anlamda SMO Türkiye’nin kontrolündedir.

Barış Pınarları ile aktörlerin ne niyet besledikleri çok net olarak ortaya çıkmış oldu. Çünkü bunu ya deklare etti ya da ittifaklarla belli etti. Bu durum bundan sonra ortaya çıkacak şartların da belirleyicisi oldu.

Halen Suriye konusunda belirgin biçimde ABD ve Rusya karşıyadır. Stratejik güçleri ve hegemonik politikaları olan, en fazla nükleer kabiliyete sahip bu iki (eskinin tabiriyle) süper güç şimdi karşı karşıya konumdadır.

Bugün (13 Kasım) her iki lider, Trump ile Erdoğan Beyaz Saray’da bir görüşme yapacaklar. Konuşacakları çok konu var. En önemli başlık ise Suriye ve onunla iç içe geçmiş haldeki terörle mücadele olacak.

Türkiye’nin kazanımı oldu mu?

Barış Pınarları Harekâtı fiili durumda neler elde edildi? Bunları sıralayalım:

  • Türkiye YPG konusunda hem ABD hem de Rusya’ya bir mutabakat zaptı imzalattı. YPG bölgede olmaması gereken şekliyle, kâğıt üzerinde bile olsa, teyit edildi.
  • Astana sürecinin getirilerinin alınmasına devam ediliyor. Cenevre süreci başladı.
  • Suriye’nin toprak bütünlüğünün muhafazası konusunda önemli bir kazanım elde edildi.
  • ABD’nin Türkiye sınırına yakın bölgede boydan boya kurmaya çalıştığı o yapay garnizon devlet konusu ortadan kalktı.
  • Tel Abyad ila Rasulayn arasına (M-4 karayoluna kadarki bölge) bir Güvenli Bölge kurma konusu (en azından Türkiye’nin inisiyatifiyle) mümkün olabilecek hale geldi. Suriyelilerin bu bölgeye geri göçü mümkün olabilecek. Eğer Rusya ile sağlanan mutabakat sonuç verir ise tüm sınır boyunca Güvenli Bölge daha geniş alanda da oluşturulabilecek.
  • Eğer Türkiye ihtiyaç duyarsa sahaya müdahale etmek için gücünü ileriye konuşlandırmış oldu. İstendiği durumda Fırat’ın doğusunda bulunduğu alandan Kamışlı ve Ayn el Arab istikametlerine doğru, Fırat’ın batısında ise Tel Rıfat ve Münbiç’e doğru harekât teknik olarak daha kolay yapılabilir hale geldi.
  • “Terörü en ileriden engellemek stratejisi” bağlamında, Türkiye terörü başka ülkelerdeki alanlarda engelleme imkânı kazanmıştır. Bu bakımdan Irak’ta ve Suriye’de terörle mücadele yerinde, derinlikte ve asıl destekçilerini de hedef alarak gerçekleştirilebilmektedir.

Türkiye’nin üslenmesi:

  • Fırat’ın batısında (toplam 3.900 km kare): Afrin, Cerablus, El Bab.
  • Fırat’ın doğusunda (toplan 4.500 km kare): Tel Abyad ve Rasulayn arası (M-4’e kadar, derinlik 32 km).
  • Türkiye’nin Suriye’de toplam kontrol ettiği bölge: 8.400 km kare (bu alan sürekli genişlemektedir, SMO köy köy alanı kontrole devam etmektedir)

(13 Kasım itibarıyla) Barış Pınarı Harekâtı kapsamında durum:

  • 10 asker şehit, 144 yaralı.
  • 900’ün üzerinde YPG’li terörist etkisiz hale getirildi, 60 yaralı 132 sağ terörist ele geçirildi (Toplam 1092 terörist).
  • 4.500 km kare alan içindeki 558 yerleşim birimi teröristlerden temizlendi.
  • SMO’ndan 212 şehit, 650 yaralı.
  • Rasulayn’a geri dönüş 37.258 sivil. Bir o kadar da Tel Abyad’da söz konusu.
  • Tel Abyad ila Rasulayn arasından çıkan yaklaşık 2.000 terörist. Diğer bölgelerden mutabakatlar gereği ABD ve Rusya marifetiyle çıkarılan yaklaşık 3.000 terörist. Toplam Güvenli Bölge’den çıkarılan 5.000 terörist.

ABD Suriye’de Ne Yapıyor?

Türkiye ve ABD tarafından Ankara’da bir mutabakat imzalandı. Süreç fiilen 17-22 Ekim 2019 arası (120 saat) işledi. Ancak anlaşma hükümleri halen geçerlidir. Buna göre ABD tarafından YPG sözcüğü teyit edildi. ABD ve YPG bölgeden çıkacaklardı.

Aslında olup bitene bakan dünya şaşırdı, bırakın Amerikan halkını!.. ABD’nin Suriye politikası net mi, değil mi? Şu an ne yapılıyor ne yapılmıyor? Son durum ne, bakıp konuyu inceleyelim mi?

Önce hatırlayalım, Türkiye’nin 9 Ekim’de başlattığı Barış Pınarları Harekâtı ile birlikte ABD yetkilileri Suriye kuzeyinden çekilme konusunu hızlandırdılar ve 15 Ekim’de önemli ölçüde askerlerini hem güneye (Dair ez Zor bölgesine) hem de Irak topraklarına (Al Kamal kapısı ve Al Tanaf bölgesinin Irak tarafına) çekmeye başladılar. Söylenen şuydu, Suriye’de 300 kadar ABD askeri kalacak. Neden? DEAŞ ile mücadele kapsamında. Sonra bu söz değişti, petrol bölgesini korumaya dönüştü. Kimden koruyacak? Yine DEAŞ’tan. Bu hangi DAEŞ? Bitirilen mi, bitirilemeyen DEAŞ mı? 27 Ekim 2019 Bağdadi’nin öldürüldüğü haberiyle beraber Başkan Trump tarafından, “Dünya artık daha güvende!” dendi, ama 4 gün sonra, 31 Ekim’de yeni “Halife” ortaya çıkıp (Ebu İbrahim el Haşimi el Kureyşi)  “DEAŞ bitmedi,” mesajı verince dünya kamuoyunda da bir tereddüt doğdu.

Bugün ilginç gelişti, ABD Temsilciler Meclisi ve Senato Trump’ın azil süreci konusunda baskıya başladı. Hatta doğrulanamayan haberlere göre Trump’a, “Erdoğan ile görüşme,” şeklinde bir yazı dahi yazıldığı söyleniyor. Tam da bu aşamada Trump’tan bir açıklama geldi, DEAŞ’ın yeni liderinin de öldürüldüğü ve hatta gözlerinin onun da yerine gelebilecek kişiye yöneldiğini işaret etti. Trump diyordu ki, “DEAŞ bitti diyorsam bitmiştir, beni bunun üzerinde engellemeyin!” Beklentim odur, bu gece Beyaz Saray’da bu konuda önemli duyurular verilebilir. Zira Türkiye’nin elinde Bağdadi’nin çok yakını olan 13-14 terörist ve yakını var. Karısı, çocuğu, ablası, eniştesi, vs.

Derken temsilciler Meclisi’nde Başkan’ın “azil” davası ilk basamağı geçiverdi. Bu başka bir mesele diyelim… Konumuzla ilgili kısımda da bir değişiklik söz konusu oldu. CENTCOM Irak’tan ilave asker getirip Suriye’ye konuşlandırmaya başladı. Mesele şuydu, Savunma Bürokrasisi başta olmak üzere, genel görüş, ABD’nin aslında Suriye’de (ve dolayısıyla Doğu Akdeniz’de) Rusya’ya alan açarak sahada kaybettiğini savunmaya başladılar. Bakılırsa fiili durum böyleydi ama meşruiyet konusu da bunu gerektiriyordu. İşte size bir tereddüt, ikilem konusu daha.

ABD ve Türkiye 17 Ekim’de 13 Maddelik mutabakatı imzaladı. Burada YPG’nin Güvenli Bölge’yi terk etmesi konusunda anlaşmaya varıldı. 120 saat süre içinde ABD buradan YPG’nin çekilmesini sağlayacaktı. Süre dolar dolmaz (22 Ekim) Dışişleri Bakanı Pompeo bir mektupla “Bu bölgede YPG kalmadı,” dedi. Durum böyle değildi. O halde ABD yalan mı atıyordu? Bölgeden çıkarılmamış teröristi örtbas etmekle mi ilgileniyordu? Bu dünya liderliği yapıyor iddiasında bulunan bir ülkenin yapacağı iş midir? Politika, diplomasi, uluslararası ilişkiler ve hukuk denen konu bu kadar hafife alınabilir mi?

Halen o çıkarılamayan teröristlerin hemen her gün attığı roket ve havan ile masum insanlar ölüyor, yaralanıyor. (Günde ortalama 5-8 taciz oluyor, bazı günler taciz 24 havan atışı ve/veya roket saldırısı olabiliyor.) Aralarında çocuklar, kadınlar, yaşlılar var. Hatta terör her yerde olabilir ama özellikle bu bölgede halen bombalı araçlar patlıyor. Bunları yapanlar uzaktan gelip bölgeye sızmıyor, yerinde yapılan işler bunlar. Bu durumdan kim sorumlu? Türkiye mi? Eğer ABD’nin taahhüt ettiği ve sonucunda mektupla teyit ettiği bu konuda bölgeden YPG çıksaydı ve Türkiye bölgeyi kontrol edemeseydi anlardım. Ama şimdi bırakın bizleri, bu ölen ve yaralanan masumların dahi anlayamadığı bir fiili sonuç var, terörü ABD bir biçimde koruyan ülke konumundadır, hatta eli kanlı teröristle birliktelik hali suçtur. Uluslararası suçtur, BM’nin dahi üzerinde çalışması gereken bir vakıadır. ABD’nin kınanması gereği ortadadır. Bu durum açıkça, uluslararası sistemin ve ABD’nin bir ikilemidir ve iki yüzlülüğüdür. Korunması gereken insan mı, yoksa petrol mü? İnsan hayatı petrole kurban mı ediliyor?

Üstüne üstlük, bu kadar aymazlık da fazla dedirtecek bir husus daha var, ABD ve YPG ile birlikte olmaması gereken yerde, Kamışlı’dan Irak sınırına (Malikiye dolayları) kadarki Haseke vilayetinde ortak devriye yapıyorlar. Burada DEAŞ nerede? DEAŞ mı var burada? Bir kere DEAŞ bu bölgenin daha güneyinde. O zaman bu devriyeyi kime yapıyor ABD ve YPG? YPG zaten belli, bu terör örgütünü şimdi burada konu etmeyelim. ABD Rusya’ya, İran’a, Suriye rejimine ve Türkiye’ye mi karşı? O zaman durum değişir! ABD (örneğin) Rusya ile bu bölgede savaş halindeler mi diye sormak gerekir. İran ile savaştalar dense yanlış olmaz. Ama ya Türkiye hakkında ne denecek? Bu toprakların sahibi Suriye rejimiyle mi savaşıyor ABD? Bahane ne? ABD ne yapmak istiyor? Bir provokasyon olsa, örneğin devriye yapan bir ABD zırhlısı vurulsa, asker ölümü olsa ve ABD bayrağı yere düşse, savaş mı çıkacak? Ya teröristle bu denli provokasyonları kullanmaya kalkarsa eller tetiğe mi gidecek? Böylesi bir durumdan, “Ancak bu şartlarda ABD Suriye’de bulunma hakkı kazanıyor, meşruiyet hasıl oluyor,” diye mi sonuç çıkarılacak? Tehlikenin boyutlarını düşünebiliyor musunuz?

ABD yapay bir düzen kurmaya çalışmıştır. 2014 Obama doktrini ile birlikte bölgede 8 trilyon dolar para harcanmıştır. Eğit-donat ile YPG genişletilmeye çalışılmış ve SDG halinde meşru sisteme monte edilmeye çalışılmıştır. ABD’nin YPG’ye verdiği silah ve mühimmat alenen bir garnizon devlet kurmaya yöneliktir. Ağır silahlar vardır. Bu silah envanterinin DEAŞ terör örgütüyle mücadele amacına matuf olmadığı açıktır. Şimdi bu silahlardan bir kısmı Türkiye’nin elindedir. Türkiye bu amacı farklı olduğunu bildiği silah ve mühimmatı ABD aleyhine delil olarak kullanabilecek durumdadır.

Ferhat Abdi Şahin (takma adı Mazlum Kobani) isimli teröriste verilen değer normal midir? Teröriste “general” dediler. Terörist Abdullah Öcalan ve Murat Karayılan ile çekilmiş fotoğrafları, Türkiye’nin kırmızı bültenle aradığı bir terörist olması ABD’ye, Avrupa’ya veya NATO gibi kurumlara yetmiyor mu? Ancak teröristin para aklamak gibi aklanarak meşrulaştırılması konusu devrededir. Bunun kabul edilmesi mümkün değildir. Somut deliller ortadadır.

Bu yeni gelişmelerin paralelinde ABD şunu istiyor:

  • YPG ile ortaklık devam etmeli, hatta yeni Suriye anayasasında “özerk bölge” olarak bu konu yer almalı.
  • Rusya burada kalacaksa en azından ABD, YPG (SDG) üzerinden buradaki varlığını devam ettirmeli.
  • ABD petrol ve gaz şirketleri bu bölgede faaliyette bulunmalı.
  • İsrail İran’dan gelebilecek tehditten dolayı korunmalı.

ABD üslenmesi:

ABD, 2015’ten itibaren üs ve askeri noktalar kurma faaliyetine hız verdi. Türkiye’nin 9 Ekim’de Suriye’de terör örgütlerine karşı başlattığı Barış Pınarı Harekâtı öncesi ABD ordusunun kara güçleri, Suriye sahasında üs ve askeri nokta olarak kullandığı toplam 22 bölgede varlık gösteriyordu. Buralarda 2 bin civarında askeri personel bulunduran ABD, Haseke ilinde 5, Dayr ez Zor’da 4, Rakka’da 5, Ayn el Arab’da 5, Münbiç’te ise 3 bölgede konuşlandı.

ABD güçlerinin 9 Ekim 2019 tarihine kadarki sürede Suriye’deki üs ve askeri noktaları şu şekilde sıralandı:

  • Haseke: Rümeylan, El Vezir, Tel Beyder, Sabah ül Hayr Siloları ve Cibse (Şeddadi) bölgeleri.
  • Dayr ez Zor: Ömer petrol sahası, Koniko doğal gaz sahası, Cifre ve Tenek petrol ve gaz sahaları.
  • Rakka: Tabka, Havilhava, Cezre, Şeker Fabrikası ve Ayn İsa üssü.
  • Ayn el Arab: Harap Işık, Sebit, Celbiyye, Meşte Nur ve Sırrin üssü.
  • Münbiç: Saidiyye, Dadat ve Silolar üssü.

ABD yeniden bölgede. 27 Ekim 2019’dan itibaren geri dönüşler başladı (1.000 civarı asker). Nereler bunlar?

  • Dayr ez Zor: Ömer petrol sahası, Koniko doğal gaz sahası, Cifre ve Tenek petrol ve gaz sahaları.
  • Haseke: Rümeylan, El Vezir, Tel Beyder, Sabah ül Hayr Siloları ve Cibse (Şeddadi) bölgeleri.
  • Ayn el Arab: Sırrin üssü.
  • Rakka: Cezre, Şeker Fabrikası.

Rusya ne diyor?

Türkiye ve Rusya tarafından Soçi’de bir mutabakat imzalandı. Süreç fiilen 23-29 Ekim 2019 arası işledi, burada da anlaşma hükümleri bugün dahil geçerlidir. Buna göre Rusya tarafından YPG sözcüğü teyit edildi. Rusya (beraberinde rejim de var,) YPG’nin bölgeden çıkarılmasını sağlayacaklardı. Verilen süre (150 saat) doldu. Ancak YPG çıkarılamadı veya çıkarılmak istenmedi. Anlaşmanın ikinci aşaması olan Rus ve Türk ortak devriyeleri safhasına geçildi. Dün (12 Kasım 2019) 5nci ortak devriye gerçekleştirildi. Sonuç ne? YPG bölgede.

Bir hatırlatma yapmakta yarar var. Ortak devriyeler bölgeden YPG’yi çıkarmak amaçlı değildir, çıkıp çıkmadıklarını tespit etmek ve eğer çıkmadılar ise (ki öyle) bir sonraki adımda Rusya’nın bir plan yapması sayesinde taahhüdünü yerine getirmesine hazırlık yapmaktır. Devriyeler planlandığı gibi tamamlanır, belki bir yere kadar gelinir, “artık yeter, durum anlaşıldı” denir ve devriyeler daha sonra tekrarlanmak üzere kesilir. Bu arada Rusya yeni duruma göre bir plan yapar. Bu planla Rusya ABD’nin, YPG’nin, İran ve rejimin durumunu değerlendirir, politik ve askeri mülahazalarla birlikte, Türkiye’nin mutabakatla sabit talebini ve aslında olması gerekeni yerine getirmek için harekete geçer.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un 12 Kasım’da Paris’te yaptığı açıklama var: “Suriye’deki Kürtlerin tutarlı olması gerekiyor. ABD’nin desteğine güvenerek Rojava federasyonunu kurdular. Bu ayrılıkçı karara ABD’nin daima destek olacağını varsaydılar. Biz ise Şam ile konuşmalarını anlatmaya çalıştık, ama onlar ilgilenmediler. Şimdi Kürtler Şam’la diyalog için bizden yardım istiyorlar. Biz yine de buna destek vermeye hazırız, ancak ABD şimdi petrol için dönünce yine diyalogla ilgilenmiyorlar. Tutarlılık gerekiyor. Kürtler Cenevre’deki komitede temsil ediliyorlar ancak bunda PYD (YPG) yok, Türklerin de PYD’ye yaklaşımını biliyorsunuz. Bu konunun oldukça detaylı şekilde ele alınması gerekiyor. Ancak Suriye’nin toprak bütünlüğü çerçevesinde, masada tüm kilit oyuncuların yer alması gerekiyor.”

Rusya’nın ABD, Avrupa, İran, Suriye rejimi ve YPG konusundaki düşünceleri Türkiye ile aynı değildir. Ancak;

  • Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması,
  • Türkiye-Suriye sınırında bir terör devletçiğinin kurulmaması ve
  • ABD’nin bölgeyi kontrol etmemesi gibi konularda bu iki ülke aynı ilkelerde birleşmektedir.

Son kertede ABD’nin petrol bölgelerini korumak amaçlı ve meşruiyeti olmayan şekilde Suriye’de varlık göstermesi hususu Rusya’nın sıkça dile getirdiği bir konu haline gelmiştir. Rusya taraflar içinde kendine güç bulma ve yerini sağlamlaştırma yolunu seçmektedir. Bu sebeple Avrupa ülkeleri ile de belli bir konsensüs kurmanın yolunu aramaktadır. Ancak şurası açıktır, Avrupa ile Rusya’nın anlaşmazlığı aslen ve sadece Suriye bağlamında değil, büyük oranda Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının paylaşımı konusunda olmaktadır.

ABD’nin, Suriye’de rejim kontrolündeki bölgelere Avrupa Birliği (AB) veya NATO tarafından yatırım yapılmasını yasakladığını belirten Lavrov, “ABD, SDG ve PYD temelinde yerel yönetimlerin kurulması için Körfez ülkelerinden de büyük yatırımlar yapmasını talep ediyor. Son derece pervasız şekilde bu kısmı Suriye’den ayırmak ve petrol sahalarını kontrol etmek istiyor,” dedi.

Aslında Türkiye, İran ve Rusya birlikte Astana Ruhu adı altındaki çeşitli zirvelerle 29-30 Ekim 2019’da Cenevre’de yeni anayasa yazılması sürecinin önünü açtılar. 150’şer kişilik 3 liste üzerinden çalışmalar başladı. Üç gruptan 15’er kişi yazım işleminde bulunuyor, diğerleriyle beraber oylama şeklinde yazılanlar kabul veya ret ediliyor. Bu 150 kişinin etki altında kalmadan çalışmalarına devam etmeleri önemlidir. Fransa, İsrail, Amerika bu kişilerin üzerinde etkili olmak için çaba sarf etmektedirler. Rusya, Türkiye ve İran ise bu kişilerin bağımsız ve bağlantısız hareket edilmelerinin BM temsilcisi tarafından kontrol edilmesini beklemektedir.

Rusya şunu istiyor:

  • Eğer YPG Suriye rejim güçleri içine dahil olursa varlığı kabul edilmeli.
  • Suriye’nin toprak bütünlüğü muhafaza edilmeli.
  • ABD’nin bu bölgede kalıcı olması engellenmeli.
  • Rusya petrol ve gaz şirketleri bu bölgede faaliyette bulunmalı.
  • İran ile ortak hareket edilmeli. İran enerji kaynaklarının Doğu Akdeniz’den çıkışı söz konusu olacaksa, bunun Rusya kontrolünde gerçekleşmesi sağlanmalı.
  • Avrupa ABD’den mümkün mertebe uzaklaştırılmalı, Rusya’ya yaklaştırılmalı. Bu konuda Ukrayna üzerinden de birlikte çalışmalar yapılmalı.

Rusya’nın tertiplenmesi:

Rusya Suriye idari mekanizmasında söz sahibi ve savunmasında da tam hakim konumdadır. Halen deniz (Lazkiye), hava (Hmeymim) üssü ve diğer hava savunma tesisleri (radarlar, füzeler vs.) vardır. Askeri danışmanlar ve teknik ekipler Suriye’de hizmet vermektedir. Gelinen son noktada Suriye rejimi ile birlikte konuşlanması yaklaşık şöyledir: Münbiç, Ayn el Arab, Sırrin doğusu M-4, Ayn İsa, Fajra kuzeyi M-4, Tall Tamir, Darbasiye, Kamışlı (toplam 8 üs denebilir).

Yakın zamanda Rusya ABD’nin Kamışlı ila Irak sınır alanında etkili olması üzerine Kamışlı’ya ilave asker ve uzman göndermiştir. Bu bölge daha önemli hale gelmeye başlamıştır.

Suriye’nin imkanları ne?

Halen Suriye ordusu insan kaynağı açısından güçlük içindedir. Son ilan ettiği genel af ile hapishanelerden çıkardığı kişilere asker elbisesi giydirmiş ve kuzey bölgelerine intikal ettirmiştir. Bayrak göstermek adına Fırat’ın doğusu ve batısında bu rejim askerleri görüntü verdiler. Suriye rejim güçleri halen Rus askeri polisi ile birlikte Rusya’nın tertiplendiği bölgelerde varlık göstermektedir.

Suriye YPG’nin silah bırakmasını ve kendilerinin himayesi altına girmesini beklemektedir. Bu yönde görüşmelere açık olduklarını göstermektedirler.

Halen ABD himayesinde YPG Suriye petrolünü “çalmakta” ve satarak kendine gelir kaynağı olarak kullanmaktadır. Bu durum Suriye rejimi ve Rusya tarafından kabul edilemez görülmektedir. Suriye rejimi petrol gelirleri üzerinde YPG ile pazarlıklar yapmaktadır.

Suriye ne yapmak istiyor? Rusya ve İran ile ilerlemek, toprak bütünlüğünü ve iktidarını sürdürmek; Türkiye’yi “işgalci” göstermek; YPG ile görüşmek; gelirleri artırmak.

Suriye elinde tutamadığı Fırat’ın batısındaki Halep, Fırat’ın doğusundaki Rakka, Haseke ve Dair ez Zor vilayetlerinde yeniden otorite kurmak istiyor. Bakalım:

  • Halep vilayeti kısmen kuzeyde TSK ve SMO ile emniyette, ancak güneylerde ise YPG ile bazı radikal terör örgütlerinin elinde, belirsiz halde. Daha güneyde ise rejim güçleri ve İran milisleri yer almaktadır. Suriye rejim güçleri Rusya ile birlikte hareket ederek Halep vilayetinde alan kazanmak istemektedir.
  • Suriye ülkesinin neredeyse 1/3’lük bölümüne karşılık gelen ve yeraltı kaynakları olarak önemli Rakka (Ayn el Arab içinde kalıyor), Haseke (Kamışlı içinde kalıyor) ve Dair ez Zor (Irak’a geniş sınırı var) vilayetlerini Suriye rejimi, anayasa komisyonu çalışmaya başladığı bu aşamada, kolay kontrol edemeyeceğini hesaplamakta ve dolayısıyla hızla hareket ederek, pazarlıkla bu bölgede amacına ulaşmak istemektedir. Ancak bu gelişen şartlar ABD ve Rusya’yı karşı kaşıya getirmiştir. Hatta İran ve Irak’taki belirsizlikler de Esad’ın aklını karıştırmaya başlamıştır. Esad, Rusya ne derse onu yapacak haldedir. Şu da var, YPG bölgedeki vergileri toplamaktadır ve Irak sınırındaki tüm kapılardan gümrük vergilerini almaktadır.
  • Diğer taraftan Esad, Şam ve İdlib bölgelerinde de fiili durumdan dolayı Rusya ne derse onu yapacak haldedir. üstelik Şam’ı iktidarı için iç dengelerle korumakla ilgilenmektedir. İdlib’de ise bütün dünyanın en karmaşık denklemleri ve belirsizlikleri vardır. Baskın olarak El Kaide uzantısı Heyetül Tahrir Şam (HTŞ) bu bölgededir. HTŞ İdlib’de kendi vergisini toplamakta ve sınır kapısının gelirlerini almaktadır.

Sonuç:

Türkiye Barış Pınarları Harekâtını yapmasaydı Fırat’ın doğusunda ABD büyük bir kazanımla kendi inşa ettiği yapay durumu meşrulaştırma imkânı bulacaktı. Üstelik Türkiye, Fırat’ın batısından Tel Rıfat ve Münbiç’te de bir ilerleme imkânı bulamayacak, ABD’nin fiili durumunu tersine çevirme potansiyelinden yoksun kalacaktı.

Eğer anlaşmalar çerçevesinde YPG lağvedilecekse, terörle mücadele samimiyetle sürdürülecekse, Suriye’nin toprak bütünlüğü muhafaza edilecekse, yeni anayasa yazım süreci aksaksız devam edecekse, Suriyeliler evlerine özgürce dönebileceklerse, Güvenli Bölge ihdas edilebilecekse Türkiye’nin harekâtı sürdürmesine gerek yoktur.

Bu şartlarda asıl kazanım şudur; soruyu Türkiye kendisi sorup kendi kriterlerine göre cevaplama inisiyatifine sahiptir, bu özgüven ve güçlülük demektir. Türkiye’ye bu gücü; harekât öncesinde sınırı, kuvveti, deneyimi ve sığınmacı 3.6 milyon Suriyeliler vermekteydi. (Bunlar doğal ve fiili şartları içermektedir.) Şimdiki şartlarda bir ileri safhaya daha geçilmiş oldu, özgüveni, kendi gücüne ve deneyimine ilave SMO’nun gücü ve deneyimi, coğrafi olarak daha ileriden hareket etme kabiliyeti, yerel halkın desteğini alması (özellikle Arap ve Türkmen nüfus) ve hatta kararlı duruşuyla söylediğini yapabilme potansiyeli, diplomaside eksiksiz hareket etmesi ve elinde rakipleriyle ilgili çok miktarda belge ve delil birikmiş olmasıyla baskı kurma kabiliyeti mümkün olmuştur.

Bir Cevap Yazın

Politika 'ın son yazıları

Libya ve Vekalet Savaşı

Türkiye’nin Libya ile 27 Kasım 2019 tarihinde gerçekleştirdiği “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırmasına

NATO Genişliyor!

Londra’da NATO’nun 70. yıldönümü deklerasyonu 4 Aralık 2019’da kabul edildi ve yayımlandı.

NATO ile Yürümek

Londra’da dünyanın mevcut en güçlü ve önemli askeri-güvenlik ittifakı olan NATO’nun 70.

Beyaz Saray Zirvesi

ABD Başkanı Donald Trump’ın davetlisi olan Cumhurbaşkanı Erdoğan 13 Kasım 2019’da Beyaz
DÖN BAŞA