berlin-konferansi-degerlendirmesi
Berlin Konferansı Değerlendirmesi

Berlin Konferansı Değerlendirmesi

1486 Tıklama
29 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Berlin Konferansı dönüşünde uçakta gazeteciler tarafından sorulanlara verdiği cevaplardan anlaşılan önemli hususlar var, bunlara eğileceğiz. Yazının merkezinde Libya olacak, bu başlığın etrafında Türk-Rus ilişkilerinin yöntemi incelenecek, Fransa ve Avrupa Birliği sorunları tahlil edilecektir. Yazıda referans teşkil eden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ifadelerini de dipnot halinde bulacaksınız.

Libya

Berlin Konferansının özeti aslında “ateşkes” oldu. Ama nasıl? Hafter’in imzalamadığı metinlerle, toplantılara katılanların şahitliklerine dayalı bir ateşkesten bahsedilmektedir. Eğer ateşkes fiilde gerçekleşir ise “yol haritası” faaliyetlerine geçilebilecek.[1]

Türkiye Libya meşru yönetimiyle inisiyatif alıp belli adımları atmasaydı bugün bu noktalara gelinemeyecekti. Bu açık! Şu da var, Hafter güvenilmez biridir. İşte Berlin’deki duruşuyla kendini göstermiş oluyor. Bu durumun görülmesi bile Berlin için kazançlı bir sonuçtur. Diğer bir nokta da Türkiye’nin Hafter konusunda asla arabulucu olmama kaidesidir. Zira Türkiye Hafter’i gayrimeşru, saldırgan ve barış düşmanı görmektedir. Türkiye Libya’da ancak meşru Sarrac Hükümeti’ni muhatap alır.[2]

Türkiye’nin barışın anahtarı olarak bölgedeki çabaları ortadadır. Libya’ya katkısı önemlidir. Türk askeri Libya’da danışmanlık yapacak, eğitim verecektir. Çünkü diğer devletler ve taraflar açıkça çıkar için buradadır. Kendileri yoksa da vekilleri sahadadır.[3]

Türkiye Libya’da uluslararası hukuk bakımından sağlam adımlar atmıştır. Berlin’de bu durum dolaylı olarak teyit edilmiştir.[4]

Fiiliyata yansıyan tarzda BM ve AB için önemli konular var. Bunlar petrol, ulaşım, göç. Esasen bu konu başlıkları güvenliğin de temelini oluşturuyor. Bu konu başka bir yönde değerlendirilebilir, eğer petrol limanları korunacak ise bu taktirde Türkiye’nin Libya’ya güvenlik bağlamındaki katkısı teyit edilmiş oluyor. Başka bir deyişle Hafter tehdit oluşturan taraf olarak gösterilmiş oluyor.[5]

Türk-Rus İlişkileri

Rusya ile Türkiye’nin ilişkileri stratejik bağlamla açıklanmaktadır. Putin ve Erdoğan özelinde ilişkiler günlük değil stratejik düzeyde anlayış birlikteliği şeklinde sürmektedir. Böyle bakılırsa İdlib ve diğeri de görüşülerek çözülecek konulardandır. Uygulamada bu iki ülke farklı yöntemler kullanırlar. Stratejik işbirliğinde değişiklik olmadığı sürece iki taraf kendi yöntemini uygulayarak aynı alanda bulunabilirler.[6]

İdlib için Türkiye yeni bir adım atıyor. Sınırın Suriye tarafına prefabrik küçük yerleşim yerleri inşa edilecek.[7]

Üçüncü, Dördüncü… Taraflar Yönüyle İlişkiler

Türk-Rus ilişkileri belirtilen şekilde bölgesel düzlemde genişlemektedir. Libya bağlamında verilen örnek de vardır. Örneğin Libya konusu gündeme gelince İtalya’nın bir pozisyonu ortaya çıkmıştır. Türkiye neye istinaden bu konuyu gündeme getiriyor, bir temeli var. Nedir bu? Erdoğan Sarrac yönetimiyle bu konuyu görüşmüş haldedir. Öyle görünüyor ki bu Putin ile de görüşülmüş bir konu halindedir. Bu konu hidrokarbon pazarında ön alan ülkelerin pozisyonunu işaret eder niteliktedir. Türkiye sahaya aktif olarak inince ve Türk-Rus birlikteliği doğunca görülmüştür ki başka alanlarda da işbirliklerinin doğma ihtimali vardır.[8]

İtalya ve Türkiye Libya’nın Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde sondaj çalışması yapabilirler. Hatta Rusya ile de benzer çalışmaları yürütmek mümkün görülüyor. Bu arada bir soru daha ortaya çıkıyor, neden Yunanistan Akdeniz’de Türkiye ile işbirliğine gitmiyor? Konu Kıbrıs mı? Kıbrıs’ta sorunu oldubittiye getirmek isteyen taraflar bellidir ve bu olumsuz gidişten en çok Fransa sorumludur. Sonra Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimi Doğu Akdeniz’de başka ittifaklar aramış ve kendisine İsrail gibi başka bir akıl hocası bulmuştur. Bu yola girdiğinde Yunanistan doğal olan bağlantı noktalarını kaybetmiştir. Basit bir tarih ve coğrafya kültürü bile Yunanistan’a doğru bir ders veremiyor mu acaba? Türkiye Kıbrıs konusuna bütün bakıyor. Kıbrıs Devleti demek BM’nin onca çalışması neticesinde belirlenmiş eşit iki kesimli bir devlettir. Böyle olunca kuzeyde veya güneyde bulunan hidrokarbon zenginliklerini paylaşmak da zor değildir. Eğer Kıbrıs Rumları ve Yunanistan en yakın doğal komşusu ile hak ve adalet doğrultusunda işbirliğine gidecek olsa barış ve istikrar da tesis edilecek ve paylaşarak yaşamak mümkün olacaktır. Bu da Akdeniz’in barış denizi olması anlamına gelir.[9]

Ege’de adaların oluşumu jeolojik olarak bellidir. Depremlerle ve kırıklarla belirginleşen, daha çok ana kıta halindeki Anadolu’dan koparak gelişmiş ve sürekli gelişimi devam eden aktif (oynak) bir coğrafya bulunmaktadır. Genel olarak, zaten deniz hukukuna göre adaların kıta sahanlığı olmaz, ana kıtanın olur. Anadolu coğrafyası bellidir ve Türkiye’nin denize kıyıları da ortadadır. Ancak Yunanistan tarihte gündeme getirdiği o Megali Idea’daki gibi bir hayalle bugün de örtülü biçimde Anadolu’nun kendilerine ait olduğunu iddia ediyor ise bunun karşılığı tek bir sözcükle açıklanabilir, buna düşman olmak denir. İstedikleri bu mu?[10]

Fransa Sorun Olmaya Devam Ediyor

Libya’ya Fransa’nın yaptıkları bellidir; oldubitti ve taarruz! Macron yine aynı tipte bir davranış içindedir. Samimi değildir. Bugün Fransa uluslararası ilişkilerde, özellikle Libya konusunda örneğin bir Almanya veya İngiltere gibi yaklaşım sergileyememektedir. Sanki ne yapacağını bilmiyor gibi bir tavır sergilemektedir. Hatta Suriye’de yaptığı gibi sömürgeci/mandacı türden yaklaşımlarını sürdürmek istemektedir. Bugün Fransa’nın böyle olduğunu Hafter’in bile bilmesi gayet ilginçtir. Birleşmiş Milletler’in daimî üyesi olan Fransa’nın bu şekilde sorumsuz davranması meselelerin çözümünde güven vermeyen bir durum yaratmaktadır.[11]

Avrupa Birliği Bir Bütün Olabilir mi?

Basın toplantısında Merkel’e bir gazeteci de sordu, bu sorun için Avrupa birlikte hareket edebilecek mi diye. Merkel umduğunu işaret etti. Hatta bu duygusunu pekiştirmek için diplomatik dille, aba altından sopa gösterdi, “Güneyimize Türkiye ve Rusya birlikte geliyor yerleşiyor, dikkat edin!” dercesine. Her şeye rağmen AB’nin ve özellikle Almanya’nın buradaki gayreti yine de önemli olacaktır. İtalyan, Fransız ve ilave edelim İngiliz petrol ve doğalgaz şirketleri için bölge (Akdeniz, Ortadoğu ve Afrika) tam bir çalışma alanı, yani rekabet ortamıdır. Libya konusunda Almanya başka sebeplerle inisiyatif almaktadır. Almanya özellikle Rusya denklemini göz önünde tutmaktadır ve konulara Avrupa’nın genel güvenliği açısından bakmaktadır. Yine de Şansölye Merkel konferans sonuç bildirgesine Hafter’in imzasını attırabilmiş değildir. Bu önemli bir husustur. Bütün bunlar Berlin Konferansını tartışılır hale getirmektedir. Dolayısıyla Türkiye adımlarını kendi güvenlik ve refahı için sağlam atmak zorundadır. Durumu iyi izleyecek ve BM şemsiyesi altında adımlarını atacaktır.[12]


[1] “Libya’da siyasi çözüm çabalarımızın bir parçası olarak Berlin’de düzenlenen Libya zirvesine katıldık. 55 maddelik zirve bildirgesini kabul ettik. Burada Birleşmiş Milletler (BM) çatısı altında bir yol haritası bulunuyor. Bizim Sayın Putin ile birlikte çağrısını yaptığımız ateşkese uyulması halinde siyasi sürecin de önü açılacaktır. Zirvede aldığımız kararlar çerçevesinde Sarrac ve Hafter tarafından 5’er kişinin katılacağı askeri komite önümüzdeki birkaç gün içinde toplanacak. Buradaki kilit nokta Hafter’in saldırgan tutumunu sonlandırmasıdır. Nisan’dan bu yana tüm anlaşmaları ihlal eden ve meşru hükümete saldıran özellikle Hafter taraftarlarıdır. Toplantıda bu konuyu açıkça dile getirdim. Tabii kimse itiraz edemedi… Ancak tabii Hafter’in şu ana kadar, ayrıldığımız zamana kadar metinlere imza atmaması manidardır. Hepsi sözdedir ve ben de kendilerine atalarımızın o sözü ile bir hatırlatmada bulundum; söz uçar yazı kalır dedim. Bunun imza ile teyit edilmesi gerekir dedik. Fakat tüm bunlara rağmen imza altına alınamadı. Olay tamamen sözlü olarak bütün katılımcıların şahit olması ile o şekilde kalmış oldu.”

[2] “Gerçek şu ki, bizim Libya konusunda attığımız adımlar sürece bir denge getirdi ve ateşkes zemini oluştu. Hem sahada hem de masada pozisyonunuzu güçlü tutarak siyasi sürece destek olmaya devam edeceğiz. Libya’da Türkiye’nin mevcudiyeti barış umutlarını artırmıştır. Biz Libya’da terörle mücadele kisvesi altında ne tür oyunların oynandığını da görüyoruz. Buna karşı meşru hükümetinin yanında durmaya devam edeceğiz… Özellikle bugün alınan kararları takip edecek bir mekanizma kurulacak ve aylık toplantılar yapılacak. BM çatısı altında yapılacak olan bu toplantılarda Libya’nın siyasi, askeri ve ekonomik konuları ele alınacak. Bu toplantılara bizim arkadaşlarımız da katılacaktır… Burada arabulucu sıfatıyla bulunmayı kabul edemeyeceğimizi zaten Sayın Putin’e başta da söyledim. Sayın Putin burada, ben Hafter tarafını halledeceğim, siz de Sarrac’ı hallederseniz bu işi çözüme kavuşturalım, yaklaşım tarzında oldu.

[3] “Biz buraya şu anda askeri güç göndermiyoruz. Biz sadece eğitmen olarak, eğitici olarak buraya bir kadro gönderdik o kadar. Bunlar da orada eğitim yaptılar. Ama öbür tarafta Wagner burada 2 bin 500 güvenlik gücü ile var. Onları niçin masaya yatırmıyorsunuz? Böyle söyleyince ona da bir şey diyemiyorlar. Kaldı ki sadece Wagner değil, mesela orada Sudan’dan 5 bin civarında asker var. Bunun yanında Çad’dan var, Nijer’den var. Malum Abu Dabi yönetimi nereden bulursa alıyor. Hakeza Mısır’da bu tür askeri güçler az değildir. Ama tüm bunların dışında üzerinde durulması gereken başka bir konu var. Savunma sistemleri noktasında, hava kuvvetleri vesaire, buralarda özellikle Rusların, Abu Dabi yönetiminin vermiş olduğu desteklerdir. Biz buradan kendilerine yüklenmek suretiyle bu konularda biz sizden hassasiyet bekliyoruz dedik. Onlar da bu konularda bize hayır diyemediler ve başta Merkel olmak üzere bunu kabullendiler.

[4] “Bize verilen sözler eğer yerine gelirse, biz de bunlara karşı örneğin ateşkes hususunda kesinlikle Sarrac’ı hiçbir şeye zorlamayız. Ama biz Sarrac’ı şöyle görüyoruz: Sarrac, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin kabul ettiği bir liderdir. Hafter’in böyle bir özelliği yok. Bununla ilgili de özellikle Merkel hiçbir aksi bir ifade kullanmadı. Tablo böyle olunca, bizi oraya davet eden meşru bir hükümetin başı, diğeri ise gayrimeşru. Gayrimeşru bir kişinin davetine icabet edenler mi bizim için önem arz eder, yoksa meşru bir yönetimin davetine icabet eden mi? Biz meşru olanı yaptığımıza göre atılması gereken adımlar da yeri geldiği zaman rahatlıkla atılabilir ve bu konuda bizim önümüz açık. Kaldı ki biz burada önemli bir adım daha attık. Nedir o? Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden bununla ilgili yasal düzenleme yaparak bunu da geçirdik. Sayın Putin’e soruyorum, onlarda böyle bir şey söz konusu değil. Biz işin yasal sürecini de en ideal şekilde yapmışız ve adımlarımızı da buna göre atmışız. Dolayısıyla bu adımların neticesini de biz Libya’da göreceğiz. Libya halkının huzuru bizim için çok çok önemli.

[5] “Mesela bugün gerek Salame gerek Pompeo, petrol limanları ile ilgili aynen bizim düşüncemizi ortaya koydu. Petrol limanları ile ilgili konuyu onlar da gündeme getirdiler. Bu bizim ne kadar önemli bir yerde durduğumuzun bir defa ispatı. Hele hele Salame’nin bunu savunuyor olması bizim işimizi daha da kolaylaştırıyor. Çünkü ben konuşmamda petrol limanları konusu üzerinde durdum ve şu anda da son dönemde oradaki en önemli sıkıntısı petrol limanlarıdır. Yani Hafter oralarda bariyer oluşturmaya, baraj oluşturmaya, buradan böyle bir şeyin üzerine gidiyor. Bir defa Libya’nın içindeki göçler noktasında da bunlar her tarafı ciddi manada yakıp yıkıyorlar. Şu anda mesela Salame’nin bile gündemine girmiş vaziyette. Onlar da bu konuyu gündeme getirdiler. Şimdi bizim bütün bunları bir defa dünya kamuoyuna sürekli açıklamamız lazım, bunların üzerinde ısrarla durmamız lazım.

[6] “Rusya ile bizi birbirine bağlayan şu andaki bağlar biraz farklı. Buna stratejik diyebiliriz ve bu stratejik bağlar bizi biraz farklı birbirimize bağlıyor yani klasik değil. Şimdi bu stratejik bağlar aramızdaki ilişkileri de çok daha güçlü bir seviyeye doğru taşıyor. Burada herhangi bir sıkıntı yaşayacağımıza da zaten benim ihtimal vermem söz konusu değil… Mesela biz bugün sadece Libya’yı işlemedik, İdlib’i de işledik. İdlib konusunu hem Libya ile ilgili yaptığım konuşmada işledim hem de Sayın Putin ile etraflıca uzun uzadıya İdlib konuştuk. Kendisine durumu anlattık. Kendisi de ilgili arkadaşlarımız dışişleri, savunma, istihbarat bu ilişkilerini süratle devam ettirsinler dedi. Onlar şimdi kendilerinin canını yaktığını söyledikleri bizim ise ılımlı muhalif olarak baktığımız kişilere terörist olarak bakıyorlar. Ben kendisine şunu söyledim, bunlara terörist diyorsunuz da Esed devlet terörü estiriyor. Bu adam yüzbinlerce insan öldürdü ve hala şu anda İdlib’de bombalar yağdırılıyor, tabii bunu kabul edemiyor.

[7] “Biz şimdi yeni bir kampanya başlatıyoruz. Bunlar bize 30 kilometre falan yaklaştılar. Şimdi diyoruz ki bunlara briketten 20-25 metrekarelik baraka yapalım, üzerini brandalarla kapatalım. Hiç olmazsa bunların yaşam koşulları biraz daha konforlu hale gelsin. Bunları buralara yerleştirelim dedik. Şimdi Kızılay’ı, AFAD’ı bu konuda süratle seferber edeceğiz ve o bölgede bunları yapmaya başlayacağız… Türkiye barışın anahtarıdır.

[8] “Öncelikle İtalya’nın özellikle bu doğalgaz konusundaki beklentileri, bizim TürkAkım projesinin stratejik bir yatırım olduğunu göstermesi bakımından çok çok önemli. Bu stratejik yatırım özellikle bizi birbirimize çok farklı bağlıyor. Şu anda Libya ile bizim bu anlaşmamız tabi Türkiye ve Libya müşterek çalışacağız ama biz buraya üçüncü, dördüncü ülkeleri de yanımıza ortak olarak alabiliriz. Biz belki beşinci ülkeyi buraya ortak olarak alabiliriz. Bu konuda da Sarrac ile aslında düşünce birliğimiz var.

[9] “İtalya şu anda bizimle görüşmeler yaptı. Libya ile yaptığımız mutabakat çerçevesinde biz sondaj çalışmalarını yapabileceğiz. Fakat bütün bunlara rağmen tüm Kıbrıs’ın etrafından çıkacak olan ürünlerin hepsi kuzey ve güneyindir. Hepsi eşit oranda buralarda bu hakkı paylaşma imkânına sahiptir. Ama bugüne kadar Güney Kıbrıs buna uymamıştır. Hiçbir zaman da kuzey ile bunu beraber oturup konuşup anlaşalım dememişlerdir. Şu anda tabi bizim sahilimiz ile Libya sahili birbirini gördüğü için burada böyle bir imkân bize doğuyor ve Yunanistan’ı çıldırtan da zaten bu… Niye Miçotakis, Hafter’i Yunanistan’a çağırdı? Sadece bizi tahrik etmek için çağırdı. Bu akşam ismini vermeyeceğim bir tane lider, Miçotakis sizinle tekrar arayı düzeltmek istiyor dedi. Nasıl bir iş bu? Hem benimle arayı düzeltmek istiyor, öbür taraftan da gidiyor, Hafter’i Yunanistan’a çağırıyor. Böyle saçmalık olur mu dedim. Sen ona söyle, öncelikle bir defa bu yanlıştır, düzeltsin, ondan sonra bizim görüşmemiz kolaydır dedim. Maalesef bu tür sorunları yaşıyoruz.

[10] Bir de Doğu Akdeniz’de tabii en uzun kıyı şeridine biz sahibiz. Bu da bize ayrı bir imkân sağlıyor. Girit adasının etrafında kıta sahanlığından bahsediyorlar. Adaların etrafında kıta sahanlığı gibi bir olay söz konusu değil. Bu sadece karasuları ile alakalı.

[11] “Bence bu konuda biz Fransa’yı karşımıza alıp da ona belli bir yer verme noktasına gitmemize gerek yok. Yani şu anda Fransa’ya karşı gerek Hafter tarafının gerekse Sarrac tarafının çok da sıcak bakar yanları yok. Zaten böyle olsaydı bu anlaşma Fransa ile yapılırdı. Şu an itibarıyla Fransa’nın bölgeye özellikle Kuzey Afrika ülkelerine bir ilgisi, alakası var ama bu uçak gemisini bölgeye göndermesinin ne anlama geldiğini zaman içerisinde görme fırsatımız olacak. Bu akşam kendisiyle de (Macron kastediliyor) fazla muhabbet etme imkânımız olmadı. Libya konusunda içerideki müzakerelerde de çok ciddi bir şey söylemedi diyebilirim. Dolayısıyla atılacak adımlarda da bundan sonraki sürece yönelik tek önemli avantajı BM Güvenlik Konseyi üyesi olması. Ve üyeliğin ona sağlamış olduğu avantajları kullanıyor olabilir. Bu en önemli yönü.

[12] “Bu akşam bir şeyi söyledim o da şu; bu metin BM Güvenlik Konseyi’ne gidecek ve Konsey metni onarsa uygulamaya geçecek ama onamazlarsa metin uygulamaya da geçemeyecek. Böyle bir durum söz konusu. Onun için tabii Fransa’nın burada önemli bir konumu var. AB bu sürece adeta koordinatör sıfatı ile girsin yaklaşımına da bizler, BM varken AB’nin sürece koordinatör olarak girmesi doğru olmaz demek suretiyle ikili görüşmelerde ona karşı durduk.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Libya ve İdlib’de Ateşkes

DİĞER YAZI

Erdoğan ve Merkel Görüşmesi

Politika 'ın son yazıları

Bakü Beyannamesi

Türkiye, Azerbaycan ve Pakistan Meclis Başkanları arasında Bakü Beyannamesi imzalandı. Bu gelişmenin özellikle savunma alanındaki anlamını